İçeriğe geç

Bölüm TT-101.01 · Seviye 1 — Türk Tarihi OmurgasıSeviye 1

"Türk" adı nereden geliyor?

TT-101 Türklerin Kökeni ve Bozkır Dünyası

2.747 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
552–1924
Bölge
Bozkır · Orta Asya · Doğu Asya · Anadolu
Tema
Fikirler · Tarih yöntemi
Kişiler
Bumin Kağan · İstemi Kağan · Bilge Kağan · Kül Tegin · Kaşgarlı Mahmud · Linghu Defen · Gerard Clauson · İbrahim Kafesoğlu · Peter B. Golden · Christopher I. Beckwith
Yerler
Ötüken · Orhun · Altay Dağları · Turfan · Kaşgar · Ankara
Sınav
YKS · KPSS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • «Türk» adının yazılı kaynaklarda ilk kez nerede ve hangi siyasi topluluk için kullanıldığını, bu adın bir hanedanın ve bir devletin adından geniş bir halklar ailesinin adına nasıl dönüştüğünü açıklayabileceksin.
  • Çin yıllıklarındaki köken anlatısını, Orhun yazıtlarının dilini ve 1924 Anayasası'nın tanımını karşılaştırarak aynı adın farklı çağlarda nasıl farklı anlamlar taşıdığını değerlendirebileceksin.
  • Adın anlamı ve kökeni üzerine ileri sürülen görüşleri, dayandıkları kanıtlarla birlikte karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — dağın şekli, miğferin adı

Yedinci yüzyılın ilk yarısında Çin'in başkentinde, yeni kurulmuş bir hanedanın görevlendirdiği tarihçiler, kuzeydeki bozkırda büyük bir güç olarak yükselen bir halkın geçmişini yazmaya çalışıyordu. Elinde birbirini tutmayan anlatılar vardı. Birine göre bu halkın ataları, kurt tarafından beslenen bir çocuktan türemişti. Öbürüne göre başka bir soydan geliyorlardı. Ama adlarının kaynağı konusunda kısa ve kendinden emin bir açıklama yaptılar: bu insanlar, bugünkü Altay Dağları olduğu düşünülen Altın Dağ'ın eteğinde yaşıyordu; dağın şekli bir savaş miğferine benziyordu; onların dilinde miğfere «Türk» deniyordu ve onlar da bu adı kendilerine almışlardı. Bu açıklama doğru muydu? Bugün dünyada yüz milyonlarca insanın kendini tanımladığı bir ad, gerçekten bir dağın şeklinden mi geliyordu? Bu ders, «Türk» adının ilk kez kimler için kullanıldığını, nasıl yayıldığını ve anlamı üzerine neler bildiğimizi soruyor.

Bağlam — bir ad, bir devlet

«Türk» adı, yazılı kaynaklarda altıncı yüzyılın ortalarında belirgin biçimde ortaya çıkar. Moğolistan bozkırında o sırada egemen olan ve Çin kaynaklarında Juan-juan ya da Rouran adıyla anılan bir topluluğa bağlı olarak demircilik yapan bir topluluk, Bumin Kağan önderliğinde 552'de bu egemenliğe son verdi ve kendi devletini kurdu. Bu devletin hanedanı Aşina adlı bir soydu; devletin ve onun çevresindeki boyların adı ise «Türk»tü. Tarihçiler bu devleti, sonraki Türk devletlerinden ayırmak için çoğunlukla Göktürk Kağanlığı olarak adlandırır.

Göktürk devleti kısa sürede bozkırın en büyük gücü oldu. Bumin'in kardeşi İstemi Kağan batıya yönelerek Orta Asya'yı egemenliği altına aldı ve Bizans ile Sasani İranı arasındaki diplomasiye katıldı. Böylece «Türk» adı, birkaç on yıl içinde Çin'den Bizans'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada duyuldu. Bizanslı yazarlar da artık bu halktan söz ederken onların kendi kullandığı adı yazıyordu.

