İçeriğe geç

الوهاب

17. isim

el-Vehhâb

Karşılıksız bağışlayan

İsim dersi · 17. isim

el-Vehhâb: Karşılıksız Veren

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Vehhâb, karşılık beklemeden, bir çıkar gözetmeden ve durmadan bağışta bulunan demektir. İnsanın verdiği her şeyin arkasında az ya da çok bir beklenti vardır: teşekkür, övgü, sevap, ya da en azından vermenin verdiği iç huzuru. Vehhâb ismi, hiçbir beklentiye dayanmayan bir vermeyi anlatır. Bu ders ismi kökünün anlamıyla, peygamberlerin "bana bağışla" diye başlayan dualarıyla ve kulun karşılıksız verme ödeviyle okur.

Temel

Kelime. Vehhâb, v-h-b kökünden gelir. Kökün anlamı "karşılıksız vermek, bağışlamak"tır. Türkçedeki hibe (bağış), vehbî (doğuştan verilmiş, çalışmadan kazanılmış) ve mevhibe (Allah vergisi yetenek) kelimeleri bu köktendir. Hibe kelimesi, alışverişten ayrılan bir vermeyi anlatır: Satışta bir şey verilir ve karşılığı alınır; hibede ise verilir ve karşılığı beklenmez. Vehhâb, bu fiilin mübalağa kalıbıdır: Bir kez bağışlayan değil, sürekli, bol ve herkese bağışlayan. Arapçada "vehbî" ile "kesbî" (kazanılmış) karşıtlığı da buradan gelir: İnsanın bazı şeyleri emekle kazanılır, bazıları ise doğrudan verilir.

Kalbimizi eğriltme. Vehhâb ismi Kur'an'da üç yerde geçer ve bunlardan ikisi bir duanın sonunda, dua edenin "Sen Vehhâb'sın" diyerek isteğini dayandırdığı yerdedir. İlk örnek, ilimde derinleşmiş olanların duasıdır:

Dua edenler, doğru yolu bulduktan sonra kalplerinin kaymasından korkarlar. İstedikleri şey bir mal ya da makam değil, kalbin sebatıdır. Duanın dayanağı da Vehhâb ismidir: Hidayet bir hibedir; kul onu kendi gücüyle kazanmadığı gibi, kendi gücüyle de koruyamaz. Mealin "sonsuz bağışta bulunansın" ifadesi, ismin mübalağa anlamını yansıtır.

Rahmet hazineleri kimin elinde? İsmin ikinci geçtiği yer, peygamberliğin kime verileceğine itiraz edenlere sorulan bir sorudur:

Müşrikler, vahyin kendi aralarından seçtikleri önemli bir kişiye değil de Muhammed'e gelmesine itiraz ediyordu. Ayet onlara sorar: Rahmet hazineleri sizin elinizde mi ki kime verileceğine siz karar veriyorsunuz? Vehhâb'ın bağışı, insanların ölçülerine ve beklentilerine göre dağıtılmaz.

Süleyman'ın duası. İsmin üçüncü geçtiği yer, Süleyman peygamberin duasıdır:

Süleyman önce bağışlanma diler, sonra eşsiz bir hükümranlık ister ve isteğini "Sen daima bağışta bulunansın" diyerek Vehhâb ismine dayandırır. Dua, en büyük isteklerin bile Vehhâb'a çekinmeden arz edilebileceğini gösterir; ama sırası da anlamlıdır: Önce mağfiret, sonra mülk.

En küçük hediye. Hz. Peygamber, vermenin ölçüsünün miktar olmadığını şöyle anlatmıştır:

