İçeriğe geç

Bölüm DT-116.10 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

1000 yılı: dünyanın sonu beklentisi

DT-116 Erken Orta Çağ Avrupası

2.624 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
950–1040
Bölge
Batı Avrupa · Orta Avrupa
Tema
Din · Tarihyazımı · Gündelik hayat
Kişiler
Raoul Glaber · Fleury'li Abbo · Adso · III. Otto · II. Silvester · Jules Michelet · Henri Focillon · Georges Duby · Richard Landes · Sylvain Gouguenheim
Yerler
Cluny · Fleury · Paris · Aachen · Roma · Charroux
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1000 ve 1033 yılları çevresinde Batı Avrupa'da yaşanan kıyamet beklentilerini, dönemin yazarlarının tanıklıklarıyla anlatabileceksin.
  • «Bin yılı dehşeti» efsanesinin sonraki yüzyıllarda nasıl doğduğunu ve çağdaş kaynakların bu efsaneyle nasıl karşılaştırılabileceğini açıklayabileceksin.
  • Bin yılı beklentilerinin gücüne dair «dehşet yoktu» diyen tarihçiler ile «beklenti bilinçli olarak gizlendi» diyen tarihçilerin yaklaşımlarını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — kiliselerden beyaz bir giysi

1030'lu yıllarda, Burgonya'daki Cluny manastırıyla bağlantılı bir keşiş, Raoul Glaber, kendi zamanının tarihini yazıyordu. Anlattıkları arasında, bininci yıldan kısa süre sonra gözüne çarpan bir değişiklik vardı: İtalya'da ve Galya'da, pek çoğu yenilenmeye ihtiyaç duymadığı hâlde, kiliseler birer birer yıkılıp yeniden yapılıyordu. Glaber'e göre sanki dünyanın kendisi silkinip eskiliği üzerinden atıyor, «her yerde kiliselerden beyaz bir giysi» giyiniyordu.

Bu cümle, sonraki yüzyıllarda iki farklı biçimde okundu. On dokuzuncu yüzyılın bazı yazarları, onu bir kurtuluş sevinci olarak yorumladı: Avrupa, 1000 yılında dünyanın sonunu beklemiş, korku içinde titremiş, ama kıyamet gelmeyince rahatlayıp yeni kiliseler yapmaya koyulmuştu. Yirminci yüzyılın pek çok tarihçisi ise bu «bin yılı dehşeti» anlatısını bir efsane olarak reddetti. Bu bölümün sorusu şu: 1000 ile 1033 arasındaki yıllarda yaşayan keşişler, köylüler ve piskoposlar son yargıyı ne ölçüde yakın saydı, ve ünlü «bin yılı dehşeti» tablosu bu insanların kendi yazdıklarından mı, yoksa sekiz yüz yıl sonraki tarihçilerin kaleminden mi çıktı?

Bağlam — Kıyamet Kitabı'nın bin yılı

Hıristiyan kutsal metinlerinin son kitabı olan Vahiy, bir meleğin şeytanı «bin yıl» boyunca zincire vuracağını, bu sürenin sonunda şeytanın bir süreliğine serbest bırakılacağını ve ardından son yargının geleceğini anlatır. Beşinci yüzyılda Augustinus, bu «bin yılı» harfi harfine bir süre olarak değil, kilisenin yeryüzündeki zamanının simgesi olarak yorumlamayı önermişti. Onun yorumu, Batı kilisesinde uzun süre öğretinin ana çizgisi oldu. Ama halk arasında ve bazı din adamları arasında, dünyanın sonunun hesaplanabileceği düşüncesi hiçbir zaman tümüyle kaybolmadı.

Onuncu yüzyılın ortasında, Montier-en-Der manastırının başrahibi Adso, Frank kraliçesi Gerberga için, dünyanın sonundan önce gelecek olan Deccal hakkında bir kitapçık yazdı. Adso'ya göre, Frank krallarının hükümdarlığı sürdükçe Deccal gelmeyecekti; yani son günler, henüz kapıda değildi. Fleury manastırından Abbo ise, gençliğinde Paris'te bir vaizin, bin yılı dolduğunda Deccal'in geleceğini söylediğini duyduğunu, kendisinin buna kutsal metinlerle karşı çıktığını yazdı. Bu tanıklıklar, bin yılı beklentisinin var olduğunu, ama kilisenin öğretmenlerinin ona karşı çıktığını gösterir.

