Kuddûs, her türlü eksiklikten, kusurdan ve yakışmayan nitelikten arınmış demektir. İnsan zihni Allah'ı düşünürken kendi dünyasından benzetmelerle düşünür; Kuddûs ismi bu benzetmelerin hepsini aşan bir temizliği anlatır. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki "kutsal" kavramıyla ve kalbe düşen payıyla okur.
Temel
Kelime. Kuddûs, k-d-s kökünden gelir. Kökün temel anlamı temizlik ve arınmışlıktır. Aynı kökten takdîs (kutsamak, yüceltip her eksiklikten uzak tutmak), mukaddes (kutsal, arınmış) ve kudüs (temizlik, kutsallık) kelimeleri türer. Türkçede "kutsal" ve "mukaddes" diye kullandığımız kelimeler de bu köktendir; Kudüs şehrinin adı da ondan gelir. Fu'ûl kalıbındaki Kuddûs, niteliğin en yüksek derecesini anlatır: yalnız temiz değil, hiçbir eksikliğin yaklaşamayacağı kadar arınmış.
İsimler dizisinde. Kuddûs, Haşr sûresinde el-Melik isminden hemen sonra gelir:
Aynı sıra Cuma sûresinin açılışında da vardır:
İki ayette de Kuddûs, hükümdar anlamındaki Melik'in yanındadır. İnsan hükümdarlığı çoğu zaman zulümle, çıkarla ve keyfîlikle karışır. Kuddûs isminin hemen ardından gelmesi, Allah'ın hükümranlığını bu kirlerin hepsinden ayırır.
Meleklerin takdîsi. Kur'an'da takdîs kelimesi ilk kez meleklerin ağzından duyulur. İnsanın yaratılacağı haber verildiğinde melekler şöyle der:
Meleklerin sözünde iki fiil yan yanadır: överek tesbih etmek ve takdîs etmek. Tesbih Allah'ı eksiklikten uzak tutmak, takdîs ise O'nu yücelterek her türlü kirden arınmış bilmektir. Ayetin sonundaki cevap da bir derstir: Melekler bile Allah'ın bildiğini bilmez.
Kutsal olan yerler. Kur'an bazı yerleri "mukaddes" diye anar. Mûsâ'ya ilk vahyin geldiği vadi bunlardan biridir:
Mûsâ'dan ayakkabılarını çıkarması istenir. Kutsal bir yere girerken bir edep gösterilir. Mûsâ'nın kavmine girmeleri emredilen topraklar da "mukaddes" diye anılır:
Ayette kutsal toprak "Allah'ın size yazdığı" yer diye tanıtılır. Kur'an'a göre bir yerin kutsallığı kendinden değil, Allah'ın orayı seçmesinden ve orada tecelli etmesinden gelir. Bu yüzden kutsal bir yer, insana bir ayrıcalık değil bir sorumluluk yükler: Kavim geri dönerse kaybedenlerden olacaktır.
Kutsal Ruh. Kur'an vahyi getiren meleği Cebrâil'i de bu kökten bir isimle anar:
Vahyi getirenin "Rûhu'l-kudüs" diye anılması, vahyin kaynağındaki temizliği vurgular: Kur'an, her türlü karışıklıktan ve sahtelikten arınmış bir kaynaktan gelir.
Namazdaki karşılığı. Hz. Peygamber'in rükû ve secdelerinde okuduğu tesbihlerden biri bu isimle kurulur:
Kâinattaki izi. Kursun "görmek" basamağında Kuddûs ismi, kâinattaki temizliğin ve düzenin işaretlerini fark etmeye çağırır: Kendini arıtan su, bozulanı ortadan kaldıran toprak, havayı yenileyen yapraklar. Kâinatta bozulma vardır ama bozulmanın hemen yanında onu gideren bir arınma da işler.
