Açılış
Kutay kırk bir yaşında, Aksaray'da bir eczanede eczacı. Annesi Kezban Hanım yetmiş bir yaşında, Ortaköy ilçesinde yalnız yaşıyor. On iki yıldır şeker hastası; son üç yıldır insülin kullanıyor.
Geçen sonbahar Kezban Hanım, komşusunun tavsiyesiyle bir aktardan karışık bir ot kesesi aldı. Aktar ona «Bunu içersen şekerin düzelir, iğneye gerek kalmaz» demişti. Kezban Hanım iki hafta boyunca otları kaynatıp içti ve insülinini yavaş yavaş azalttı. Kutay bunu bir hafta sonu ziyaretinde, buzdolabındaki açılmamış insülin kalemlerini görünce fark etti.
Kutay'ın ilk tepkisi öfke oldu. «Anne, bunlar hurafe! Bu adam seni öldürecek. Ben eczacıyım, yirmi yıldır bu işi okuyorum, sen bir aktara mı inanıyorsun?» Kezban Hanım kırıldı. «Sen beni hep cahil sanıyorsun,» dedi. «Benim annem de otla iyileşirdi.» Kutay kapıyı çarpıp çıktı.
Bu kavga yeni değildi. Kutay yıllardır annesinin otlarıyla, muskalarıyla, eski usul ilaçlarıyla alay ederdi. Kezban Hanım da yıllardır oğlunun reçetelerine şüpheyle bakardı. İkisi de birbirini yanlış yolda sanıyordu. Ve bu kez yanlış yol, Kezban Hanım'ın hayatına mal olabilirdi.
Bilgenin kapısı
İbn Arabî, Tercümânü'l-Eşvâk'ın on üçüncü şiirinin sonunda, «Onu istediğim için kimse beni kınamaz» der. Şerhinde bu dizeyi şöyle açıklar:
«Bütün arayanların özlemleri ve istekleri O'na bağlıdır; ama O, özünde onlar tarafından bilinmez. Bu yüzden hepsi O'nu sever, ama kimse başkasını O'nu sevdiği için kınamaz. Benzer biçimde, her bir nefis ve her dinin mensupları kurtuluşu arar; ama onu bilmedikleri için ona götüren yolu da bilmezler, gerçi herkes kendisinin doğru yolda olduğuna inanır. Farklı din ve mezhepler arasındaki bütün çekişme, kurtuluşa götüren yol hakkındadır, kurtuluşun kendisi hakkında değil. Eğer biri yanlış yolda olduğunu bilseydi, yanılgısında ısrar etmezdi.»
İbn Arabî'nin ayrımı dikkat ister. Kavga hedef hakkında değil, yol hakkındadır. Ve şerhin son cümlesi iki şeyi birden söyler: yanlış bir yol vardır; ama o yolda yürüyen, onun yanlış olduğunu bilmez.
Bakmadığın yer
Kutay haklıydı. İnsülini bırakmak, şeker hastası bir kadın için gerçek bir tehlikeydi. Aktarın vaadi bir yalan, en iyi ihtimalle bir cehaletti. Kutay'ın öfkesi, annesini kaybetme korkusundan geliyordu. İbn Arabî'nin şerhi bu tehlikeyi küçümsemiyor; «yanlış yol» diye bir şeyin var olduğunu açıkça söylüyor.
Ama şerhin bir cümlesi, Kutay'ın hiç bakmadığı bir yere ışık tutuyor: «Herkes kendisinin doğru yolda olduğuna inanır.» Kezban Hanım otları kötü niyetle içmiyordu. İyileşmek istiyordu; tıpkı Kutay'ın onun iyileşmesini istediği gibi. Hedefleri aynıydı: Kezban Hanım'ın sağlığı. Kavgaları yol hakkındaydı. Ve Kutay, yolu tartışırken hedefin ortak olduğunu unutmuştu.
«Bunlar hurafe!» cümlesi, bu unutuşun sesiydi. Kutay annesinin yolunu yanlış bulmakla kalmamış, annesini de yanlış bulmuştu. Kezban Hanım'ın «Sen beni hep cahil sanıyorsun» cevabı, kavganın asıl yerini gösteriyordu: insülin değil, saygı. Annesi, ilacını bırakmaktan çok, oğlunun yıllardır kendi dünyasını küçümsemesine direniyordu.
Hoşgörünün göz yummaktan nerede ayrıldığına İbn Arabî'nin şerhi iki yönlü bir cevap veriyor. Bir yanda, yanlış yolu yanlış olarak adlandırmak mümkündür; şerh bunu söylüyor. Öbür yanda, yanlış yolda yürüyeni bir düşman olarak değil, aynı hedefi arayan biri olarak görmek gerekir. Hoşgörü, yolun doğru olduğunu kabul etmek değil, yolcunun niyetini görmektir.
Kutay yıllardır bunun tam tersini yapmıştı. Annesinin niyetini görmemiş, yalnızca yolunu küçümsemişti. Ve bu küçümseme, annesini kendi yolunda daha da inatçı kılmıştı. Belki Kezban Hanım insülini bırakırken, biraz da oğluna «Ben de bilirim» demek istemişti.
