Zâhir, varlığı her şeyde apaçık görünen ve her şeyin üstünde olan demektir. İsmin iki anlamı birlikte düşünülür: Birincisi "açık, aşikâr", ikincisi "üstün, galip". İnsan bir şeyi ancak ötekilerden ayırt edebildiği zaman fark eder: Karanlıkta ışığı, sessizlikte sesi. Oysa her yerde ve her zaman var olan şey, fark edilmeyecek kadar açıktır. Zâhir ismi bu açıklığı anlatır: O'nun varlığı her şeyde görünür; ama insan çoğu zaman bu apaçıklığın farkına varmaz. el-Evvel dersinde okunan duada bu isim şöyle açıklanır: "Sen Zâhir'sin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur." Bu ders ismi, dünya hayatının yalnız görünen yüzünü bilen insanlarla, açık ve gizli olarak bolca verilen nimetlerle, Gazâlî'nin "açıklığının şiddetinden gizli" benzetmesiyle ve haktan ayrılmayan bir toplulukla okur.
Temel
Kelime. Zâhir, z-h-r kökünden gelir. Kökün temel anlamı "sırt", yani bir şeyin görünen, dışa dönük yüzüdür. Buradan iki anlam doğar: "açığa çıkmak, görünmek" ve "bir şeyin üstüne çıkmak, ona galip gelmek." Türkçede zuhur (ortaya çıkış), izhar (açığa vurma), tezahür (görünme, belirme), mazhar (bir şeyin göründüğü yer), zâhir (görünen, dış yüz), zâhiren (görünüşte) ve zahîr (arka çıkan, destekçi) bu köktendir. Öğle namazının Arapçadaki adı zuhr da aynı köktendir; günün en açık, güneşin en yüksekte olduğu vakti anlatır. Zâhir ismi Kur'an'da Allah için bir kez, Hadîd 3'te geçer; Diyanet meali burada "varlığı aşikardır" der.
Görünen kısmı bilirler. Kur'an, insanların zâhire takılıp kalmasını şöyle anlatır:
Ayet, insanların dünya hayatının "görülen kısmını" (zâhiran) bildiğini söyler. Bu bilgi yanlış değildir, ama eksiktir: Görünen yüzün arkasındaki anlamı ve sonu görmez. Zâhir ismini bilen, dünyanın görünen yüzünde Zâhir olanı görmeye çalışır; görünenin ötesine geçmeden görüneni gerçekten görmek mümkün değildir.
Açık ve gizli nimetler. Kur'an, Allah'ın nimetlerini iki gruba ayırarak anar:
Açık nimetler (zâhiraten) insanın gördüğü, saydığı nimetlerdir: sağlık, rızık, aile, güneş, yağmur. Gizli nimetler ise fark edilmeyen, bilinmeyen nimetlerdir. Bu ayet, Zâhir ve Bâtın isimlerinin nimetlerdeki izini gösterir. Bir sonraki ders gizli olanı işleyecektir; bu ders ise açık olanın bile çoğu zaman fark edilmediğine dikkat çeker.
Hak olduğu ortaya çıkıncaya kadar. Kur'an, Zâhir'in varlığının zamanla daha da açık hâle geleceğini söyler: İşaretler hem dış dünyada hem de insanın kendi içinde gösterilecek, ta ki onun hak olduğu meydana çıksın (Fussilet 53); eş-Şehîd dersinde bu ayet şahitlik yönüyle okunmuştu. Âl-i İmrân 190 da göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için işaretler bulunduğunu söyler. Zâhir, gizlenen değil, kendini sürekli gösterendir; eksik olan, bakışın kendisidir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Zâhir ve Bâtın'ı birlikte açıklar: Allah, aklın delilleriyle bakıldığında apaçıktır; duyularla ve hayalle yaklaşıldığında ise gizlidir. İhyâ'nın sevgi bölümünde bu gizliliği bir benzetmeyle açıklar: Güneş ışığı her şeyi aydınlatır; ama ışığın kendisini ancak bir gölge düştüğünde ya da güneş battığında fark ederiz. Hiç kaybolmayan bir ışık olsaydı, onu ayrı bir şey olarak hiç fark edemezdik. Allah'ın gizliliği, açıklığının şiddetindendir. Kulun bu isimden payı, her gördüğü şeyde Zâhir'in izini görmeye alışmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Zâhir ismi, her şeyin kendisinde okunur. Bir yaprağın damarları, bir göz bebeğinin yapısı, bir kar tanesinin simetrisi, bir bebeğin ilk nefesi, hepsi kendilerini var edenin açık işaretleridir. Kâinat, gizlenmek için değil görünmek için yaratılmış bir kitap gibidir. Onu okumak için yeni bir şey bulmak gerekmez; zaten görüneni gerçekten görmek yeter. Her sabah güneşin doğuşu, her gün yeniden okunan bir sayfadır; ama insan onu çoğu zaman sıradan bir olay sanıp geçer.