Hadis, hibenin değerini verilen şeyin büyüklüğünde değil, verme eyleminin kendisinde görür. Küçük bir hediye de iki komşu arasında bir bağ kurar.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da hibeyi, karşılık ve çıkar gözetmeden, ihtiyaç sahibine faydalı olanı vermek diye tanımlar. Ona göre insanın verdiği her şeyin arkasında mutlaka bir amaç vardır: Övülmek, sevap kazanmak, kötü bir sözden kurtulmak ya da sevdiğinin yüzünü güldürmek. Bu yüzden gerçek anlamda Vehhâb yalnız Allah'tır, çünkü O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Kulun payı, bu vermeye olabildiğince yaklaşmaktır: Vermek ve verdiğini saymamak, karşılık beklememek, teşekkür gelmediğinde vermekten vazgeçmemek.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Vehhâb ismi, karşılık beklemeden verilen şeylere dikkat çeker. Güneş ışığını kimseden bir şey istemeden verir; yağmur tarlayı ekenle ekmeyenin toprağına aynı yağar. Bir ağaç meyvesini, ona taş atana da uzatır. Bir annenin çocuğuna verdiği emek, çoğu zaman hiçbir hesaba girmez. Kâinat karşılıksız bağışlarla doludur ve insan bunların çoğunu fark etmeden yaşar.

Derin

Derin

Peygamberlerin çocuk duası. Kur'an'da "hibe" fiili en çok çocuk ve soy bağlamında geçer. Zekeriyyâ, yaşlı ve eşi kısırken Rabbine yalvarır:

Diyanet Meryem 5 ve 6'yı tek meal olarak verir. Zekeriyyâ'nın isteği yalnız bir çocuk değildir; yerine geçecek, peygamberlik mirasını taşıyacak bir veli ister. Çocuk burada bir hak değil, bir hibe olarak istenir: "Katından bana bağışla." Yaşlılık ve kısırlık, bu hibenin sebeplere bağlı olmadığını gösterir.

Hamd ile karşılanan hibe. İbrahim, yaşlılığında kendisine verilen çocuklar için şöyle der:

Hibeye verilecek cevap hamddir. İbrahim, İsmail ve İshak'ı kendi başarısı olarak değil, "kocamışken" verilmiş bir bağış olarak anar. Kur'an başka bir yerde de İbrahim'in, putperest kavminden ayrıldığı anda bu hibeye kavuştuğunu bildirir:

İbrahim bir şeyi bıraktığında, Allah ona başka bir şey bağışlar. Kur'an bu hibeyi yalnız çocuklarla sınırlamaz; Mûsâ'ya kardeşi Hârûn'un peygamber olarak verilmesini de aynı fiille anlatır:

Mûsâ bunu kendisi istemişti: Tâhâ sûresinde, Firavun'a gönderilirken dilinin tutukluğundan söz eder ve kardeşi Hârûn'u yardımcı olarak ister. Bir kardeş, bir dost, bir yol arkadaşı da hibedir; ağır bir yükü taşıyana verilen omuz, Vehhâb'ın bağışlarındandır.

Kız, erkek ya da hiç. Kur'an, çocuk verilmesinin tamamen Vehhâb'ın dilemesine bağlı olduğunu açıkça söyler:

Ayet dört durumu sayar: Kimine kız, kimine erkek, kimine ikisi birden verilir; kimi de çocuksuz bırakılır. Ayet, kız çocuğunu erkekten önce anar; kız çocuğunun doğumunun bir utanç sayıldığı bir toplumda bu sıralama bir mesajdır. Çocuksuzluk da aynı cümlede, aynı ilahî dilemenin bir parçası olarak anılır: Çocuğu olmayan, Vehhâb'ın bağışından mahrum bırakılmış biri değildir; hibe ona başka bir biçimde gelir.

İlmî

İlmî

Bağış bir borç mudur? Kelâm tarihinde, Allah'ın kullarına verdiği nimetlerin bir zorunluluk mu yoksa bir lütuf mu olduğu tartışılmıştır. Mu'tezile'nin önemli bir kolu, Allah'ın kulları için en iyi olanı yapmasının (el-aslah) O'nun adaletinin gereği olduğunu savunmuştur. Ehl-i Sünnet ise Allah'ın hiçbir şeyi yapmakla yükümlü olmadığını, verdiği her şeyin bir lütuf ve ihsan olduğunu söylemiştir. Tartışma doğrudan Vehhâb isminin anlamına dokunur: Eğer bağış bir borç olsaydı hibe olmaktan çıkardı; hibe, tanımı gereği borç olmayan vermektir.