Gelişme — taşa yazılan ad

«Türk» adını Türklerin kendi diliyle ve kendi yazısıyla taşıyan en eski büyük metinler, sekizinci yüzyılın başında Moğolistan'daki Orhun vadisinde dikilen yazıtlardır. 732'de Kül Tegin için ve 735'te onun ağabeyi Bilge Kağan için dikilen bu taşlarda, «Türk budun», yani Türk halkı ifadesi defalarca geçer. Yazıtlar, devletin kutsal merkezi sayılan Ötüken ormanlık dağlarını över, Türklerin bir dönem Çin egemenliğine girdiğini, sonra yeniden bağımsızlık kazandığını anlatır ve okuyucuya, yani Türk beylerine ve halkına, öğütler verir.

Yazıtlarda «Türk» adı, bir siyasi topluluğun, yani kağana bağlı boyların ve halkın adıdır. Aynı yazıtlarda Oğuzlar, Kırgızlar ve başka topluluklar da anılır; bunların bir kısmı dil bakımından akraba olsa da kendilerini «Türk» olarak adlandırmazlar ve zaman zaman Göktürklerin düşmanıdır. Bu ayrıntı önemlidir: sekizinci yüzyılda «Türk», henüz bütün akraba dilleri konuşanları kapsayan bir ad değil, belirli bir devletin ve onun halkının adıydı.

Dönüş noktası — bir devletin adından bir halklar ailesinin adına

Göktürk Kağanlığı 744'te yıkıldı; ama «Türk» adı ortadan kalkmadı, tam tersine genişledi. Sonraki yüzyıllarda Müslüman Arap ve Fars yazarlar, Orta Asya'nın bozkırlarında yaşayan ve akraba diller konuşan bütün halkları «Türk» diye anmaya başladı. On birinci yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, Bağdat'ta Araplara Türkçeyi öğretmek için yazdığı büyük sözlükte, «Türk» adını çok sayıda boyun ortak adı olarak kullandı ve bu boyların dillerini karşılaştırdı. Böylece ad, bir hanedanın ve devletin adından, ortak bir dil ailesine bağlı geniş bir halklar topluluğunun adına dönüştü.

Aynı yüzyıllarda Avrupalılar da Anadolu'ya yerleşen Selçukluları ve sonra Osmanlıları «Türk» diye andı; on ikinci yüzyıldan itibaren bazı Avrupa kaynaklarında Anadolu için «Türklerin ülkesi» anlamına gelen adlar kullanılmaya başladı. Osmanlı yönetici sınıfı ise uzun süre kendini öncelikle din ve hanedan üzerinden tanımladı; «Türk» sözcüğü kimi zaman köylüleri ve göçebeleri anlatan bir ad olarak kullanıldı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında Türk milliyetçiliğinin yükselişiyle ad, yeniden siyasi bir kimliğin merkezine yerleşti.

Cevap — dağ mı, güç mü, devlet mi?

«Türk» adının kesin kökenini bilmiyoruz. Çin yıllıklarındaki «miğfer» açıklaması, en eski yazılı açıklamalardan biridir, ama dil araştırmalarıyla doğrulanmamıştır. Pek çok dilbilimci, sözcüğün Eski Türkçede «güç, kuvvet» ya da «olgunluk, en güçlü çağ» anlamına gelen bir kökle ilişkili olduğunu düşünür; bazıları ise başka açıklamalar önerir. Ama tarih açısından daha sağlam olan bilgi şudur: «Türk», altıncı yüzyılda bir hanedanın önderliğindeki bir devletin ve onun halkının adı olarak tarih sahnesine çıktı; sonraki yüzyıllarda, akraba dilleri konuşan geniş bir halklar ailesinin adına dönüştü. Adın anlamı tartışmalı kalsa da, nasıl yayıldığı büyük ölçüde izlenebilir.

