İçeriğe geç

Buda ile · Kalbin erdemleri

Uzatılan özrü almak

Affetmek kimin için?

1.209 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Neslihan kırk yedi yaşında, Balıkesir'in Gönen ilçesinde bir eczanede eczacı kalfası. Annesi altı yıl önce öldüğünde, ondan geriye kasabanın eski çarşısında iki katlı bir ev kaldı. Ev Neslihan ile küçük kardeşi Yalçın'a yarı yarıya kalmıştı. Neslihan evi satmak istemiyordu; annesinin dikiş makinesi, tavandaki çatlak, merdivenin altındaki kiler, hepsi oradaydı.

Dört yıl önce Neslihan bir gün tapu müdürlüğünden bir mektup aldı. Yalçın kendi yarısını bir tefeciye devretmişti. Sonradan anlaşıldı ki Yalçın yıllardır kumar oynuyordu; borçları büyümüş, evin yarısını borca karşılık vermişti. Neslihan kendi yarısını korumak için iki yıl mahkemelerde uğraştı, sonunda tefecinin payını kredi çekerek satın aldı. Kredinin taksitleri hâlâ sürüyor.

Yalçın'la dört yıldır konuşmuyor.

Geçen ay kapı çaldı. Yalçın'dı. Zayıflamış, saçları ağarmıştı. Neslihan'a iki yıldır kumar oynamadığını, Yeşilay'ın bir destek grubuna gittiğini, bir inşaatta düzenli çalıştığını söyledi. Sonra cebinden bir zarf çıkardı: içinde kredi taksitlerinden birinin parası vardı. «Abla,» dedi, «sana yaptığımı biliyorum. Annemin evini sattım. Bunu geri alamam. Ama özür dilerim. Her ay bir taksit getireceğim.»

Neslihan zarfı almadı. Kapıyı kapattı. Sonra kapının arkasında, merdivenin altındaki kilerin önünde, yere çöktü ve ağladı.

Bilgenin kapısı

Saṃyutta Nikāya'da, iki keşiş arasında çıkan bir tartışma anlatılır. Biri öbürüne karşı bir haksızlık yapmıştır; sonra gelip hatasını itiraf eder. Ama öbürü itirafı kabul etmez. Keşişler durumu Buda'ya anlatır:

«Keşişler, iki ahmak vardır: hatasını hata olarak görmeyen ve hatasını itiraf edenin itirafını usulünce kabul etmeyen. Bunlar iki ahmaktır. Keşişler, iki akıllı vardır: hatasını hata olarak gören ve hatasını itiraf edenin itirafını usulünce kabul eden. Bunlar iki akıllıdır.»

Buda'nın sözünde dikkat çeken bir simetri var: hata, iki kişinin işidir. Hatayı yapan ve hatanın itirafını alan. Biri «görmek» ile, öbürü «almak» ile sınanır. Pali'deki «paṭiggaṇhāti» kelimesi, bir armağanı ele almak için de kullanılan kelimedir: uzatılan bir şeyi kabul etmek.

Bakmadığın yer

Neslihan'ın öfkesi haklıydı. Yalçın ona büyük bir haksızlık yapmıştı: annelerinin evindeki payını, ablasına sormadan, bir tefeciye vermişti. Neslihan iki yıl mahkemelerde yorulmuş, hâlâ ödediği bir krediye girmişti. Dört yıllık sessizlik, bir kızgınlığın değil, bir yaranın sessizliğiydi. Buda'nın sözü bu yarayı küçümsemiyor.

Ama Buda'nın sözünde bir şey var ki Neslihan'ın hikâyesine yeni bir açıdan bakıyor. İlk ahmak, hatasını görmeyendir. Yalçın dört yıl boyunca öyleydi. Kumar oynarken, evi verirken, ablasının mahkemelerde koşuşturduğu yıllar boyunca hatasını görmemişti. Ama o gün kapıda, Yalçın hatasını görmüş biri olarak duruyordu. «Annemin evini sattım. Bunu geri alamam.» Bu cümle, hatayı hata olarak görmenin cümlesiydi.

Buda'nın simetrisi burada ağırlaşıyor. Yalçın birinci sınavdan geçmişti. Şimdi sıra Neslihan'daydı. Uzatılan bir itirafı almak ya da almamak. Ve Buda, itirafı almamayı da ahmaklığın bir türü sayıyor. Bu, ilk bakışta haksız görünebilir: haksızlığa uğrayan neden ahmak sayılsın?

Konunun sorusu burada keskinleşiyor: affetmek kimin için? Neslihan'ın kapıyı kapatması, Yalçın'ı cezalandırmak gibi görünüyordu. Ama kapının arkasında yere çöken Yalçın değildi; Neslihan'dı. Dört yıllık sessizlik Yalçın'ı nasıl etkilemişti bilinmez, ama Neslihan'ı her gün etkilemişti. Her taksit, her mektup, merdivenin altındaki kiler, ona kardeşini hatırlatıyordu. Kabul edilmeyen itiraf, kapıda kalmıyordu; Neslihan'la birlikte içeri giriyordu.

Ama dikkat: Buda'nın kelimesi «usulünce», yani «yathādhammaṁ» kabul etmektir. Bu, itirafı her koşulda, her şeyiyle, her şeyi geri vererek kabul etmek anlamına gelmez. Usulünce kabul etmek, itirafı itiraf olarak almaktır: «Bunu duydum, hatanı gördüğünü görüyorum.» Bu, evin anahtarını geri vermek, güveni tek bir günde yeniden kurmak, her şeyi unutmak demek değildir. İtirafı almak ile güveni geri vermek ayrı iki adımdır.

