İçeriğe geç

Bölüm DT-102.06 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Hammurabi Kanunları gerçekten ne diyordu?

DT-102 Mezopotamya

2.682 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 1792–MÖ 1750
Bölge
Mezopotamya · İran
Tema
Hukuk ve devlet · Toplum · Kaynaklar
Kişiler
Hammurabi · Jacques de Morgan · Jean-Vincent Scheil · C. H. W. Johns · Fritz Rudolf Kraus · Jean Bottéro · Raymond Westbrook · Martha Roth
Yerler
Babil · Susa · Sippar · Larsa · Mari · Ur
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Hammurabi'nin yasa metninin nasıl bulunduğunu, nasıl bir yapıya sahip olduğunu ve hangi konuları düzenlediğini açıklayabileceksin.
  • Metindeki hükümlerin toplumu özgür insanlar, bağımlı insanlar ve köleler olarak nasıl ayırdığını ve cezaların bu ayrıma göre nasıl değiştiğini değerlendirebileceksin.
  • Hammurabi'nin metninin bir yasa kitabı mı, yoksa bir adalet anıtı ve örnek kararlar derlemesi mi olduğuna dair tartışmayı kaynaklara dayanarak yorumlayabileceksin.

Okuma metni

Kanca — Susa'da bulunan Babil taşı

1901'in sonu ile 1902'nin başı arasında, Fransız mühendis ve arkeolog Jacques de Morgan'ın yönettiği kazı ekibi, İran'ın güneybatısındaki antik Susa kentinde, siyah bir taşın üç büyük parçasını buldu. Parçalar birleştirildiğinde, iki metreyi aşkın yüksekliğinde bir dikilitaş ortaya çıktı. Taşın üst kısmında, ayakta duran bir kralın, tahtında oturan güneş ve adalet tanrısı Şamaş'ın karşısında durduğu bir kabartma vardı. Kabartmanın altında, taşın iki yüzünü de kaplayan, binlerce satırlık bir çivi yazısı metin bulunuyordu.

Metin Akadcaydı ve Babil kralı Hammurabi'ye aitti. Fransız Asurbilimci Jean-Vincent Scheil, birkaç ay içinde metnin ilk çevirisini yayımladı; bir yıl sonra İngilizce çevirileri çıktı. Metin, kısa sürede «dünyanın en eski yasa kitabı» olarak ün kazandı. Ama bu ün, metnin ne olduğunu ve ne dediğini tam olarak yansıtıyor mu? Bu bölüm, Hammurabi'nin taşında gerçekte ne yazdığını soruyor.

Bağlam — Babil'in yükselişi

Hammurabi, bugünkü kronolojiye göre yaklaşık MÖ 1792 ile MÖ 1750 arasında Babil'de hüküm sürdü. Babil, o dönemde Mezopotamya'nın pek çok krallığından yalnızca biriydi. Hammurabi, uzun saltanatının son on yılında, güneyde Larsa'yı, kuzeybatıda Fırat kıyısındaki zengin Mari krallığını ve başka rakiplerini yenerek Mezopotamya'nın büyük bölümünü Babil'in yönetimi altında topladı.

Yasa metni, bu fetihlerin ardından, saltanatının son yıllarında yazıldı. Metin üç bölümden oluşur. Bir önsözde Hammurabi, tanrıların onu «ülkede adaleti göstermek, kötüyü ve kötülüğü yok etmek, güçlünün zayıfa zulmetmesini önlemek» için seçtiğini anlatır. Sonra, bugün numaralandırılmış yaklaşık iki yüz seksen hüküm gelir. En sonda, bir sonsözde, Hammurabi kendi adaletini över ve bu taşı gelecekte bozacak olanlara tanrıların lanetini diler.

Hammurabi'nin metni, Mezopotamya'nın ilk yasa derlemesi değildi. Ur'un kralı Ur-Namma, üç yüz yıl kadar önce, benzer bir derleme yaptırmıştı; Lipit-İştar ve Eşnunna krallarının derlemeleri de biliniyor. Hammurabi, uzun bir geleneğin mirasçısıydı. Onun farkı, metnini bu kadar büyük ve gösterişli bir taşa yazdırması ve bu taşın kopyalarını krallığının farklı kentlerine diktirmesiydi; eldeki taşın, aslen Sippar'daki Şamaş tapınağında durduğu düşünülüyor. Metin, okuyabilen az sayıdaki insan için olduğu kadar, taşı gören ve okuyamayan herkes için de bir mesaj taşıyordu: bu ülkede adalet, tanrının seçtiği kralın elindedir.