Yaygın yanlış«"Türk" adı her zaman bugünkü anlamıyla, akraba dilleri konuşan bütün halkları kapsıyordu.»
Doğrusu

Ad, yazılı kaynaklarda ilk ortaya çıktığında belirli bir devletin, Göktürk Kağanlığı'nın ve onun halkının adıydı. Orhun yazıtlarında Oğuzlar ya da Kırgızlar gibi akraba diller konuşan topluluklar «Türk»ten ayrı anılır. Adın akraba dilleri konuşan bütün halkları kapsayacak biçimde genişlemesi, büyük ölçüde sonraki yüzyıllarda, özellikle Müslüman yazarların ve sözlükçülerin kullanımıyla gerçekleşti. Bugün dilbilimciler bu halkların dillerini «Türk dilleri» olarak sınıflandırır; ama bu ortak ad, tarihsel bir sürecin sonucudur, başlangıçtaki durum değildir.

Bugünle bağ — bir adın yolculuğu

Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin adı, «Türk» sözcüğünü taşır; aynı sözcük, Orta Asya'dan Sibirya'ya ve Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan, akraba diller konuşan pek çok halkı anlatmak için de kullanılır. Ankara'da 1924'te yazılan anayasa maddesi, bu adı bir vatandaşlık adı olarak tanımladı; Orhun'daki taşlar ise onu on dört yüzyıl önce bir bozkır devletinin adı olarak kaydetmişti. Bir adın bu kadar uzun bir yolculukta anlamını nasıl değiştirdiğini izlemek, tarihçinin temel işlerinden biridir: adın kendisi aynı kalsa da, onu kimin, kimin için ve hangi amaçla kullandığı her çağda yeniden sorulmalıdır.

Birincil kaynak

732'de dikilen Kül Tegin yazıtının doğu yüzünün başından, Eski Türkçe metnin Latin harfleriyle okunuşu:

Üze kök teŋri asra yagız yer kılıntukda ekin ara kişi oglı kılınmış. Kişi oglınta üze eçüm apam Bumın kagan İstemi kagan olurmış. Olurupan Türk budunuŋ ilin törüsin tuta birmiş iti birmiş.

Türkçesi: Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan tahta oturmuş. Tahta oturarak Türk halkının devletini ve töresini tutmuş, düzenlemişler.

Kaynak: Kül Tegin yazıtı, doğu yüzü, 1–3. satırlar, Orhun vadisi, 732; Eski Türkçe metnin yaygın okunuşu. Türkçesi bizim.

Bu satırlar, yazıtı diktiren Bilge Kağan'ın ağzından yazılmıştır ve devletin geçmişini kendi soyunun bakışıyla anlatır. Metin bir anıt yazısıdır; okuyucusu, kağanın çevresindeki beyler ve halktır.

  1. Yazıt, Türklerin tarihini dünyanın yaratılışıyla başlatıyor. Bu başlangıç, Türk kağanlarının ve devletinin meşruiyeti hakkında ne anlatıyor?
  2. «Türk budun» ifadesi, Çin yıllıklarındaki «Tujue» adıyla karşılaştırıldığında, adın içeriden ve dışarıdan nasıl kullanıldığı hakkında ne söylüyor?
  3. Yazıtın ataları olarak Bumin ve İstemi'yi anması, «Türk» adının belirli bir hanedanla ilişkisini nasıl gösteriyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Gerard Clauson (1972) — An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish adlı sözlüğünde, sözcüğün eski metinlerdeki kullanımlarını inceleyerek «türk» kökünün «olgunluk, gücün en yüksek noktası» ve sıfat olarak «güçlü» anlamlarıyla ilişkili olduğunu öne sürdü; «miğfer» açıklamasını dilsel kanıtlarla desteklenmeyen bir yorum olarak gördü.
  • İbrahim Kafesoğlu (1977) — Türk kültürü üzerine yazdığı çalışmalarında, adın kökeni üzerine ileri sürülen görüşleri değerlendirdi; adın «güçlü, kuvvetli» anlamını öne çıkaranlar arasında yer aldı ve «Türk» adının Göktürk devletiyle birlikte siyasi bir kimliğe dönüşmesinin önemini vurguladı.
  • Peter B. Golden (1992) — An Introduction to the History of the Turkic Peoples adlı kitabında, «Türk» adının önce Aşina hanedanının önderliğindeki siyasi birliğin adı olduğunu, zamanla bu birliğe katılan ve akraba diller konuşan pek çok topluluğa yayıldığını; etnik adların bozkırda çoğu zaman siyasi birliklerle birlikte doğup değiştiğini gösterdi.
  • Christopher I. Beckwith (2009) — Empires of the Silk Road adlı kitabında, Aşina hanedanının adının İran dillerinden, büyük olasılıkla Saka dilinden gelmiş olabileceğini ileri sürdü; bu görüş, Türk hükümdar soyunun bozkırdaki çok dilli ve çok kültürlü ortamla ilişkisini tartışmaya açtı.

