İçeriğe geç

Buda ile · Kalbin erdemleri

Aynı iyilik, başka bir el

Karşılıksız iyilik mümkün mü?

1.210 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Erol altmış üç yaşında, Bartın'ın Amasra ilçesinde emekli bir elektrikçi. Kırk yıl boyunca ilçenin evlerinin yarısının kablosunu o çekti. Emekli olduktan sonra da bırakmadı. Bir komşunun sigortası atsa, bir yaşlının lambası yanmasa, Erol çantasını alır gider. Para almaz. «Komşuluk» der.

Yirmi yıl boyunca böyle oldu. Erol kaç eve gittiğini saymadı; ama bir yerde, içinde bir defter tutulduğunu sonradan fark etti. Kimin kapısına kaç kez gittiğini, kimin ona bir çay bile ikram etmediğini, kimin teşekkür etmeden kapıyı kapattığını hatırlıyordu.

Geçen kış eşi Nazmiye Hanım kalçasını kırdı. Doktor eve bir hasta yatağı kurulmasını, yatağın ikinci kattaki odaya çıkarılmasını söyledi. Erol bunu tek başına yapamazdı. Komşuları aradı. Kırk yıl kablosunu çektiği evlerin sahiplerini. Biri şehir dışındaydı, biri belini incitmişti, biri telefonu açmadı. Yatağı sonunda belediyenin gönderdiği iki işçi çıkardı.

O gece Erol mutfakta oturdu ve kendi kendine şunu söyledi: «Karşılıksız iyilik diye bir şey yokmuş. Yirmi yıl boşuna koşmuşum.» Ertesi sabah, sokağın başındaki yaşlı Şahin Bey'in kızı kapıyı çaldı: babasının evinin elektriği kesilmişti. Erol kapıyı açmadı.

Bilgenin kapısı

Campā'dan gelen bir grup halkla birlikte Buda'ya giden Sāriputta, ona tuhaf bir soru sorar:

«"Efendim, olabilir mi ki biri bir hediye verir de o hediye büyük meyve vermez, büyük yarar sağlamaz; bir başkası tıpatıp aynı hediyeyi verir de o büyük meyve verir, büyük yarar sağlar?" "Olabilir Sāriputta." … "Sāriputta, biri bir hediyeyi bir beklentiyle verir, zihni ona bağlı olarak verir, biriktirmeyi umarak verir, 'Bunun keyfini sonra süreceğim' diye verir."»

Sāriputta'nın sorusunun can alıcı kelimesi «tıpatıp aynı»: aynı yemek, aynı giysi, aynı yardım. Buda'nın cevabı, farkın verilen şeyde değil, verenin zihninde olduğunu söyler. Pali'deki «sāpekho» kelimesi, «beklentili» demektir; «patibaddhacitto» ise «zihni bağlı».

Bakmadığın yer

Erol'un yirmi yıllık iyiliği gerçekti. Kırk yıllık elektrikçinin elinden geçen kablolar, karanlıkta kalmamış evler, yanmamış sigortalar, yaşlıların ısınan odaları. Bu iyiliklerin yararı, kimse teşekkür etmese de yerindeydi. Sāriputta'nın sorusu da bu yararı inkâr etmiyor.

Ama Sāriputta'nın sorusu, Erol'un o gece mutfakta fark ettiği şeye bir ad veriyor: zihni bağlı vermek. Erol para almıyordu, bu doğruydu. Ama içinde bir defter tutuyordu. Her kapıya gidişi, bir gün geri ödenecek bir alacak gibi yazılıyordu. Ve kış geldiğinde, borçlular kapıyı açmayınca, defter birden bütün yirmi yılı boşa çıkardı. «Boşuna koşmuşum.»

Bu cümle, iyiliğin kendisinin değil, beklentinin boşa gittiğini gösteriyordu. Kabloları çekilen evler hâlâ aydınlıktı; yaşlıların odası hâlâ sıcaktı. Boşa giden, Erol'un içindeki alacak defteriydi. Buda'nın «zihni bağlı» dediği şey tam buydu: iyilik elden çıkmış, ama zihin onu bırakmamıştı.

Karşılıksız iyilik mümkün mü? Erol'un hikâyesi bu sorunun iki yüzünü de gösteriyor. Bir yüzüyle, Erol yirmi yıl boyunca karşılıksız iyilik yaptığını sanıyordu; parasız, teşekkürsüz. Öbür yüzüyle, karşılığı paradan daha ince bir şeydi: bir gün geri döneceğine dair bir güven. O güven boşa çıkınca, iyiliğin karşılıksız olmadığı ortaya çıktı.

Ve Erol'un ertesi sabah Şahin Bey'in kızına kapıyı açmaması, bu fark edişin en acı sonucuydu. Defter kapanınca, iyiliğin kendisi de durmuştu. Şahin Bey, yirmi yıl boyunca Erol'un listesinde hiç olmamış biriydi; ondan hiçbir şey beklenmemişti. Ama defter kapanınca, beklentisiz kapılar da kapanmıştı. Bir alacak defterinin en sinsi yanı buydu: hayal kırıklığını yalnızca borçlulara değil, hiçbir şey borçlu olmayanlara da yansıtıyordu.

Belki en önemli soru şuydu: Erol'u yirmi yıl boyunca kapılara götüren şey gerçekten neydi? Yalnızca alacak mı? Yoksa başka şeyler de var mıydı, defterin altında unutulmuş?