Gelişme — «eğer bir adam…»

Hammurabi'nin hükümleri, bugünkü yasalardaki gibi genel ilkeler biçiminde değil, belirli durumları anlatan koşul cümleleri biçiminde yazılmıştır: «Eğer bir adam şunu yaparsa, şu olacaktır.»

Hükümler, hayatın pek çok alanını kapsar: hırsızlık, toprak kiralama, kanal bakımı, ticaret ve borçlar, evlilik, boşanma ve miras, evlat edinme, hekimlerin ve inşaatçıların sorumlulukları, kiralık hayvanlar ve işçilerin ücretleri. Metin, Babil toplumunun gündelik hayatına açılan eşsiz bir penceredir. Hükümler rastgele dizilmemiştir: metin, mahkemelerde yalancı tanıklık ve hırsızlıkla başlar, sonra toprak ve tarım, ticaret ve borç, aile ve miras, bedensel zararlar, meslekler ve kiralar gibi konulara geçer. Bu düzen, derleyicilerin hukuku konulara ayırarak düşündüğünü gösteriyor.

Hükümlerin en dikkat çekici özelliği, toplumu açıkça ayrı gruplara bölmesidir. Metinde üç ana grup görülür.

Cezalar, suçu işleyenin ve zarar görenin hangi gruptan olduğuna göre değişir. Bir avilumun gözünü çıkaranın gözü çıkarılır; ama bir muşkenumun gözünü çıkaran yalnızca gümüş öder; bir kölenin gözünü çıkaran ise kölenin sahibine onun değerinin yarısını öder.

Yaygın yanlış«Hammurabi Kanunları, her suça göze göz, dişe diş biçiminde aynı cezayı veren ilkel ve acımasız bir yasaydı» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa kısasa kısas, metinde yalnızca eşit konumdaki özgür kişiler arasındaki bazı davalarda uygulanır; hükümlerin çoğunda cezalar gümüş ödemesi, geri verme ya da tazminat biçimindedir. Metin, aynı zamanda borçların sınırlandırılması, dulların ve çocukların mirasının korunması gibi hükümler de içerir.

Dönüş noktası — borç, kadınlar ve zayıflar

Hammurabi'nin metni, zayıfları korumaya dair hükümler de içerir. Önsözdeki «güçlünün zayıfa zulmetmesini önlemek» sözü, bu hükümlerin arkasındaki siyasi iddiayı özetler. Borcunu ödeyemeyen bir adam, karısını ya da çocuklarını borcuna karşılık çalışmaya verdiyse, bunlar üç yıl çalışacak, dördüncü yılda özgür bırakılacaktı. Bu hüküm, Mezopotamya krallarının zaman zaman ilan ettiği borç affı fermanlarıyla aynı kaygıyı taşır.

Kadınlara dair hükümler de dikkat çekicidir. Evlilik, bir sözleşmeyle kurulur; kadının çeyizi, onun ve çocuklarının mülkü olarak korunurdu. Kocası onu ihmal eden ve bunu kanıtlayan bir kadın, çeyizini alıp babasının evine dönebilirdi. Ama aynı metin, kadınları ve erkekleri eşit tutmaz; zina gibi suçlarda kadınlara çok daha ağır cezalar öngörür.

Metin, meslek sahiplerinin sorumluluğunu da düzenler. Bir hekim, bir avilumu başarıyla tedavi ederse on şekel gümüş alır; ama tedavi sırasında hastanın ölümüne yol açarsa elleri kesilir. Bir inşaatçının yaptığı ev çöker ve ev sahibini öldürürse, inşaatçı öldürülür. Bu hükümler, bir uzmanın işini iyi yapmasının toplum için ne kadar önemli sayıldığını gösteriyor. Ama burada da toplumsal gruplar belirleyiciydi: aynı tedavi için bir muşkenum beş, bir kölenin sahibi iki şekel ödüyordu. Hükümler, adaleti herkes için aynı değil, herkesin kendi yerine göre tanımlıyordu.

Cevap — bir yasa kitabı mı, bir adalet anıtı mı?

