el-Bedî', örneği ve benzeri olmadan yaratan, daha önce hiç görülmemiş bir şeyi ortaya koyan ve kendisi de hiçbir şeye benzemeyen demektir. el-Mübdi' dersinde iki kök arasındaki fark işlenmişti: Mübdi' zamandaki ilkliği, yani başlatmayı; Bedî' ise eşsizliği, yani örneksiz yaratmayı anlatır. Bir usta, gördüğü bir modeli kopyalayabilir; bir mimar, eski bir yapıdan ilham alabilir. Ama gökleri ve yeri yaratan, bakacağı hiçbir örnek olmadan yaratmıştır. Bu ders, eşsiz yaratmanın anlamına, bir çocuk edinme iddiasının bu isimle nasıl reddedildiğine ve aynı kökten gelen "bid'at" kelimesinin din içindeki hassas yerine bakar.
Temel
Kelime. el-Bedî', aynla biten b-d-' kökünden gelir. İbdâ', örneği olmadan bir şey ortaya koymak, bedî' ise örneksiz, eşsiz ve hayranlık uyandıran demektir. Türkçede bedii (estetik, güzel sanatlarla ilgili), bedâyi' (eşsiz eserler), mübdi' (yaratıcı sanatçı anlamında) ve bid'at kelimeleri bu köktendir. Arap edebiyatında söz sanatlarını inceleyen ilme bedî' ilmi denir; çünkü o ilim, sözün alışılmışın ötesine geçen güzelliklerini inceler. el-Bedî' ismi Kur'an'da iki yerde geçer; ilki şudur:
Meal "Gökleri ve yeri yoktan var eden" der; Arapçasında bedî'u's-semâvâti ve'l-ard, yani "göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı" ifadesi geçer. Ayetin bağlamı dikkat çeker: Allah'ın çocuk edindiği iddiası reddedilir ve hemen ardından O'nun gökleri ve yeri örneksiz yarattığı hatırlatılır. Bir şeyi "ol" demekle var eden, bir soya ihtiyaç duymaz. Kelâm âlimleri "ol" (kün) emrini, henüz var olmayan bir şeye söylenen bir söz olarak değil, Allah'ın iradesinin hiçbir engele takılmadan gerçekleşmesinin ifadesi olarak açıklamıştır. Eşsiz yaratmanın bir ustaya, bir malzemeye ya da bir örneğe ihtiyacı yoktur; dilemek yeter. İnsan ise en özgün eserini bile daha önce gördüklerinden, elindeki malzemeden ve öğrendiklerinden yola çıkarak yapar.
Çocuk ve eş. İsmin ikinci geçtiği yer, aynı reddi bir mantıkla kurar:
"Zevcesi olmadan nasıl çocuğu olabilir?" Çocuk, iki benzerin birleşmesinden doğar; Bedî' olan Allah'ın ise bir benzeri yoktur. Eşsiz olan, eş de edinmez, çocuk da. el-Ganiyy dersinde işlenen Yûnus 68 aynı iddiayı ihtiyaçsızlık üzerinden reddederken, bu ayetler onu eşsizlik üzerinden reddeder.
Güzel bir çığır. Hz. Peygamber, bir insanın hayırda yeni bir yol açmasını şöyle anlatmıştır:
Hadisin devamı, kötü bir çığır açanın da aynı şekilde onun günahını ve ona uyanların günahını yüklendiğini söyler. Hadisin söylendiği gün, yoksul bir topluluğa yardım için ilk adımı atan bir kişinin ardından herkesin sadaka getirmesi üzerine olduğu aktarılır. Hayırda ilk adımı atmak, bir çığır açmaktır. Kul örneksiz yaratamaz, ama başkalarına örnek olabilir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Bedî'i, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir benzeri bulunmayan diye açıklar. Kulun bu isimden payı, sınırlıdır; çünkü insan hiçbir şeyi tamamen örneksiz yaratamaz. Ama hayırda yeni bir kapı açmak, bir ihtiyacı daha önce kimsenin düşünmediği bir yolla karşılamak ve Allah'ın kendisine verdiği özgün yetenekleri iyilik için kullanmak bu isimden bir pay sayılabilir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, tekrar etmeyen çeşitlilikte okunur. Aynı ağacın iki yaprağı birbirinin aynısı değildir. Milyarlarca insan yaşamış ve yaşamaktadır; ama hiçbirinin parmak izi bir başkasınınkiyle aynı değildir. Her sabah doğan güneş aynıdır, ama hiçbir gün doğumu bir öncekinin tekrarı değildir.
