Açılış
Ergün elli iki yaşında. Bilecik'in Bozüyük ilçesindeki bir seramik fabrikasında yirmi altı yıldır çalışıyor; son on yıldır fırın bölümünün şefi. Bölümü iyi yönetir: vardiyalar aksamaz, fireler düşüktür, ustalar ona güvenir. Fabrikada «Ergün Usta» denince akla düzen gelir.
İki yıl önce bölüme genç bir mühendis geldi: Gaye, otuz bir yaşında. Ergün başta onu temkinle karşıladı; çok soru soruyor, her şeyin nedenini öğrenmek istiyordu. Sonra Gaye bir şey fark etti. Tünel fırının ön ısıtma bölgesinde sıcak hava boşa gidiyordu. Aylarca ölçüm aldı, gece vardiyalarında kaldı, bir öneri hazırladı. Ergün izin verdi; deneme yapıldı. Fırının doğalgaz tüketimi belirgin biçimde düştü.
Ay sonunda genel müdür fabrikaya geliyordu. Bölüm şeflerinden, yılın iyileştirmelerini anlatan birer sunum istendi. Ergün'ün önünde bir rapor taslağı vardı ve ilk sayfanın başlığını yazmak üzereydi.
Başlık için iki seçenek düşündü. Birincisi: «Fırın bölümü enerji iyileştirmesi.» İkincisi: «Gaye Hanım'ın ön ısıtma önerisi.» Birincisi yanlış değildi; deneme onun bölümünde, onun izniyle yapılmıştı. İkincisi de doğruydu. Ergün kalemi bir süre havada tuttu. Fabrikada bir söylenti dolaşıyordu: yönetim, fırın ve sırlama bölümlerini birleştirip başına genç bir mühendis koymayı düşünüyormuş.
Bilgenin kapısı
Konfüçyüs, insana yarayan ve zarar veren zevkleri sayarken şöyle der:
«Faydalı üç zevk vardır, zararlı üç zevk vardır. Törenlerin ve müziğin ölçüsünden zevk almak, başkalarının iyiliğini anlatmaktan zevk almak, değerli dostları çok olmaktan zevk almak: bunlar faydalıdır. Gösterişten zevk almak, aylak gezmekten zevk almak, ziyafetlerden zevk almak: bunlar zararlıdır.»
Başka bir yerde aynı düşünceyi bir ahlak ölçüsüne çevirir:
«Erdemli insan, başkalarının güzel yanlarını tamamlamaya çalışır, kötü yanlarını tamamlamaya çalışmaz. Küçük insan bunun tersini yapar.»
Konfüçyüs'ün sözlerinde sevinç bir duygu olmaktan önce bir alışkanlık olarak anılıyor: «başkalarının iyiliğini anlatmaktan» zevk almak. Bu, içten gelen bir sıcaklığı beklemiyor; ağızdan çıkan bir cümleyi, bir adı anmayı, bir övgüyü yüksek sesle söylemeyi işaret ediyor. Ve ikinci söz bir adım daha atıyor: başkasının güzel yanını yalnızca görmek değil, onu tamamlamak.
Bakmadığın yer
Ergün'ün tereddüdü kıskançlık gibi görünmüyordu ona. Gaye'yi takdir ediyordu; ölçümlerini görmüş, gece vardiyalarında fırının başında defter tutan genç kadına içten içe saygı duymuştu. Ama başlığı yazamıyordu. Neden?
Konfüçyüs'ün çerçevesi burada işe yarıyor, çünkü meseleyi bir duygu olarak değil, bir rol olarak koyuyor. Ergün bir bölümün şefiydi. Şefin işi yalnızca vardiyaları düzenlemek değil, bölümündeki iyi işi görünür kılmaktı. «Başkalarının güzel yanlarını tamamlamak», Ergün'ün konumunda somut bir anlam taşıyordu: Gaye'nin emeğinin adını genel müdürün önünde anmak. Bu, bir şefin yapabileceği ve başka hiç kimsenin onun yerine yapamayacağı bir şeydi.
