İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Kalbin erdemleri

Herkesin sevdiği muhtar

Hoş görmek her şeye göz yummak mı?

1.205 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Cemalettin altmış yaşında, Karabük'ün Safranbolu ilçesinde, eski çarşıya yakın bir mahallenin on beş yıllık muhtarı. Mahallede onu sevmeyen yok. Her seçimde neredeyse bütün oyları alır. Kimsenin kalbini kırmaz; her derde «Hallederiz» der, her kavgada «Hoş görelim, komşuyuz» diye araya girer.

Geçen yaz mahallenin eski evlerinden birinin sahibi Vehbi, bahçesinin sınırını genişletip arkadaki dar sokağa bir tel çit çekti. Sokak, yetmiş dokuz yaşındaki Fevziye Nine'nin evine çıkan tek yoldu. Fevziye Nine artık evine, komşunun bahçesinden geçip bir merdivenden inerek ulaşabiliyordu; bastonuyla, her seferinde düşme korkusuyla.

Fevziye Nine muhtara üç kez geldi. Cemalettin her seferinde aynı şeyi söyledi: «Teyze, Vehbi Bey iyi adamdır, ben konuşurum. Biraz hoş görelim; komşuluk bozulmasın.» Vehbi Bey mahallenin varlıklılarından biriydi, bayramlarda caminin yardım sandığına en çok o koyardı. Cemalettin onunla hiç konuşmadı.

Eylülde Fevziye Nine merdivende düştü ve bileği kırıldı. Hastaneden çıktıktan sonra torunu Arda, yirmi iki yaşında bir hukuk öğrencisi, muhtarlığa geldi. Kapıdan girer girmez, sakin bir sesle şunu sordu: «Muhtar Bey, siz bu mahallede kimin muhtarısınız?»

Bilgenin kapısı

Analektler'de Konfüçyüs, erdemli insan ile küçük insanı bir uyum ölçüsüyle ayırır:

«Usta dedi ki: "Erdemli insan uyum içindedir ama aynılaşmaz; küçük insan aynılaşır ama uyum içinde değildir."»

Hemen ardından öğrencisi Zigong ona bir soru sorar:

«"Mahallesindeki herkesin sevdiği bir adam için ne dersin?" Usta dedi ki: "Bu yetmez." "Peki mahallesindeki herkesin nefret ettiği bir adam?" Usta dedi ki: "Bu da yetmez. Daha iyisi, mahallenin iyilerinin onu sevmesi, kötülerinin ondan hoşlanmamasıdır."»

«和而不同»: uyumlu ama aynı değil. Konfüçyüs'ün hoşgörüsü, farklılığı koruyarak birlikte yaşamaktır. Aynılaşmak ise, herkese benzemek, herkesi memnun etmek için kendi doğrusundan vazgeçmektir. Ve herkesin sevdiği bir insan, Konfüçyüs'e göre bir ölçü değildir.

Bakmadığın yer

Cemalettin'in mahallede sevilmesi tesadüf değildi. Gerçekten iyi kalpli bir adamdı; kavgaları yatıştırır, kırgınlıkları onarır, herkesin derdini dinlerdi. «Hoş görelim, komşuyuz» cümlesi, birçok küçük tartışmayı büyümeden söndürmüştü. Konfüçyüs'ün sözü bu iyi niyeti küçümsemiyor.

Ama Konfüçyüs'ün ayrımı, Cemalettin'in hoşgörüsünün nerede aynılaşmaya dönüştüğünü gösteriyor. Uyum, farklı tarafların birlikte var olmasıdır; aynılaşma ise herkesin hoşuna gidecek şeyi söylemektir. Cemalettin'in Fevziye Nine'ye «Hoş görelim» demesi, Vehbi Bey'e karşı bir şey söylememesi, bir uyum değil, bir aynılaşmaydı: güçlü olana uymak, zayıf olana sabır öğütlemek.