Derin
Derin
Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Hz. Peygamber'in yatma duasında Zâhir ismi "üstünlük" anlamıyla açıklanır: "Sen Zâhir'sin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur." Kelimenin bu ikinci anlamı Kur'an'da da geçer. Kehf sûresinde Zülkarneyn'in yaptığı sed anlatılır:
"Aşabildiler" diye çevrilen fiil (yazharûhu) aynı köktendir: bir şeyin üstüne çıkmak. Allah'ın Zâhir oluşu, hiçbir şeyin O'nun üstüne çıkamaması, O'nu aşamamasıdır; hiçbir güç O'nun hükmünün ötesine geçemez.
Gaybını kimseye açmaz. Aynı kök, Allah'ın bilgisini kime açtığını anlatırken de kullanılır: "Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz" (Cin 26). "Muttali kılmaz" diye çevrilen fiil (lâ yuzhiru) Zâhir ile aynı köktendir; ayetin devamı, seçtiği peygamberlerin bu genellemenin dışında olduğunu söyler. Tahrîm 3'te de Hz. Peygamber'in bir eşine söylediği gizli sözün başkasına aktarıldığını Allah'ın ona "bildirdiği", yani açığa çıkardığı anlatılır; el-Habîr dersinde bu ayet işlenmişti. Zâhir, kendisi apaçık olduğu gibi, dilediği gizliyi de açığa çıkarandır.
Dini üstün kılmak. Kur'an, İslâm'ın getirdiği mesajın üstün geleceğini de aynı kökle anlatır:
Ayetteki "üstün kılmak" fiili (li-yuzhirahû) de Zâhir ile aynı köktendir. Müfessirler bu üstünlüğü farklı biçimlerde açıklamıştır: bir kısmı delil ve hüccet üstünlüğü, bir kısmı da tarih içinde yayılma ve kalıcılık olarak anlamıştır. Ayetin öncesi dikkat çekicidir: İnsanlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler; ama nur, üfleyerek söndürülemez. Aynı cümle, küçük farklarla Tevbe 33 ve Fetih 28'de de tekrarlanır; Kur'an bu vaadi üç ayrı sûrede yineler.
Hak üzere. Hz. Peygamber, ümmetinin içinde her zaman bir topluluğun bulunacağını haber vermiştir:
Hadiste "üstün" diye çevrilen kelime (zâhirîn) de aynı köktendir. Âlimler bu topluluğu, hangi zamanda olursa olsun hakkı açıkça savunan ve ondan ayrılmayan insanlar diye açıklamıştır. Buhârî'nin rivayetinde de aynı anlam, Allah'ın emrini ayakta tutan bir topluluk olarak geçer (Buhârî, Menâkıb). Bu topluluğun kimler olduğu konusunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüş; bir kısmı ilim ehlini, bir kısmı hakkı savunan her mümin grubu kastetmiştir.
