İçeriğe geç

İbn Arabî ile · Kalbin erdemleri

Tehdidini yerine getirmeyen

Affetmek kimin için?

1.231 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Kâmil altmış altı yaşında, Artvin'in Arhavi ilçesine bağlı bir köyde çay üreticisi. Yamaçta, babasından kalma bir evde, eşi Fadime ile yaşıyor. Üç çocuğu var; en küçükleri Elvan.

Altı yıl önce Elvan, İstanbul'da üniversiteyi bitirdikten sonra orada tanıştığı biriyle evlenmeye karar verdi. Kâmil karşı çıktı. Gencin ailesini tanımıyordu, işi belirsizdi, «bizden» değildi. Elvan ısrar etti. Bir akşam, mutfakta, Kâmil ses yükseltti ve bir cümle kurdu: «Bu kapıdan o adamla çıkarsan, bir daha bu kapıdan girme. Ben bir kızım olduğunu unuturum.»

Elvan çıktı. Düğün İstanbul'da yapıldı; Kâmil gitmedi. Fadime gizlice gitti. Ertesi yıl Elvan'ın bir kızı oldu, adını Lara koydular. Kâmil torununu yalnızca Fadime'nin telefonundaki fotoğraflarda gördü. Fotoğraflara bakmamaya çalıştı; bazen gece, Fadime uyurken, telefonu alıp baktı.

Geçen bahar Fadime'ye meme kanseri teşhisi kondu. Ameliyat Trabzon'da olacaktı. Elvan, kızını kucağına alıp, İstanbul'dan ilk otobüsle geldi. Akşam köyün yolunda, evin kapısının önünde durdu. Kapıyı çalmadı. Kâmil pencereden gördü: kızı, kucağında beş yaşında bir çocuk, kapının önünde, altı yıl önceki cümlenin önünde bekliyordu.

Bilgenin kapısı

Tercümânü'l-Eşvâk'taki yirmi ikinci şiir, sevgiliyi anlatırken onun tuhaf bir niteliğine de değinir:

«İnce yapılı biri; benim sevdiğimi sevmez, tehditlerini de içtenlikle yerine getirmez.»

Nicholson dipnotta ince bir ayrıntıya dikkat çeker: İbn Arabî kendi şerhinde, şiirdeki «vaat» kelimesinin burada «tehdit» anlamına geldiğini açıkça söyler. Ve şerh bu dizeyi tek bir cümleyle açıklar:

«"Yerine getirmez" sözü, yani o halîmdir ve affedicidir.»

İbn Arabî'nin gözünde sevgilinin güzelliklerinden biri, tehdidini yerine getirmemesidir. Tehdit vardır, söylenmiştir; ama uygulanmaz. Ve bu bir zayıflık ya da tutarsızlık değil, bir hilm, bir yumuşaklıktır.

Bakmadığın yer

Kâmil'in altı yıl önceki cümlesi bir tehditti: «Bir daha bu kapıdan girme.» O akşam bu cümle ona bir güç gibi gelmişti. Babalık otoritesi, ailenin onuru, kızının kararına karşı son bir duvar. Ve Kâmil o duvarı altı yıl boyunca ayakta tuttu: düğüne gitmedi, torununu görmedi, kızının adını evde anmadı.

Ama bir tehdit, söylendiği andan sonra, söyleyeni de bağlar. Kâmil o cümleyi kurduğu an, kendi kapısını kendine de kapatmıştı. Altı yıl boyunca torununun fotoğraflarına gece gizlice bakan Kâmil, kendi tehdidinin esiriydi. Cümlesini geri alırsa sözünden dönmüş olacaktı; geri almazsa kızını ve torununu kaybedecekti. Tehdidini yerine getirmek, onun için bir tutarlılık meselesine dönüşmüştü.

İbn Arabî'nin dizesi bu tutarlılığa başka bir yerden bakıyor. Sevgili tehdit eder; ama tehdidini «içtenlikle», yani sonuna kadar yerine getirmez. Ve şerh bunu bir erdem olarak okur: halîm ve affedici. Yani İbn Arabî'ye göre tehdidi yerine getirmemek, bir zayıflık değil, bir güzelliktir. Sözünden dönmek değil, hilmine dönmek.

Affın kime yaradığı sorusu Kâmil'de iki yöne açılıyordu. Kâmil'in affı elbette Elvan içindi; altı yıllık bir sürgünün sonu olacaktı. Ama aynı zamanda Kâmil'in kendisi içindi. Kendi kurduğu duvarın arkasında altı yıl yaşamış bir adam, o duvarı yıkmadıkça kendi evinde bile tam olarak yaşayamıyordu. Gece gizlice bakılan fotoğraflar, bir babanın kendi tehdidine karşı açtığı küçük bir pencereydi.

Fadime'nin hastalığı bu pencereyi bir kapıya çevirdi. Elvan, kucağında Lara ile, kapının önündeydi. Kapıyı çalmamıştı. Çünkü altı yıl önceki cümle hâlâ oradaydı: «Bu kapıdan girme.» Elvan, babasının tehdidini, babasının kendisinden bile ciddiye alıyordu. Şimdi karar Kâmil'deydi: tehdidini yerine getirmek ya da getirmemek.