Zigong'un sorusu tam Cemalettin'in durumuna denk düşüyor. Mahallede herkesin sevdiği bir muhtar. Konfüçyüs'ün cevabı: «Bu yetmez.» Çünkü herkesin sevdiği biri, ya kimseye hayır dememiştir ya da hayır demesi gereken yerde susmuştur. Konfüçyüs'ün ölçüsü başka: iyilerin sevdiği, kötülerin hoşlanmadığı. Bu ölçüye göre bir muhtar, bazen birilerini kızdırmak zorundadır.

Cemalettin'in hoşgörüsünün bedeli bir yaşlı kadının bileğiydi. Üç ay boyunca «hoş görelim» denen şey, aslında bir haksızlıktı: bir kamu sokağının kapatılması, bir yaşlının evine ulaşamaması. Bu, iki komşu arasındaki bir zevk farkı değildi; biri öbürünün yolunu kesmişti. Ve muhtar, bunu görmemek için «komşuluk» kelimesinin arkasına saklanmıştı.

Arda'nın sorusu, «Siz kimin muhtarısınız?», Cemalettin'in on beş yıldır duymadığı bir soruydu. Herkesin muhtarı olmak, aslında kimsenin muhtarı olmamak demekti. Bir muhtar, herkesin hakkını korumak için seçilir; herkesi memnun etmek için değil.

Ve belki en acı yanı: Cemalettin bunu biliyordu. Vehbi Bey'le konuşmamasının sebebi bir unutkanlık değil, bir korkuydu. Varlıklı bir komşuyu kızdırmak, bir sonraki seçimde birkaç oy, bayramda bir yardım sandığı demekti. Hoşgörü adı altında saklanan şey, bir çıkardı.

Bir de Fevziye Nine'nin üç ziyareti vardı. İlkinde sitem etmişti, ikincisinde yalvarmış, üçüncüsünde yalnızca oturup çayını içmiş ve hiçbir şey istemeden kalkmıştı. Cemalettin bu üçüncü ziyareti bir rahatlama sanmıştı: «Demek alıştı.» Oysa üçüncü ziyaret, bir yaşlının artık bir şey beklememeye başladığı andı. Hoşgörü sanılan sessizlik, karşıdakinin umudunu da susturmuştu.

Derinleşme

Konfüçyüs başka bir yerde bu tipi tek bir cümleyle adlandırır:

«Usta dedi ki: "Köyün herkese uyan saygın adamı, erdemin hırsızıdır."»

Mengzi bu sözü açıklarken «köyün saygın adamını» şöyle tarif eder: «Onu eleştirmek isteyen tutacak bir yer bulamaz; ayıplamak isteyen ayıplanacak bir şey bulamaz. Yaygın akıntıya uyar, bozuk çağla uzlaşır. Davranışı sadakat ve güvenilirlik gibi görünür, hareketi temizlik gibi görünür; herkes ondan hoşlanır, o da kendini haklı sanır.» Ve Mengzi, Konfüçyüs'ün şu sözünü aktarır: «Gerçeğe benzeyip gerçek olmayandan nefret ederim. Mor rengi sevmem, çünkü kırmızıyı bulandırır; köyün saygın adamını sevmem, çünkü erdemi bulandırır.»

Mor ile kırmızı benzetmesi çok yerinde. Mor, kırmızıya benzer ama kırmızı değildir; yanında durunca kırmızıyı da bulandırır. Cemalettin'in «hoşgörüsü» de gerçek hoşgörüye benziyordu: yumuşak, uzlaşmacı, herkese iyi davranan. Ama bir yaşlı kadının yolunu kapatan bir çite «hoş görelim» demek, hoşgörüyü bulandırıyordu. Gerçek hoşgörü, zayıf olanın hakkını korur; mor hoşgörü, güçlü olanın rahatını.

Mengzi'nin tarifindeki bir ayrıntı daha Cemalettin'e oturuyordu: «Onu eleştirmek isteyen tutacak bir yer bulamaz.» On beş yıl boyunca kimse muhtarı eleştirememişti; çünkü muhtar hiçbir konuda bir taraf tutmamıştı. Eleştirilemeyen bir muhtar, bir bakıma kusursuz görünüyordu. Ama Arda'nın sorusu bu kusursuzluğun içini açtı: hiçbir şeyi savunmayan biri, eleştirilmez; ama kimseyi de korumaz.