Hibe, atâ ve ihsan. Kur'an vermeyi birkaç farklı kelimeyle anlatır. Atâ genel olarak vermektir; ihsan iyilik ederek vermektir; hibe ise karşılıksız ve çoğu zaman beklenmedik vermektir. Kur'an'da hibe fiili en çok çocuk, peygamberlik, hikmet ve rahmet gibi insanın kendi çabasıyla elde edemeyeceği şeyler için kullanılır. Bu kullanım, hibenin "vehbî" olanla, yani kazanılmayanla ilgisini gösterir.

Süleyman'ın isteği. Sâd 35'te Süleyman'ın "benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık" istemesi, müfessirler arasında soru doğurmuştur: Bir peygamber başkasının sahip olamayacağı bir şeyi nasıl ister? Bir yoruma göre Süleyman, peygamberliğinin delili olacak bir mucize istemiştir; mucizenin başkasında görülmemesi onun doğası gereğidir. Başka bir yoruma göre istek kıskançlıktan değil, kendisine emanet edilen mülkün hakkını vermek için gereken gücü istemekten doğmuştur. Her iki yorumda da dua, Vehhâb isminin sınırsız hazinesine duyulan güvenin ifadesidir.

Göz aydınlığı. Kur'an, Rahmân'ın kullarının duaları arasında şunu sayar:

Dua bir aile ve bir önderlik ister; ama önderliği "müttakilere önder olmak" olarak ister. Vehhâb'dan istenen en güzel hibe, verileni doğru taşıyacak bir kalptir.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Vehhâb

el-Vehhâb Kur'an'da üç ayette geçer: Âl-i İmrân 8, Sâd 9 ve Sâd 35. Kökün fiili ise 22 kez gelir. Bu sayfanın Kök ve dil bölümü bu fiilin neleri nesne aldığını görmeyi mümkün kılar: çocuklar ve soy, bir kardeş olarak Hârûn, rahmet, hikmet, hükümranlık ve Eyyûb'a geri verilen ailesi. Dersin İlmî seviyesi bağışın bir borç olup olmadığını, hibe ile atâ farkını, Süleyman'ın isteğini ve göz aydınlığı duasını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: hibenin öznesi
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: hikmetin hibesi
Kuşeyrî (ö. 465/1072)er-RisâleTasavvuf: hâl ve makam
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybKelâm: Âl-i İmrân 8'deki dua

Zeccâc: Hibenin öznesi. Dilci şârihler bir fiilin kime nispet edildiğine bakar. Kur'an'daki 22 hibe fiilinin hemen hepsinde veren Allah'tır. İki istisna dikkat çeker. Birincisi Meryem 19'dur: Cebrâil, Meryem'e temiz bir oğul bağışlamak için gönderildiğini söyler. Kıraat kitapları bu ayette bir farkı kaydeder: Bazı kurrâ fiili "bağışlaması için" diye üçüncü şahısla okumuştur; bu okumada veren yine Rabdir ve melek yalnız elçidir. İkincisi Ahzâb 50'dir: Burada kendini Peygamber'e mehirsiz bağışlayan bir kadından söz edilir. Dilci için bu istisna, kelimenin özünü doğrular: Hibe, karşılığı olmayan vermektir; insan için kullanıldığında bile karşılıksızlığı anlatır.

Taberî: Hikmetin hibesi. Hibe fiilinin nesneleri arasında iki ayet ayrı bir yer tutar. Şuarâ 21'de Mûsâ, Firavun'a Rabbinin kendisine hikmet verdiğini söyler. Şuarâ 83'te İbrâhîm, Rabbinden kendisine hikmet bağışlamasını ister. Her iki ayette de kelime hukmdur. Taberî'nin aktardığı görüşler arasında bu kelime ilim, anlayış ve peygamberlik olarak açıklanır. İki ayetin yan yana okunması bir ders verir: Çocuk gibi hikmet de insanın tek başına üretemediği, ama isteyebildiği bir hibedir.