Bu tarihçiler, adın kökenini farklı açılardan inceler. Clauson ve Kafesoğlu, sözcüğün anlamına ve Türkçedeki köküne bakar. Golden, adın siyasi bir birlikten bir halklar ailesine nasıl yayıldığını izler. Beckwith ise hükümdar soyunun adını bozkırın çok dilli ortamı içinde değerlendirir. Bu tartışma, bir halkın adının kökeni ile o halkın tarihinin kökeninin aynı şey olmadığını da hatırlatır: ad bir yerden ödünç alınmış ya da bir anlamdan doğmuş olabilir, ama onu taşıyan topluluk tarih içinde biçimlenmiştir.

Derine İn

«Türk» adının Çince kaynaklarda nasıl yazıldığı, adın kökeni tartışmasında önemli bir ipucudur. Çince yazıcılar, yabancı adları kendi seslerine en yakın işaretlerle yazıyordu; «Tujue» olarak okunan yazım, eski Çincede bugünkünden farklı okunuyordu ve dilbilimciler bu yazımın arkasında Türkçe bir «Türküt» ya da benzeri bir biçim bulunabileceğini tartışır. Bazı araştırmacılar, sözcüğün sonundaki ekin bir çoğul eki olabileceğini öne sürer. Bu tür tartışmalar, eski bir adın kökenini ararken yalnızca anlamına değil, farklı dillerde nasıl yazıldığına ve okunduğuna da bakmak gerektiğini gösterir.

Kurt motifi, Türklerin köken anlatılarında önemli bir yer tutar. Çin yıllıklarına göre Göktürk sancaklarının tepesinde altın bir kurt başı bulunuyordu; kağanın muhafızları da «kurt» anlamına gelen bir adla anılıyordu. Bu motif, sonraki yüzyıllarda başka Türk ve Moğol topluluklarının köken anlatılarında da karşımıza çıkar. Ama kurt motifinin bozkır halklarının pek çoğunda görülmesi, onun yalnızca bir halka ait olmadığını, geniş bir bozkır kültürünün ortak simgelerinden biri olduğunu gösterir.

Bozkırda adlar sık sık değişiyordu. Bir boy, güçlü bir hanedanın egemenliğine girdiğinde onun adını alabiliyor; o hanedan yıkıldığında başka bir adla anılmaya başlayabiliyordu. Göktürklerden sonra bozkırda egemen olan Uygurlar ya da daha sonraki Kıpçaklar gibi topluluklar da kendi adlarıyla anıldı. Bu yüzden tarihçiler, eski kaynaklarda geçen bir adın bugünkü bir halkla doğrudan ve değişmeden özdeş olduğunu varsaymamaya özen gösterir; adların, siyasi birliklerle birlikte doğup değişen etiketler olduğunu hesaba katar.

