İçeriğe geç

Yunus Emre ile · Kalbin erdemleri

Zindan bostan olursa

Eksiği görmezden gelmek mi, olanı görmek mi?

1.305 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Aynur otuz sekiz yaşında, Ardahan'ın Göle ilçesinde yaşıyor. İki yıl öncesine kadar ilçedeki aile sağlığı merkezinde sekreterdi. Bir kış sabahı buzlu yolda geçirdiği bir trafik kazasında omurgası zedelendi. Bacaklarını artık kullanamıyor. Bir yıldır tekerlekli sandalyede.

Oturduğu ev, asansörü olmayan bir apartmanın üçüncü katında. Kazadan önce o merdivenleri günde dört kez inip çıkardı. Şimdi bir yıldır evden yalnızca altı kez çıktı: dördü hastaneye, ikisi bir düğüne. Her seferinde iki komşu sandalyeyi merdivenlerden taşıdı ve Aynur her basamakta utandı.

Halası Hamiyet her hafta ziyarete gelir. Çay içerken hep aynı cümleyi söyler: «Şükret kızım, daha kötüsü de olabilirdi. Kafan gidebilirdi, ölebilirdin.» Aynur ilk aylarda başını sallardı. Sonra bir gün, halası yine aynı şeyi söylediğinde, çay bardağını tepsiye sertçe koydu: «Hala, üç katın tepesinde bir yıldır hapisim. Neye şükredeyim? Bu duvarlara mı?»

Hamiyet Hanım gücendi, erken kalktı. Aynur o akşam balkona çıktı ve uzun süre ağladı. Halasına kızgındı, ama daha çok kendine. Bir yanı «Haklı, yaşıyorum, şükretmem lazım» diyordu. Öbür yanı «Ama bu hayat bir hapis» diye bağırıyordu. İkisi arasında sıkışmıştı. Şükretmek, eksiği yok saymak gibi geliyordu ona; eksiği görmek ise nankörlük.

Bilgenin kapısı

Dîvân'daki 4. şiir, iki cihanın zindan olabileceğini açıkça söyleyerek başlar:

«İki cihan zindansa, bana bostan olmalı; başka bana ne gam ne kasavet, çünkü inayet dosttan gelsin. … Halkın bana acı sözü, şeker diyarı olmalı. … Her an yüzümü yere sürer, Allah'ıma şükür kılarım; benliğimi dosta veririm, ne iddia kalır ne destan.»

Şiirin ilk dizesindeki şart kipi dikkat ister: «zindânısa», yani «zindansa». Yunus dünyanın zindan olabileceğini inkâr etmez. Zindanın bostana dönüşmesi için bir sebep gösterir: «çün inâyet dosttan ola», yani lütuf dosttan geldiği için.

Bakmadığın yer

Hamiyet Hanım'ın «şükret» cümlesi kötü bir niyetten gelmiyordu. Yeğenini avutmak istiyordu. Ama cümlenin içinde bir karşılaştırma vardı: «Daha kötüsü olabilirdi.» Bu karşılaştırma Aynur'un yaşadığı kaybı küçültüyordu. Yaşadığı şeyi değil, yaşamadığı şeyi hatırlatıyordu. Aynur'un öfkesi buna yönelikti: şükrün, eksiği susturmak için kullanılmasına.

Yunus'un şiiri bu tür bir şükrü önermiyor. «İki cihan zindansa» der; zindanı zindan olarak adlandırır. Aynur'un «Bir yıldır hapisim» cümlesi Yunus'un diliyle çelişmiyor. Yunus, zindanın varlığını kabul ettikten sonra bir dönüşümden söz ediyor: «bana bostan olmalı». Ama bu dönüşüm bir karşılaştırmadan doğmuyor. «Daha kötüsü olabilirdi» demiyor Yunus. «İnayet dosttan gelsin» diyor. Zindanı bostana çeviren şey, başka bir zindanın daha kötü olması değil, bu zindanın içinde bir dostun lütfunun bulunması.

Hamiyet Hanım'ın şükrü dışarıdan, bir öğüt olarak geliyordu. Yunus'un şükrü ise içeriden, bir bakıştan doğuyor. Biri «görmezden gel» der, öbürü «bak» der. Aynur'un halasına kızması, şükre kızması değildi; yukarıdan verilen, eksiği kapatmaya çalışan bir şükre kızmasıydı.

Kapıdaki alıntının ortasında bir dize daha var: «Halkın bana acı sözü, şeker diyarı olmalı.» Bu dize Aynur için kolay bir dize değil. Halasının sözü ona acı gelmişti. Yunus burada acı sözü tatlı saymayı öneriyor; ama bunu bir zorunluluk olarak değil, bir hâl olarak söylüyor: kendini bir «dosta» vermiş bir gönülde, başkalarının sözü artık o kadar derin kesmez. Aynur henüz orada değildi. Ve Yunus'un dizesi, oraya henüz varmamış birini ayıplamıyor.

Aynur'un iki sesi, «Haklı, şükretmem lazım» ile «Ama bu bir hapis», aslında birbirinin düşmanı değildi. Yunus'un şiirinde ikisi de var: zindan da, bostan da. Sorun, Aynur'un ikisinden birini seçmek zorunda olduğuna inanmasıydı. Şükretmek için hapsi inkâr etmesi, hapsi kabul etmek için de şükrü reddetmesi gerektiğini düşünüyordu.