Derinleşme

Buda, aynı sutta'da, bir hediyenin farklı niyetlerle verilebileceğini bir merdiven gibi sıralar. Beklentiyle verenin ardından, başka niyetler gelir:

«Biri beklentiyle değil, "Vermek iyidir" diye verir. Biri "Babam ve babamın babası verirdi; bu eski aile geleneğini bırakmam doğru olmaz" diye verir. Biri "Ben pişiriyorum, onlar pişirmiyor; pişiren biri olarak pişirmeyenlere vermemem doğru olmaz" diye verir. … Biri "Bu hediyeyi verirken zihnim durulur, içime sevinç ve memnuniyet doğar" diye verir. Biri de bu hediyeyi zihnin bir süsü, zihnin bir donanımı olarak verir.»

Bu merdivenin dikkat çeken yanı, basamakların hiçbirinin kötülenmemesi. Beklentiyle veren de, geleneğe uyan da, «ben pişiriyorum, onlar pişirmiyor» diyen de bir iyilik yapıyor. Fark, iyiliğin zihne ne yaptığında. En üst basamakta hediye, verenin zihnini süsleyen bir şey olur; karşılığı dışarıda değil, içeridedir.

Erol o hafta merdivenin basamaklarını kendi hayatında aradı. Babası da köyde demircilik yapar, kimseden para almadan sapan, kazma onarırdı; Erol çocukken onun peşinden dolaşırdı. «Babam ve babamın babası verirdi.» Bir de şu vardı: Erol elektrikten anlıyordu, komşuları anlamıyordu. «Ben pişiriyorum, onlar pişirmiyor.» Ve en çok da şunu hatırladı: karanlık bir evde sigortayı kaldırıp lambanın yandığı an, içinde bir şeyin aydınlandığını. «Zihnim durulur, içime sevinç doğar.»

Defter, bütün bu basamakları örtmüştü. Ama basamaklar hâlâ oradaydı. Yirmi yılın her kapısında, alacağın yanında, bir babanın hatırası, bir zanaatın gururu ve bir lambanın yandığı anın sevinci de duruyordu.

Cuma sabahı Erol çantasını aldı ve Şahin Bey'in kapısını çaldı. Yaşlı adam üç gündür karanlıkta oturuyordu. Erol sigortayı onardı, bir kabloyu değiştirdi. Lamba yandığında Şahin Bey bir şey demedi; yalnızca elini Erol'un eline koydu. Erol eve dönerken, ilk kez, kimin teşekkür etmediğini saymadı.

Nazmiye Hanım iyileşip ilk kez merdivenleri kendi başına inebildiği gün, Erol'a bir şey sordu: «O gelmeyen komşulara hâlâ kızgın mısın?» Erol biraz düşündü. «Kızgınım,» dedi, «ama artık defterle değil. Biri bana yardım etmedi diye, ben bir başkasının karanlıkta kalmasına razı olmam.»

Bahara doğru bir şey daha yaptı. Mahallenin gençlerinden ikisine, sigortanın nasıl değiştirildiğini, prizin nasıl bağlandığını öğretmeye başladı. «Ben bir gün yokum,» dedi, «siz de birbirinize bakın.»

Bir noktayı netleştirmek lazım. Buda'nın «zihni bağlı vermemek» öğüdü, karşılıklılığın, dayanışmanın, ihtiyaç anında yardım istemenin yanlış olduğunu söylemez; bir toplulukta karşılıklı yardım sağlıklı bir bağdır. Erol'un komşularından yardım beklemesi de bir kusur değildi. Sorun, yardımın bir alacak defterine dönüşmesiydi. Ayrıca sürekli tek yönlü veren biri tükenebilir; kendi ihtiyacını dile getirmek, iyiliği sürdürebilmenin de şartıdır. Elektrik işlerinde ise güvenlik için yetkili birinin çalışması, hem yapan hem de yaptıran için önemlidir.

Öbür bilgeler

Safranbolu'da Cemalettin, çit kalktıktan sonra masasına bıraktığı reçel kavanozunu oylarına değişmeyeceğini söylemişti (KON-K06.7). Erol da Şahin Bey'in evinden dönerken, ilk kez kimin teşekkür etmediğini saymadı. Konfüçyüs herkesin sevgisini bir ölçü saymaz; Buda iyiliğin bir alacak defterine bağlanmamasını ister. Cemalettin de Erol da, doğru olanı yaptıktan sonra hesabı kapattı.

Oltu'da Remzi Usta, Batın'a şişi öğretirken kendi ustası Sabit Efendi'nin ona üç ay boyunca eti yeniden dizdirdiğini anlatmıştı (GAZ-K06.7). Erol da babasının köyde parasız onardığı sapanları hatırladı. Gazâlî bilmeyene yumuşaklıkla öğretmeyi söyler; Buda geleneğe uyarak vermeyi merdivenin bir basamağı sayar. Remzi Usta da Erol da bir başkasının elinden aldıklarını, bir sonrakinin eline bıraktı.

Bugün bir kez dene

Hayatında «karşılıksız» yaptığını düşündüğün bir iyiliği seç. Kendine Sāriputta'nın sorusunu sor: bunu yaparken zihnim neye bağlıydı? Bir teşekküre, bir geri dönüşe, bir itibara?

Sonra Buda'nın merdiveninde kendini ara. Bu iyiliği bir gelenekten mi, bir yetenekten mi, bir sevinçten mi yapıyorum? Bu hafta, kimseye söylemeden, kimsenin karşılık veremeyeceği küçük bir iyilik yap. Ve ardından içinde ne olduğuna bak: bir alacak mı, bir süs mü?

Yanında taşıyacağın soru

Yaptığın iyilik elinden çıktı; zihnin onu bıraktı mı?