Avrupa'da «Türk» adı, Orta Çağ'ın sonlarından itibaren çoğunlukla Osmanlılar için kullanıldı ve zamanla Müslümanları anlatan genel bir ad gibi de kullanılabildi. Rönesans Avrupası'nın metinlerinde «Türk», hem bir askerî tehdidin hem de merak edilen bir başka dünyanın adıydı. Bu dışarıdan bakış, adın anlamını Avrupa'da uzun süre belirledi ve kimi zaman önyargılı imgelerle yüklenmesine yol açtı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde, aydınlar arasında Türklerin Orta Asya'daki kökenine ve Orhun yazıtlarına büyük bir ilgi doğdu. 1893'te Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen'in Orhun yazıtlarını okumayı başarması, bu ilgiyi büyük ölçüde artırdı. Türk milliyetçiliği, bu yazıtları ve eski bozkır devletlerini, modern bir ulusal kimliğin tarihsel temeli olarak benimsedi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk tarihinin kökenleri üzerine yürütülen çalışmalar da bu ilginin devamıydı.

Bugün «Türk» adı, iki farklı ama birbiriyle ilişkili anlamda kullanılır ve bu iki anlam günlük dilde sık sık birbirine karışır. Bir yanda, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarını anlatan bir vatandaşlık adıdır. Öbür yanda, Türkiye'den Orta Asya'ya ve Sibirya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada akraba diller konuşan halkların, yani Türk dillerini konuşan halkların ortak adıdır. Bu halkların her biri kendi adını taşır; Kazaklar, Özbekler, Kırgızlar, Türkmenler, Azerbaycanlılar ve başkaları, ortak bir dil ailesine bağlı olmakla birlikte farklı tarihlere ve kimliklere sahiptir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Talat Tekin, A Grammar of Orkhon Turkic (Bloomington: Indiana University, 1968).
  • Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish (Oxford: Clarendon Press, 1972).
  • İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü (Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1977).
  • Denis Sinor (ed.), The Cambridge History of Early Inner Asia (Cambridge: Cambridge University Press, 1990).
  • Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples (Wiesbaden: Harrassowitz, 1992).
  • Christopher I. Beckwith, Empires of the Silk Road: A History of Central Eurasia from the Bronze Age to the Present (Princeton: Princeton University Press, 2009).

Arşiv ve kaynak

«Türk» adının tarihine ilişkin kaynaklar arasında Orhun ve Yenisey yazıtları, Çin hanedan yıllıklarının Türkler bölümleri, Bizanslı tarihçilerin anlatıları, Müslüman coğrafyacıların ve tarihçilerin eserleri, Kaşgarlı Mahmud'un sözlüğü ve Osmanlı ile Cumhuriyet dönemlerinin hukuki ve siyasi metinleri vardır. Zhou Hanedanı Tarihi'nin Türkler bölümü Çince Vikikaynak'ta, 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Türkçe Vikikaynak'ta okunabilir; Orhun yazıtları ise Moğolistan'da yerinde ve çok sayıda bilimsel baskıda incelenebilir.

Açık sorular

  • «Türk» adının anlamı, onu taşıyan halkın tarihini anlamak için ne kadar önemlidir?
  • Bir hanedanın ve devletin adı, hangi koşullarda geniş bir halklar ailesinin adına dönüşebilir?
  • Aynı adın bir vatandaşlık adı ve bir dil ailesinin adı olarak birlikte kullanılması, ne tür karışıklıklara yol açabilir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) «Türk» adını taşıyan ilk büyük siyasi yapı olan kağanlık hangi yıl kuruldu? A) 732 B) 744 C) 552 D) 1070
  2. (Hedef 1) Göktürk Kağanlığı'nı kuran ve yöneten hükümdar soyunun adı nedir? A) Aşina B) Juan-juan C) Uygur D) Oğuz
  3. (Hedef 2) Zhou Hanedanı Tarihi'ne göre «Türk» adı nereden gelir? A) Bir ırmağın adından B) Bir kağanın adından C) Bir kentin adından D) Miğfere benzeyen bir dağın şeklinden
  4. (Hedef 2) 1924 Anayasası'nın 88. maddesi «Türk» adını neye dayanarak tanımlar? A) Dine B) Vatandaşlığa C) Dile D) Doğum yerine
  5. (Hedef 3) Aşina hanedanının adının İran dillerinden gelmiş olabileceğini ileri süren tarihçi kimdir? A) Christopher I. Beckwith B) Gerard Clauson C) İbrahim Kafesoğlu D) Peter B. Golden

