İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Kalbin erdemleri

Babanın yaşını bilmek

Eksiği görmezden gelmek mi, olanı görmek mi?

1.220 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Nurdan elli üç yaşında, Aydın'ın Nazilli ilçesinde emekli bir banka memuru. Üç yıldır seksen iki yaşındaki babası Cemal Bey'e bakıyor. Cemal Bey'in kalp yetmezliği var; günde dokuz ilaç, haftada bir kan tahlili, ayda bir kardiyoloji kontrolü. Geceleri iki kez kalkıp tuvalete gidiyor; Nurdan her seferinde uyanıp onu koridorda tutuyor.

Nurdan'ın ağabeyi Koray yirmi beş yıldır Almanya'da. Her pazar telefon eder, «Babam nasıl?» diye sorar, bayramlarda para gönderir. Nurdan bu telefonları açmaktan yoruldu. Ağabeyine kızgın, kendine kızgın, bazen babasına bile. Bir arkadaşına geçen ay şöyle demişti: «Hayatım bir ilaç çizelgesine döndü. Ne uyku var ne tatil ne kendime bir saat.»

Geçen mart bir öğleden sonra, kapı çaldı. Alt kattaki komşu Sultan Hanım, elinde bir tepsi revaniyle duruyordu. «Cemal Ağabeyin doğum günü bugün değil mi? Seksen ikiye girdi.» Nurdan donup kaldı. Unutmuştu. İlaç saatlerini, tahlil günlerini, doktor randevularını ezbere biliyordu; babasının doğum gününü unutmuştu.

Sultan Hanım revaniyi Cemal Bey'in önüne koydu. Cemal Bey güldü, bir dilim aldı, sonra kızına döndü: «Sen de ye kızım.» Nurdan mutfağa gitti ve kapıyı kapattı.

Bilgenin kapısı

Analektler'de Konfüçyüs'ün kısa bir sözü vardır:

«Usta dedi ki: "Anne babanın yaşını bilmemek olmaz. Bir yandan sevinç için, bir yandan korku için."»

Konfüçyüs'ün cümlesi iki duyguyu aynı yaşa bağlar. Babanın seksen iki yaşında olması bir sevinçtir: hâlâ yaşıyor. Aynı zamanda bir korkudur: zaman azalıyor. Konfüçyüs ikisinden birini seçmez; ikisini birlikte bilmeyi ister.

Bakmadığın yer

Nurdan babasının yaşını biliyordu. Hem de çok iyi biliyordu. Seksen iki yaş, onun için bir ilaç çizelgesi, bir kalp grafiği, gece yarısı koridorda bir el demekti. Her gün bu yaşın ağırlığını taşıyordu. Konfüçyüs'ün iki duygusundan birini, korkuyu, her an yaşıyordu.

Ama öbür yarısı kaybolmuştu. «Bir yandan sevinç için.» Babasının seksen iki yaşında hâlâ yaşıyor olması, hâlâ revaniyi görünce gülebilmesi, hâlâ «Sen de ye kızım» diyebilmesi, Nurdan'ın gündeminde yoktu. Korku sevinci yutmuştu. Seksen iki, yalnızca bir eksilme sayısı olmuştu.

Doğum gününün unutulması bunun en açık işaretiydi. Nurdan babasının yaşını «bilmiyor» değildi; ama o yaşı yalnızca korkunun takviminde tutuyordu. Tahlil günleri, kontrol tarihleri, ilaç saatleri. Sevincin takvimi, yani bir doğum günü, o takvimde yer bulamamıştı.

Nurdan'ın gördüğü eksikler gerçekti: uykusuzluk, yalnızlık, ağabeyin uzaklığı, kendine ayıramadığı saatler. Bunlar bir şikâyet değil, gerçek bir yükün tarifiydi. Ama Konfüçyüs'ün cümlesi, aynı yaşın içinde bir sevincin de durduğunu hatırlatıyor. Eksiği görmek yanlış değildi. Yanlış olan, aynı yaşın öbür yüzünü hiç görmemekti.