İlmî
İlmî
Zâhir ve bâtın ilimleri. İslâm ilim tarihinde "zâhir" ve "bâtın" kavramları, bir metnin nasıl anlaşılacağı konusunda önemli tartışmalara yol açmıştır. Fıkıh usulünde zâhir, bir lafzın ilk bakışta anlaşılan açık anlamıdır; güçlü bir delil olmadıkça bu anlamdan ayrılmak doğru görülmemiştir. Dâvûd ez-Zâhirî ve daha sonra İbn Hazm, nasların yalnız açık anlamına bağlı kalmayı savunan Zâhirî mezhebini temsil etmiştir. Öte yandan nasların yalnız gizli anlamlarına önem verip açık anlamını değersiz sayan akımlar da ortaya çıkmıştır; bir sonraki derste bu konu Bâtın ismiyle birlikte işlenecektir. Ehl-i sünnet âlimleri, açık anlamı esas alıp onunla çelişmeyen derin anlamlara açık kalmayı dengeli yol saymıştır.
Zâhir ve zahîr. Kökün "sırt" anlamı, zahîr kelimesinde de yaşar: Birine arka çıkan, onu destekleyen. Kur'an, Hz. Peygamber'e karşı birleşilirse Allah'ın, Cebrâil'in, iyi müminlerin ve meleklerin ona yardımcı (zahîr) olacağını söyler (Tahrîm 4). İnsanın sırtı görünür, ama o sırtı dik tutan destek çoğu zaman görünmez. Kelimenin iki anlamı, Zâhir isminde birleşir: Hem en açık olan hem de her şeye arka çıkan.
Mazhar kavramı. Aynı kökten gelen mazhar, "bir şeyin kendini gösterdiği yer" demektir. Tasavvufun özellikle İbnü'l-Arabî geleneğinde, varlıkların Allah'ın isimlerinin mazharları, yani o isimlerin kendini gösterdiği yerler olduğu düşüncesi geniş yer tutmuştur. Bu yorum, kelâm âlimlerinin bir kısmınca eleştirilmiş, bir kısmınca ise Allah ile yaratılmışların ayrılığını koruduğu sürece kabul edilmiştir. Akademi bu tartışmada hüküm vermez; ama Zâhir isminin, kâinatı Allah'ın işaretlerini gösteren bir alan olarak okumaya çağırdığı konusunda iki yaklaşımın da birleştiğini not eder.
Marifet ve nazar. Kelâm âlimleri, Allah'ın varlığının akıl yoluyla bilinebileceğini ve bunun için kâinata bakmanın (nazar) gerekli olduğunu söylemiştir. Mâtürîdî, akıl sahibi bir insanın, peygamber gelmese bile kâinata bakarak bir yaratıcıyı bilmekle sorumlu olduğunu savunmuştur. Bu görüş, Allah'ın varlığının delillerle apaçık, yani Zâhir olduğu düşüncesine dayanır.
İlmî
Klasik şerhlerde ez-Zâhir
ez-Zâhir kalıbı Kur'an'da sekiz ayette, yedi sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunlardan yalnız Hadîd 3 kelimeyi Allah'ın ismi olarak kullanır; öbürleri günahın açığını, sözün dış yüzünü, bir surun dışını ve yeryüzünde galip olanları anlatır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi isim en çok Bâtın ile yan yanadır. Bu dersin İlmî seviyesi zâhir ve bâtın ilimlerini, zahîr kelimesini, mazhar kavramını ve marifet ile nazarı anlattı. Bu bölüm, kökün dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: bugün galip olanlar |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: karada ve denizde görünen fesat |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: belini büken yük |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: desteklenen üstün gelir |
Taberî: Bugün galip olanlar. Ğâfir 29'da Firavun'un ailesinden iman eden bir adam kavmine seslenir: Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz; ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder? Galip olanlar diye çevrilen kelime zâhirîn'dir. Taberî bu kelimeyi yeryüzünde üstün ve hâkim olanlar diye açıklar. Ayetteki karşıtlık açıktır: İnsanların üstünlüğü bugüne bağlıdır, Allah'ın baskını ise bugünü de yarını da aşar. Dersin Derin seviyesinde yatma duasından okunan cümle buraya bağlanır: Sen Zâhir'sin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Firavun'un kavmi bir gün için zâhirdi; Zâhir ise her günün üstündedir.