Öyleyse Hammurabi'nin taşı gerçekten ne diyordu? Bu soru, beklenmedik bir tartışmaya yol açtı. Hammurabi dönemine ait binlerce mahkeme belgesi, sözleşme ve mektup bulundu. Ama bu belgelerin hiçbirinde, bir yargıç ya da taraf, kararını Hammurabi'nin taşındaki bir hükme dayandırmaz. Bazı hükümler, günlük uygulamayla da uyuşmaz. Örneğin, sözleşmelerde metinde öngörülenden farklı faiz oranlarına ve farklı cezalara rastlanır. Bu sessizlik, metnin gerçekte ne işe yaradığı sorusunu yeniden ve daha keskin biçimde gündeme getirdi.

Fransız Asurbilimci Jean Bottéro, bu görüşü geliştirerek, Hammurabi'nin hükümlerinin, Mezopotamya'nın kehanet metinleri gibi, «eğer … ise» biçiminde düzenlenmiş örnek durumlardan oluşan bilimsel bir derleme olduğunu ileri sürdü. Buna karşılık Raymond Westbrook, bu tür derlemelerin yargıçlar için bir başvuru kaynağı işlevi görebileceğini savundu.

Bugün pek çok araştırmacı, Hammurabi'nin taşını hem bir hukuk metni hem de bir siyasi anıt olarak görüyor. Taş, kralın tanrılar tarafından verilen adaletini halka ve gelecek kuşaklara gösteriyor, aynı zamanda iyi bir hükümdarın hangi kararları vereceğini örneklerle anlatıyordu. Bu anlamda Hammurabi'nin taşı, bir yasa kitabından çok, adaletin nasıl görünmesi gerektiğini anlatan bir anıttı; ama bu, onun gündelik hukuk hayatıyla hiçbir bağının olmadığı anlamına gelmez.

Bugünle bağ — adaletin görünür kılınması

Hammurabi'nin sonsözünde, haksızlığa uğrayan bir kişinin gelip taşın önünde durması ve yazılanları okutarak davasını anlaması istenir. Bu, adaletin herkesin görebileceği bir yere yazılması fikrinin erken bir örneğidir. Bugün yasaların resmî gazetede yayımlanması, mahkeme kararlarının kamuya açık olması ya da anayasaların herkesin erişebileceği biçimde basılması, aynı fikrin, yani hukukun bilinebilir olması gerektiği fikrinin çağdaş biçimleridir.

Birincil kaynak

Johns'un 1903 çevirisinden bazı hükümler:

§ 117. If a man a debt has seized him, and he has given his wife, his son, his daughter for the money, or has handed over to work off the debt, for three years they shall work in the house of their buyer or exploiter, in the fourth year he shall fix their liberty. […]
§ 196. If a man has caused the loss of a gentleman's eye, his eye one shall cause to be lost.
§ 198. If he has caused a poor man to lose his eye or shattered a poor man's limb, he shall pay one mina of silver.
§ 199. If he has caused the loss of the eye of a gentleman's servant or has shattered the limb of a gentleman's servant, he shall pay half his price.

Türkçesi: § 117. Eğer bir adamı bir borç yakalamışsa ve o, karısını, oğlunu, kızını para karşılığında vermiş ya da borcu karşılığında çalışmaya teslim etmişse, üç yıl onları satın alanın ya da çalıştıranın evinde çalışacaklar, dördüncü yılda özgürlükleri sağlanacaktır. […] § 196. Eğer bir adam bir avilumun gözünü çıkarmışsa, onun gözü çıkarılacaktır. § 198. Eğer bir muşkenumun gözünü çıkarmış ya da kemiğini kırmışsa, bir mina gümüş ödeyecektir. § 199. Eğer bir avilumun kölesinin gözünü çıkarmış ya da kemiğini kırmışsa, onun değerinin yarısını ödeyecektir.

Kaynak: C. H. W. Johns (çev.), The Oldest Code of Laws in the World: The Code of Laws Promulgated by Hammurabi, King of Babylon (Edinburgh: T. & T. Clark, 1903); Project Gutenberg. Johns'un «gentleman» ve «poor man» diye çevirdiği terimler, özgün metindeki avilum ve muşkenum'dur. Türkçesi bizim.