Aynur'un balkondaki ikilemi, konunun sorusunun ta kendisiydi. Yunus'un şiirinde ikilem çözülüyor, çünkü sıra belli: önce zindan adıyla anılır, sonra bostan gelir. Zindanı görmeden bostan olmaz; zaten bostana dönüşecek olan, o zindandır.

Derinleşme

Yunus başka bir şiirinde, kendisine verilen gönlün hâllerini sayar:

«Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur; bir an gelir şad olur, bir an gelir giryan olur. Bir an sanırsın kış gibi, şu zemheri olmuş gibi; bir an müjdeden doğar, hoş bağ ile bostan olur. Bir an gelir söyleyemez, bir sözü açıklayamaz; bir an dilinden inci döker, dertlilere derman olur. … Bir an görürsün dilenci olmuş, çıplak tenine aba giymiş; bir an himmetle zengin, Fağfur ile Hakan olur.»

Bu şiirde şükür bir sabit hâl değil. Gönül bir an kış, bir an bostan; bir an ağlar, bir an güler. Yunus bu değişkenliği bir kusur olarak sunmuyor; «Hak bir gönül verdi bana» diye başlıyor. Yani şükrettiği şey, her zaman güzel duygular taşıyan bir gönül değil; kış da, bahar da taşıyabilen bir gönül.

Aynur bu şiiri, ağladığı akşamdan birkaç hafta sonra, Erzurum'daki rehabilitasyon merkezinde bir terapistin masasında duran bir kitapta okudu. «Bir an sanırsın kış gibi.» Göle'nin kışlarını bilen biri için bu dize bir benzetme değildi. Ama ardından gelen dize de vardı: «bir an müjdeden doğar, hoş bağ ile bostan olur.»

Eve döndüğünde Aynur bir şey yaptı. Hamiyet Hanım'ı aradı. «Hala,» dedi, «geçen gün sana kırıldım. Hâlâ biraz kırgınım. Bir daha "daha kötüsü olabilirdi" deme bana. Ama gel, çay içelim.» Hamiyet Hanım geldi. Bu kez «şükret» demedi. Uzun süre sessiz oturdu, sonra yalnızca «Seni özledim» dedi.

O bahar Aynur, belediyeye bir dilekçe yazdı. Apartmanın girişine bir rampa, merdivene bir sandalye asansörü için. Komşularla toplantı yaptı; yöneticiyle konuştu. Bir engelli hakları derneğinden yardım aldı. Yazın sonunda merdivene bir platform asansörü takıldı.

İlk kez kendi başına sokağa indiği gün, apartmanın önündeki bankta oturdu. Komşunun yeğeni Berkay, on yaşında, bisikletiyle yanına geldi: «Abla, sen de mi indin?» Aynur güldü. Gökyüzüne baktı. Bir yıldır üç katın tepesinden gördüğü aynı gökyüzü. Ama şimdi aşağıdan, sokaktan bakıyordu.

Zindan bostana dönmemişti. Bacakları hâlâ yürümüyordu, kışlar hâlâ uzundu. Ama zindanın bir kapısı açılmıştı ve Aynur o kapıyı kendi eliyle açmıştı.

Burada bir şeyi açıkça söylemek gerekiyor. Şükür, yoksunluğa ya da haksızlığa razı olmak anlamına gelmez. Aynur'un rampa ve asansör talebi, onun şükrüyle çelişen bir şey değil; erişilebilirlik, engelli bireylerin yasal bir hakkıdır ve bu hakkı istemek bir nankörlük sayılamaz. Bir de, ağır bir kayıptan sonra uzun süren çökkünlük ve umutsuzluk, bir şükür pratiğiyle geçmeyebilir; rehabilitasyon ekibinin parçası olan bir psikolog bu yükü taşımaya yardım edebilir.

Öbür bilgeler

Tirebolu'da Mesut, babasına «Çok acıdı, hâlâ acıyor» dedikten sonra, aynı nefeste onu omzunda bahçeye çıkardığı günü de saymıştı (MEV-K06.4). Aynur da halasına önce kırgınlığını söyledi, sonra onu çaya çağırdı. Mevlânâ'nın Lokman'ı kavunun acısını bilir ama veren eli unutmaz; Yunus zindanı adıyla anar ama içindeki inayeti arar. İki hikâyede de şükür, acıyı söylemekle başladı, susturmakla değil.

Turgutlu'daki Ersin, rakibin kesim makinesi karşı sokakta dururken ve kredi taksiti hâlâ beklerken, akşam sofrasında «iki liste» anlatmaya başlamıştı (BUD-K06.4). Aynur'un bacakları da iyileşmemişti; ama sokağa inen bir platform vardı artık. Buda'nın «kataññū» dediği yapılanı bilmek, Yunus'un dilinde dosttan gelen inayeti görmek oluyor. İki hikâye de şükrün eksiği kapatmadığını, onun yanına bir şey koyduğunu gösteriyor.

Bugün bir kez dene

Hayatında bir «zindan» var mı? Bir hastalık, bir kayıp, bir kısıtlama, bir yalnızlık. Onu adıyla söyle; küçültme, «daha kötüsü olabilirdi» deme.

Sonra 4. şiirin ilk beytini hatırla ve kendine sor: bu zindanın içinde, bir inayet, bir lütuf var mı? Bir kişi, bir an, bir pencere?

Son olarak: bu zindanın açılabilecek bir kapısı var mı? Bir dilekçe, bir telefon, bir talep? Şükür ile değişim isteği aynı kalpte durabilir mi? Bu hafta ikisinden de birer küçük adım at.

Yanında taşıyacağın soru

Zindanını zindan diye adlandırınca, içindeki bostanı görmek kolaylaşır mı?