Neslihan'ın kapıyı kapatması, belki de bu iki adımı birbirinden ayıramamasından geliyordu. Zarfı almak, ona her şeyi geri vermek gibi geliyordu: kardeşini eve, hayatına, güvenine almak. Buda'nın ayrımı, ona daha küçük bir kapı gösteriyordu: yalnızca itirafı almak.

Derinleşme

Saṃyutta Nikāya'nın aynı bölümünde, tanrıların kralı Sakka ile ona hakaret eden bir rakibin hikâyesi anlatılır. Sakka'nın arabacısı ona neden karşılık vermediğini, korktuğu için mi sabrettiğini sorar. Sakka'nın cevabının bir kısmı şöyledir:

«İster düşünsün ister düşünmesin, "Benden korktuğu için sabrediyor" diye; insanın kendi hayrı için, sabırdan daha üstünü bulunmaz. Güçlü biri zayıfa katlandığında, buna en yüce sabır derler; zayıf olan zaten hep sabretmek zorundadır.»

Sakka'nın sözü, affın kimden geldiğine dair bir ayrım yapıyor. Zayıf olanın sabrı bir zorunluluktur; seçme şansı yoktur. Güçlü olanın sabrı ise bir seçimdir. Neslihan dört yıl önce zayıftı: mahkemede, kredide, haksızlığın tam ortasında. O zaman affetmesi beklenemezdi, istenemezdi de. Ama bugün kapıda duran Yalçın'dı: zayıflamış, eli zarflı, özür dileyen. Ve Neslihan, ilk kez, güçlü olan taraftaydı.

Sakka'nın sözündeki ikinci şey de önemli: «İster düşünsün ister düşünmesin, korkudan sabrediyor diye.» Neslihan'ın içinden bir ses, «Affedersem, beni yine kullanır, beni zayıf sanır» diyordu. Sakka bu sese de cevap veriyor: affın değeri, karşıdakinin onu nasıl yorumladığına bağlı değildir. İnsanın kendi hayrı içindir.

Neslihan bir hafta boyunca kapının arkasındaki o anı düşündü. Sonra Yalçın'ı aradı. «Gel,» dedi, «ama kapıda konuşalım.»

Yalçın geldi. Neslihan kapıyı açtı, ama içeri davet etmedi. Kapının eşiğinde durdular. Neslihan şöyle dedi: «Özrünü aldım. Hatanı gördüğünü görüyorum. Ama sana güvenmem için zaman lazım. Taksitleri getirebilirsin; ben de alacağım. Ama her ay kapıda.»

Yalçın başını salladı. Zarfı uzattı; Neslihan bu kez aldı.

Yedi ay boyunca Yalçın her ayın ilk cumartesisi kapıya geldi. İlk aylarda kapıda konuştular. Dördüncü ayda Neslihan ona bir bardak çay getirdi. Altıncı ayda Yalçın içeri girdi ve merdivenin altındaki kilerin önünde uzun süre durdu. Annesinin son yaz kurduğu turşu kavanozları hâlâ oradaydı; Neslihan altı yıldır onları açmaya kıyamamıştı. O akşam birini birlikte açtılar. Turşu çoktan bozulmuştu. İkisi de güldü; dört yıldır ilk kez aynı şeye.

Burada açık söylenmesi gereken bir şey var. Buda'nın «itirafı kabul etmek» öğüdü, şiddet, istismar ya da sürekli tekrarlanan bir zarar karşısında affetmeyi bir yükümlülük yapmaz; bazı ilişkilerde kendini korumak, itirafı almaktan daha önce gelir. Ayrıca, kumar bağımlılığı gibi bağımlılıklar yalnızca bir aile meselesi değildir; hem bağımlı kişi hem de yakınları için Yeşilay danışmanlık hatları ve destek grupları gibi uzman kaynaklara başvurmak, iyileşmenin ve sınır koymanın bir parçasıdır.

Öbür bilgeler

Erciş'te Serpil, yanlış telaffuzunu düzelten küçük bir kıza sınıfın önünde teşekkür etmişti (KON-K06.5). Neslihan ise kapının eşiğinde, kardeşinin uzattığı zarfı ikinci kez geri çevirmedi. Konfüçyüs aşağıdakine sormaktan utanmamayı över; Buda uzatılan itirafı almayı akıllının işareti sayar. İki hikâyede de birinin uzattığı şeyi almak, bir alçalma değil, bir güç biçimi olarak görünüyor.

Eğirdir'de Fahri Bey, haklı çıkan genç mühendisin kapısına gidip «Dün haklıydın» demişti (GAZ-K06.5). Yalçın da ablasının kapısına gidip hatasını adıyla söyledi. Gazâlî hakkı kabul edemeyenin kalbinde gizli bir kibir görür; Buda hatasını görmeyeni iki ahmaktan biri sayar. İki hikâyede de bir kapıdan geçmek, hatayı kendi ağzıyla söylemekle başladı.

Bugün bir kez dene

Hayatında sana uzatılmış ama kabul etmediğin bir özür var mı? Buda'nın iki adımını ayır. Birincisi: o kişi hatasını gördü mü? İkincisi: ben o itirafı alabilir miyim, güveni geri vermeden?

Eğer cevabın evetse, bu hafta o kişiye kısa bir cümle söylemeyi düşün: «Özrünü aldım.» Bunun ardından güveni, mesafeyi, sınırı sen belirlersin; kapıda mı, içeride mi, ne zaman. Sakka'nın sözünü hatırla: affın değeri, karşıdakinin onu nasıl yorumladığında değil, senin hayrında.

Yanında taşıyacağın soru

Kapıda bekleyen bir özrü almamak, kimi daha çok bekletiyor?