Derin
Derin
Peygamberlerin ilki değilim. Aynı kökten gelen bir kelime, Hz. Peygamber'in diliyle de geçer:
Meal "Ben peygamberlerin ilki değilim" der; Arapçasında bid'an mine'r-rusul, yani "peygamberler arasında bir yenilik, örneği görülmemiş biri değilim" ifadesi geçer. Hz. Peygamber, getirdiği mesajın yeni ve eşi görülmemiş bir şey olmadığını, kendisinden önceki peygamberlerin çağrısının devamı olduğunu söyler. Ayet, kökün insana nispet edildiğinde taşıdığı anlamı da gösterir: Allah için eşsiz yaratmak bir kemaldir; din konusunda ise peygamber bile yeni bir şey getirmediğini, ancak kendisine vahyolunana uyduğunu söyler. Dinde örneksiz bir şey ortaya koymak, Allah'a ait bir yetkiyi üstlenmek gibi görülmüştür.
Sağlam işçilik. Kur'an, yaratılıştaki eşsizliği bir sahneyle anlatır:
Dağlar yerinde donmuş gibi durur; ama bulutlar gibi geçip giderler. Ayet bu hareketi "her şeyi sağlam tutan Allah'ın işi" diye anar. Arapçasında sun'a'llâh, yani "Allah'ın sanatı" ifadesi geçer. Müfessirler bu ayeti hem kıyamet sahnesi hem de dünyadaki gizli hareket olarak yorumlamıştır; her iki yorumda da yaratılışın sağlamlığı ve eşsizliği vurgulanır. Durağan sandığımız şeyin bile hareket içinde olması, eşsiz yaratılışın gözden kaçan yüzünü gösterir.
Ruhbanlık. Hadîd 27, Hz. Îsâ'ya uyanların ruhbanlığı kendilerinin "icat ettiğini" (ibtede'ûhâ) söyler. Ayet, bunu Allah'ın rızasını aramak için yaptıklarını, ama gereği gibi gözetmediklerini bildirir. Müfessirler ayetin bu yeniliği ne ölçüde kınadığını tartışmıştır. Bir kısmı, ayetin onların Allah rızası niyetini kabul ettiğini ama üstlendikleri yükü taşıyamadıklarını anlattığını söylemiş; bir kısmı ise ruhbanlığın bizzat Allah'ın emretmediği bir icat olarak eleştirildiğini öne çıkarmıştır. Her iki yorumda da dikkat çeken nokta şudur: İnsanın dine eklediği bir yük, zamanla gereği gibi taşınamaz hâle gelebilir. Bu yüzden âlimler, ibadette ölçünün vahiyden alınmasını bir kolaylık ve rahmet olarak görmüştür.
Çatlaksız gökler. Kur'an, eşsiz yaratılışa bir bakış daveti yapar: Gözünü göğe çevir, bir çatlak görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir; göz yorgun ve bitkin olarak sana döner (Mülk 3–4). el-Bârî dersinde bu ayetlerin kusursuzluk yönü işlenmişti. el-Bedî' isminin ışığında aynı davet, benzersizliğe de yöneltilebilir: Bakıldıkça tükenmeyen, her bakışta yeni bir yüz gösteren bir yaratılış.