  1. § 196, § 198 ve § 199'da aynı zarar için cezalar neden farklı?
  2. § 117 borç köleliğini nasıl sınırlıyor?
  3. Johns'un «gentleman» ve «poor man» çevirileri okurda nasıl bir izlenim yaratıyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Fritz Rudolf Kraus (1960) — Hammurabi'nin hükümlerinin mahkeme belgelerinde hiç anılmadığını göstererek, metnin uygulanan bir yasa kitabı değil, kralın adaletini gösteren örnek kararlar derlemesi olduğunu savundu.
  • Jean Bottéro (1982) — Metni, Mezopotamya'nın kehanet derlemelerine benzeyen, örnek durumlar üzerinden düşünen bir «bilimsel» metin olarak yorumladı.
  • Raymond Westbrook (1989) — Mezopotamya yasa derlemelerinin, yargıçların zor davalarda başvurduğu kaynaklar olabileceğini ve bir hukuk geleneğinin parçası olarak işlediğini ileri sürdü.
  • Martha Roth (1995) — Mezopotamya ve Anadolu'nun yasa derlemelerini bir arada çevirip yayımlayarak, Hammurabi'nin metnini daha eski ve daha yeni derlemelerle karşılaştırmayı mümkün kıldı.

Bu tartışma, «yasa» kelimesinin kendisinin ne kadar dikkatle kullanılması gerektiğini gösteriyor. Bugün yasa denince, bir meclisin çıkardığı, yargıçların uymak zorunda olduğu kurallar anlaşılır. Kraus ve Bottéro, Hammurabi'nin metnine bu kalıpla bakmanın yanıltıcı olduğunu savundu; onlara göre metin, kralın adaletinin bir vitrini ve bir düşünme biçimiydi. Westbrook ise, metnin uygulamayla tümüyle kopuk olmadığını, yargıçların bu tür derlemelerden yararlanabileceğini hatırlattı. Roth'un karşılaştırmalı çevirileri, bu tartışmanın, tek bir metin üzerinden değil, bütün bir hukuk geleneği üzerinden yürütülmesini sağladı. Bugünkü uzlaşma, bu görüşlerin arasında bir yerde duruyor: metin, uygulamayla tamamen kopuk değildi, ama bugünkü anlamda bir yasa da değildi. Tartışma, eski bir metni okurken, onu bugünkü kurumların kavramlarıyla okumak yerine, kendi döneminin işleviyle anlamaya çalışmanın önemini gösteriyor.

Derine İn

Hammurabi'nin taşının hikâyesi, Mezopotamya'nın tarihine dair ilginç bir ayrıntı da taşır. Taş, Babil'de değil, İran'daki Susa'da bulundu. MÖ on ikinci yüzyılda Elam kralı Şutruk-Nahhunte, Mezopotamya'ya yaptığı bir seferde bu taşı, Naram-Sin'in zafer steliyle birlikte, ganimet olarak Susa'ya götürdü. Taşın alt kısmındaki bazı sütunlar silinmiştir; muhtemelen Elam kralı, kendi adını kazıtmak için bu kısmı hazırlatmıştı, ama yazıt hiç eklenmedi. Silinen bölümdeki hükümlerin bir kısmı, başka yerlerde bulunan tablet kopyalarından tamamlanabildi.

Bu kopyalar da ilginçtir. Hammurabi'nin metni, onun ölümünden sonra on yüzyılı aşkın bir süre kâtiplerin elinden düşmedi; okullarda tekrar tekrar yazıldı. Asur kralı Asurbanipal'in Ninova'daki kitaplığında bile bu metnin kopyaları vardı. Bu, metnin yalnızca bir hukuk belgesi değil, aynı zamanda kâtiplerin eğitiminde kullanılan klasik bir metin hâline geldiğini gösteriyor.

Metnin dilinin kendisi de ilgi çekicidir. Hammurabi'nin taşı, Akadcanın «Eski Babil» denen biçimiyle, özenli ve süslü bir üslupla yazılmıştır. Sonraki kuşaklar bu dili klasik bir örnek olarak gördü; tıpkı Latincenin Roma'dan sonra Avrupa'da uzun süre okul dili olarak yaşaması gibi, Hammurabi'nin metni de Mezopotamya'nın okullarında «doğru Akadca»nın bir örneği olarak kopyalandı.