Bir de Sultan Hanım'ın revanisi vardı. Bir komşu, babasının doğum gününü kızından iyi hatırlamıştı. Bu Nurdan'ın canını yaktı, çünkü bir aynaya benziyordu. Ama aynı zamanda bir şeyi gösterdi: Cemal Bey'in hayatında, Nurdan'ın bakımının dışında da bir şeyler vardı. Bir komşu, bir tepsi tatlı, bir gülüş. Nurdan'ın gözünde baba yalnızca bir hastaydı; Sultan Hanım'ın gözünde ise hâlâ «Cemal Ağabey»di.

Mutfakta kapıyı kapatan Nurdan, belki de ilk kez, iki takvim arasında sıkıştığını fark etti. Kapının öbür tarafında babası gülüyordu; bu tarafta Nurdan ağlıyordu. İkisi de aynı seksen iki yaşın içindeydi.

Belki en acı olanı şuydu: Cemal Bey de kızının hangi takvimde yaşadığını biliyordu. Gece koridorda tutulduğunda «Kusura bakma kızım» diyordu; ilaçlarını uzatırken Nurdan'ın yüzüne bakmamaya çalışıyordu. Korkunun takvimi yalnızca Nurdan'ı yormuyordu; babasını da, her gün biraz daha, bir yük gibi hissettiriyordu. Sevincin takvimi ise ikisine de nefes aldırabilirdi.

Derinleşme

Analektler'de öğrenciler Konfüçyüs'e evlat saygısını sorduğunda, Usta iki cevap verir:

«Ziyou evlat saygısını sordu. Usta dedi ki: "Bugünkü evlat saygısı, anne babayı besleyebilmek demek. Oysa köpekler ve atlar da beslenir. Saygı yoksa, ikisini ne ayırır?" Zixia evlat saygısını sordu. Usta dedi ki: "Zor olan yüzdür. İş olunca gençlerin zahmeti üstlenmesi, yemek ve içki olunca büyüklerin önüne koyması; evlat saygısı yalnızca bu mudur?"»

«色難», «zor olan yüzdür.» Konfüçyüs'e göre bir anne babaya bakmanın zor kısmı ilaçlar, yemekler, gece kalkmaları değildir; bunları birçok kişi yapar. Zor olan, bunları yaparken yüzde taşınan ifadedir. Nurdan üç yıldır babasına kusursuz bakıyordu. Ama yüzü yorgundu, kırgındı, gergindi; ve Cemal Bey bunu görüyordu.

Mengzi bir başka yerde, erdemli insanın üç sevincini sayar:

«Erdemli insanın üç sevinci vardır ve dünyaya hükmetmek bunların arasında değildir. Anne babanın ikisi de hayatta, kardeşlerin başında bir dert yok: birinci sevinç budur. … Dünyanın yetenekli gençlerini bulup yetiştirmek: üçüncü sevinç budur.»

Mengzi'nin birinci sevinci olağanüstü bir şey değildir: anne baba hayatta, kardeşler iyi. Nurdan'ın annesi ölmüştü; ama babası hayattaydı, ağabeyi uzakta da olsa sağdı. Mengzi'nin listesinde bu bir dert değil, bir sevinçti.

Mengzi'nin sayımında dikkat çeken bir ayrıntı daha var: üç sevincin hiçbiri bir başarıya bağlı değil. Anne babanın hayatta olması bir ödül değil, bir verilmişliktir. Nurdan bunu bir sorumluluk listesine çevirmişti; Mengzi ise aynı gerçeği bir sevinç olarak sayıyordu. Gerçek değişmemişti; değişen, onun hangi listeye yazıldığıydı.

O pazar Koray aradığında Nurdan bu kez telefonu öfkeyle açmadı. «Ağabey,» dedi, «babamın doğum gününü unuttum. Sultan Hanım hatırlattı.» Hattın öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra Koray «Ben de unuttum» dedi. «Para göndermeyi hatırladım, doğum gününü unuttum.»

