Mütekebbir, büyüklükte eşi olmayan, büyüklüğü yalnız kendisine ait olan demektir. Aynı kök insanda en ağır kusurlardan birinin, kibrin adıdır; Allah'a isim olduğunda ise hakikatin kendisini anlatır. Bu ders, büyüklüğün neden yalnız O'na yakıştığını ve "Allâhu ekber" cümlesinin ne söylediğini okur.
Temel
Kelime. Mütekebbir, k-b-r kökünden gelir. Kökün temel anlamı büyüklüktür. Aynı kökten kebîr (büyük), kibriyâ (yücelik, büyüklük), tekbîr (büyüklüğünü ilan etmek) ve kibir (kendini büyük görmek) kelimeleri türer. Türkçede "kibir", "tekbir" ve "Allâhu ekber" hep bu köktendir. Tefe''ul kalıbındaki Mütekebbir, büyüklüğün kendisine ait olduğunu açığa vuran demektir.
İsimler dizisinde. Mütekebbir, Haşr sûresinin isimleri saydığı ayette en sonda gelir ve hemen ardından bir tesbih cümlesi gelir:
Diyanet meali bu ismi "ulu olan" diye verir. Ayetin sonundaki "Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir" cümlesi, büyüklüğün paylaşılamaz olduğunu hatırlatır. Büyüklükte ortak kabul etmek, büyüklüğü bölmektir.
Büyüklük O'nundur. Kur'an bu ismin anlamını bir ayette açıkça söyler:
Diyanet meali Arapçadaki kibriyâ kelimesini "azamet" diye çevirir. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. Ayet bunu hamd ile birlikte anar: Övgü de büyüklük de aynı yere aittir.
Aynı kelime, iki anlam. Mütekebbir kelimesi Allah'a isim olduğunda övgü, insana sıfat olduğunda yergidir. Sebebi basittir: Büyüklük gerçekte kime aitse ona yakışır. Allah'ın büyüklüğü hakikattir; kendini büyük gösterirken gerçeği gösterir. İnsan ise kendini büyük gösterirken kendisine ait olmayanı sahiplenir. Kur'an bu yüzden insandaki kibri, kendini Allah'ın yerine koymanın ilk adımı olarak anlatır.
İlk kibir. Kur'an'da kibrin ilk örneği İblis'tir:
İblis'in secdeden kaçınmasının sebebi "büyüklük taslamak"tır. Başka ayetlerde onun gerekçesi de aktarılır: Kendisini ateşten, Âdem'i topraktan yaratılmış görür ve kendini üstün sayar. İlk isyan bir bilgi eksikliğinden değil, bir kibirden doğar.
Kibrin tarifi. Hz. Peygamber kibri iki cümleyle tarif etmiştir:
Tarif kibri dış görünüşten ayırır: Güzel giyinmek kibir değildir. Kibir iki şeydir: hakkı reddetmek ve insanları hor görmek.
Tekbir. Kur'an Hz. Peygamber'e ilk emirlerinden birinde şöyle der:
Arapçasında emir "fe-kebbir"dir, yani "Rabbinin büyüklüğünü ilan et". Namazın "Allâhu ekber" ile başlaması bu emrin günlük karşılığıdır. "Allâhu ekber", "Allah en büyüktür" ya da "Allah her şeyden büyüktür" demektir: Namaza giren kişi, o anda aklını meşgul eden her şeyin Allah'tan küçük olduğunu ilan eder.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mütekebbir'i, kendi zâtı dışındaki her şeyi kendi büyüklüğü karşısında küçük gören ve bu görüşünde haklı olan diye açıklar. Kula düşen pay, bu anlamın insana yakışan tek biçimidir: Kalbini Allah'tan alıkoyan her şeyi küçük görmek, dünyanın süsleri ve nefsin istekleri karşısında büyüklenmek. Gazâlî'ye göre kulun kibri insanlara değil, onu Allah'tan uzaklaştıran şeylere yönelmelidir.
Kâinattaki izi. Kursun "görmek" basamağında Mütekebbir ismi, insanın kendi küçüklüğünü fark etmesine çağırır: Gece gökyüzüne bakan biri, sayamayacağı kadar yıldız görür; her biri bizim güneşimiz gibi bir güneştir. Bu manzara insanın büyüklük iddiasını sessizce düzeltir.
Derin
Derin
Kibrin sonucu: Görememek. Kur'an kibrin bilgiye de zarar verdiğini söyler:
Ayete göre haksız yere büyüklük taslayanlar ayetleri görseler de inanmaz, doğru yolu görseler de benimsemez. Kibir bir perde gibidir: Kendini büyük gören, kendisinden büyük olanı göremez. Hakkı kabul etmemek, hadisteki tarifin ilk parçasıdır.
Kibir ve sevgi. Kur'an kibirli insanlarla ilgili yargısını sevgi üzerinden verir:
Ayet, Allah'ın gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğini söyledikten sonra büyüklük taslayanları sevmediğini bildirir. Kibir çoğu zaman gizlenir; insan onu kendinden bile saklar. Ayetin ilk yarısı bu gizliliği hatırlatır.