Hammurabi'nin tarihi de, metnin keşfinden bu yana değişti. Johns, 1903'te yaptığı çeviride Hammurabi'yi MÖ yirmi üçüncü yüzyıla yerleştiriyordu. Sonraki araştırmalar, bu tarihin yaklaşık beş yüz yıl kadar fazla eski olduğunu gösterdi. Bugün kullanılan kronoloji, Venüs gezegeninin gözlemlerini kaydeden eski tabletlere, kral listelerine ve radyokarbon tarihlerine dayanır; ama bu kronolojinin kendisi de birkaç on yıllık bir belirsizlik taşır. Eski tarihin tarihleri, bu yüzden, çoğu zaman bir kronoloji sistemine göre verilir.

Hammurabi'nin metnindeki toplum düzeni, dönemin ekonomik belgeleriyle de karşılaştırılabilir. Sippar ve Larsa gibi kentlerden kalan binlerce sözleşme, kira belgesi ve mektup, metindeki hükümlerin bir kısmının günlük hayatla uyuştuğunu, bir kısmının ise ideal bir düzeni anlattığını gösteriyor. Örneğin, metindeki faiz sınırlamalarına her zaman uyulmadığı, borçların çoğu zaman bir kralın mişarum fermanıyla silinene kadar biriktiği anlaşılıyor.

Hammurabi'nin döneminden kalan mektuplar, onun yönetimine dair ilginç bir tablo da sunuyor. Hammurabi'nin, fethettiği Larsa'daki valisine yazdığı mektuplarda, kanalların temizlenmesinden bir tapınak görevlisinin haksız yere el konulan tarlasına kadar pek çok küçük sorunla bizzat ilgilendiği görülür. Bu mektuplar, yasa metnindeki «zayıfları koruyan kral» imgesinin, en azından bazı durumlarda, günlük yönetimde de karşılık bulduğunu düşündürüyor.

Son olarak, Hammurabi'nin metni, sonraki hukuk gelenekleriyle de karşılaştırılmıştır. Metnin keşfinden sonra, bazı hükümlerinin İbranice Kitab-ı Mukaddes'teki yasalara benzemesi büyük ilgi uyandırdı; «göze göz» ilkesi, iki metinde de karşımıza çıkar. Bu benzerlik, Yakın Doğu'nun farklı toplumlarının ortak bir hukuk geleneğini paylaştığını düşündürüyor. Ama doğrudan bir etkilenme olup olmadığı, hâlâ tartışılan bir sorudur. Pek çok araştırmacı, iki metnin ortak bir Yakın Doğu hukuk kültüründen beslendiğini, ama bu kültürü farklı toplumsal ve dinsel amaçlarla yeniden biçimlendirdiğini düşünüyor.

Uzman Notu

Temel literatür

  • C. H. W. Johns (çev.), The Oldest Code of Laws in the World (Edinburgh: T. & T. Clark, 1903).
  • Fritz Rudolf Kraus, «Ein zentrales Problem des altmesopotamischen Rechtes: Was ist der Codex Hammu-rabi?», Genava 8 (1960), s. 283–296.
  • Jean Bottéro, «Le "Code" de Hammu-rabi», Annali della Scuola Normale Superiore di Pisa 12 (1982), s. 409–444.
  • Raymond Westbrook, «Cuneiform Law Codes and the Origins of Legislation», Zeitschrift für Assyriologie 79 (1989), s. 201–222.
  • Martha T. Roth, Law Collections from Mesopotamia and Asia Minor, 2. baskı (Atlanta: Scholars Press, 1997).
  • Marc Van De Mieroop, King Hammurabi of Babylon: A Biography (Oxford: Blackwell, 2005).

Arşiv ve kaynak

Hammurabi'nin taşı, Paris'teki Louvre Müzesi'nin Mezopotamya salonlarında sergileniyor. Metnin tablet kopyaları British Museum ve başka müzelerde bulunuyor. Johns'un 1903 tarihli İngilizce çevirisi Project Gutenberg'de okunabiliyor; bugünkü akademik çeviriler için Roth'un derlemesine başvurulur.