Kulun payı. Gazâlî'ye göre kula bu isimden düşen pay, bilgisini ve iradesini arındırmaktır: Bilgisini yalnız hayal ve vehimle ulaşılan şeylerle sınırlamamak, iradesini de nefsin geçici arzularından temizlemek. Kalp dünyaya yapışan isteklerden arındıkça, yüce olana yönelmeye elverişli hâle gelir.
Derin
Derin
Tenzîh: Benzetmeyi aşmak. Kuddûs ismi kelâmdaki tenzîh ilkesinin karşılığıdır: Allah'ı yaratılmışlara benzemekten uzak tutmak. Kur'an bu ilkenin en kısa ifadesini şöyle verir:
Ayet bir yandan "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" der, öte yandan "O işitendir, görendir" diye iki nitelik bildirir. Âlimler bu dengeye dikkat çekmiştir: Tenzîh, Allah'ı niteliksiz bırakmak değildir; nitelikleri kabul edip onları yaratılmışların nitelikleriyle aynı saymamaktır. Allah işitir, ama bir kulak ve bir ses dalgasıyla işitmez; görür, ama bir göz ve bir ışıkla görmez.
Vasıflandırmalardan münezzeh. Kur'an insanların Allah'a yakıştırdığı nitelikleri de reddeder. Sâffât sûresinin sonu bu reddi bir tesbihle yapar:
İnsanlar Allah'a çocuk, eş ya da ortak isnat etmiştir. Ayet bunların hepsini "onların vasıflandırmaları" diye toplar ve Rabbin bunlardan münezzeh olduğunu bildirir. Kuddûs ismi bu tesbihin isim hâlidir: Tesbih kulun yaptığı bir iştir, Kuddûs ise o işin yöneldiği niteliğin adıdır.
Temizlenenleri sever. Kuddûs ismi Allah'ın arınmışlığını anlatır; Kur'an ise insanın arınma çabasını sevgiyle karşılar:
Ayetin son cümlesi iki grubu yan yana koyar: tövbe edenler ve temizlenenler. Tövbe iç temizliğidir, temizlenmek dış temizliği de kapsar. Kur'an ikisini ayırmaz; ikisi de aynı sevgiye konu olur. İslâm'ın ibadet hayatında temizliğin bu kadar merkezî olması, abdestin ve guslün namazdan önce gelmesi, bu bağlantının pratik karşılığıdır.
Hz. Peygamber temizliğin imandaki yerini şöyle özetlemiştir:
Hadisin bu ilk cümlesi, beden temizliğini bir görgü kuralı olmaktan çıkarıp imanın içine yerleştirir. Hadisteki "temizlik" kelimesi yalnız abdestle sınırlı okunmak zorunda değildir; kalbin kötü huylardan arınması da bu kavramın içinde düşünülebilir. Böyle okunduğunda Kuddûs ismi iki temizliğin ortak kaynağı olur.
Gazâlî: Akla gelen her şeyden öte. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kuddûs'ü, duyuların algıladığı, hayalin kurduğu ve aklın tasarladığı her nitelikten arınmış olan diye açıklar. Ona göre insan, kendinde bir mükemmellik saydığı nitelikleri bile Allah'a aynen taşıyamaz; çünkü insanın mükemmellik dediği şey çoğu zaman bir eksikliğin giderilmesidir. Kuddûs ismi, bu insanî ölçülerin de üstündedir.
İlmî
İlmî
Tesbih ile takdîs. Âlimler Bakara 30'da yan yana gelen iki kelimenin farkını tartışmıştır. Bir görüşe göre tesbih, Allah'tan eksikliği nefyetmek; takdîs ise O'nu yüce niteliklerle anmaktır. Başka bir görüşe göre iki kelime yakın anlamlıdır ve birlikte kullanılmaları vurgu içindir. Bir diğer açıklamaya göre takdîs, tesbihin bir adım ötesidir: Tesbih eksikliği reddeder, takdîs ise o eksikliğin hiç yaklaşamayacağını ilan eder.