Kuşeyrî: Hâl ve makam. Kuşeyrî er-Risâle'de tasavvufun iki temel kavramını birbirinden ayırır: hâl ve makam. Bu ayrımın özü şudur: Hâller hibe olarak gelir, makamlar ise çabayla kazanılır. Tövbe, sabır ya da tevekkül gibi bir makamda kulun emeği vardır; kalbe gelen bir genişlik, bir huzur ya da bir sevinç ise kulun elinde değildir ve Vehhâb'ın bağışıdır. Bu ayrım dersin İlmî seviyesindeki "vehbî" kavramına bir çerçeve verir. Kul çalışır, ama çalışmasının meyvesini bir hak olarak değil, bir hibe olarak karşılar.

Râzî: Âl-i İmrân 8'deki dua. Kelâmcı şârih, ismin ilk geçtiği duayı bir kelâm meselesi olarak da okur. Dua iki şey ister: Hidayetten sonra kalbin eğriltilmemesi ve katından bir rahmet. Râzî'nin tefsirinde bu dua, hidayette kalmanın da Allah'tan istenecek bir şey olduğuna delil sayılır: Kul doğru yola erdikten sonra bile orada kendi gücüyle kalacağından emin olamaz. Duanın Vehhâb ismiyle bitmesi bu yüzden anlamlıdır. İstenen rahmet bir ücret değil, bir bağıştır; hidayetin sürmesi de böyledir.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci hibenin her zaman karşılıksız olduğunu, müfessir hikmetin de hibe olarak verildiğini, sûfî hâllerin kazanılmadığını, kelâmcı ise hidayette kalmanın da bir bağış olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: İnsanın elindeki en değerli şeyler, çocuğu, hikmeti, kalbinin huzuru ve imanı, onun kazancı değil, Vehhâb'ın hibesidir.

Durup düşün

  • Sahip olduğun şeylerden hangileri "vehbî", yani sen hiç çalışmadan sana verilmiş? Hangilerini kendi emeğinle kazandığını düşünüyorsun?

  • En son ne zaman karşılık beklemeden bir şey verdin? Teşekkür gelmeseydi ne hissederdin?

  • Hayatında bir şeyi bırakıp sonra beklemediğin bir hibeyle karşılaştığın oldu mu?

Uygulama

Bugün birine küçük bir şey ver ve bunu kimseye söyleme: bir hediye, bir yardım, bir zaman. Buhârî'deki hadisi hatırla: Bir koyun paçası bile olsa küçük görme. Akşam Tefekkür Defteri'ne, sana bugün karşılıksız verilmiş üç şeyi yaz. Son olarak Âl-i İmrân 8'deki duayı oku ve ondan istediğin en büyük hibenin kalbinin sebatı olduğunu düşün.

Kendini sına

  1. Hibe ile satış arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    Satışta bir şey verilir ve karşılığı alınır; hibede ise verilir ve karşılığı beklenmez.

  2. Vehhâb ismi Kur'an'da hangi üç yerde geçer?
    Cevabı göster

    Âl-i İmrân 8 (kalbin sebatı için dua), Sâd 9 (rahmet hazineleri) ve Sâd 35 (Süleyman'ın duası).

  3. Gazâlî'ye göre neden gerçek anlamda Vehhâb yalnız Allah'tır?
    Cevabı göster

    Çünkü insanın her vermesinin arkasında bir amaç ya da çıkar vardır; Allah'ın ise hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve vermesi hiçbir karşılığa dayanmaz.

  4. Şûrâ 49–50 çocuk verilmesi konusunda hangi dört durumu sayar?
    Cevabı göster

    Kimine kız, kimine erkek, kimine hem kız hem erkek çocuk verilir; kimi de çocuksuz bırakılır. Hepsi Allah'ın dilemesine bağlıdır.

Kur'an'da el-Vehhâb

Kelime (وَهّاب) Kur'an'da 3 kez, 3 ayette ve 2 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Sâd2
  • Âl-i İmrân1

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Âl-i İmrân 8

    رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

    Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.

  2. Sâd 9Derste işleniyor

    أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ

    Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

  3. Sâd 35Derste işleniyor

    قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًۭا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍۢ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ

    Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

و-ه-بKur'an'da 25 kelime, 2 farklı türev

İlk resim: Karşılık beklemeden vermek.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
وَهَبَbağışladı, verdiFiil22Âl-i İmrân 8
وَهّابisim kalıbıkarşılıksız ve çokça verenİsim3Âl-i İmrân 8

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.