Kurtubî: Karada ve denizde görünen fesat. Rûm 41 kökün fiiliyle başlar: İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar (zahara). Kurtubî bu fesadın ne olduğu hakkındaki açıklamaları toplar: Kuraklık, kıtlık ve bereketin kalkması diyenler olduğu gibi, fesadı şirkin ve günahların yayılması diye açıklayanlar da vardır. Kara ve deniz kelimelerinin de bazı müfessirlerce çöl ile kıyıdaki şehirler diye anlaşıldığı aktarılır. Ayetin devamı fesadın amacını söyler: Belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmı onlara tattırılır. Bu okumada zuhûr bir uyarıdır: Gizli işlenen kötülüğün sonucu bir gün açığa çıkar ve görünen bu sonuç, dönüş için bir çağrı olur.
Râzî: Belini büken yük. İnşirâh 2–3, Peygamber'den belini büken yükün alındığını söyler; bel diye çevrilen kelime zahr, yani sırttır. Dersin Temel seviyesinde kökün ilk anlamının sırt olduğu okunmuştu. Râzî'nin tefsirinde bu yükün ne olduğu tartışılır: Bir görüşe göre peygamberlikten önceki hâline dair bir ağırlık, başka bir görüşe göre risâletin ve tebliğin ağırlığıdır; vahiy ve destekle bu yükün hafifletildiği anlaşılır. Ayetin dili bedene dair bir imge kullanır: Sırt yükü taşıyan yerdir ve yük ağırlaştığında bükülür. Yükü alan, sırtın görünmeyen desteğidir; bu, dersin İlmî seviyesinde zahîr kelimesiyle anlatılan arka çıkma anlamıyla buluşur.
Kuşeyrî: Desteklenen üstün gelir. Saf 14, İsa'nın havarilerinin Allah'ın dininin yardımcıları olduğunu anlatır ve şöyle biter: Biz inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler (zâhirîn). Kuşeyrî'nin işârî okumasında cümlenin sırası öğreticidir: Önce destek, sonra üstünlük gelir. Kulun zâhir olması, yani üstün gelmesi, kendi gücünün değil, Allah'ın desteğinin sonucudur. Dersin Derin seviyesindeki Saf 8–9 dinin üstün kılınacağını söylemişti; Saf 14 aynı üstünlüğün inananlara nasıl yansıdığını gösterir.
Karşılaştırma. Dört şârih kökün dört yüzüne bakar. Taberî insanların bir günlük üstünlüğünü Zâhir'in kalıcı üstünlüğüyle karşılaştırır; Kurtubî gizli işlerin sonucunun nasıl açığa çıktığını; Râzî sırtın yükünü ve onu kaldıran desteği; Kuşeyrî ise üstünlüğün desteğin ardından geldiğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Yaratılmışların zuhûru ve üstünlüğü geçicidir ve bir desteğe bağlıdır; kendinden zâhir olan ve üstünde hiçbir şey bulunmayan yalnız Zâhir'dir.
Durup düşün
- Rûm 7'deki gibi, hayatında yalnız "görünen kısmı" bildiğin, ardını düşünmediğin hangi alanlar var?
- Lokmân 20'deki "açık nimetler"den bugün kaç tanesini fark ettin?
- Gazâlî'nin ışık benzetmesine göre, hangi nimeti ancak kaybettiğinde fark ettin?
Uygulama
Bugün etrafındaki sıradan şeylerden birine, bir yaprağa, bir su damlasına ya da kendi eline beş dakika dikkatle bak ve onda gördüğün düzeni not et. Öğle namazını, günün en açık vaktinde, bu ismi hatırlayarak kıl. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde fark ettiğin açık nimetleri yaz.
Kendini sına
- z-h-r kökünün iki ana anlamı nedir?
- Rûm 7'ye göre insanlar dünya hayatının neyini bilirler?
- Gazâlî'ye göre Allah'ın gizliliğinin sebebi nedir?
- Müslim'deki duaya göre Zâhir isminin anlamı nedir?