Kuddûs ile Selâm. Haşr 23'te Kuddûs'ten hemen sonra es-Selâm gelir. İki isim de bir arınmışlık anlatır ve âlimler aralarındaki farkı açıklamaya çalışmıştır. Yaygın bir ayrıma göre Kuddûs, Zâtın ve niteliklerin her eksiklikten arınmış olmasını; Selâm ise bu arınmışlığın sonucu olarak esenliğin ve güvenliğin kaynağı olmayı öne çıkarır. Bu ayrım kesin bir kural değil, iki ismin vurgusunu ayırt etmeye yarayan bir yorumdur.
Tenzîh ve teşbih arasında. Kelâm tarihinde Kuddûs isminin anlattığı tenzîh iki uçtan korunmaya çalışılmıştır. Bir uçta Allah'ı yaratılmışlara benzeten teşbih görüşleri, öbür uçta Allah'ı bütün niteliklerden soyutlayan ta'tîl görüşleri yer alır. Ehl-i Sünnet âlimleri Şûrâ 11'i bu iki uç arasındaki yolun ayeti olarak okumuştur: Benzetme yok, ama nitelikler inkâr da edilmez.
Kudüs'ün adı. Kudüs şehri Arap kaynaklarında Beytü'l-Makdis ya da Beytü'l-Mukaddes diye anılır; her iki ad da bu kökten gelir. İsrâ sûresinin ilk ayeti, Hz. Peygamber'in gece yolculuğunu Mescid-i Aksâ'ya kadar anlatır ve bu yolculuğu bir tesbih kelimesiyle açar:
Ayetin "sübhâne" kelimesiyle başlaması, olağanüstü bir olayın anlatısını Allah'ı her eksiklikten uzak tutan bir ifadeyle açar. Kutsal mekân ile Kuddûs ismi burada aynı ayette buluşur.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Kuddûs
el-Kuddûs, tenzîhin, yani Allah'ı her eksiklikten ve her benzetmeden arındırmanın ismidir; bu yüzden şerhlerde hemen her şârih bu ismi kendi tenzîh anlayışını göstermek için kullanır. Bu dersin Derin ve İlmî seviyeleri tenzîh ilkesini, tesbih ile takdîs farkını ve kelâmdaki iki ucu anlatır. Bu bölüm, aynı ismin beş şârihin elinde nasıl farklı bir soruya cevap olduğunu yan yana koyar: kelimenin nadir kalıbı, dua içindeki yeri, kalbin arınması, aklın sınırı ve tenzîh ile teşbih arasındaki denge.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: nadir bir kalıp ve mübalağa |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Dua: rükû ve secde tesbihindeki yeri |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: kalbi Allah'tan başkasından arındırmak |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: aklın kurduğu her tasavvurdan arınmışlık |
| İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) | Fusûsu'l-hikem | Tasavvuf: tenzîh ile teşbihin birlikte tutulması |
Zeccâc: Kalıbın şiddeti. Dilci şârihler el-Kuddûs'ün kalıbına dikkat çeker. Kelime, Arapçada az görülen ve bir niteliğin son derece yoğun olduğunu anlatan bir kalıptadır; dilciler aynı kalıpta yalnız birkaç kelime sayar ve bunların başında, Hz. Peygamber'in tesbihinde onunla yan yana gelen sübbûh kelimesini anarlar. Bu geleneğe göre isim, arınmışlığın derece derece değil, tam ve eksiksiz olduğunu kalıbın kendisiyle söyler. Bazı dilcilerin kelimenin ilk hecesinin fethayla okunuşunu da aktardığı bilinir.
Hattâbî: Duanın içindeki isim. Hadis ve dua merkezli şerhlerde el-Kuddûs, Hz. Peygamber'in rükû ve secdede okuduğu tesbihle birlikte ele alınır; bu dersin Temel seviyesi o tesbihi işler. Bu geleneğin vurgusu, ismin bir tanım olarak değil, bir hitap olarak öğretilmiş olmasıdır: Kul el-Kuddûs'ü önce secdede, en alçak hâlindeyken anar. Hattâbî gibi şârihler, ismin anlamını bu dua bağlamından açıklayan âlimler arasında anılır.