Bininci yıl düşüncesinin kendisi de, belirli bir takvime bağlıydı. Yılları İsa'nın doğumundan saymak, yani Latincede Anno Domini, «Rab'bin yılında» diye tarihlemek, bu dönemde yavaş yavaş yaygınlaşıyordu. Bu takvimi kullanan keşişler için, bin sayısı hem Vahiy'deki bin yılı, hem de İsa'dan beri geçen zamanın büyük bir dönüm noktasını hatırlatıyordu. Takvimi kullanmayan çoğunluk için ise, 1000 yılı sıradan bir yıl olarak geçebilirdi.

Gelişme — iki bin yılı

Bin yılı beklentisini anlamanın bir güçlüğü, «bininci yıl»ın tek bir yıl olmamasıdır. Hıristiyanlar, bininci yılı iki farklı olaydan sayabilirdi: İsa'nın doğumundan ya da onun ölümünden ve dirilişinden. İsa'nın doğumundan bin yıl, 1000 yılına; ölümünden bin yıl ise, geleneksel hesapla 1033 yılına denk geliyordu. Raoul Glaber, kitabının dördüncü bölümünü tam da bu ikinci tarihe ayırır.

Ama Glaber'in anlatısında, kıtlığın ardından bir umut da gelir. 1033'te, Glaber'e göre, Galya'nın pek çok yerinde piskoposlar ve rahipler, halkla birlikte büyük toplantılar düzenledi. Bu toplantılarda, silahsız insanlara, din adamlarına ve kutsal yerlere saldırmayı yasaklayan kurallar kabul edildi. Bu hareket, sonradan «Tanrı'nın Barışı» diye anıldı. Kralların yerel savaşları durdurmakta güçsüz kaldığı bir dönemde, piskoposlar, kutsal emanetlerin gücüne ve toplanan kalabalıkların baskısına dayanarak, silahlı efendileri yemin etmeye zorluyordu. Hareketin kökleri, 989'da Batı Fransa'daki Charroux'da toplanan bir kurula kadar uzanıyordu; ama 1030'larda geniş bir halk coşkusuna dönüştü.

Dönüş noktası — bir efsanenin doğuşu

Bin yılı çevresindeki beklentiler, birkaç kuşak içinde unutuldu. Yüzyıllar sonra ise, bambaşka bir biçimde yeniden ortaya çıktı. On altıncı yüzyıldan itibaren bazı yazarlar, 1000 yılında bütün Hıristiyan dünyasının dünyanın sonunu beklediğini, insanların mallarını kiliselere bağışladığını, tarlaları ekmeyi bıraktığını anlatmaya başladı. On dokuzuncu yüzyılda Fransız tarihçi Jules Michelet, bu anlatıyı dokunaklı bir üslupla işledi. Michelet'nin Orta Çağ'ı, korku ve umut arasında salınan, kurtuluşu dehşetle bekleyen bir dünyaydı. «Bin yılı dehşeti», on dokuzuncu yüzyılın ders kitaplarına ve popüler tarih anlatılarına yerleşti. Bu anlatı, Orta Çağ'ı karanlık, korkak ve batıl inançlı bir çağ olarak gören, kendi zamanını ise aydınlanmış sayan bir bakışla da uyum içindeydi.

Ama bu anlatının dayandığı kaynaklar çok azdı. Bin yılı dolaylarına ait belgelerin büyük çoğunluğu, bağış belgeleri, mahkeme kayıtları, mektuplar ve kronikler, olağan hayatın sürdüğünü gösteriyordu: insanlar toprak alıp satıyor, evleniyor, vasiyet yazıyordu. Pek çok belge, zaten İsa'nın doğumundan sayılan yıllarla değil, kralların hükümdarlık yıllarıyla tarihleniyordu. On dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılda, pek çok tarihçi bu kanıtlara dayanarak «bin yılı dehşeti»nin romantik bir efsane olduğunu savundu.

Yaygın yanlış«1000 yılının son gecesi, bütün Avrupa kiliselere doluşup korku içinde dünyanın sonunu bekledi.»
Doğrusu

Bu tablo, çağdaş kaynaklarda değil, on altıncı yüzyıldan sonraki yazarlarda ve özellikle on dokuzuncu yüzyılın romantik tarih anlatılarında ortaya çıkar. 1000 yılına ait belgeler, olağan hayatın büyük ölçüde sürdüğünü gösterir. Bununla birlikte, bin yılı beklentisinin hiç var olmadığını söylemek de yanlıştır: Abbo'nun ve Glaber'in tanıklıkları, bazı çevrelerde dünyanın sonunun yaklaştığı düşüncesinin güçlü olduğunu gösterir.

