Vâsi', ilmi, rahmeti, cömertliği ve kudreti hiçbir sınıra sığmayan, genişliği her şeyi kuşatan demektir. İnsan kendi darlığını çoğu zaman Allah'a da yansıtır: Bağışlanmayı dar, rahmeti az, kapıyı kapalı sanır. Vâsi' ismi bu darlığı kırar. Doğu da batı da O'nundur; nereye dönülse orada O'nun yönü vardır. Bu ders ismi yönsüz bir kıbleyle, yedi başak veren bir taneyle, rahmeti daraltmaya çalışan bir bedevîyle ve "Allah kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez" ilkesiyle okur.
Temel
Kelime. Vâsi', v-s-' kökünden gelir. Kökün anlamı "geniş olmak, bir şeyi içine alacak kadar genişlemek, imkân ve güç sahibi olmak"tır. Türkçede vüs'at (genişlik, imkân), vâsi (geniş), tevsi (genişletme) ve mevsû'a (kapsamlı eser, ansiklopedi) bu köktendir. Arapçada vüs', bir insanın gücünün ve imkânının yettiği sınırdır: "Onun vüs'ü bu kadardır" demek, "Gücü buna yeter" demektir. Vâsi', ism-i fâil kalıbındadır ve Kur'an'da dokuz yerde Allah'ın ismi olarak geçer; yedisinde Alîm ile birlikte (Vâsi'un Alîm).
Nereye dönerseniz. Vâsi' isminin ilk geçtiği yer, kıble ve yön hakkındaki bir ayettir:
Doğu da batı da Allah'ındır; nereye dönülse Allah'ın yönü (vechullâh) oradadır. Diyanet meali ayetin sonundaki iki ismi "Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir" diye çevirir; "her yeri kaplar" ifadesi Vâsi' isminin karşılığıdır. Ayet, Allah'ın bir yöne, bir yere, bir binaya sığmadığını söyler. Kul hangi yöne dönerse dönsün, Vâsi'in genişliği onu kuşatır.
Yedi başak, yüz tane. Kur'an, Vâsi' ismini bir infak benzetmesiyle anar:
Allah yolunda harcanan mal, yedi başak veren bir tohuma benzer; her başakta yüz tane vardır. Tek bir tane, yedi yüz tane olur. Ayet "Allah dilediğine kat kat verir" dedikten sonra iki isimle biter: "Allah'ın lütfü geniştir (Vâsi'), O her şeyi bilendir." Burada Vâsi' ismi, karşılığın genişliğini anlatır: İnsanın verdiği tane sınırlıdır; Vâsi'in döndürdüğü başak sınırsızdır.
Geniş olanı daralttın. Buhârî'nin Edeb bölümünde aktarılan bir olay, Vâsi' isminin anlamını insan eliyle çizilen sınırlar üzerinden gösterir:
Bedevî rahmeti kendisine ve sevdiğine ayırmak istemişti. Peygamber'in cevabı Vâsi' isminin kendisidir: Rahmet geniştir; insanın onu daraltmaya ne hakkı ne gücü vardır. Kur'an da A'râf 156'da Allah'ın ağzından "rahmetim herşeyi kaplamıştır" der.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Vâsi'i, ilmi her şeyi kuşatan ve ihsanı her şeye yayılan diye açıklar; genişliğin gerçeği, bu iki şeyin sonsuzluğudur. Kulun bu isimden payı, ahlâkının ve ilminin genişliğidir: Kalbi dar olmamak, başkalarının hatasına katlanabilmek, cömertliği yalnız sevdiklerine ayırmamak ve öğrenmekten doymamak. Gazâlî'ye göre ahlâkı geniş olan kişi, öfkesi çabuk tükenen, kinden uzak ve insanların eziyetine göğüs geren kişidir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Vâsi' ismi, kâinatın genişliğine dikkat çeker. Gözlemlenebilir evren, ışığın bile milyarlarca yılda kat edebildiği bir genişliktedir; ve bilim insanlarına göre evren hâlâ genişlemektedir. Kur'an bu genişliği şöyle anar:
Mealin "genişleticiyiz" diye çevirdiği kelime mûsiûndur ve Vâsi' ile aynı köktendir. Âlimler bu kelimeyi farklı biçimlerde yorumlamıştır: Göğü geniş kılan, rızkı genişleten ya da her şeye gücü yeten. Günümüzde bazı yorumcular ayeti evrenin genişlemesiyle de ilişkilendirmiştir; ama ayetin asıl vurgusu, göğün kurulmasının ve genişliğinin Allah'ın gücüne dayandığıdır.
Derin
Derin
Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşattı. Kur'an, arşı taşıyan meleklerin duasını Vâsi' isminin iki boyutuyla aktarır:
Melekler müminler için bağışlanma dilerken, dualarına bir övgüyle başlarlar: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin her şeyi içine almıştır." Vâsi' isminin iki boyutu bu cümlede birleşir: ilmin genişliği ve rahmetin genişliği. Sıralama da anlamlıdır: Rahmet ilmin genişliği kadar geniştir; Allah'ın bildiği her şey, O'nun rahmetinin de alanı içindedir. Meleklerin duası, bu genişliğe dayanarak müminlerin bağışlanmasını ister.