Ergün'ün bakmadığı yer, başlığın yalnızca Gaye'yle ilgili olmadığıydı. «Fırın bölümü enerji iyileştirmesi» yazarsa, emeği kendi yönettiği bölümün adı altına koymuş olacaktı. Kimse ona bir şey demezdi; ama ustalar bilirdi. Gece vardiyasında Gaye'yle ölçüm alan formen bilirdi. Ve en önemlisi, Gaye bilirdi. Bir şefin kime ne kadar güvenilebileceği, tam böyle anlarda ölçülür.
Söylentinin ağırlığı da vardı ve Ergün ona dürüstçe bakmalıydı. Gaye'yi öne çıkarmak, belki de kendi yerinin elinden alınmasına zemin hazırlamaktı. Bu korku gerçekti, uydurma değildi. Elli iki yaşında bir adam için yeni bir iş bulmak kolay değildi. Ama Konfüçyüs'ün «küçük insan bunun tersini yapar» cümlesi tam bu korkuyu hedef alıyor: kendi yerini korumak için başkasının iyi yanını eksik bırakmak. Küçük insan kötü biri değildir; korkan biridir. Korkusu, başkasının güzelliğini tamamlamak yerine onu yarım bırakmasına yol açar.
Başkasının sevincine katılmanın Konfüçyüs'teki biçimi, iç dünyadaki bir dönüşümden önce dışarıdaki bir eylemdir: adı anmak. Ergün içinde ne hissederse hissetsin, başlığa Gaye'nin adını yazabilirdi. Ve belki duygu, o eylemin ardından gelirdi. Konfüçyüs'te töre ve alışkanlık çoğu zaman kalbin önünden yürür; insan doğru olanı tekrarladıkça, kalbi de yavaş yavaş ona yetişir.
Derinleşme
Konfüçyüs, kendi döneminin saygın bir devlet adamı hakkında sert bir yargıda bulunur:
«Zang Wenzhong, makamını çalmış biri değil midir? Liuxia Hui'nin erdemini biliyordu, yine de onun kendisiyle birlikte sarayda durmasını sağlamadı.»
Bu yargının sertliği dikkat çekici. Zang Wenzhong rüşvet almamış, kimseye zarar vermemişti. Tek kusuru, değerli birini tanıdığı hâlde ona yer açmamaktı. Konfüçyüs bunu bir hırsızlık olarak adlandırıyor: makamın gereğini yapmayan, makamı çalmış sayılır. Bir mevki, yalnızca sahibine ait bir ayrıcalık değil, iyi insanları görünür kılma sorumluluğudur.
Ergün o gece bu ayrımı düşünmek zorunda kaldı. Gaye'nin adını anmamak, kimseye zarar vermiyordu. Ama Konfüçyüs'ün terazisinde, değerli birini görüp de yanında durmasına izin vermemek bir eksiklikti. Şef olmanın anlamı, tam da bu izni verebilmekti.
Mengzi bu fikri bir adım daha ileri taşır:
«Zilu'ya biri kusurunu söylediğinde sevinirdi. … Başkalarından alıp iyilik yapmak, başkalarıyla birlikte iyilik yapmaktır. Bu yüzden erdemli insan için, başkalarıyla birlikte iyilik yapmaktan daha büyük bir şey yoktur.»
Mengzi'nin «başkalarıyla birlikte iyilik yapmak» dediği şey, Ergün'ün önündeki üçüncü bir yolu açıyor. Başlık ne yalnızca bölümün ne de yalnızca Gaye'nin olmak zorundaydı. İyi bir fikri başkasından alıp hayata geçirmek, o iyiliği birlikte yapmaktı. Gaye öneriyi getirmiş, Ergün izni vermiş, ustalar denemeyi yürütmüştü. Hepsi doğruydu. Ama ilk adı kimin taşıyacağı da önemliydi.