İlmî
İlmî
Bid'at tartışması. Müslim'in (Cum'a) aktardığı bir hutbede Hz. Peygamber, "Her bid'at dalâlettir" buyurmuştur. Öte yandan Buhârî'nin (Salâtü't-Terâvîh) rivayetine göre Hz. Ömer, teravih namazını tek bir imamın arkasında cemaatle kılınır hâle getirdikten sonra "Bu ne güzel bir yeniliktir" demiştir. Âlimler bu iki rivayeti uzlaştırmak için farklı yollar izlemiştir. İmam Şâfiî'ye nispet edilen bir ayrıma göre, Kur'an'a, sünnete ve icmâya aykırı yenilik kötü bid'attır; bunlara aykırı olmayan hayırlı yenilik ise övülmüştür. İzzeddin b. Abdisselâm bid'atleri beş hüküm kategorisine ayırmıştır. Başka âlimler ise "bid'at" kelimesini yalnız dinde asılsız yenilik için kullanmış, Hz. Ömer'in sözünü sözlük anlamında bir yenilik olarak açıklamıştır.
Umumi lafız. Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim'de "Her bid'at dalâlettir" hadisini açıklarken bu ifadenin genel bir lafız olduğunu ama özel bir anlam taşıdığını, yani bid'atlerin çoğunu kastettiğini söyler. Bu açıklama, Hz. Ömer'in sözüyle hadisin arasını bulmanın bir yoludur. Farklı yaklaşımlara rağmen âlimlerin ortak kabulü şudur: İbadetin özüne, sayısına ve biçimine yeni bir şey eklemek ile dinin amaçlarına hizmet eden yeni araçlar geliştirmek aynı şey değildir. Mushafın harekelenmesi ve medreselerin kurulması, âlimlerin çoğunluğuna göre ikinci türdendir.
İbdâ' felsefede. İbn Sînâ, el-İşârât ve't-Tenbîhât'ta ibdâ' kelimesini, bir şeyin madde ve zaman aracılığı olmadan var edilmesi anlamında kullanır ve onu maddeden yaratma ile zamanda yaratmadan ayırır. Kelâmcılar ise kelimeyi daha çok "yoktan ve örneksiz yaratma" anlamında anlamış ve âlemin bir başlangıcı olduğunu vurgulamıştır; el-Mübdi' dersinde bu tartışmanın öbür yönü işlenmişti. Her iki gelenek de Allah'ın yaratmasının bir örneğe bağlı olmadığında birleşir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Bedî'
el-Bedî' Kur'an'da iki ayette geçer: Bakara 117 ve En'âm 101; ikisinde de göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı (bedî'u's-semâvâti ve'l-ard) tamlamasıyla gelir. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü ikisini de gösterir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi b-d-' kökü Kur'an'da yalnız dört kez geçer; öbür ikisi Ahkâf 9'daki bid' ve Hadîd 27'deki ibtede'û'dur. Dört geçişin dördü de bu dersin Temel ve Derin seviyelerinde okundu; İlmî seviye bid'at tartışmasını, umumi lafzı ve felsefedeki ibdâ'ı anlattı. Bu yüzden bu bölüm yeni ayet aramaz; aynı ayetlerin dersin değinmediği cümlelerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: fa'îl kalıbında yaratan |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: hepsi O'na boyun eğmiştir |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: bana ne yapılacağını bilmem |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: körü körüne uydurmak |
Zeccâc: Fa'îl kalıbında yaratan. Dilci şârihlerin sorusu, bedî' kelimesinin kalıbıdır. Fa'îl kalıbı çoğu zaman bir niteliği taşıyanı anlatır; ama burada kelime, yaratan anlamındaki mübdi' yerine kullanılmıştır. Zeccâc ve onu izleyen dilciler, Arapçada bu kalıbın başkasına bir şey yapan anlamında da geldiğini, şiirde işiten anlamındaki semî' kelimesinin işittiren anlamında kullanıldığı örneği verirler. Bu açıklamaya göre isim iki anlamı birlikte taşır: Allah hem eşsizdir, hem de eşsiz yaratandır. Dersin Temel seviyesinde kelimenin örneksiz yaratmak anlamı okunmuştu; dil açıklaması, bu yaratmanın yaratanın kendi eşsizliğinden kaynaklandığını gösterir.
