İçeriğe geç

Buda ile · Kalbin erdemleri

Öğretmenler odasındaki tebrik

Başkasının mutluluğuna sevinmek neden zor?

1.203 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Hakkı kırk dokuz yaşında, Tokat'ın Turhal ilçesindeki Anadolu lisesinde yirmi beş yıldır kimya öğretmeni. Gençliğinde bir hayali vardı: ulusal bilim olimpiyatlarına öğrenci hazırlamak, onları bir gün uluslararası bir yarışmada görmek. Bunun için yıllarca problem defterleri tuttu, akşamları gönüllü çalışma grupları açtı. Ama ilçeden bir öğrencisi hiç ulusal finale kalamadı. Zamanla grupları kapattı, defterleri dolaba kaldırdı.

İki yıl önce okula genç bir kimya öğretmeni geldi: Serdar, otuz dört yaşında, hevesli. Bu yıl Serdar'ın çalıştırdığı bir öğrenci ulusal kimya olimpiyatında madalya aldı. Ardından Serdar, bölgenin olimpiyat hazırlık eğitmenliğine seçildi.

Haber öğretmenler odasına geldiğinde herkes ayağa kalktı, Serdar'ı tebrik etti, müdür çay ısmarladı. Hakkı da kalktı, elini sıktı, «Tebrikler» dedi. Sonra çantasını aldı ve bir işi bahane edip odadan çıktı.

O akşam eve geldiğinde eşi Neşe ona bir şey olup olmadığını sordu. Hakkı «Yok bir şey» dedi. Yemekte hiç konuşmadı. Gece yatağında, kendine bile söylemekten utandığı bir cümle dönüp duruyordu: «Benim yirmi beş yılda yapamadığımı o iki yılda yaptı.»

Ertesi sabah öğretmenler odasında Serdar ona yaklaştı: «Hakkı Hocam, siz yıllarca olimpiyata çalışmışsınız, öyle duydum. Bana biraz yol gösterir misiniz?» Hakkı bir an ne diyeceğini bilemedi. «Bakarız,» dedi ve sınıfına gitti.

Bilgenin kapısı

Majjhima Nikāya'da Buda, oğlu Rāhula'ya bir dizi meditasyon öğütler. Bunlardan biri, başkasının iyiliğine sevinmeyi geliştirmektir:

«Rāhula, sevinme meditasyonunu geliştir. Çünkü sevinme meditasyonunu geliştirdiğinde, içindeki hoşnutsuzluk bırakılacaktır.»

Pali'de iki kelime karşı karşıya duruyor. «Muditā», başkasının mutluluğuna sevinmek. «Arati» ise hoşnutsuzluk, huzursuzluk, kişinin kendi hayatından ya da hâlinden memnun olamaması. Buda, muditā'yı kıskançlığın değil, aratinin ilacı olarak sunuyor. Başkasına sevinememenin kökünde, çoğu zaman kendi hayatından duyulan bir hoşnutsuzluk vardır.

Bakmadığın yer

Hakkı kötü bir insan değildi. Serdar'a karşı bir düşmanlığı yoktu; hatta onu severdi, gençliğinde kendisine benzediğini düşünürdü. Öğretmenler odasında tebrikini de etmişti. Ama içinde bir şey takılmıştı ve o şey, Serdar'ın başarısına sevinmesini engelliyordu.

Buda'nın Rāhula'ya söylediği söz bu takılmanın nerede olduğunu gösteriyor. Sorun Serdar'da değildi; Hakkı'nın kendi içindeki «arati»deydi. Yirmi beş yıl boyunca tutulan defterler, kapanan gruplar, ulusal finale kalamayan öğrenciler. Hakkı bu hayal kırıklığıyla hiç yüzleşmemişti; defterleri dolaba kaldırmış, konuyu kapatmıştı. Serdar'ın madalyası, o dolabın kapağını açmıştı.

«Benim yirmi beş yılda yapamadığımı o iki yılda yaptı» cümlesi, aslında Serdar hakkında değil, Hakkı'nın kendisi hakkındaydı. Serdar'ın başarısı, Hakkı'nın gözünde kendi başarısızlığının bir ölçüsüne dönüşmüştü. Başkasına sevinmek bu yüzden zordu: o sevinç, kendi kaybını kabul etmek gibi geliyordu.