Lokmân'ın öğüdü. Kur'an, bir babanın oğluna verdiği öğütler arasında kibrin gündelik biçimlerini sayar:
İnsanları küçümseyip yüz çevirmek, yeryüzünde böbürlenerek yürümek. Kibir burada bir fikir değil, bir yüz ifadesi ve bir yürüyüştür. Lokmân'ın öğüdü, kibrin bedende nasıl göründüğünü tarif eder. Hemen ardından gelen ayet, kibrin karşısına somut bir ölçü koyar:
Öğüt yasaklamakla kalmaz, bir alternatif de gösterir: ölçülü bir yürüyüş ve alçak bir ses. Tevazu da kibir gibi bedende görünür.
Duadan kaçınmak. Kur'an kibrin en ince biçimlerinden birini dua ile ilişkilendirir:
Ayet önce duaya çağırır, sonra ona kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenleri uyarır. Dua etmek bir ihtiyacı kabul etmektir; kibirli insan ihtiyacını kabul etmekte zorlanır. Bu yüzden dua, kibrin ilacı olarak da okunabilir.
Kibriyâ elbisesi. Hz. Peygamber, büyüklüğün yalnız Allah'a ait olduğunu bir kudsî hadiste şöyle bildirmiştir:
İzâr ve ridâ, Arapların giydiği iki parçalı giysinin adlarıdır. Benzetme, izzet ve büyüklüğün Allah'ın kendisine ait bir örtüsü olduğunu anlatır: Başkasının elbisesini giymeye çalışmak, hem haksız hem gülünçtür.
İlmî
İlmî
Tefe''ul kalıbı. Arapçada tefe''ul kalıbı çoğu zaman bir niteliği taklit etmek, olmadığı hâlde öyle görünmek anlamına gelir: tekebbür (büyüklük taslamak), teşeccu' (cesur görünmek) gibi. Âlimler bu kalıbın Allah için nasıl kullanılabildiğini tartışmıştır. Yaygın açıklamaya göre kalıp burada taklit değil, açığa vurma anlamındadır: Mütekebbir, büyüklüğü gerçekte kendisine ait olan ve bunu açığa vuran demektir. İnsan için aynı kalıp "kendisinde olmayanı taslamak" anlamına döner; bu yüzden insanda kusurdur.
Kebîr, Mütekebbir ve Ekber. Tirmizî listesinde bu kökten iki isim vardır: el-Mütekebbir (11. isim) ve el-Kebîr (38. isim). Kebîr büyüklüğün kendisini, Mütekebbir büyüklüğün açığa vurulmasını ve paylaşılmazlığını öne çıkarır. "Allâhu ekber" ifadesindeki ekber ise bir karşılaştırma kalıbıdır ve dilciler onun "her şeyden daha büyük" mü yoksa "büyüklüğü akla gelen her şeyden daha büyük" mü anlamına geldiğini tartışmıştır. İkinci yoruma göre tekbir, insanın zihninde kurduğu her "büyük" kavramını da aşan bir ilandır.
Kibir ve ucb. Ahlâk kitapları kibri ona yakın bir kusurdan, ucbtan (kendini beğenme) ayırır. Gazâlî İhyâ'da bu ikisine birlikte ayrı bir kitap ayırır. Ayrıma göre ucb, insanın kendi niteliklerine hayran olmasıdır ve bir başkasına ihtiyaç duymaz; insan ıssız bir adada da kendini beğenebilir. Kibir ise bir karşılaştırma içerir: Kendini başkalarından üstün görmek ve onları küçümsemek. Ucb kibrin tohumu gibidir; kendini beğenen, bir gün başkalarını küçümsemeye başlar.
Gereği gibi büyüklemek. Kur'an İsrâ sûresini bir tekbir emriyle bitirir:
Ayetin sonundaki "O'nu gereği gibi büyükle" emri, tekbirin yalnız bir söz olmadığını hatırlatır: Allah'ı büyüklemek, O'na çocuk, ortak ya da yardımcı isnat etmemekle birlikte olur. Tekbirin içeriği, tevhidin kendisidir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mütekebbir
el-Mütekebbir kelimesi Kur'an'da yedi ayette geçer. Bu sayfanın Kur'an'da bölümüne göre bunlardan yalnız biri, Haşr 23, kelimeyi Allah'ın ismi olarak kullanır. Öbür altısı büyüklenen insanlar hakkındadır; dördünde aynı kalıp cümle tekrarlanır: Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür. Cebbâr'da görülen tablo burada daha da keskindir. Bu dersin İlmî seviyesi tefe''ul kalıbını, Kebîr ile farkı ve kibir ile ucb ayrımını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kökün Kur'an'daki fiil kalıpları |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Anlam: iki yorum |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: kibriyânın iki geçişi |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | er-Risâle | Zikir: tevazu |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: ismin türü |
Zeccâc: İki kalıp. Dilci şârihler ismin kalıbını kökün öbür kalıplarıyla birlikte okur. Bu sayfanın Kök ve dil bölümü kökün Kur'an'daki bütün kelimelerini sayar ve dikkat çekici bir sonuç verir: İnsanın büyüklenmesini anlatan en sık fiil istekberedir ve 40 kez geçer. Bu kalıp bir şeyi istemeyi, ona talip olmayı bildirir: İnsan büyüklüğe sahip değildir, onu ister ve kendine mal etmeye çalışır. İblis'in secdeden kaçınışı da Bakara 34'te bu fiille anlatılır. Mütekebbir ise ismin kalıbıdır ve dersin İlmî seviyesinde anlatıldığı gibi Allah için açığa vurmayı bildirir. Dilci için ayrım açıktır: Biri olmayanı ister, öbürü olanı gösterir.
