Açılış
Ziya elli sekiz yaşında, Yozgat'ın Sorgun ilçesinde traktör tamircisi. Atölyesini otuz yıl önce babasının bıraktığı bir ahırın yerinde kurdu. Küçük kardeşi Cevat ondan on yaş küçük; çocukken Ziya onu sırtında köy okuluna taşırdı.
Sekiz yıl önce anneleri öldüğünde, köydeki tarla bölüşümü yüzünden aralarına bir kara kedi girdi. Annenin son yıllarında ona Ziya bakmıştı; anne de tarlanın büyük parçasını ona bırakmıştı. Cevat bunu kabullenemedi. Köyde, kahvede, düğünlerde anlatmaya başladı: «Ağabeyim annemi kandırdı, imzasını aldı, beni mirastan attı.» Hiçbiri doğru değildi; ama köy dinledi. Ziya'nın eşi Mürvet Hanım bir düğünde, Ziya'nın kulağı çınlasın diye söylenen bu sözleri kendi kulağıyla duydu.
Ziya sekiz yıl boyunca Cevat'la konuşmadı. Bayramlarda kapısına gitmedi, onun düğün davetiyesini geri gönderdi.
Geçen eylül Cevat atölyeye geldi. Kumar değil, kötü bir ortaklık yüzünden borca batmıştı; bir banka kredisi için bir kefil arıyordu. Başka kimse imza atmamıştı. Ziya'nın karşısında, başı önünde durdu: «Ağabey, biliyorum, hakkımda ne düşündüğünü. Ama başka gidecek kapım kalmadı.»
Ziya bir süre elindeki anahtarı silmeye devam etti. Sonra kardeşine baktı. Sırtında okula taşıdığı çocuk, sekiz yıldır köyde onun adını kirleten adam, şimdi kapısında bir imza istiyordu.
Bilgenin kapısı
Analektler'de Konfüçyüs, eski çağın iki erdemli kardeşini anar:
«Usta dedi ki: "Boyi ile Shuqi, eski kötülükleri akıllarında tutmazdı; bu yüzden onlara yönelen kırgınlık azdı."»
Başka bir yerde aynı düşünceyi bir öğüde çevirir:
«Kendinden çok, başkasından az bekleyen, kırgınlıktan uzak durur.»
«不念舊惡», «eski kötülüğü akılda tutmamak». Konfüçyüs bunu bir duygu olarak değil, bir hafıza alışkanlığı olarak tarif eder. Kötülük olmuştur; ama zihin onu her gün yeniden çağırmaz.
Bakmadığın yer
Ziya'nın kırgınlığı haklıydı. Annesinin son yıllarını o taşımıştı; hastaneler, geceler, ilaçlar. Mirasın büyük kısmının ona kalması, bir ödül değil, annenin bir teşekkürüydü. Cevat ise bunu bir hırsızlık gibi anlatmış, sekiz yıl boyunca köyün kulağına Ziya hakkında yalan söylemişti. Konfüçyüs'ün sözü bu haksızlığı küçültmüyor.
Ama Konfüçyüs'ün sözündeki «eski kötülükler», bir hafızanın nasıl çalıştığına dair bir şey söylüyor. Ziya sekiz yıl boyunca Cevat'ın sözlerini her gün yeniden hatırlamıştı. Bayramlarda, düğün davetiyesi geldiğinde, kahvede biri ona garip baktığında. Her hatırlayış, eski kötülüğü yeniden bugüne taşıyordu. Bu yüzden kırgınlık eskimiyordu; her gün tazeydi.
Konfüçyüs, Boyi ile Shuqi'nin eski kötülükleri akılda tutmamasının bir sonucunu söylüyor: «onlara yönelen kırgınlık azdı.» Bu ilginç bir yön: kin tutmayan, yalnızca kendisi rahatlamaz; başkalarının ona karşı kinini de azaltır. Kırgınlık karşılıklı bir yangındır; biri odun atmayı bırakınca öbürünün ateşi de söner. Ziya ile Cevat arasındaki sekiz yıl, iki taraftan da beslenen bir yangındı.
Affın kime yarayacağı sorusunun yanına burada ikinci bir soru ekleniyor: af neyi kapsar? Cevat'ın kapıdaki isteği, bu iki soruyu birbirine düğümlüyordu. Ziya kardeşini affedebilirdi. Ama affetmek, imza atmak mıydı? Kefil olmak, Cevat'ın borcunu kendi tarlasıyla, kendi atölyesiyle garantilemek demekti. Ve Cevat, sekiz yıl önce, Ziya'nın en hassas yerine, annesine bakışına dil uzatmıştı.
XV.15'teki öğüt burada ince bir dengeyi gösteriyor: «Kendinden çok, başkasından az bekle.» Bu, başkasından hiçbir şey beklememek demek değildir. Ziya Cevat'tan bir özür, bir düzeltme bekleyebilirdi. Ama sekiz yıl boyunca beklediği şey, Cevat'ın tamamen değişmesiydi; köyün önünde sözlerini geri alması, yere kapanması. Bu beklenti o kadar büyüktü ki, gerçekleşmediği her gün kırgınlığı besliyordu.
Ve kapıda duran Cevat, belki ilk kez, «Biliyorum, hakkımda ne düşündüğünü» demişti. Bu, büyük bir özür değildi. Ama sekiz yıllık sessizliği kıran ilk cümleydi.
Mürvet Hanım'ın o akşam söylediği şey de Ziya'nın kulağında kaldı: «Onu affetmek zorunda değilsin. Ama sekiz yıldır her bayram sofrasında o da bizimle oturuyor; sen her lokmada onu çiğniyorsun.» Ziya buna bir cevap vermedi. Ama ertesi sabah atölyeye giderken, ilk kez, Cevat'ın sözlerini değil, sırtında taşıdığı çocuğun okul yolundaki ağırlığını hatırladı.