Kuşeyrî: Kalbin arınması. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde bu ismin kula yönelen yüzü, kalbin temizlenmesidir. el-Kuddûs'ü anan kul, Allah'ın her eksiklikten arınmış olduğunu söylerken kendi kalbini de O'ndan başkasına bağlanmaktan arındırmaya çağrılır. Bu dersin Temel seviyesinde anlatılan Gazâlî yorumu kulun bilgisini ve iradesini arındırmasını öne çıkarır; Kuşeyrî'nin dili ise daha çok zikrin içinden konuşur ve arınmayı bir an değil, sürekli bir hâl olarak anlatır.
Râzî: Aklın sınırı. Kelâmcı şârihler için el-Kuddûs, Allah'ın insan aklının kurabileceği her tasavvurdan münezzeh olmasının adıdır. Râzî'nin de içinde bulunduğu gelenekte bu isim, Allah'a cisim, yer ve yön gibi yaratılmışlara ait niteliklerin nispet edilemeyeceği ilkesine dayanak yapılır. Bu yaklaşımda tenzîh yalnız eksiklikleri değil, insanın kemal sandığı ama yaratılmışlara özgü olan nitelikleri de kapsar. Dersin Derin seviyesinde Gazâlî'ye nispet edilen, akla gelen her şeyden öte olma yorumu bu kelâmî çizgiyle örtüşür.
İbnü'l-Arabî: İki gözle bakmak. İbnü'l-Arabî, Fusûsu'l-hikem'in Nûh peygambere ayrılan bölümünde tenzîh ile teşbih arasındaki ilişkiyi tartışır. Bu okula göre yalnız tenzîh eden de, yalnız teşbih eden de eksik kalır; doğru olan, ikisini birlikte tutmaktır. el-Kuddûs ismi bu okulda tenzîhin en saf ifadesidir, ama tek başına bırakıldığında Allah'ı âlemden kopuk bir soyutlamaya çevirme riski taşır. Bu yorum kelâmcıların yaklaşımından ayrılır ve dersin İlmî seviyesinde anlatılan iki uç tartışmasına üçüncü bir ses ekler.
Karşılaştırma. Beş şârih aynı arınmışlığa farklı yerlerden bakar. Dilci onu kalıpta, hadisçi duada, sûfî kalpte, kelâmcı aklın sınırında görür. İbnü'l-Arabî okulu ise tenzîhin kendisini bile bir dengenin içine yerleştirir. Ortak noktaları şudur: el-Kuddûs, insanın Allah hakkında kurduğu her resmin O'nun karşısında yetersiz kaldığını hatırlatır.
Durup düşün
- Allah'ı düşünürken zihnine gelen hangi benzetmeleri fark ediyorsun? Kuddûs ismi bunlardan hangisini aşmanı istiyor?
- Hayatında "kutsal" saydığın bir yer, bir zaman ya da bir ilişki var mı? Onu kutsal kılan nedir?
- Gazâlî'ye göre iradeyi arındırmak ne demektir? Senin iraden en çok hangi arzuyla bulanıyor?
Uygulama
Bugün abdest alırken ya da elini yüzünü yıkarken, bedenin temizlenmesinin yanında kalbinden temizlemek istediğin bir şeyi düşün: bir kırgınlık, bir kıskançlık, bir önyargı. Akşam Tefekkür Defteri'ne, o şeyi seçtiğin anda içinde ne olduğunu yaz.
Kendini sına
- Kuddûs kelimesinin kökü ve temel anlamı nedir?
- Şûrâ 11 tenzîh ilkesini nasıl dengeler?
- Gazâlî'ye göre kulun Kuddûs isminden payı nedir?
- Hz. Peygamber rükû ve secdede bu isimle hangi tesbihi okurdu?