el-Hâdî, doğru yolu gösteren, kullarını o yola ileten ve o yolda yürüten demektir. en-Nûr dersinde ışığın yolu görünür kıldığı işlenmişti; el-Hâdî ise yolu göstermekle kalmayıp insanı o yola koyandır. Bir yolcuya harita vermek ile onu elinden tutup menziline ulaştırmak arasında fark vardır. Kur'an, hidayetin bu iki anlamını birlikte kullanır: Peygamberler yolu gösterir, ama kalbi o yola çeviren Allah'tır. Bu ders, hidayetin basamaklarına, bir peygamberin bile sevdiği birini hidayete erdiremeyişine ve Müslümanların her gün en az on yedi kez tekrarladıkları "Bizi doğru yola eriştir" duasına bakar.
Temel
Kelime. el-Hâdî, h-d-y kökünden gelir. Hidâyet ve hüdâ, yol göstermek, doğru yola iletmek ve yol boyunca rehberlik etmektir; el-Hâdî bu fiilin ism-i fâilidir. Türkçede hidayet, mühtedi (hidayete ermiş, sonradan Müslüman olmuş), hediye ve hedy (hacda Kâbe'ye gönderilen kurbanlık) kelimeleri bu köktendir. Hediye kelimesinin bu kökten gelmesi dikkat çekicidir: Hediye, gönülden gönüle yol bulan ve bir kalbi diğerine yaklaştıran şeydir. el-Hâdî ismi Kur'an'da iki yerde geçer; bunlardan biri şudur:
Meal "Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir" der; Arapçasında "Allah, iman edenleri doğru yola ileten (le-hâdi)dir" ifadesi geçer. İsmin öbür geçtiği yer Furkân 31'dir: "Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter." Bu ayet, her peygambere suçlulardan bir düşman çıktığını söyledikten sonra gelir: Düşmanlıklar arasında yolunu kaybetmemek için rehber olarak Allah yeter.
Her gün tekrarlanan dua. Kur'an'ın ilk sûresi, hidayet isteğiyle doruğa ulaşır:
Müslüman, farz namazlarda her gün en az on yedi kez bu duayı okur. Âlimler, zaten doğru yolda olan bir müminin neden her gün "Bizi doğru yola eriştir" dediğini sormuş ve şöyle cevap vermiştir: Hidayet bir kez verilip biten bir şey değildir; o yolda kalmak, o yolda ilerlemek ve her yeni durumda doğruyu bulmak da hidayettir. Dua, hem yola girmeyi hem yolda sebatı hem de yolun sonuna ulaşmayı ister.
Hidayet ve sedâd. Müslim'in rivayetine göre Hz. Peygamber, Hz. Ali'ye şu duayı öğretmiştir:
Hadisin devamında Hz. Peygamber, hidayeti isterken yolu düşünmeyi, doğrultmayı isterken de okun hedefe doğrultulmasını düşünmeyi öğütler. Hidayet yönü, sedâd ise isabeti anlatır: Doğru yöne gitmek ile hedefi tam vurmak. Müslim'in aynı bölümünde Hz. Peygamber'in bir başka duası da aktarılır: "Allah'ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim." Duada hidayet ilk sırada gelir; diğerleri onun üzerine kurulur.
Hidayet benden isteyin. el-Adl ve el-Mâcid derslerinde farklı bölümleri işlenen uzun kudsî hadisin (Müslim, Birr) bir cümlesi de doğrudan bu isme aittir: "Ey kullarım! Hidayet verdiklerim dışında hepiniz yolunu şaşırmışsınız; öyleyse benden hidayet isteyin ki size hidayet vereyim." Hadis, hidayetin insanın kendiliğinden sahip olduğu bir şey değil, istenerek alınan bir lütuf olduğunu söyler. Bu yüzden en bilgili insan bile hidayet istemeyi bırakmaz; bilgi yolu gösterir, ama yürümek için yine O'na muhtaçtır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Hâdî'yi, seçkin kullarını önce kendi zâtını tanımaya, sonra O'nu eşyada görmeye ileten ve bütün yaratılmışları kendi hayatlarının gereklerine yönelten diye açıklar. Kulun bu isimden payı, peygamberlerin ve âlimlerin yaptığı gibi insanlara doğru yolu göstermektir; ama hidayetin sonucunu Allah'a bırakmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, her canlının yolunu bulduğu düzende okunur. Göçmen kuşlar binlerce kilometre öteye yollarını bulur; somonlar doğdukları dereye döner; arı kovanına yolunu şaşırmadan geri gelir. Yeni doğmuş bir bebek, kimse öğretmeden annesinin göğsünü arar. Hiçbiri bu yolu bir okulda öğrenmemiştir; her biri, yaratılışına konmuş bir hidayetle yürür.