Cemalettin o akşam Arda'ya cevap veremedi. Ertesi sabah Vehbi Bey'in kapısını çaldı. «Vehbi Bey,» dedi, «sokağa çektiğin çit kamu yoluna giriyor. Fevziye Nine'nin bileği kırıldı. Çiti bu hafta içinde kaldırmanı istiyorum. Kaldırmazsan, belediyeye bildirmek zorundayım.» Vehbi Bey önce şaşırdı, sonra kızdı: «Muhtar, seni ben seçtirdim!» Cemalettin cevap verdi: «Beni bu mahalle seçti. Fevziye Nine de bu mahallede.»

Çit bir hafta sonra kaldırıldı. Vehbi Bey o bayram yardım sandığına bir şey koymadı ve mahalle kahvesinde muhtar hakkında söylendi. Birkaç kişi ona hak verdi. Ama Fevziye Nine, alçısı çıktıktan sonra, bastonuyla eski sokaktan yürüyerek muhtarlığa geldi ve bir kavanoz ahududu reçeli bıraktı.

Cemalettin o reçeli masasının üstüne koydu. Bir sonraki seçimde birkaç oy eksik aldı. Hiç sormadı kimden eksildiğini.

Arda o seçimden sonra bir gün muhtarlığa yeniden uğradı. Bu kez bir soru sormadı; masadaki reçel kavanozunu gösterip güldü. Cemalettin de güldü. «Oy hesabını bilmem,» dedi, «ama ninenin reçeli, aldığım bütün oylardan tatlı.» Mahallede onu eskisi kadar herkes sevmiyordu artık; ama sevenler, neden sevdiklerini biliyordu.

Konfüçyüs'ün «köyün saygın adamı» eleştirisi, her uzlaşmacı tavrın bir zaaf olduğunu söylemiyor; birçok gündelik anlaşmazlıkta yatıştırmak gerçekten doğru yoldur. Ölçü, birinin hakkının ihlal edilip edilmediğidir. Ayrıca kamu yoluna yapılan bir işgal ya da yaşlı bir kişinin erişiminin engellenmesi, yalnızca bir ahlak meselesi değil, belediyenin ve yerel yönetimin müdahale etmekle yükümlü olduğu hukuki bir meseledir.

Öbür bilgeler

Oltu'da Remzi Usta, sekizinci çırağı da kaçırmak üzereyken, Batın'a gece yarısı bir özür mesajı yazmıştı (GAZ-K06.7). Cemalettin de Arda'nın sorusundan sonra bir gece boyunca cevap bulamadı. Gazâlî düzeltenin kendini sınamasını ister; Konfüçyüs herkesi memnun edenin erdemi bulandırdığını söyler. Remzi Usta sertlikten, Cemalettin yumuşaklıktan dönmek zorundaydı; ama ikisi de aynı soruyla yüzleşti: bu tavır kime hizmet ediyor?

Aksaray'da Kezban Hanım'ın otlarını doktor tek tek incelemiş, zararsız olanları akşam çayına bırakmıştı (IBA-K06.7). Fevziye Nine ise muhtarı üç kez dinlemiş, üçünde de «hoş görelim» cevabını almıştı. İbn Arabî niyeti görmeyi öğütler; Konfüçyüs iyilerle kötüleri ayırmayı. İki hikâyede de birinin gerçekten duyulması, hoşgörü sanılan sessizliğin bitmesiyle başladı.

Bugün bir kez dene

Hayatında «herkes beni sevsin» diye bir haksızlığa sustuğun bir yer var mı? Bir iş yerinde, bir ailede, bir apartmanda? Konfüçyüs'ün ölçüsünü uygula: bu konuda iyiler beni sever mi, kötüler benden hoşlanmaz mı? Yoksa herkesi aynı anda memnun etmeye mi çalışıyorum?

Bu hafta, mor ile kırmızıyı ayırmayı dene. «Hoş görelim» demeden önce kendine sor: burada gerçekten bir farklılık mı var, yoksa birinin hakkı mı yeniyor?

Yanında taşıyacağın soru

Herkesin seni sevmesi için, kimin hakkına sustun?