Cevap — ne evrensel bir dehşet, ne de bir hiç

1000 yılı çevresinde Avrupa, tek bir korku gecesi yaşamadı; ama bininci yıl, pek çok insan için anlamlı bir tarihti. Kilisenin öğretmenleri, kıyametin tarihinin hesaplanamayacağını öğretiyordu; buna rağmen bazı vaizler ve halk çevreleri, bininci yılı bir işaret olarak gördü. Raoul Glaber gibi keşişler, bininci yıl çevresindeki kıtlıkları, salgınları, kilise yapımını ve barış hareketlerini, bu tarihin ışığında yorumladı. Glaber'in kilise yapımı ve barış toplantıları anlatıları, bu dönemin bir korku kadar bir yenilenme ve umut dönemi olarak da yaşandığını gösterir. Beklenti, bir anlık bir dehşetten çok, 1000'den 1033'e uzanan bir dönem boyunca olayları anlamlandırmanın bir yoluydu. «Bin yılı dehşeti» ise, bu karmaşık tabloyu, sonraki yüzyılların romantik bir öyküsüne dönüştürdü.

Bugünle bağ — 2000 yılı ve bir kıyamet korkusu

Bininci yıl tartışması, 1999'un sonunda beklenmedik bir biçimde yeniden gündeme geldi. Dünya, 2000 yılına girerken, bazı çevrelerde kıyamet beklentileri, bazı çevrelerde ise bilgisayarların tarih hesaplamasında yaşanacağı düşünülen bir arızanın büyük bir çöküşe yol açacağı korkusu yayıldı. Bu korku, «Y2K» ya da «2000 yılı sorunu» diye anıldı. Tarihçiler, bu dönemde bin yılı dehşeti efsanesini yeniden tartıştı. Takvimin yuvarlak bir sayıya ulaşması, insanların geleceğe dair umutlarını ve kaygılarını yoğunlaştırabiliyordu; ama bu umut ve kaygıların biçimi, her çağın kendi koşullarına göre değişiyordu.

Birincil kaynak

Raoul Glaber, Tarihler'inin üçüncü kitabında, bininci yıldan kısa süre sonra kilise yapımında yaşanan canlanmayı şöyle anlatır. Maurice Prou'nun 1886 tarihli Latince edisyonundan:

Igitur infra supradictum millesimum tertio iam fere imminente anno, contigit in universo pene terrarum orbe, precipue tamen in Italia et in Galliis, innovari ecclesiarum basilicas; licet pleraeque decenter locatae minime indiguissent, emulabatur tamen quaeque gens Christicolarum adversus alteram decentiore frui. Erat enim instar ac si mundus ipse, excutiendo semet, reiecta vetustate, passim candidam ecclesiarum vestem indueret.

Türkçesi: Yukarıda sözü edilen bininci yıldan sonra, üçüncü yıl yaklaşırken, neredeyse bütün dünyada, ama özellikle İtalya'da ve Galya'da, kilise yapılarının yenilenmesi başladı. Bunların çoğu, yerli yerinde olduğundan buna hiç ihtiyaç duymadığı hâlde, her Hıristiyan topluluk, ötekinden daha görkemlisine sahip olmak için yarışıyordu. Sanki dünyanın kendisi silkinip eskiliği üzerinden atıyor ve her yerde kiliselerden beyaz bir giysi giyiniyordu.

Kaynak: Raoul Glaber, Historiarum libri quinque, III.13; Maurice Prou (yay.), Raoul Glaber: Les cinq livres de ses histoires (900–1044) (Paris: Alphonse Picard, 1886), s. 67; Internet Archive. Türkçesi, Latinceden bizim.