Derin
Derin
Sevdiğini hidayete erdiremezsin. Kur'an, Hz. Peygamber'e hidayetin sınırını açıkça bildirir:
Müslim'in (Îmân) rivayetine dayanarak müfessirlerin çoğunluğu bu ayetin, Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in vefatıyla ilgili olarak indiğini aktarır. Peygamber, onu sever ve imanını çok ister; ama ayet, hidayetin sevgiyle ya da çabayla verilemeyeceğini söyler. Öte yandan Şûrâ 52'de Hz. Peygamber'e, insanlara Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermekte olduğu söylenir. Âlimler bu iki ayeti hidayetin iki anlamıyla açıklamıştır: Peygamber yolu gösterir (irşâd), kalbi yola koyan ise Allah'tır (tevfîk).
İki yol. Kur'an, insana yol gösterildiğini ve seçimin ona bırakıldığını söyler:
Göz, dil ve dudaklar, insanın görmesine ve konuşmasına yarar; ardından iki yol, yani iyilik ve kötülük yolu gösterilir. İnsân 3 de aynı gerçeği söyler: "Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük." Hidayetin bu ilk anlamı, herkese verilmiş bir yol bilgisidir; yürümek ise insana kalmıştır.
Çabaya verilen hidayet. Kur'an, hidayetin kulun çabasıyla da ilişkili olduğunu bildirir:
Allah uğrunda çaba gösterenler, O'nun yollarına iletilir. Muhammed 17 de "Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır" der. Hidayet, bir yandan Allah'ın lütfu, bir yandan kulun çabasının karşılığıdır. İlk adımı atan, sonraki adımlarda desteklenir.
Göğsün açılması. Kur'an, hidayetin insanın iç dünyasında nasıl yaşandığını bir benzetmeyle anlatır:
Hidayet, göğsün İslâm'a açılmasıdır; sapmak ise göğe yükseliyormuş gibi daralan, nefessiz kalan bir kalptir. Benzetme, yükseklere çıkıldıkça havanın seyrelmesini ve nefes almanın zorlaşmasını hatırlatır. Hidayet bir bilgi olmadan önce bir genişlik hâlidir: Kalp, doğruyu kabul etmeye hazır ve rahattır. Bir sözün doğru olduğunu bilen iki kişiden biri onu kolayca kabul eder, öbürü ise ondan kaçar; aradaki fark bilgide değil, göğsün açıklığındadır. Bu yüzden müminler, hidayetin yanında göğsün açılmasını da ister; Hz. Mûsâ'nın "Rabbim! Göğsümü genişlet" duası (Tâhâ 25) bunun örneğidir.
İlmî
İlmî
Hidayetin basamakları. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta hidayeti dört basamakta toplar. Birincisi, her canlıya ve her insana verilen akıl, sezgi ve yaratılış bilgisidir; el-Mübdi' dersinde işlenen Tâhâ 50 ve el-Hâlık dersinde işlenen A'lâ 1–3 bu hidayeti anlatır. İkincisi, peygamberler ve kitaplar aracılığıyla yapılan davettir. Üçüncüsü, yalnız hidayeti kabul edenlere verilen tevfiktir; Muhammed 17'deki artırılan hidayet buna örnektir. Dördüncüsü, ahirette cennete iletilmektir. Bu basamaklar, Kur'an'ın kendisini de bir hidayet olarak tanıtmasıyla birlikte düşünülür: Bakara 2'de Kur'an takva sahipleri için bir yol gösterici, Bakara 185'te ise bütün insanlar için bir hidayet olarak anılır. Birincisi herkese açık davete, ikincisi onu kabul edenlere verilen tevfike karşılık gelir.
Cennetteki hamd. Dördüncü basamağın dili Kur'an'da cennet ehlinin ağzından aktarılır:
Cennete girenler, "Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık" der. Yolun sonunda bile kul, ulaşmayı kendi çabasına değil, el-Hâdî'ye nispet eder.
Kelâmdaki tartışma. Ehl-i sünnet kelâmcıları, hidayetin Allah'ın yaratması, kulun ise onu kabul etmesiyle gerçekleştiğini söylemiştir. Mu'tezile, hidayeti daha çok yol göstermek ve açıklamak anlamında anlamış; kalbe doğrudan hidayet yaratılmasını kulun sorumluluğuyla çelişkili görmüştür. Her iki görüş de hidayetin istenmesi gerektiğinde ve Fâtiha'daki duanın her namazda tekrarlanmasının anlamında birleşir: Kul, yolu bilse de o yolda kalmak için yardıma muhtaçtır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Hâdî
el-Hâdî kalıbı Kur'an'da on ayette, sekiz sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunların ikisinde, Hac 54 ve Furkân 31'de, kelime Allah'ın vasfıdır; dördünde ise Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek bir hâdînin olmadığı söylenir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi h-d-y kökü Kur'an'da 316 kez geçer: hedâ fiili 144, hüdâ 85, ihtedâ 40 kez. Bu dersin İlmî seviyesi hidayetin dört basamağını, cennetteki hamdi ve kelâmdaki tartışmayı anlattı. Bu bölüm, kalıbın dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: her kavmin yol göstereni |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: ölüler, sağırlar ve körler |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: taşkınlıkları içinde bırakmak |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: kaçış günü |
Taberî: Her kavmin yol göstereni. Ra'd 7, mucize isteyenlere cevap verir: Sen ancak bir uyarıcısın; her milletin bir yol göstereni (hâd) vardır. Taberî bu yol göstericinin kim olduğu hakkında aktarılan görüşleri toplar. Bir görüşe göre hâdî Allah'ın kendisidir: Peygamber uyarır, hidayet ise Allah'tandır. Başka bir görüşe göre her kavmin kendi peygamberi ya da onları hakka çağıran bir önderi kastedilmiştir. Ayetin iki cümlesi bu ayrımı belirginleştirir: Uyarmak peygamberin görevidir, hidayete erdirmek ise bir başka katın işidir. Dersin Derin seviyesindeki Kasas 56 aynı sınırı çizer: Sevdiğini hidayete erdiremezsin.