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Türk» adının anlamı ve kökeni üzerine neler biliyoruz ve bu ad tarih içinde nasıl dönüştü? Cevabında Zhou Hanedanı Tarihi'ni, Kül Tegin yazıtını ve 1924 Anayasası'nı kullan; Clauson ile Golden'ın yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. C — 552.
  2. A — Aşina.
  3. D — Miğfere benzeyen bir dağın şeklinden.
  4. B — Vatandaşlığa.
  5. A — Christopher I. Beckwith.

Kapsamlı bir cevap, adın kesin kökeninin bilinmediğini, Çin yıllıklarındaki «miğfer» açıklamasının en eski açıklamalardan biri olduğunu ama dilsel olarak doğrulanmadığını, pek çok dilbilimcinin sözcüğü «güç, olgunluk» anlamlarıyla ilişkilendirdiğini; adın altıncı yüzyılda Göktürk devletinin ve onun halkının adı olarak ortaya çıktığını ve sonraki yüzyıllarda akraba dilleri konuşan geniş bir halklar ailesinin adına dönüştüğünü açıklar. Zhou Hanedanı Tarihi'ni, adın kökenine dair dışarıdan yapılmış bir açıklamanın örneği olarak; Kül Tegin yazıtını, Türklerin kendi dilinde kendi adlarını bir devlet ve hanedanla birlikte kullanmalarının belgesi olarak; 1924 Anayasası'nı ise adın modern bir vatandaşlık tanımına dönüşmesinin tanıklığı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Clauson'ın sözcüğün anlamına odaklanan yaklaşımını Golden'ın adın siyasi bir birlikten bir halklar ailesine yayılışını izleyen yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Göktürklerin ve onlardan önceki bozkır halklarının hikâyesini anlamak için, önce onların yaşadığı ortamı tanımak gerekir. Mançurya'dan Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan geniş otlaklar, kurak çöller, yüksek dağlar ve büyük ırmaklar, bozkırda yaşamın biçimini belirliyordu. Bir sonraki derste, Orta Asya bozkırının nasıl bir coğrafya olduğunu, iklimin ve otlakların göçebe hayvancılığı nasıl biçimlendirdiğini ve bu coğrafyanın bozkır halklarının tarihinde neden bu kadar belirleyici olduğunu inceleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir yazı odasında rulo kâğıtlara fırçayla yazı yazan yüzsüz silüetler; ardından uzakta tepesi yuvarlak, bir miğfere benzeyen bir dağın silüeti.
  • 1:10–2:50 Bağlam: geniş bir bozkırda keçe çadırlar ve otlayan atlar; bir demirci ocağında kızaran demir ve örsün üzerinde biçimlenen bir parça.
  • 2:50–4:40 Gelişme: bir vadide yükselen, üzerinde eski yazı işaretleri bulunan büyük bir taş anıt; işaretlerin tek tek belirdiği yakın bir görüntü.
  • 4:40–6:50 Dönüş noktası: bir harita üzerinde doğudan batıya doğru genişleyen bir ad; bir kütüphanede açık duran kalın bir sözlüğün sayfaları.
  • 6:50–9:00 Kapanış: bir meclis salonunda masada duran bir anayasa metni; ardından bozkırdaki taş anıttan modern bir kente uzanan bir zaman çizgisi.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.