Mücîb, kendisine yönelen her çağrıya karşılık veren, dua edenin duasını işitip cevaplayan, darda kalanın yakarışına yetişen demektir. es-Semî' dersinde duanın işitildiğini gördük; Mücîb ismi bir adım öteye geçer: İşitilen dua cevapsız kalmaz. Bu cevap her zaman kulun istediği biçimde olmayabilir, ama hiçbir zaman olmaz da değildir. Bu ders ismi "Ben yakınım" diyen bir ayetle, balığın karnında yapılan bir duayla ve kulun da Allah'ın çağrısına icabet etme ödeviyle okur.
Temel
Kelime. Mücîb, c-v-b kökünden gelir. Kökün anlamı "bir yeri yararak geçmek, bir soruya karşılık vermek"tir; bir sözün sessizliği yarıp karşıdakine ulaşması gibi. Türkçede cevap, icabet (bir çağrıya uymak, davete gitmek), isticâbe (duanın kabulü) ve mücîb (cevap veren) bu köktendir. "Davete icabet etmek" deyimi günlük dilde de yaşar. Mücîb, if'âl kalıbından ism-i fâildir ve Kur'an'da isim olarak yalnız bir yerde geçer; ama "icabet ederim" fiili birçok ayette Allah'a nispet edilir.
Rabbim yakındır, cevap verendir. Mücîb isminin Kur'an'daki tekil geçişi, Sâlih peygamberin kavmine sözlerindedir:
Sâlih, kavmine önce tevhidi, sonra yaratılışı, ardından istiğfarı ve tövbeyi hatırlatır ve sözünü iki isimle bitirir: "Rabbim yakındır (Karîb), cevap verendir (Mücîb)." Diyanet meali Mücîb'i "duaları kabul eden" diye çevirir. İki ismin birlikteliği anlamlıdır: Cevap, yakın olandan gelir. Uzaktaki birine seslenen bağırır; yakın olana fısıldamak yeter.
Ben yakınım. Kur'an'ın dua hakkındaki en bilinen ayeti, oruç ayetlerinin ortasında gelir:
Ayetin yapısı dikkat çekicidir. Kur'an'da "sana soruyorlar" diye başlayan ayetlerin çoğunda cevap "De ki" ile verilir; burada ise aracı kalkar ve Allah doğrudan konuşur: "Ben şüphesiz onlara yakınım." Dua eden ile duanın muhatabı arasına hiçbir aracı girmez. Ayet ikinci bir cümleyle devam eder: Onlar da davetimi kabul etsinler (fe'l-yestecîbû). İcabet karşılıklıdır: Allah kulun çağrısına, kul da Allah'ın çağrısına cevap verir.
Kimdir darda kalana cevap veren? Kur'an, Mücîb'in en açık görüldüğü anı bir soruyla anlatır:
"Darda kalana (muztar), kendisine yakardığı zaman karşılık veren kimdir?" İnsan bütün kapıların kapandığını hissettiğinde, en samimi duasını eder; çünkü artık hiçbir sebebe güvenemez. Bu yüzden âlimler, darda kalanın duasının icabete en yakın dua olduğunu söylemiştir. Soru bir cevap beklemez; herkesin kalbindeki cevabı hatırlatır.
Bana dua eden yok mu? Hz. Peygamber, gecenin son vaktinde duanın kapısının açık olduğunu şöyle anlatmıştır:
Hadis, Mücîb'in kuluna bir davet de gönderdiğini gösterir: Dua eden yok mu? Çağrı önce O'ndan gelir; kulun duası, bu çağrıya bir cevaptır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mücîb'i, isteyene vermekle, dua edene kabulle, darda kalana yardımla karşılık veren; hatta istenmeden önce veren diye açıklar. Kulun bu isimden payı iki yönlüdür: Önce Rabbinin emirlerine ve yasaklarına icabet etmek; sonra da kullara, özellikle kendisinden bir şey isteyene, gücü yettiğince cevap vermek. İsteyeni boş çevirmemek, bir soruyu cevapsız bırakmamak ve bir daveti geri çevirmemek, bu ismin kuldaki yansımalarıdır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Mücîb ismi, kâinattaki karşılık verme düzenine dikkat çeker. Kuru toprak yağmura hemen cevap verir; tohum ısıya, bitki ışığa yönelir. Bir yavru annesinin sesine, anne yavrusunun ağlamasına karşılık verir. Kâinat, çağrılara cevap veren bir düzenle kurulmuştur.