Ergün sabah raporun ilk sayfasını yeniden yazdı. Başlık: «Tünel fırını ön ısıtma iyileştirmesi — öneri ve ölçümler: Gaye Hanım; uygulama: fırın bölümü vardiya ekipleri.» Sunum günü genel müdürün önüne Gaye'yi de çağırdı. Sözü ona bıraktı ve Gaye anlatırken kenarda durdu. Genel müdür sorular sordu; Gaye cevapladı, bir yerde Ergün'e döndü: «Ergün Usta deneme için gece vardiyasını değiştirmeye izin vermeseydi, bu ölçümleri alamazdık.»
Sunumdan sonra koridorda formen Ergün'ün yanına geldi. «Usta,» dedi, «iyi yaptın.» Ergün bir şey demedi. Ama içinde, beklemediği bir hafiflik vardı. Gaye'nin anlatırken parlayan yüzü, ona kendi gençliğinden bir sabahı hatırlatmıştı: yirmi altı yıl önce eski şefin, onun önerdiği bir vardiya düzenini müdüre «Ergün'ün fikri» diye sunduğu sabahı. Bunu unutmuştu. Şimdi aynı cümleyi bir başkası için söyleyen kendisiydi.
Söylentinin ne olacağını kimse bilmiyordu. Belki bölümler birleşecek, belki Gaye şef olacaktı. Ergün bunu düşündüğünde hâlâ bir kıpırtı hissediyordu ve bu kıpırtıyı yok saymanın bir anlamı yoktu. Konfüçyüs'ün öğüdü korkuyu ortadan kaldırmıyor; korkunun kararı vermesine izin vermemeyi öğütlüyor. Ergün'ün eşi Pervin akşam olanları dinledikten sonra yalnızca şunu sordu: «Peki ya seni çıkarırlarsa?» Ergün «O zaman bile,» dedi, «o kızın adı o sayfada olmalıydı.»
Öbür bilgeler
Tire'de Murtaza, kök boyasıyla amcasının oğlu Selami'nin otel siparişine katılmış; iki atölyenin arasındaki duvara asılan teşekkür mektubunun altında iki ad yazıyordu (GAZ-K06.9). Ergün de raporun ilk sayfasına kendi adının önüne Gaye'nin adını yazdı. Gazâlî bilginin paylaşıldıkça eksilmediğini anlatır; Konfüçyüs, değerli birini görüp ona yer açmamanın bir makamı çalmak olduğunu. Murtaza da Ergün de yanındakinin başarısını, kendi emeğini katarak tamamladı.
Ayancık'ta Nurhayat, lise arkadaşının ilk kitabını imza gününde tanıtırken hazırladığı soğuk konuşmayı bırakmış, kendi göremeyeceği bir dünyayı anlatan şiiri yüksek sesle okumuştu (IBA-K06.9). Ergün de genel müdürün önünde sözü Gaye'ye bıraktı. İbn Arabî'nin rüzgârları birbirine «sen de anlat» der; Konfüçyüs başkalarının iyiliğini anlatmaktan zevk almayı faydalı sevinçler arasında sayar. İkisinde de sevinç, başkası için açılan bir yerde başlıyor.
Bugün bir kez dene
Çalıştığın yerde, ailende ya da bir toplulukta, iyi bir işi senin adının gölgesinde kalan biri var mı? Konfüçyüs'ün sorusunu kendine sor: Ben onun güzel yanını tamamlıyor muyum, yoksa yarım mı bırakıyorum?
Bu hafta, bir başkasının iyi bir işini, onun olmadığı bir yerde, adıyla anarak anlat. Bir toplantıda, bir aile sofrasında, bir mesajda. Sonra içinde ne olduğuna bak: bir eksilme mi, yoksa Konfüçyüs'ün faydalı saydığı o zevk mi?
Yanında taşıyacağın soru
Bulunduğun yer sana, kimin adını anma imkânı veriyor?