Açılış
Nilüfer elli bir yaşında, Muğla'nın Fethiye ilçesinde bir otelin muhasebe sorumlusu. Düzenli, hesaplı, sakin bir kadın olarak bilinir. Yirmi beş yıl boyunca hayatı da öyleydi: sabah aynı saatte kalkar, aynı yoldan işe gider, akşam aynı saatte yemeği koyardı.
İki yıldır bir şey değişti. Menopoza girdiğinden beri geceleri ter içinde uyanıyor, gündüzleri bir anda kızarıyor, sebepsiz yere ağlamaklı oluyor, sonra bir saat içinde her şey geçiyor. Kendine bu değişkenliği hiç affetmiyor. «Ne oluyor bana, deliriyor muyum?» diyor. Bir toplantıda sesi titrediğinde, eve dönünce aynaya bakıp kendine kızıyor: «Topla kendini.»
Aynı evde, on altı yaşındaki kızı Asya da kendi değişkenliğini yaşıyor. Bir sabah neşeli, öğleden sonra odasına kapanıyor; bir gün annesine sarılıyor, ertesi gün kapıyı yüzüne çarpıyor. Nilüfer kızının bu hâllerine de sabır gösteremiyor. «Bir karar ver, mutlu musun mutsuz musun?» diye bağırdığı akşamlar oluyor.
Geçen ay bir akşam, ikisi aynı anda mutfakta ağlarken buldular kendilerini. Nilüfer bir sıcak basmasının ardından, Asya bir arkadaşıyla tartıştıktan sonra. Bir an birbirlerine baktılar. Sonra Asya, gözleri yaşlı, güldü: «Anne, ikimiz de deliriyoruz galiba.»
Nilüfer gülmedi. O gece uyuyamadı ve kızının cümlesini düşündü. Kızına «Bir karar ver» diye bağırırken, kendine de aynı şeyi söylüyordu. İkisine de aynı sabırsızlıkla bakıyordu.
Bilgenin kapısı
İbn Arabî, Mekke'de yazdığı «Tercümânü'l-Eşvâk» adlı aşk şiirlerinden birinde, gönlün neye dönüştüğünü şöyle anlatır:
«Bir ceylan ki otlağı göğüs kemikleriyle bağırsaklar arasında; ey şaşılacak şey, ateşlerin ortasında bir bahçe! Gönlüm her sûreti kabul eder oldu: ceylanlar için bir otlak, rahipler için bir manastır, putlar için bir tapınak, hacının Kâbe'si, Tevrat'ın levhaları ve Kur'an'ın mushafı. Ben sevginin dinine uyarım: sevginin develeri hangi yola giderse, o benim dinim ve imanımdır.»
Bu dizeler bugün çok alıntılanır ve çoğu zaman bütün inançları eşitleyen bir söz gibi okunur. İbn Arabî'nin kendi şerhi ise daha dar bir okuma yapar: «sevgi dini»ni İslam'ın içinde, Tanrı sevgisine dayanan bir yol olarak açıklar. Bu sohbette dizeleri o tartışmaya girmeden, başka bir yerden okuyacağız: gönlün kendi değişkenliğini taşıyabilme gücünden.
Bakmadığın yer
Değişkenliği çoğu zaman bir kusur olarak görürüz. Bir gün öyle, bir gün böyle olan biri güvenilmez, dengesiz, karar veremeyen biri sayılır. Nilüfer yirmi beş yıl boyunca değişmeyen biri olmuştu ve bunu bir erdem saymıştı. Şimdi bedeni onu değiştiriyordu ve o bu değişimi bir yenilgi gibi yaşıyordu: «Topla kendini.»
İbn Arabî'nin dizesi değişkenliğe başka bir yerden bakıyor: «Gönlüm her sûreti kabul eder oldu.» Bu bir kayıp değil, bir genişleme. Gönül tek bir biçimde donup kalmıyor; ceylanlara otlak, rahiplere manastır, hacıya Kâbe olabiliyor. Her biçimi alabilmesi, onun zayıflığı değil, gücüdür.
Nilüfer'in gönlü de bu iki yılda bir değişkenliğin içindeydi. Bir saat içinde sıcaklık, gözyaşı, sonra sükûnet. Ama Nilüfer bu hâlleri gönlün kabul ettiği sûretler olarak değil, kontrol edilmesi gereken arızalar olarak görüyordu. Ve kendi gönlünün sûretlerine sabırsız olan biri, başkasınınkine de sabırsız oluyordu. Asya'nın neşesi, öfkesi, sarılışı, kapıyı çarpışı; bunlar da bir gönlün değişen sûretleriydi. Nilüfer'in «Bir karar ver» diye bağırması, kendine «Topla kendini» demesinin dışa vuran hâliydi.
Asya'nın cümlesi bu yüzden Nilüfer'i durdurdu: «İkimiz de deliriyoruz galiba.» Kızı, annesiyle kendisi arasında bir benzerlik görmüştü. İkisi de değişen bir bedenin, değişen bir gönlün içindeydi; biri ergenliğin, öbürü menopozun eşiğinde. Ve kızı bu benzerliği bir ortaklık olarak görüyordu; Nilüfer ise bir utanç olarak.
Dizenin ilk yarısındaki imge de buraya dokunuyor: «Ateşlerin ortasında bir bahçe.» Nilüfer'in sıcak basmaları, gerçek anlamda bir ateşti. Ama İbn Arabî ateşin ortasında bir bahçeden söz ediyor; ateş bahçeyi yakmıyor. Gönül hem ateşi hem bahçeyi aynı anda taşıyabiliyor.