Gücünün yeteceği kadar. Kökün kula dönük en önemli kullanımı, Bakara sûresinin son ayetindedir:
"Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar (vüs'ahâ) yükler." Vüs', burada insanın genişliğidir: gücü, imkânı, taşıyabileceği yük. Vâsi' olan Allah, sınırsız genişliğine rağmen kula onun dar genişliğinin ötesinde bir yük yüklemez. Ayet ardından bir dua öğretir: unutkanlık ve hatadan dolayı sorumlu tutulmamayı, ağır yük yüklenmemeyi, affedilmeyi, bağışlanmayı ve merhameti istemeyi. Bu dua, asırlardır yatsı namazlarından sonra okunur.
Varlıklı olan varlığına göre. Kur'an, genişliğin ahlâkî bir ölçü olduğunu gündelik bir hükümle de gösterir:
Varlıklı olan nafakayı varlığına göre (min sa'atihî) versin; rızkı dar olan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Ayet ilkeyi bir kez daha tekrarlar: "Allah kimseye, verdiği rızkı aşan bir yük yüklemez." Ve bir vaatle biter: "Allah güçlükten sonra kolaylık verir." Genişlik sahibinden genişliğine göre, darlık sahibinden darlığına göre istenir.
Ayrılıkta bile genişlik. Kur'an, Vâsi' ismini en zor durumlardan birinde, eşlerin ayrılığında da anar:
Bir evlilik bütün çabalara rağmen sürdürülemez hâle gelip eşler ayrılırsa, ayet ikisine de bir güvence verir: "Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır." Ayet iki isimle biter: Vâsi' ve Hakîm. Bir kapı kapandığında, Vâsi'in genişliği kapanmaz; ayrılık, iki taraf için de yeni bir genişliğin başlangıcı olabilir.
İlmî
İlmî
Yolculukta kıble. Müslim'in Salâtü'l-müsâfirîn bölümünde İbn Ömer, Hz. Peygamber'in yolculukta bineği üzerinde, bineği hangi yöne dönerse o yöne doğru nafile namaz kıldığını anlatır ve Bakara 115'in bu konuda indiğini söyler. Fakihler bu rivayetten, yolculukta binek üzerinde kılınan nafile namazda kıbleye yönelmenin şart olmadığı sonucunu çıkarmıştır. Farz namazlarda ise kıble şarttır; ayet, kıble yönünün önemini kaldırmaz, ama Allah'ın bir yöne sığmadığını ve kulun zorunluluk hâlinde de O'na ulaşabildiğini hatırlatır.
Güç yetmeyen yükümlülük. Bakara 286'daki "gücünün yeteceği kadar" ilkesi, kelâm tarihinde bir tartışmanın merkezinde yer almıştır: Allah'ın kula gücünün yetmediği bir şeyi yüklemesi (teklîf mâ lâ yutâk) mümkün müdür? Mu'tezile ve Mâtürîdîler, bunun Allah'ın hikmet ve adaletiyle bağdaşmayacağını söylemiştir. Eş'arîlerin bir kısmı ise bunu aklen mümkün görmüş, ama ayet gereği fiilen gerçekleşmediğini kabul etmiştir. İki görüş de bu ayet sayesinde aynı pratik sonuca varır: Allah kula taşıyamayacağı yükü yüklemez.
Kürsî'nin genişliği. Kök, Ayetü'l-kürsî'de de geçer: "O'nun Kürsî'sü gökleri ve yeri kaplamıştır" (vesia kürsiyyühü). Müfessirler Kürsî kelimesini farklı yorumlamıştır: Bir kısmı onu Allah'ın ilmi, bir kısmı hükümranlığı ve kudreti, bir kısmı ise arşın altında yaratılmış büyük bir varlık olarak anlamıştır. Kelâmcılar hangi yorum alınırsa alınsın, Vâsi' isminin anlattığı genişliğin mekânsal bir büyüklük değil, ilmin, kudretin ve rahmetin kuşatıcılığı olduğunu vurgulamıştır. Allah bir yere sığan ya da bir yeri dolduran bir varlık değildir; genişliği, her şeyi bilgisiyle ve kudretiyle kuşatmasıdır.