Ve bu karar, Kâmil için ilk kez bir güç meselesi olmaktan çıktı. Altı yıl önce tehdit güçlü görünüyordu; şimdi kapıyı kapalı tutmak, yalnızca bir yükü taşımaya devam etmek demekti. İbn Arabî'nin sevgilisi gibi tehdidini yerine getirmemek ise bir güç değil, bir hafiflik olacaktı.

Derinleşme

İbn Arabî, aynı derlemenin yirmi birinci şiirinde develeri süren iki türlü insandan söz eder: «develeri arkadan şarkıyla sürenler ve önde yürüyüp onları iyi götürenler.» Şerhinde bu ikisini şöyle açıklar:

«Develeri arkadan süren deveci, korkuyla, azarla ve tehditle gelen şeyi temsil eder; develerin önünde yürüyen ise umutla, sevinçle ve iyilikle gelen şeyi. Birincisi Gazap Sahibi'nin kuludur, ikincisi Rahmân'ın kulu.»

İki deveci de develeri aynı yere götürür. Ama biri arkadan, korkuyla ve tehditle; öbürü önden, umutla ve iyilikle. Kâmil altı yıl boyunca arkadan süren deveci olmuştu. Tehdit, bir aileyi bir arada tutmanın, bir kızı doğru yola getirmenin yolu olarak görünmüştü. Ama tehditle sürülen deve, ya kaçar ya da gider; dönüp sürene bakmaz.

O akşam Kâmil kapıyı açtı. Elvan'a bir şey demedi. Lara'ya baktı. Beş yaşındaki kız, büyükbabasını ilk kez görüyordu; annesinin bacağına sarıldı. Kâmil çömeldi, cebinden bir avuç fındık çıkardı ve torununa uzattı. Lara bir an durdu, sonra bir tane aldı.

Kâmil kalktı ve kızına baktı. «Annen içeride,» dedi. «Seni bekliyor.» Elvan içeri girdi. Kapının eşiğinden geçerken babasının yanından geçti; ikisi de bir an durdu. Kâmil elini kızının omzuna koydu. Başka bir şey söylemedi. Altı yıllık cümle, söylenmemiş bir başka cümleyle geri alınmıştı.

O gece Elvan, Lara ve Fadime aynı odada uyudu. Kâmil mutfakta, altı yıl önce o cümleyi kurduğu masanın başında, sabaha kadar oturdu. Sabah Lara mutfağa geldi ve büyükbabasının kucağına tırmandı.

Fadime'nin ameliyatı başarılı geçti. Trabzon'daki hastanede, ameliyattan sonraki ilk gün, Kâmil eşinin yatağının yanında oturuyordu. Fadime ona baktı ve yalnızca şunu söyledi: «Bu kadar sürmesine gerek yoktu.» Kâmil başını eğdi.

Bir uyarıyı da eklemek gerekiyor. İbn Arabî'nin tehdidini yerine getirmeyen sevgilisi, her tehdidin sessizce unutulması gerektiği anlamına gelmez. Bazı sınırlar gerçekten korunmalıdır: şiddet, istismar ya da bir çocuğun güvenliği söz konusuysa, bir kapıyı kapalı tutmak bir koruma biçimidir. Kâmil'in kapısı ise kızının bir tercihine kapatılmıştı; bir tehlikeye değil. Ayrıca bir yetişkinin kendi evliliğine dair kararı onun hakkıdır; aile içi kopuşlarda bir aile danışmanından destek almak, kırgınlığın yıllara yayılmasını önleyebilir.

Öbür bilgeler

Gümüşhacıköy'de Erhan, yaşlı hocasının uykusunda bir çarpım tablosu saydığını duyduğunda, tokadı atan el ile örtünün üstünde titreyen elin aynı el olduğunu görmüştü (YUN-K06.6). Kâmil de kapının önünde, altı yıl önce sürgüne gönderdiği kızını ve kucağındaki torununu aynı anda gördü. Yunus kinin gönülde pas olduğunu söyler; İbn Arabî tehdidini yerine getirmemeyi bir hilm sayar. İkisinde de affın kapısı, karşıdakini bütün hâliyle görmekle açıldı.

Akçadağ'da Rüştü, Vedat'ı affettikten sonra kendi borcunu ödemek için Halit Ağa'nın oğlunun kapısına gitmişti (MEV-K06.6). Kâmil'in borcu ise kendi kapısındaydı; onu ödemek için yalnızca açması gerekiyordu. Mevlânâ'nın hükümdarı affını bir duayla bağlar; İbn Arabî'nin sevgilisi tehdidini sessizce geri alır. İki hikâyede de affedenin ilk işi, kendi geçmişindeki bir cümleyle hesaplaşmaktı.

Bugün bir kez dene

Hayatında söylediğin ve hâlâ ayakta tuttuğun bir «tehdit» var mı? «Bir daha konuşmam», «O kapıdan girmez», «Asla affetmem» gibi bir cümle? İbn Arabî'nin sorusunu kendine sor: bu cümleyi ayakta tutmak, bir güç mü, yoksa bir yük mü?

Sonra iki deveciyi düşün. Bu ilişkide arkadan mı sürüyorsun, önden mi yürüyorsun? Bu hafta, o cümleyi geri almak için büyük bir konuşma yapmak zorunda değilsin. Belki yalnızca bir kapıyı aralık bırakmak, bir mesaja cevap vermek, bir fotoğrafa gündüz bakmak yeter.

Yanında taşıyacağın soru

Hâlâ yerine getirmeye çalıştığın bir tehdit, kimin kapısını kapalı tutuyor?