Başkasının mutluluğuna sevinmek neden zor? Buda'nın cevabı, sorunun yönünü değiştiriyor. Zorluk, başkasının mutluluğunda değil, kendi içimizdeki hoşnutsuzluktadır. Hakkı, Serdar'ın yerinde başka biri olsaydı, örneğin hiç tanımadığı bir şehirde bir öğretmen olsaydı, muhtemelen sevinebilirdi. Ama Serdar aynı okulda, aynı bölümde, Hakkı'nın bir zamanlar istediği şeyi yapıyordu. Yakınlık, aratinin üzerine tuz basıyordu.

Bir de Serdar'ın ertesi sabahki sorusu vardı: «Bana yol gösterir misiniz?» Hakkı'nın «Bakarız» cevabı, aratinin bir başka yüzüydü. Serdar ona bir kapı açıyordu: kendi yirmi beş yılını, kendi defterlerini, bir başkasının başarısına katılmak için kullanmak. Ama Hakkı o kapıdan geçemiyordu; çünkü geçmek, Serdar'ın başarısını kendi başarısızlığının üzerine kurmak gibi geliyordu.

Buda'nın «sevinmeyi geliştir» öğüdü ise bir duygu emri değil, bir alıştırmadır. «Bhāvanā» kelimesi, geliştirmek, ekmek demektir. Muditā kendiliğinden doğmayabilir; ama ekilebilir. Ve ekildiğinde, Buda'ya göre, aratiyi, kişinin kendi hayatına duyduğu hoşnutsuzluğu da çözer.

Derinleşme

Aṅguttara Nikāya'da Sāriputta, bu iki duygunun ilişkisini daha da sert bir dille ortaya koyar. Bir keşiş ona şöyle der: «Sevinmeyi geliştirdim, onu aracım ve temelim yaptım; ama yine de hoşnutsuzluk zihnimi kaplıyor.» Sāriputta'nın cevabı şudur:

«Böyle deme, dost. Bu mümkün değil, olacak şey değil: sevinmeyle gelen gönül kurtuluşu geliştirilip, araç ve temel yapılmışken, hoşnutsuzluğun zihni kaplaması. Çünkü sevinmeyle gelen gönül kurtuluşu, hoşnutsuzluktan çıkış yoludur.»

Sāriputta'nın sözündeki «nissaraṇa», «çıkış», «kaçış yolu» demektir. Hoşnutsuzluk bir oda gibidir; muditā onun kapısıdır. Ve Sāriputta'nın ima ettiği bir şey daha var: biri sevindiğini söylediği hâlde içi hâlâ hoşnutsuzlukla doluysa, belki gerçekten sevinmemiştir. Hakkı'nın öğretmenler odasındaki «Tebrikler»i de böyleydi: dışarıdan bir sevinç, içeriden bir arati.

Hakkı o hafta sonu dolabın kapağını açtı. Yirmi beş yıllık problem defterleri oradaydı: elle yazılmış sorular, çözümler, bazı sayfalarda öğrencilerinin adları ve tarihleri. Bir defterin arasında, on beş yıl önce ilçe birincisi olmuş bir kızın teşekkür notu duruyordu: «Hocam, sizin sayenizde kimyayı sevdim.» Hakkı o notu yıllardır görmemişti.

Notun altında bir telefon numarası vardı. Hakkı, biraz çekinerek, o akşam numarayı aradı. Telefonu açan kadın, şimdi otuz yaşında, Samsun'da bir hastanede eczacıydı. Hocasını sesinden tanıdı. «Hocam,» dedi, «o yıl ulusal finale kalamadım ama eczacılığı sizin yüzünüzden seçtim.» Hakkı telefonu kapattıktan sonra Neşe'ye döndü ve yirmi beş yılda ilk kez, kendi öğretmenliği hakkında güldü. «Madalya almadı,» dedi, «ama eczacı olmuş.»