Kendine şefkatin başkasına yumuşaklıkla buluştuğu yer tam burası. Kendi gönlünün değişen hâllerine yer açamayan biri, başkasının değişen hâllerine de yer açamaz. Nilüfer'in kızına sabır gösterebilmesi için, önce kendi ateşine, kendi gözyaşına, kendi değişkenliğine bir otlak açması gerekiyordu.
Derinleşme
İbn Arabî, bu beyitlere yazdığı şerhte, gönlün neden her sûreti kabul edebildiğini bir kelime oyunuyla açıklar:
«"Gönlüm her sûreti kabul eder oldu"; bir başkasının dediği gibi, kalbe kalp denir, çünkü durmadan döner, değişir. Kalp, etkilendiği çeşitli tesirlere göre değişir; bu değişim, onun içinde yaşadığı hâllerin çeşitliliğinden gelir; hâllerin çeşitliliği ise en derinine görünen ilahî tecellilerin çeşitliliğinden.»
Arapçada «kalp» kelimesi, «çevirmek, döndürmek» anlamındaki bir kökten gelir. İbn Arabî bu kök anlamını şerhine taşır: kalbin değişmesi, onun bir kusuru değil, adının ta kendisidir. Kalp, değiştiği için kalptir. Ve bu değişimin kaynağını kalbin dışında değil, en derininde görür: kalbin içinde yaşadığı hâllerin çeşitliliği.
Nilüfer için bu açıklama tuhaf bir rahatlık getirebilirdi. Değişkenliği bir arıza değil, kalbin doğası. Elbette menopozun bedensel belirtileri tıbbi bir şeydi; hekimine gitmesi, belirtileri konuşması, destek alması gerekiyordu. Ama o belirtilere eşlik eden duygusal dalgalara bakış biçimi, Nilüfer'in elindeydi.
O geceden sonra Nilüfer kadın doğum hekimine gitti ve ilk kez belirtilerini ayrıntılı anlattı. Hekim ona bu dönemde duygu dalgalanmalarının çok yaygın olduğunu, tedavi seçenekleri ve destek olduğunu söyledi. Nilüfer muayeneden çıkarken, iki yıldır ilk kez, kendine kızmadığını fark etti.
Bir akşam Asya yine odasına kapandı. Nilüfer kapının önünde durdu. «Bir karar ver» demek üzereydi. Sonra kendi sıcak basmasını, kendi gözyaşını hatırladı. Kapıyı tıklattı ve şunu dedi: «Bugün senin için zor bir gün sanırım. Benim için de öyleydi. Çay koyuyorum; istersen gel.» Yarım saat sonra Asya mutfağa geldi. Hiçbir şey anlatmadı; yalnızca çayını içti ve annesinin omzuna başını koydu.
Sonraki aylarda anne ile kız arasında bir şaka doğdu. Biri bir anda ağlamaklı olduğunda, öbürü «Bahçe mi, ateş mi?» diye soruyordu. Bazen ateşti, bazen bahçe; bazen ikisi birden. Ama artık ikisi de birbirine «Topla kendini» demiyordu.
Burada iki şeyin altını çizmek gerekiyor. İbn Arabî'nin dizeleri ve şerhi, menopoz ya da ergenlik gibi bedensel ve hormonal değişimlerin yalnızca bir bakış açısı meselesi olduğu anlamına gelmez; bu dönemlerin belirtileri gerçektir ve tıbbi destek gerektirebilir. Bir de, ergenlik döneminde kapanma ve duygu dalgalanmaları sık görülür; ama bir gencin uzun süre içine kapanması, uykusunun ve iştahının bozulması, kendine zarar verme düşünceleri, ailenin dikkatle izlemesi ve gerektiğinde bir uzmana başvurması gereken işaretlerdir.
Öbür bilgeler
İnegöl'deki Mukaddes, mutfakta yığıldıktan sonraki ilk cuma, yıllardır beslediği ayakkabı tamircisinden bir kap çorba almıştı (YUN-K06.2). Mukaddes'in şefkati tek yönlüydü; ancak bir başkası ona uzandığında kendi ihtiyacını görebildi. Nilüfer'inki de tek yönlüydü, ama ters taraftan: ne kendine ne kızına. Yunus öğüdünü önce kendine vermeyi söyler; İbn Arabî ise gönlün her sûrete yer açabildiğini. İkisi de şefkatin içe ve dışa aynı anda akması gereken bir su olduğunu gösteriyor.
Denizli'deki Sevilay, gece vardiyasında iplik panosunun eskimiş el yazısına bakarken, yirmi beş yıl önceki kendi hatasını hatırlamıştı (MEV-K06.2). Nilüfer de kızının kapattığı kapının önünde, kendi ateşini hatırladı. Mevlânâ'nın Ayaz'ı eski çarığına bakar; İbn Arabî ise gönlün ateşin ortasında bir bahçe olabileceğini söyler. İki hikâyede de başkasına yumuşaklık, insanın kendi hâlini tanımasıyla geldi.
Bugün bir kez dene
Kendinde en çok kızdığın değişkenlik ne? Bir anda gelen öfke, gözyaşı, yorgunluk, isteksizlik? Ona bir ad ver.
Sonra İbn Arabî'nin şerhini hatırla: kalp, değiştiği için kalptir. Bu değişkenlik, gönlünün aldığı bir sûret olabilir mi? Ona «Topla kendini» yerine ne söyleyebilirsin?
Bu hafta, değişken bir gününde olan birine, bir çocuğa, bir eşe, bir arkadaşa, «Bir karar ver» yerine «Bugün zor bir gün sanırım» de. Ve bunu önce kendine söylemeyi dene.
Yanında taşıyacağın soru
Gönlün bugün hangi sûreti aldı ve ona bir otlak açabildin mi?