Derinleşme
Mengzi'de bir öğrenci, eski hükümdar Shun'un kardeşi Xiang hakkında zor bir soru sorar. Xiang, her gün Shun'u öldürmeye çalışmıştı. Shun hükümdar olunca, başka suçluları cezalandırdığı hâlde, kardeşine bir toprak vermişti. Öğrenci sorar: başkalarını cezalandırıp kardeşine toprak vermek, erdemli birine yakışır mı? Mengzi şöyle cevap verir:
«Erdemli insan kardeşine karşı öfke saklamaz, kırgınlık beslemez; onu yalnızca yakın tutar ve sever. Yakın tutmak, onun saygın olmasını istemektir; sevmek, onun bolluk içinde olmasını istemektir. … Ama Xiang kendi ülkesinde bir şey yapamazdı; hükümdar oraya kendi memurlarını gönderdi, ülkeyi onlar yönetti, vergileri onlar topladı. Xiang o halka nasıl zulmedebilirdi?»
Mengzi'nin cevabı iki parçalı ve ikisi birlikte okunmalı. Birincisi: öfke saklamamak, kırgınlığı gece boyu taşımamak, kardeşi sevmek. İkincisi: kardeşin yeniden zarar verebileceği bir gücü ona vermemek. Shun, Xiang'ı sevdi, ona toprak verdi; ama o toprağın yönetimini ona bırakmadı. Sevgi ile sınır aynı anda. Mengzi'nin metninde bir ayrıntı daha var: Shun kardeşini sık sık görmek istediği için, onu sürekli yanına çağırırdı. Yani sınır, mesafe demek değildi; Xiang'ın gücü sınırlanmıştı ama kapısı kapanmamıştı.
Ziya o akşam eve döndü ve Mürvet Hanım'la konuştu. Ertesi sabah Cevat'ı atölyeye çağırdı. «Kefil olmayacağım,» dedi. Cevat'ın yüzü düştü. Ziya devam etti: «Ama borcunun bankaya gidecek ilk taksitini ben ödeyeceğim. Sonraki aylar için de atölyede iş var; traktör sezonu başlıyor. Gel çalış, kazandığınla öde. Maaşını ben doğrudan bankaya yatırırım.»
Cevat bir süre sustu. Sonra şunu söyledi: «Ağabey, köyde söylediklerimi…» Ziya elini kaldırdı. «Onu sonra konuşuruz,» dedi. «Önce iş.»
Cevat o kış atölyede çalıştı. İlk haftalarda iki kardeş az konuştu. Bir şubat sabahı, donmuş bir traktörün motorunu birlikte söktükleri sırada, Cevat aniden şöyle dedi: «Annem son yıllarında beni hiç sormadı mı?» Ziya bir an durdu. «Her gün sordu,» dedi. «Her gün.»
Mart ayında, köy kahvesinde, Cevat bir masaya oturdu ve yüksek sesle şöyle dedi: «Annemin tarlası meselesinde ben yanıldım. Ağabeyim ona baktı, ben bakmadım.» Kahvede kimse bir şey demedi. Ziya o gün kahvede değildi; akşam Mürvet Hanım'dan duydu.
Mengzi'nin «sevgiyle sınır» dengesi, her ilişkide aynı biçimde kurulamaz. Bazen sevgiyi sürdürmek mümkün olmaz; bazen sınırın kendisi, ilişkiyi tamamen kesmek olur. Ayrıca kefalet gibi mali yükümlülükler, aile içinde bile ciddi riskler taşır; böyle bir karar öncesinde bir hukukçuya ya da mali danışmana danışmak, kardeş ilişkisini korumanın da bir yoludur.
Öbür bilgeler
Bolvadin'de Nadire, karakolda paranın bir kısmını çocuğun eline koymuş, öbür yarısını salı günleri tezgâhta çalışarak ödemesini istemişti (GAZ-K06.6). Ziya da ilk taksitten sonrasını Cevat'ın sırtından almadı; ona bir iş verdi. Gazâlî affı hakkı bilerek düşürmek sayar; Mengzi'nin Shun'u ise sevgiyle birlikte bir sınır kurar. Nadire de Ziya da affederken karşısındakinin bir şey yapabilmesine, kendi emeğiyle bir şeyi düzeltebilmesine yer bıraktı.
Arhavi'de Kâmil, altı yıllık tehdidini sözle değil, kızının omzuna koyduğu bir elle geri almıştı (IBA-K06.6). Ziya da Cevat'ın «Köyde söylediklerimi…» diye başlayan cümlesini bitirmesine izin vermedi; «Önce iş» dedi. Tercümân'ın sevgilisi tehdidini sonuna kadar götürmez; Konfüçyüs eski kötülüğü akılda tutmayanı kırgınlıktan uzak. Kâmil de Ziya da affı, uzun bir konuşma yerine bir hareketle başlattı.
Bugün bir kez dene
Hayatında «eski bir kötülüğü» her gün yeniden hatırladığın biri var mı? Konfüçyüs'ün ayrımını dene: o kötülük gerçekti; ama onu bugün yeniden çağıran kim?
Sonra Mengzi'nin iki parçasını ayır. Birincisi: bu kişiye karşı öfkeyi gece boyu taşımayı bırakabilir misin? İkincisi: ona, yeniden zarar verebileceği hangi gücü vermemen gerekiyor? Bu hafta, sevgiyle sınırı aynı cümlede söylemeyi dene: «Seni seviyorum; ama bunu yapmayacağım.»
Yanında taşıyacağın soru
Bir kardeşi affederken, ona kalbini mi açıyorsun, yoksa kasanın anahtarını mı?