Pazartesi sabahı defterleri bir koliye koyup okula götürdü. Serdar'ın masasına bıraktı. «Bunlar yirmi beş yılın soruları,» dedi. «Senin öğrencilerin benimkilerden daha ileri gidiyor. Bunlar onlara yaramazsa da, belki bir şey bulursun.» Serdar koliyi açtı, defterlerden birini karıştırdı. «Hocam, bunlar müthiş. Hafta sonları gruba siz de gelir misiniz? Organik kimyada benden çok daha iyisiniz.»

Hakkı ilk cumartesi gönülsüzce gitti. Dördüncü cumartesi, bir öğrencinin zor bir sentez problemini çözdüğü anda, kendini istemeden alkışlarken buldu. Kimin öğrencisi olduğu aklına bile gelmedi.

O akşam Neşe, kocasının yemekte yıllardır duymadığı bir şeyi anlattığını fark etti: bir öğrencinin bir benzen halkasını nasıl yanlış çizdiğini, sonra kendi kendine nasıl düzelttiğini. Hakkı anlatırken eli havada bir halka çiziyordu. Serdar'ın adı bir kez geçti; kıskançlıkla değil, «Serdar da çok güldü» diye. Neşe bir şey sormadı; yalnızca çayını tazeledi ve onun anlatmasına, araya girmeden, sonuna kadar izin verdi. Kocasının yüzünde, öğretmenler odasından eve döndüğü akşamki gölgeyi göremedi.

Bir şeyi açıkça yazmak gerekiyor. Buda'nın muditā öğüdü, insanın kendi hayal kırıklıklarını yok saymasını istemez; arati gerçek bir duygudur ve adının konması gerekir. Hakkı'nın yirmi beş yıllık emeği değersiz değildi; ölçüsü bir madalya değil, bir öğrencinin teşekkür notu da olabilirdi. Ayrıca uzun süre devam eden mesleki tükenmişlik ve hayal kırıklığı, bazen bir sevinç alıştırmasıyla geçmeyecek kadar ağır olabilir; böyle durumlarda bir ruh sağlığı uzmanıyla ya da meslektaş destek gruplarıyla konuşmak yardımcı olabilir.

Öbür bilgeler

Çorlu'da Nazan, Kadri'nin getirdiği domatesleri tezgâhına onun adıyla koymuştu (KON-K06.8). Hakkı da yıllardır sakladığı defterleri, başka birinin başarısının hizmetine verdi. Mengzi karşılık gelmeyince kendi saygımıza dönmeyi öğütler; Buda sevinemeyince kendi hoşnutsuzluğumuza bakmayı. Nazan da Hakkı da, takıldıkları yerin karşısındakinde değil, kendi içlerinde olduğunu gördü.

Kağızman'da Fikret, adını bilmediği yaşlı bir kadının ekmek ve süt borcunu öbür bakkalda kapatıp çıkmıştı (GAZ-K06.8). Hakkı ise her gün gördüğü bir meslektaşının başarısına sevinemiyordu. Gazâlî uzaktaki iyiyi kolayca sevebildiğimizi söyler; Buda yakındakine sevinmenin, kendi hoşnutsuzluğumuzla yüzleşmeyi gerektirdiğini gösterir. İki hikâye birlikte okununca, sevincin mesafeyle değil, kendi içimizle ilgili olduğu ortaya çıkıyor.

Bugün bir kez dene

Hayatında, başarısına içinden sevinemediğin biri var mı? Bir kardeş, bir arkadaş, bir meslektaş? Buda'nın ayrımını kendine uygula: bu zorluk onun başarısından mı geliyor, yoksa benim kendi hayatımdaki bir hoşnutsuzluktan mı?

Bu hafta, o kişinin başarısına somut bir şekilde katıl: bir soru sor, bir yardım teklif et, bir notunu paylaş. Sevinç kendiliğinden gelmiyorsa, Buda'nın dediği gibi ek. Ve kendi dolabında, unuttuğun bir teşekkür notu olup olmadığına bak.

Yanında taşıyacağın soru

Başkasının sevincine kapalı olduğunda, kendi hayatının hangi odası kilitli?