Derin
Derin
Eyyûb'un duası. Kur'an, dua ve icabetin en dokunaklı örneklerini peygamberlerin hayatından verir:
Eyyûb, uzun süren bir hastalık ve kayıptan sonra Rabbine seslenir. Duasında bir şikâyet yoktur, bir istek bile açıkça dile getirilmez; yalnız hâlini ve Rabbinin merhametini anar: "Başıma bir bela geldi, Sen merhametlilerin merhametlisisin." Cevap hemen gelir: Duası kabul edilir, sıkıntısı giderilir ve ailesi bir misliyle geri verilir. Dua bazen bir istek değil, bir hâlin arzıdır; ve Mücîb, dile getirilmeyeni de işitir ve ona istenenden fazlasıyla karşılık verir.
Karanlıklar içinde. Yûnus'un duası, Kur'an'ın en kısa ve en derin dualarındandır:
Yûnus, kavmine öfkelenip ayrılmış, sonunda bir balığın karnında, "karanlıklar içinde" kalmıştır. Duası üç cümledir: tevhid ("Senden başka tanrı yoktur"), tesbih ("Sen münezzehsin") ve itiraf ("doğrusu ben haksızlık edenlerdenim"). Bir şey istemez; yalnız Rabbini tanır ve kusurunu kabul eder. Cevap gelir: "Biz de ona cevap verip (fe'stecebnâ lehû), onu üzüntüden kurtarmıştık." Ayetin son cümlesi bu icabeti bütün müminlere genişletir: "İnananları böyle kurtarırız." Yûnus'un duası, karanlıkta kalan herkes için bir anahtar olarak asırlarca tekrarlanmış ve dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.
Hayat veren çağrıya icabet. Kur'an, icabetin kuldan beklenen yönünü de açıkça söyler:
"Allah ve Peygamber sizi hayat verecek şeye çağırdığında icabet edin (istecîbû)." Kulun duasına cevap veren Mücîb, kulundan da bir cevap bekler. Ayetin ikinci cümlesi dikkat çekicidir: "Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini bilin." Bir çağrıyı erteleyen, sonra ona cevap verecek bir kalp bulamayabilir; icabetin de bir vakti vardır. Mücîb'in kapısı her an açıktır; ama kulun kalbinin o kapıya dönmesi, ertelendikçe zorlaşır.
İlmî
İlmî
Duanın üç cevabı. Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde aktarılan bir rivayette Hz. Peygamber, günah ve akrabalık bağını koparma içermeyen her duanın üç sonuçtan birine ulaştığını bildirmiştir: Ya istenen hemen verilir, ya ahiret için saklanır, ya da onun benzeri bir kötülük kuldan uzaklaştırılır. Sahâbe "Öyleyse çok dua edelim" deyince Peygamber "Allah'ın vereceği daha çoktur" buyurmuştur. Âlimler bu rivayeti, Mücîb isminin anlamını açıklayan temel metinlerden saymıştır: İcabet, her zaman istenenin aynısını vermek değildir.
Acele etmedikçe. Hz. Peygamber, duanın kabulüne engel olan bir tavrı da bildirmiştir:
Dua bir sabır ilişkisidir; usanıp bırakan, kapının önünden tam açılacakken ayrılmış olabilir. Kulun "cevap gelmedi" dediği yerde, cevap belki henüz vakti gelmemiş bir hâlde beklemektedir.
Dua ve kader. Kelâm tarihinde, her şey takdir edilmişken duanın ne işe yaradığı sorusu tartışılmıştır. Ehl-i Sünnet âlimlerinin yaygın cevabı, duanın da takdirin bir parçası olduğudur: Allah bir şeyin dua sebebiyle olacağını takdir etmiştir; dua, sonucu doğuran sebeplerdendir. Tirmizî'nin Kader bölümünde aktardığı "Kaderi ancak dua geri çevirir" rivayeti bu anlayışın dayanaklarından biri olarak anılmıştır. Bu yaklaşımda dua, kaderle çatışan değil, kaderin içinde işleyen bir sebeptir.
İcabet ile istecâbe. Âlimler, kulun bir çağrıya uymasını anlatan icabet ile Allah'ın duayı kabul etmesini anlatan istecâbe kelimelerinin aynı kökten gelmesini anlamlı bulmuştur. Bakara 186 ikisini aynı ayette kullanır: Allah icabet eder, kul da istecâbe etmelidir. Dua bir tek yönlü talep değil, iki yönlü bir ilişkidir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mücîb
el-Mücîb kalıbı Kur'an'da iki kez geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü ikisini de gösterir. Tekil hâliyle Hûd 61'de, Sâlih'in Semûd kavmine sözünde geçer. Çoğul hâliyle ise Sâffât 75'te, Nûh'un duasının anlatıldığı yerde gelir: Biz ne güzel icabet edenleriz. Kök 43 kelimedir ve en sık kelimesi istecâbe, yani duayı kabul etmek ya da bir çağrıya uymaktır. Bu dersin İlmî seviyesi duanın üç cevabını, acele etmenin engelini, dua ile kaderi ve icabet ile istecâbe farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kayayı yaran kavim |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: erkek olsun, kadın olsun |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: kavimlerin cevabı |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: çoğul ile gelen isim |
Zeccâc: Kayayı yaran kavim. Dilci şârihler kökün ilk anlamını, bir şeyi yararak geçmeyi, ismin anlamıyla birleştirir: Cevap, sessizliği yarıp karşıya ulaşan sözdür. Kökün bu ilk anlamı Kur'an'da yalnız bir kez, Fecr 9'da görülür: Semûd kavmi vadide kayaları yarıp yontmuştur. Dikkat çekici olan, Mücîb isminin tekil geçişinin de aynı kavme söylenmiş olmasıdır. Hûd 61'de Sâlih, kayaları yaran bu kavme Rabbinin yakın ve icabet eden olduğunu bildirir. Dilci için bu rastlantı bir ders taşır: Kayayı yarabilen kavim, kendisine yönelen bir sözü yarıp kalbine ulaştıramamıştır.