  1. Glaber, kiliselerin yeniden yapılmasının nedenini neye bağlıyor: bir korkudan kurtuluşa mı, yoksa topluluklar arasındaki rekabete mi?
  2. «Beyaz giysi» imgesi, Glaber'in kendi dönemine nasıl baktığını gösteriyor? Bu imge, bir yenilenme duygusunu mu, bir korkunun sonunu mu anlatıyor?
  3. On dokuzuncu yüzyılın bazı yazarları, bu pasajı «bin yılı dehşeti»nin kanıtı olarak kullandı. Pasajın kendisi, bu yorumu ne ölçüde destekliyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Henri Focillon (1952) — Bin yılı çevresindeki dönemi, sanat ve düşünce tarihi açısından inceledi. «Bin yılı dehşeti» efsanesini eleştirirken, dönemin insanlarının kendi zamanlarını büyük bir değişimin eşiği olarak algıladığını, bu algının sanatta ve yazıda izler bıraktığını gösterdi.
  • Georges Duby (1967) — Bin yılına ait metinlerden bir seçki hazırladı ve bu metinlerin, dönemin insanlarının dünyayı nasıl algıladığını gösterdiğini savundu. Kıyamet beklentisinin, evrensel bir dehşet olmasa da, dönemin zihniyetinin bir parçası olduğunu vurguladı.
  • Richard Landes (1995) — Bin yılı beklentisinin, kilise öğretmenlerinin çabalarıyla bilinçli olarak bastırıldığını ve bu yüzden kaynaklarda az iz bıraktığını savundu. Ona göre, kaynakların sessizliği, beklentinin yokluğunu değil, onun resmî yazarlar tarafından görmezden gelinmesini gösteriyordu.
  • Sylvain Gouguenheim (1999) — Bin Yılının Sahte Dehşetleri'nde, kaynakları yeniden inceleyerek, 1000 yılında genel bir kıyamet korkusunun bulunmadığını ve bu imgenin sonraki yüzyılların ürünü olduğunu savundu.

Bu tartışma, bir kaynağın sessizliğinin nasıl yorumlanacağı sorusu etrafında dönüyor. Gouguenheim, sessizliği, dehşetin olmadığının kanıtı sayar. Landes ise, sessizliğin, resmî yazarların bilinçli bir tercihi olabileceğini düşünür. Böylece tartışma, yalnızca bin yılına değil, bir tarihçinin kaynakların söylemediği şeyleri nasıl okuması gerektiğine dair genel bir soruya dönüşür. Focillon ve Duby, bu iki uç arasında, dönemin insanlarının kendi zamanlarını olağanüstü bir dönem olarak algıladığını, ama bu algının tek bir dehşet anına indirgenemeyeceğini gösterir.

Derine İn

Bin yılı tartışmasında, takvimin kendisi de bir sorundur. İsa'nın doğumundan yılları sayma yöntemi, altıncı yüzyılda ortaya atılmış, sekizinci yüzyılda Beda'nın eserleriyle yaygınlaşmıştı; ama onuncu yüzyılda bile, pek çok belge hâlâ kralların hükümdarlık yıllarıyla, piskoposların görev yıllarıyla ya da Roma'dan kalma on beş yıllık vergi döngüleriyle tarihleniyordu. İspanya'nın bazı bölgelerinde ise, İsa'nın doğumundan otuz sekiz yıl önce başlayan farklı bir takvim kullanılıyordu. Bu yüzden, bininci yılın tam olarak ne zaman geldiği, herkes için açık değildi. Bazı yazarlar, İsa'nın doğumunun hesaplanmasında bir yanlışlık yapıldığını da tartışıyordu.

Bin yılı çevresinde, simgesel önemi olan başka olaylar da yaşandı. 999'da, Aurillac'lı bilgin Gerbert, II. Silvester adıyla papa oldu. Genç imparator III. Otto, 1000 yılında Aachen'e gidip Şarlman'ın mezarını açtırdı ve onun imparatorluk mirasını üstlenmek istediğini gösterdi. Aynı yıllarda Macaristan'ın hükümdarı İştvan, geleneğe göre papanın gönderdiği bir taçla kral oldu; İzlanda'nın meclisi, Hıristiyanlığı kabul etme kararı aldı. Bu olaylar, bininci yılın bir son değil, Hıristiyan Avrupa'nın yeni bir biçim aldığı bir dönem olduğunu gösteriyordu.

Tanrı'nın Barışı hareketi de, bu dönemin en çok tartışılan olaylarından biridir. Bazı tarihçiler, bu hareketi, kralların gücünün zayıfladığı bir dönemde kilisenin şiddeti sınırlama çabası olarak görür. Bazıları ise, onu bininci yıl beklentisinin ve kıyamet düşüncesinin doğrudan bir sonucu olarak yorumlar: insanlar, son yargıdan önce dünyada barışı ve adaleti kurmaya çalışıyordu. Hareketin bir sonraki aşaması olan «Tanrı'nın Ateşkesi», 1027'den itibaren, haftanın belirli günlerinde ve dinsel bayramlarda bütün savaşları yasaklamaya çalıştı.