Şerhin son cümlesi Kutay için bir kapı açıyordu: «Eğer biri yanlış yolda olduğunu bilseydi, yanılgısında ısrar etmezdi.» Kezban Hanım'ı ikna etmenin yolu, onu cahil ilan etmek değil, ona yolunu göstermekti; saygıyla, aynı hedefi paylaştığını bilerek.
Derinleşme
İbn Arabî bir sonraki şiirde, bir şimşeğe bakan âşığı anlatır:
«Doğuda şimşeği gördü ve doğuyu özledi; ama batıda çaksaydı batıyı özleyecekti. Benim isteğim şimşek ve parıltısıdır; yerler ve toprak değil.»
Âşığın bağlılığı yöne değil, şimşeğedir. Doğu ya da batı, yalnızca şimşeğin çaktığı yerdir. İbn Arabî'nin şerhine göre âşık, biçimleri ancak bir tecellinin yeri oldukları ölçüde ister. Kutay için bu dize, bir ölçü sunuyordu: annesinin «ot» dediği şey ile kendisinin «insülin» dediği şey, iki ayrı yön gibiydi. Ama ikisinin de istediği şimşek aynıydı: Kezban Hanım'ın iyileşmesi.
Kutay bir hafta sonra annesine döndü. Bu kez eczacı önlüğüyle değil, bir oğul olarak. Mutfakta oturdu ve annesine ot kesesini sordu. Kezban Hanım ona, annesinin dağdan topladığı otları, köydeki eski bir kadının şifa bildiklerini anlattı. Kutay dinledi. Annesinin anlattığı otların bir kısmını o da biliyordu; eczacılık okulundaki farmakognozi kitaplarında görmüştü. Bunu söylemedi; yalnızca dinledi. Sonra şunu söyledi: «Anne, ben de senin iyileşmeni istiyorum. Seninle aynı şeyi istiyoruz. Yalnızca, bu otların insülinin yerini tutmadığından eminim. Benimle doktora gelir misin? Otlarını da götür, doktor baksın.»
Kezban Hanım bir süre sustu. Sonra kabul etti. Doktor otların içeriğine baktı; bir kısmının zararsız olduğunu, birinin ilaçla etkileşebileceğini söyledi. Zararsız olanları akşam çayı olarak içmeye devam etmesine izin verdi; insülini ise yeniden düzenledi. Kezban Hanım otlarını bırakmadı; ama insülinine de döndü. Aktara bir daha gitmedi; komşusuna da, doktorun ne dediğini kendi ağzıyla anlattı.
Eve dönerken arabada Kezban Hanım oğluna şunu söyledi: «Hiç bu kadar uzun dinlemedin beni.» Kutay ona cevap vermedi; ama o akşam annesinin kaynattığı ıhlamuru, ilk kez, içti.
Burada önemli bir sınırı açıkça söylemek gerekiyor. İbn Arabî'nin «herkes doğru yolda olduğuna inanır» sözü, her yolun eşit derecede güvenli olduğu anlamına gelmez. Sağlık söz konusu olduğunda, bir ilacın bırakılması hayati riskler taşıyabilir; kronik hastalığı olan biri bitkisel bir ürün kullanmayı düşünüyorsa, bunu mutlaka hekimiyle konuşmalıdır. Hoşgörü, yakınının niyetine saygı duymaktır; tehlikeli bir karara sessiz kalmak değil.
Öbür bilgeler
Ceyhan'da Müzeyyen, meydandaki kavganın ortasında, çeşmenin yanına bir kasa portakal koymuştu (YUN-K06.7). Kutay da annesiyle kavgasının ortasında, ot kesesini doktorun masasına koydu. Yunus'un 102. şiiri sözün pişirilmesini ister; İbn Arabî kavganın yol hakkında olduğunu, hedef hakkında değil. Müzeyyen de Kutay da iki tarafı aynı istek etrafında buluşturan bir yer açtı.
Kaman'da Kevser Nine, kına konusundaki ısrarının altında «Ben gidince kim yakacak?» sorusunun yattığını söylemişti (MEV-K06.7). Kezban Hanım'ın otlarının altında da annesinin hatırası vardı. Mevlânâ dört kelimenin altındaki tek üzümü görür; İbn Arabî iki yönün üstündeki tek şimşeği. İki hikâyede de inatla savunulan bir yol, bir geçmişe duyulan sevgiyi taşıyordu.
Bugün bir kez dene
Hayatında «yanlış yolda» bulduğun biri var mı? Bir anne, bir kardeş, bir arkadaş? İbn Arabî'nin ayrımını uygula: onunla gerçekten neyin hakkında anlaşamıyorsunuz, hedef mi, yol mu?
Bu hafta o kişiyle, yolunu tartışmadan önce, hedefinizi konuşun. «İkimiz de aynı şeyi istiyoruz» cümlesiyle başla. Sonra, gerekiyorsa, yol hakkındaki kaygını söyle; ama onun niyetini küçümsemeden.
Yanında taşıyacağın soru
Birinin yolunu düzeltmeye çalışırken, onun neyi aradığını sordun mu?