Taberî: Erkek olsun, kadın olsun. Âl-i İmrân 190–195, akıl sahiplerinin uzun bir duasını aktarır ve şu cümleyle devam eder: Rableri dualarını kabul etti. İcabetin içeriği de hemen bildirilir: Allah erkek olsun kadın olsun, hiçbir çalışanın amelini boşa çıkarmayacaktır. Taberî'nin aktardığı rivayetler arasında, ayetin Ümmü Seleme'nin hicretle ilgili ayetlerde kadınların anılmadığına dair sorusu üzerine indiği bilgisi de vardır. Bu rivayet doğruysa, ayet bir duaya verilen cevabın, aynı anda bir soruya da cevap olduğunu gösterir. Mücîb'in icabeti, isteyenin dile getirmediği ihtiyacı da kuşatır.
Kuşeyrî: Kavimlerin cevabı. Kökün cevâb kelimesi Kur'an'da dört kez geçer ve dördünde de bir kavmin peygamberine verdiği karşılığı anlatır. A'râf 82 ve Neml 56'da Lût'un kavminin cevabı onları kasabadan çıkarmaktır; Ankebût 24'te İbrâhîm'in kavminin cevabı onu öldürmek ya da yakmaktır; Ankebût 29'da ise azabın getirilmesini istemektir. İşârî tefsir geleneği bu kullanımı Mücîb isminin karşısına koyar. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde iki cevap arasındaki fark, kulun ve Rabbin cevabı olarak anlatılır: İnsanlar kendilerine yönelen bir çağrıya kovarak cevap verir; Mücîb ise kendisine yönelen her çağrıya rahmetle cevap verir.
Râzî: Çoğul ile gelen isim. Sâffât 75'te Allah, Nûh'un kendisine seslendiğini ve kendisinin ne güzel icabet edenler olduğunu söyler. İsim burada çoğul kalıpla gelmiştir. Râzî'nin tefsirinde bu tür çoğul kullanımlar azamet çoğulu olarak açıklanır: Konuşanın büyüklüğünü anlatan bir üsluptur, çokluk bildirmez. Ayetin devamında icabetin içeriği gelir: Nûh ve ailesi büyük sıkıntıdan kurtarılmıştır. Râzî'nin okumasında ne güzel ifadesi bir övgüdür ve icabetin yalnız gerçekleştiğini değil, en güzel biçimde gerçekleştiğini de anlatır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kayayı yarıp sözü yaramayan kavmi, müfessir dile getirilmeyen ihtiyacı da kuşatan icabeti, işârî müfessir insanların kovan cevabı ile Mücîb'in rahmetli cevabını, Râzî ise icabetin en güzel biçimini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Mücîb her çağrıya cevap verir; kula düşen, O'nun çağrısına da cevap verebilmektir.
Durup düşün
- "Dua ettim ama kabul edilmedi" dediğin bir durum var mı? Müslim'deki hadis ve Müsned'deki üç cevap sana ne söylüyor?
- Allah'ın sana yaptığı hangi çağrıya henüz icabet etmedin?
- Senden bir şey isteyen birini son zamanlarda geri çevirdin mi?
Uygulama
Bu gece, mümkünse gecenin son vaktinde kalk ve kısa da olsa dua et; Buhârî'deki hadisi hatırla. Bir sıkıntı anında Yûnus'un duasını oku: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim." Gün içinde senden bir şey isteyen birine, elinden geldiğince, cevapsız bırakmadan karşılık ver. Akşam Tefekkür Defteri'ne, geçmişte ettiğin ve sonradan başka bir biçimde cevap bulduğunu fark ettiğin bir duayı yaz.
Kendini sına
- Mücîb ismi Kur'an'da nerede ve hangi isimle birlikte geçer?
- Bakara 186'nın yapısında dikkat çeken özellik nedir?
- Müslim'deki hadise göre "acele etmek" nedir?
- Yûnus'un duası hangi üç unsurdan oluşur?