Râzî: Ölüler, sağırlar ve körler. Neml 80–81 üç benzetme kullanır: Sen ölülere işittiremezsin, dönüp giden sağırlara çağrıyı duyuramazsın, körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin. Son cümlede kalıp Peygamber için olumsuz olarak gelir: Bi-hâdi'l-umy, körleri yola getiren değilsin. Râzî'nin tefsirinde bu üç benzetmenin bir derecelenme taşıdığına dikkat çekilir: Ölü hiç işitmez; sağır, yüzünü dönmüşken işaretle bile anlamaz; kör ise yolun ne tarafta olduğunu göremez. Hidayetin araçları işitmek ve görmektir; ama onları kullanacak bir kalp yoksa çağrı ulaşmaz. Ayet bir istisnayla biter: Ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin.
Kurtubî: Taşkınlıkları içinde bırakmak. A'râf 186 şöyle der: Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur; O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır. Kurtubî bu ayetteki bırakma fiilinin farklı kıraatlerini aktarır ve fiilin anlamı üzerinde durur: Allah'ın saptırması, kulu kendi seçtiği taşkınlığın içinde kendi hâline bırakmasıdır. Dersin İlmî seviyesindeki kelâm tartışması bu ayetle bir başka yöne açılır: Hidayet bir lütuf olarak verilir; onun esirgenmesi ise kulun direndiği yolda yalnız bırakılmasıdır. Ayet saptırmayı bir zorlama olarak değil, bir terk etme olarak anlatır.
Kuşeyrî: Kaçış günü. Ğâfir 32–33'te Firavun'un ailesinden iman eden adam kavmine seslenir: Arkanıza dönüp kaçacağınız gün Allah'a karşı sizi koruyan bulunmaz; Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek yoktur. Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayet, insanın kaçmaya çalıştığı anda bile yönünü kendisinin belirleyemeyeceğini hatırlatır: Kaçan kişi bir yol seçtiğini sanır, ama o gün her yol aynı yere çıkar. Hidayet, kaçış anında değil, ondan önce istenmelidir. Dersin Temel seviyesindeki Fâtiha 6–7 bu yüzden her gün tekrarlanan bir duadır.
Karşılaştırma. Dört şârih hidayetin sınırlarına bakar. Taberî uyarmak ile hidayete erdirmek arasındaki ayrımı, Râzî hidayetin araçları olan işitme ve görmenin kalp olmadan işlemediğini, Kurtubî saptırmanın bir terk etme olduğunu, Kuşeyrî ise hidayetin kaçış gününden önce istenmesi gerektiğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Yol gösteren çoktur, ama yolda yürüten yalnız el-Hâdî'dir; kula düşen, O'nun gösterdiği yola kalbini açık tutmaktır.
Sıradaki isim. Yol gösteren, önce yolu ve yolcuyu yaratmıştır. Sıradaki isim el-Bedî', göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı, örneksiz ve benzersiz yaratmaya bakacaktır.
Durup düşün
- Fâtiha'yı okurken "Bizi doğru yola eriştir" cümlesinde bugün neyi kastettin?
- Doğruyu anlattığın ama değişmeyen biri için hissettiğin hayal kırıklığı, Kasas 56'nın ışığında nasıl değişir?
- Ankebût 69'a göre, hidayetini artırmak için hangi alanda çaba göstermen gerekiyor?
Uygulama
Bu hafta her namazda Fâtiha'nın altıncı ayetinde bir an dur ve o gün hangi konuda hidayete ihtiyacın olduğunu düşün. Hz. Ali'ye öğretilen "Allâhümme'hdinî ve seddidnî" duasını ezberle. Birine bir konuda yol gösterirken, sonucu Allah'a bırakmayı dene. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde doğru yolu bulduğun bir anı yaz.
Kendini sına
- el-Hâdî ismi Kur'an'da hangi iki ayette geçer?
- Kasas 56 ile Şûrâ 52 arasındaki görünür çelişki nasıl açıklanmıştır?
- Râgıb el-İsfahânî'ye göre hidayetin dört basamağı nelerdir?
- A'râf 43'te cennet ehli ne der?