Landes'in çalışması, özellikle Limoges'lu bir keşiş olan Ademar'ın yazıları üzerine kuruludur. Ademar, 1020'li ve 1030'lu yıllarda, bölgesinde kutsal emanetler çevresinde düzenlenen büyük toplantıları, kıtlıkları ve dinsel coşkuyu kaydetti. Landes'e göre, bu kayıtlar, bin yılı çevresinde halk arasında güçlü bir kıyamet beklentisinin bulunduğunu, ama keşiş yazarların bu beklentiyi yazılarında yumuşattığını gösterir. Aynı dönemde, 1022'de Orléans'ta bir grup din adamının sapkınlık suçlamasıyla yargılanması da, bazı tarihçilerce bu gergin dinsel iklimin bir işareti olarak yorumlanır.

Bin yılı sorusu, tarihçilerin «zihniyet» dediği şeyi incelemenin ne kadar güç olduğunu da açıkça gösterir. Bir dönemin insanlarının korkularını ve umutlarını anlamak, yalnızca belgelerin ne söylediğine değil, ne söylemediğine de bakmayı gerektirir. Bin yılı beklentisini anlatan kaynaklar azdır; ama bu kaynakların yazarları, kilisenin öğretisine bağlı, eğitimli keşişlerdi. Okuma yazma bilmeyen çoğunluğun ne düşündüğünü, ancak bu keşişlerin aktardıkları kadarıyla bilebiliyoruz. Bu yüzden, bin yılı tartışması hiçbir zaman kesin olarak sona ermeyebilir. Ama tartışmanın kendisi, tarih yazımına önemli bir ders bıraktı: geçmişe dair yaygın bir imge, ne kadar etkileyici olursa olsun, onun ilk kez ne zaman ve kimin tarafından anlatıldığını sormadan kabul edilmemelidir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Maurice Prou (yay.), Raoul Glaber: Les cinq livres de ses histoires (900–1044) (Paris: Alphonse Picard, 1886).
  • Henri Focillon, L'An mil (Paris: Armand Colin, 1952).
  • Georges Duby, L'An mil (Paris: Julliard, 1967).
  • Richard Landes, Relics, Apocalypse, and the Deceits of History: Ademar of Chabannes, 989–1034 (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1995).
  • Sylvain Gouguenheim, Les fausses terreurs de l'an mil: Attente de la fin des temps ou approfondissement de la foi? (Paris: Picard, 1999).
  • Dominique Barthélemy, L'An mil et la paix de Dieu: La France chrétienne et féodale, 980–1060 (Paris: Fayard, 1999).

Arşiv ve kaynak

Prou'nun Raoul Glaber edisyonu, telif süresi dolmuş bir baskı olarak çevrimiçi arşivlerde okunabilir. Glaber'in Tarihler'inin en önemli el yazmaları, Paris'teki Fransa Ulusal Kütüphanesi'nde korunur. Adso'nun Deccal üzerine kitapçığının ve Abbo'nun tanıklığının Latince metinleri, Migne'nin Patrologia Latina dizisinde yer alır.

Açık sorular

  • Kaynakların bin yılı beklentisi konusundaki sessizliği, beklentinin yokluğunu mu, yoksa bastırılmasını mı gösteriyor?
  • Tanrı'nın Barışı hareketi, bininci yıl beklentisiyle ne ölçüde bağlantılıydı?
  • Okuma yazma bilmeyen çoğunluğun bininci yıl hakkında ne düşündüğü, hangi kaynaklarla araştırılabilir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Bininci yıldan sonra kiliselerin yenilenmesini «kiliselerden beyaz bir giysi» imgesiyle anlatan keşiş kimdir? A) Adso B) Raoul Glaber C) Fleury'li Abbo D) Beda
  2. (Hedef 1) İsa'nın ölümünün bininci yılı, geleneksel hesapla hangi yıla denk geliyordu? A) 1000 B) 1066 C) 1033 D) 1027
  3. (Hedef 2) Glaber'e göre 1033'teki barış toplantılarında topluluk hep bir ağızdan ne diye bağırdı? A) «Barış! Barış! Barış!» B) «Kıyamet geliyor!» C) «Tanrı yardım etsin!» D) «Deccal geldi!»
  4. (Hedef 2) «Bin yılı dehşeti» anlatısını on dokuzuncu yüzyılda dokunaklı bir üslupla işleyen Fransız tarihçi kimdir? A) Henri Focillon B) Georges Duby C) Sylvain Gouguenheim D) Jules Michelet
  5. (Hedef 3) Kaynakların bin yılı beklentisi konusundaki sessizliğini, bu beklentinin kilise yazarlarınca bilinçli olarak bastırılmasıyla açıklayan tarihçi kimdir? A) Richard Landes B) Sylvain Gouguenheim C) Henri Focillon D) Georges Duby