Hattâbî: İki yorum. Hattâbî'nin dua şerhinde bu isim için iki yorum aktarılır. Birincisine göre Mütekebbir, yaratılmışların niteliklerinden yüce ve uzak olandır. İkincisine göre ise yaratılmışlardan azgınlık edenlere karşı büyüklüğünü gösteren, onların büyüklenmesini kıran demektir. Birinci yorum ismi Kuddûs'a yaklaştırır, ikincisi Cebbâr'a. İsmin Haşr 23'te bu ikisinin ardından gelmesi iki yorumun da dizide bir karşılığı olduğunu gösterir.
Beyhakî: Kibriyânın iki geçişi. Delil derleyicisi ismin dayanağını Haşr 23'te ve dersin Derin seviyesindeki kudsî hadiste bulur. Kök verisi bu delile bir karşılaştırma ekler: Kibriyâ kelimesi Kur'an'da yalnız iki kez geçer. Câsiye 37'de göklerde ve yerde büyüklüğün Allah'a ait olduğu bildirilir. Yûnus 78'de ise Firavun'un adamları Mûsâ ile Hârûn'u, yeryüzünün büyükleri olmak istemekle suçlar. Aynı kelime bir ayette Allah'ın sıfatı, öbüründe insanların birbirinden kıskandığı dünya üstünlüğüdür. Kudsî hadisin dediği de budur: Bu elbiseyi paylaşmaya kalkan, ona sahip olmayanı ister.
Kuşeyrî: Tevazu. Kuşeyrî er-Risâle'de huşû ve tevazua ayrı bir bab ayırır. Sûfî gelenekte bu ismin kuldaki payı, ismin kendisini taklit etmek değil, karşısında doğru durmaktır. Büyüklük Allah'a ait olduğuna göre kula düşen, kendini olduğundan büyük görmemektir. Bu gelenekte tevazu, insanın kendini küçük düşürmesi değil, hakikati kabul etmesidir: Kul, sahip olmadığı büyüklüğü bırakınca rahatlar. Ğâfir 27'de Mûsâ'nın büyüklenen herkesten Allah'a sığınması da bu yönden okunur.
Râzî: İsmin türü. Kelâmcı şârih isimleri işaret ettikleri anlamın türüne göre sınıflandırır. Hattâbî'nin birinci yorumu Mütekebbir'i bir nefy ismi yapar: Yaratılmışların eksikliklerinin Allah'tan nefyi. İkinci yorum ise onu fiil ve ilişki bildiren bir isme çevirir: Büyüklenenlere karşı büyüklüğün gösterilmesi. Râzî'nin sınıflama yöntemi bu iki okumanın birbirini dışlamadığını gösterir; aynı isim, bir yönüyle Allah'ın zâtını tenzih eder, öbür yönüyle yaratılmışlarla ilişkisini anlatır.
Karşılaştırma. Beş şârih aynı ismin beş yüzüne bakar. Dilci istemek ile göstermek arasındaki kalıp farkını, Hattâbî iki yorumu, delil derleyici kibriyânın iki geçişini, sûfî tevazuyu, kelâmcı ise ismin türünü öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Büyüklük bir kişiye aitse ona yakışır; ait olmayana taslandığında kusurun ta kendisi olur.
Durup düşün
- Hadisteki tarife göre kibir iki şeydir: hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek. Bu ikisinden hangisi sende daha gizli duruyor?
- Namaza "Allâhu ekber" diyerek başladığında, o anda zihnini meşgul eden hangi "büyük" şey küçülüyor?
- Lokmân'ın öğüdündeki gibi, bedeninde kibrin göründüğü bir yer var mı: bir bakış, bir ses tonu, bir yürüyüş?
Uygulama
Bugün bir konuşmada haklı olmadığını fark ettiğin bir an olursa bunu açıkça kabul et. Ya da genellikle küçümsediğin birinin bir iyiliğini fark edip ona söyle. Akşam Tefekkür Defteri'ne, hakkı kabul etmenin ya da birini takdir etmenin içinde neye dokunduğunu yaz.
Kendini sına
- Mütekebbir kelimesi Allah için neden övgü, insan için neden yergidir?
- Hz. Peygamber kibri nasıl tarif etmiştir?
- Kur'an'da kibrin ilk örneği kimdir ve kibri neye yol açmıştır?
- Gazâlî'ye göre kulun Mütekebbir isminden payı nedir?