Açık sorular

  • Hammurabi'nin metni, yargıçlar tarafından gerçekten bir başvuru kaynağı olarak kullanıldı mı?
  • Muşkenum grubu tam olarak kimlerden oluşuyordu ve toplumdaki yeri neydi?
  • Hammurabi'nin metnindeki kısasa kısas hükümleri, daha eski derlemelerdeki tazminat hükümlerinden neden farklıdır?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Hammurabi'nin yasa metnini taşıyan dikilitaş nerede bulundu? A) Babil'de B) Ninova'da C) İran'daki Susa'da D) Ur'da
  2. (Hedef 1) Hammurabi'nin hükümleri hangi biçimde yazılmıştır? A) Genel ilkeler biçiminde B) «Eğer … ise, o zaman …» biçimindeki örnek durumlar olarak C) Şiir biçiminde D) Soru ve cevap biçiminde
  3. (Hedef 2) Bir avilumun gözünü çıkaran kişiye hangi ceza verilir? A) Onun gözü çıkarılır B) Bir mina gümüş öder C) Kölenin değerinin yarısını öder D) Hiçbir ceza verilmez
  4. (Hedef 2) § 117'ye göre borç karşılığında çalışmaya verilen aile üyeleri ne zaman özgür bırakılır? A) Hiçbir zaman B) Bir yıl sonra C) On yıl sonra D) Dördüncü yılda
  5. (Hedef 3) Fritz Rudolf Kraus, Hammurabi'nin metnini nasıl yorumladı? A) Kralın adaletini gösteren örnek kararlar derlemesi olarak B) Uygulanan bir yasa kitabı olarak C) Bir şiir derlemesi olarak D) Bir ticaret anlaşması olarak

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Hammurabi'nin metnini bir yasa kitabı olarak mı, yoksa bir adalet anıtı ve örnek kararlar derlemesi olarak mı görmek gerektiğini tartış. Kraus'un, Bottéro'nun ve Westbrook'un görüşlerini, mahkeme belgelerinin sessizliğini ve metnin önsözü ile sonsözünü kullanarak gerekçeli bir cevap kur.

Cevaplar

  1. C — Hammurabi'nin dikilitaşı, İran'daki Susa'da bulundu.
  2. B — Hükümler, «eğer … ise, o zaman …» biçimindeki örnek durumlar olarak yazılmıştır.
  3. A — Bir avilumun gözünü çıkaranın gözü çıkarılır.
  4. D — Borç karşılığında çalışmaya verilenler dördüncü yılda özgür bırakılır.
  5. A — Kraus, metni kralın adaletini gösteren örnek kararlar derlemesi olarak yorumladı.

Güçlü bir cevap, binlerce mahkeme belgesinde Hammurabi'nin hükümlerinin hiç anılmamasını Kraus'un görüşünün temel kanıtı olarak belirtir; önsöz ve sonsözün, metni tanrıların seçtiği adil bir kralın anıtı olarak sunduğunu gösterir. Bottéro'nun örnek durumlar üzerinden düşünen bir derleme yorumunu ve Westbrook'un yargıçlar için başvuru kaynağı yorumunu karşılaştırır. Metnin hem hukuki hem de siyasi bir işlev taşıyabileceğini ve iki yorumun birbirini tümüyle dışlamadığını tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Hammurabi'nin kâtipleri, yasa metnini kopyalarken başka metinleri de kopyalıyordu. Bunların en ünlüsü, Uruk'un efsanevi kralı Gilgameş'in, dostu Enkidu'nun ölümünden sonra ölümsüzlüğü arayışını anlatan uzun bir destandı. Destanın en eksiksiz biçimi, yüzyıllar sonra Ninova'daki kitaplıkta bulunan on iki tablette korunmuştu. Sonraki bölüm bu destanı açıyor: Gilgameş Destanı ne anlatır?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: toprağın altından çıkan üç siyah taş parçası; birleştiğinde üstünde kabartma bulunan bir dikilitaş. «1901–1902» kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Mezopotamya haritasında Babil'in yayılışı; Larsa ve Mari'ye uzanan oklar; taşın önsöz, hükümler ve sonsözden oluşan yapısı.
  • 3:00–5:30 Gelişme: toplumu gösteren üç basamaklı bir merdiven: avilum, muşkenum, vardum; her basamağın yanında farklı bir ceza simgesi.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: borç tabletini tutan bir aile; yanında üç yıllık bir takvim ve dördüncü yılda açılan bir kapı.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir mahkeme sahnesinde kararlarını tabletlere yazan yargıçlar; arka planda soru işaretiyle Hammurabi'nin taşı.

Kişiler yüzsüz silüet; taş ve tabletler şematik çizimle verilir.