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «1000 ile 1033 arasında yaşayanlar son yargıyı ne ölçüde yakın saydı?» sorusunu tartış. Cevabında Abbo'nun tanıklığını, Glaber'in «beyaz giysi» ve «Barış!» anlatılarını ve «bin yılı dehşeti» efsanesinin doğuşunu kullan; Landes ile Gouguenheim'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Bu imgeyi Raoul Glaber kullandı.
  2. C — İsa'nın ölümünün bininci yılı 1033'e denk geliyordu.
  3. A — Topluluk «Barış! Barış! Barış!» diye bağırdı.
  4. D — Anlatıyı Jules Michelet işledi.
  5. A — Bu görüş Richard Landes'e aittir.

Kapsamlı bir cevap, kilisenin öğretmenlerinin kıyametin tarihinin hesaplanamayacağını öğrettiğini, ama Abbo'nun tanıklığının bazı vaizlerin bininci yılı bir işaret olarak gördüğünü gösterdiğini açıklar. Glaber'in, bininci yılı ve 1033'ü, kıtlıkları, kilise yapımını ve barış hareketini yorumlamak için bir anahtar olarak kullandığını belirtir. «Bin yılı dehşeti» efsanesinin sonraki yüzyıllarda, özellikle on dokuzuncu yüzyılda biçimlendiğini ve çağdaş belgelerin olağan hayatın sürdüğünü gösterdiğini anlatır. Güçlü bir yanıt, Gouguenheim'ın «dehşet yoktu» görüşünü, Landes'in «beklenti bastırıldı» görüşüyle karşılaştırır ve kaynak sessizliğinin nasıl yorumlanacağını tartışır.

Serinin sonu

Bu bölümle «Erken Orta Çağ Avrupası» kursu sona eriyor. Kurs, Tuna kıyısında bir tabutla yola çıkan Noricum halkıyla açıldı ve Roma'dan geriye ne kaldığını sordu; ardından Chlodovech'in vaftizini, Şarlman'ın imparatorluk tacını, manastırların kitapları nasıl koruduğunu, Vikinglerin Lindisfarne'dan Newfoundland'e uzanan yolculuklarını, İngiltere'nin doğuşunu, feodalizm kavramının kendisini ve Slav yazısının doğuşunu izledi; burada da, Hıristiyan Avrupa'nın bininci yılı nasıl karşıladığını sordu. Programda sırada «Yüksek ve Geç Orta Çağ» kursu var. Bu kurs, bininci yıldan sonra nüfusu artan, kentleri büyüyen ve kiliseyle krallıkların güç için çekiştiği bir Avrupa'ya bakıyor. İlk bölüm, bu çekişmenin en ünlü anını soruyor: papa ile kral arasındaki güç savaşı nasıl başladı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:55 Kanca: Burgonya'da bir manastırın yazı odası; eğik bir yazı masasında yarım kalmış bir sayfa, pencereden görülen yeni yapılmakta olan beyaz taşlı bir kilise. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:55–3:35 Bağlam: bir el yazmasında zincire vurulmuş bir ejderha minyatürünün çizimi; ardından Paris'te bir vaizin silüeti ve dinleyen kalabalık.
  • 3:35–6:10 Gelişme: iki takvim çizgisi, biri 1000'e, öteki 1033'e uzanır; kurumuş tarlalar, ardından bir kır meydanında kutsal emanetlerin önünde toplanan bir kalabalığın silüeti.
  • 6:10–7:45 Dönüş noktası: on dokuzuncu yüzyıldan bir tarih kitabının sayfaları; ardından olağan hayatı gösteren bin yılı belgeleri: bir toprak satışı, bir vasiyet.
  • 7:45–9:00 Kapanış: 1999'un son gecesinde bir kent meydanı ve dijital bir saat.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.