Taberî: Hepsi O'na boyun eğmiştir. Bakara 116, ismin geçtiği ayetten hemen önce şöyle biter: Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmişlerdir (kânitûn). Taberî bu kelime için aktarılan anlamları toplar: itaat etmek, ikrar etmek, ayakta durmak. Ardından bir soru sorulur: İnkâr edenler de O'na boyun eğmiş midir? Taberî'nin aktardığı açıklamaya göre bu boyun eğiş, iradeye bağlı bir itaat değil, yaratılışın kendisindeki bir teslimiyettir: Her şey, varlığıyla, yaratanın ona verdiği düzene tabidir. Bu okumada Bedî'in eşsiz yaratması ile yaratılmışların boyun eğişi birbirini tamamlar: Örneksiz yaratılan, yaratanına muhtaç olarak var olur.
Râzî: Bana ne yapılacağını bilmem. Dersin Derin seviyesi Ahkâf 9'un ilk cümlesini, peygamberlerin ilki değilim ifadesini okudu. Ayetin ikinci cümlesi ise şöyledir: Benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem. Râzî'nin tefsirinde bu cümle hakkında bir tartışma aktarılır: Bazıları ayetin, Peygamber'in geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığını bildiren Fetih 2 ile neshedildiğini söylemiştir. Râzî ise burada kastedilenin ahiretteki sonuç değil, dünyada başa gelecek olaylar olduğunu söyleyen görüşü öne çıkarır: Peygamber, vahyedilenin dışında gaybı bilmediğini bildirir. Bu okumada Bedî'in karşısında peygamber bile kendi geleceğini bilmeyen bir kuldur.
Kuşeyrî: Körü körüne uydurmak. En'âm 100, ismin geçtiği ayetten hemen önce müşriklerin iddiasını anlatır: Körü körüne O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Uydurmak diye çevrilen fiil harakû'dur ve aslında bir şeyi yarıp yeni bir şey çıkarmak demektir. Kuşeyrî'nin işârî okumasında iki ayet bir karşıtlık kurar: Allah gökleri ve yeri örneksiz yaratır; insanlar ise bilgisizce, kendi zihinlerinden bir şey uydururlar. Birinin eseri kâinattır, öbürününki bir iddia. Dersin İlmî seviyesindeki bid'at tartışması bu karşıtlığın din alanındaki yüzüdür: Örneksiz yaratmak Bedî'e aittir; kulun dinde örneksiz bir şey ortaya koyması ise ölçüsünü aşmaktır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı dört ayetin etrafında dört soru sorar. Zeccâc ismin kalıbının yaratan anlamını nasıl taşıdığını, Taberî yaratılmışların yaratılış yoluyla boyun eğişini, Râzî peygamberin bile geleceği bilmediğini, Kuşeyrî ise eşsiz yaratma ile bilgisiz uydurma arasındaki farkı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Örneksiz yaratmak yalnız Bedî'in işidir; kula düşen, O'nun eşsiz eserine bakıp boyun eğmek ve O'na ait olanı üstlenmeye kalkmamaktır.
Sıradaki isim. Eşsiz yaratılan her şey, bir gün sona erer. Sıradaki isim el-Bâkî, her şey yok olduktan sonra kalan, varlığının sonu olmamasına bakacaktır.
Durup düşün
- Kendi hayatında, başkasının kopyası olmaya çalıştığın bir alan var mı?
- Hayırda ilk adımı atıp başkalarına yol açtığın bir an hatırlıyor musun?
- Bir yeniliğin güzel mi kötü mü olduğuna nasıl karar veriyorsun?
Uygulama
Bu hafta, çevrende bir ihtiyacı fark et ve onu karşılamak için daha önce kimsenin denemediği küçük bir hayır yolu bul: bir mahalle kitaplığı, bir yardım listesi ya da bir ziyaret düzeni. Bir yaprağı ya da bir çiçeği yakından incele ve benzersizliğini fark et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün gördüğün eşsiz bir şeyi yaz.
Kendini sına
- el-Mübdi' ile el-Bedî' arasındaki fark nedir?
- En'âm 101'de Allah'ın çocuğu olamayacağı hangi gerekçeyle bildirilir?
- Müslim'deki hadise göre İslâm'da güzel bir çığır açan neye sahip olur?
- Ahkâf 9'daki "bid'an mine'r-rusul" ifadesi ne anlama gelir?