O konuşma, üç yıldır yapılmayan bir konuşmaya kapı açtı. Koray yazın iki ay izin alıp Nazilli'ye gelmeye, babasının bakımını o iki ay devralmaya karar verdi. Nurdan o iki ayda, üç yıldır ilk kez, İzmir'deki kızının yanına gidecekti. Haftada iki gün için de belediyenin evde bakım hizmetine başvurdular.

Bir hafta sonra, gecikmiş bir doğum günü yaptılar. Koray görüntülü aramayla katıldı. Nurdan revaniyi bu kez kendisi yaptı. Cemal Bey mumları üfleyemedi, nefesi yetmedi; Nurdan yanına eğildi, birlikte üflediler. Cemal Bey güldü. Nurdan da güldü. Konfüçyüs'ün «zor olan yüz» dediği şey, o akşam bir anlığına kolaylaşmıştı.

Ertesi sabah ilaç saatinde Cemal Bey yine «Kusura bakma kızım» dedi. Nurdan bu kez cevap verdi: «Neyin kusuru baba? Seksen iki yaşındasın. Bu bir kusur değil.» Sonra ilacı uzattı ve yüzünü babasından kaçırmadı.

Bu hikâyeden yanlış bir sonuç çıkmasın. Bir hastaya uzun süre bakan kişinin yorgunluğu, öfkesi ve tükenmişliği, bir minnet eksikliği değildir; bakım yükünün doğal bir sonucudur. Konfüçyüs'ün «yüz» öğüdü, bakım verenden her an güler yüz beklemek değil, ona bir mola alanı açmayı da gerektirir. Bakım verenler için aile hekimleri, belediyelerin evde bakım birimleri ve psikolojik destek hizmetleri, bu yükün paylaşılmasında başvurulabilecek yerlerdir.

Öbür bilgeler

İskilip'te Gizem, kaynanası Sabiha Hanım sıraları sözle sayarken mutfak masasında ilk kez örmüştü (GAZ-K06.4). Nurdan da mumları babasıyla birlikte üfledi. Gazâlî'nin padişahı bir at bağışlar; Konfüçyüs'ün anne babası ise yalnızca hâlâ oradadır. İki hikâyede de yaşlı bir insanın emeği ya da varlığı, ancak bir fotoğrafla, bir komşunun tepsisiyle görünür oldu.

Develi'de Füsun da annesine «Burada ne var ki?» diye sorduğunda yalnızca eksikleri sayıyordu (IBA-K06.4). Nurdan ise ilaç saatlerini sayıyordu. İbn Arabî'nin vadisi içindekiler için kutsanır; Konfüçyüs'ün cümlesinde de yaş, hem korkunun hem sevincin yeridir. İki hikâye, yaşlanan bir anne babanın yanında, eksik ile olanın aynı evin içinde durduğunu gösteriyor.

Bugün bir kez dene

Hayatındaki yaşlı bir insanı düşün: bir anne, bir baba, bir büyükanne, bir komşu. Konfüçyüs'ün sözünü uygula: onun yaşını bil, ama iki türlü. Bir kâğıda, bu yaşın sende uyandırdığı korkuları yaz. Sonra aynı yaşın sevinçlerini yaz: hâlâ yaptığı, hâlâ söylediği, hâlâ güldüğü şeyler.

Bu hafta onunla bir zaman geçir ve yüzüne dikkat et. Konfüçyüs'ün «zor olan yüz» sözünü hatırla. Yaptığın şeyin yanında, yüzün ne söylüyor?

Eğer sen bir bakım verensen, bu hafta kendine bir mola ayır. Yüzünün yumuşaması, biraz da senin dinlenmene bağlı.

Yanında taşıyacağın soru

Sevdiğin birinin yaşını, yalnızca korkunun takviminde mi tutuyorsun?