Mağfiretin genişliği. Kur'an, Necm sûresinde büyük günahlardan kaçınanları anlattıktan sonra "Rabbinin bağışı boldur (vâsiu'l-mağfira)" der. Âlimler bu ifadeyi, günahının büyüklüğü karşısında ümitsizliğe düşen kul için bir güvence olarak okumuştur: Vâsi'in genişliği, bağışlamada da sınırsızdır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Vâsi'
el-Vâsi' Kur'an'da dokuz ayette, altı sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Yedisinde Alîm ile birliktedir: Genişlik, bilgiyle birlikte anılır. Kök 32 kelimedir ve ismin dışında üç önemli kalıp taşır: vüs', yani güç ve takat; vâsia, geniş olan yeryüzü ve rahmet; sea, servet ve imkân genişliği. Bu dersin İlmî seviyesi yolculukta kıbleyi, güç yetmeyen yükümlülüğü, Kürsî'nin genişliğini ve mağfiretin genişliğini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: araya giren cümle |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: geniş değil miydi? |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: geniş yeryüzü |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: kimseye tahsis edilmeyen lütuf |
Zeccâc: Araya giren cümle. Dilci şârihler, vüs' kelimesinin Kur'an'daki beş geçişinden birinin özel bir yerde durduğuna dikkat eder. A'râf 42, inanıp salih amel işleyenlerin cennetlik olduğunu söylerken cümlenin ortasına bir ara cümle yerleştirir: Kimseye gücünün yeteceğinden fazlası yüklenmez. Arap dilbilgisinde böyle cümlelere i'tirâz cümlesi denir ve asıl cümleyi kesip okura bir şey hatırlatır. Dilci için bu yerleşim anlamlıdır: Cennet vaadi verilirken hemen yükümlülüğün sınırı hatırlatılır. Vâsi'in genişliği, kula yüklenen yükün daralması olarak da görünür.
Taberî: Geniş değil miydi? Nisâ 97, canları alınırken meleklere kendilerinin yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimseler olduğunu söyleyenleri anlatır. Meleklerin cevabı bir sorudur: Allah'ın arzı geniş değil miydi ki hicret edeydiniz? Taberî'nin aktardığı rivayetlere göre ayet, Mekke'de kalıp hicret etmeyen ve sonunda müşriklerin safında Bedir'e çıkan bazı kişiler hakkındadır; Buhârî de bu bilgiyi İbn Abbâs'tan aktarır. Ayetin hemen ardından gelen ayetler, gerçekten çaresiz olan kadınları, çocukları ve zayıfları bu hükümden ayırır. Taberî'nin okuduğu bölüm Vâsi' isminin kula bir sorumluluk yüklediğini gösterir: Genişlik verilmişse, darlıkta kalmak bir mazeret olmaz.
Kuşeyrî: Geniş yeryüzü. Ankebût 56 ve Zümer 10'da Allah inanan kullarına, kendi yarattığı yeryüzünün geniş olduğunu ve yalnız kendisine kulluk etmelerini söyler. İşârî tefsir geleneği bu ayetleri, mekân değiştirmenin ötesinde bir anlamla da okur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde yeryüzünün genişliği, kulun kalbinin de daralmaması gerektiğine bir işaret olarak açıklanır. Kul bir yerde kulluğuna engel bulursa oradan göç eder; bir hâlde kalbini daraltan bir şey bulursa o hâlden de göç eder. Vâsi'in kuldaki payı, darlığa mahkûm olmadığını bilmektir.
Râzî: Kimseye tahsis edilmeyen lütuf. Âl-i İmrân 73'te Kitap ehlinden bir grubun, vahyin ve lütfun yalnız kendilerine ait olduğunu düşündükleri anlatılır. Cevap Vâsi' ismiyle verilir: Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Bakara 247'de ise Tâlût'un hükümdar seçilmesine, onun mal bakımından bir genişliği olmadığı gerekçesiyle itiraz edilir ve cevap yine bu isimle gelir. Râzî'nin tefsirinde iki ayet, lütfun bir soya ya da servete bağlanamayacağına delil olarak okunur. Vâsi'in genişliği, insanların çizdiği sınırları tanımaz.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci yükümlülüğün sınırını hatırlatan ara cümleyi, müfessir verilen genişliğin bir sorumluluk olduğunu, işârî müfessir kalbin de göç edebileceğini, Râzî ise lütfun hiçbir topluluğa tahsis edilemeyeceğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Vâsi'in genişliği hem kulun yükünü hafifletir hem de onu darlıkta kalmamaya çağırır.
Durup düşün
- Allah'ın rahmetini kendi ölçünle daralttığın, birini onun dışında gördüğün oldu mu? Bedevîye söylenen "Geniş olanı daralttın" sözü sana ne söylüyor?
- Kalbini daraltan kimler ya da neler var? Onlara karşı genişlemek için ne yapabilirsin?
- Taşıyamayacağını düşündüğün bir yük var mı? Bakara 286 ona nasıl bakmanı ister?
Uygulama
Bu gece yatsıdan sonra Bakara 286'daki duayı anlamını düşünerek oku. Bugün dua ederken yalnız kendin ve sevdiklerin için değil, tanımadığın insanlar için de dua et. Gün içinde sana ters gelen birine karşı kalbini genişletmeye çalış: bir hatasını görmezden gel, bir farkını anlamaya çalış. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kalbinin daraldığı bir anı ve onu nasıl genişletebileceğini yaz.
Kendini sına
- Arapçada "vüs'" kelimesi insan için ne anlama gelir?
- Bakara 115'te Vâsi' ismi hangi bağlamda gelir ve meal onu nasıl çevirir?
- Buhârî'deki olayda bedevî nasıl dua etmiş ve Peygamber ne demiştir?
- "Teklîf mâ lâ yutâk" tartışmasında Mu'tezile/Mâtürîdîler ile Eş'arîlerin bir kısmı nasıl ayrılır?