Açılış
Taşkın elli sekiz yaşında, Niğde'deki devlet hastanesinin ortopedi kliniğinde şef hekim. Otuz yıllık cerrah. Bölgenin kalça protezi ameliyatlarının çoğunu o yapıyor; Kayseri'den, Aksaray'dan hasta geliyor. Sabah vizitelerinde asistanlar arkasında sıra olur, hemşireler kenarda bekler. Taşkın Bey hızlı yürür, hızlı konuşur, soru sorulmasından hoşlanmaz.
Geçen kasımda yetmiş dokuz yaşındaki Rukiye Hanım'ın kalçasını değiştirdi. Ameliyat iyi geçti. İkinci gece, servisin genç hemşiresi Elçin, Rukiye Hanım'ın sol baldırının şiştiğini, ısındığını, kadının nefesinin hızlandığını fark etti. Sabah viziteden önce Taşkın Bey'e yaklaştı: «Hocam, Rukiye Teyze'nin bacağına bakar mısınız? Pıhtıdan şüpheleniyorum.»
Taşkın Bey durmadı bile. «Elçin Hanım, otuz yıldır bu ameliyatı yapıyorum. Profilaksi başladı. Ameliyat sonrası her bacak biraz şişer.» Asistanlar güldü. Elçin kızardı ve geri çekildi.
Öğleden sonra Rukiye Hanım'ın nefesi daha da daraldı. Nöbetçi dahiliye uzmanının istediği tetkikte akciğerde bir pıhtı bulundu. Kadın yoğun bakıma alındı. İki hafta sonra ayağa kalktı; ama o iki hafta boyunca Taşkın Bey, her gece eve dönerken arabada aynı cümleyi duydu: «Otuz yıldır bu ameliyatı yapıyorum.»
Bilgenin kapısı
Majjhima Nikāya'da Buda, iyi insanın ve iyi olmayan insanın niteliklerini sayar. Hepsi aynı kalıpla ilerler:
«İyi olmayan insan, yüksek bir aileden gelir ve şöyle düşünür: "Ben yüksek bir aileden geliyorum, bu ötekiler gelmiyor." Bu yüzden kendini yüceltir, başkalarını küçümser. İyi insan ise şöyle düşünür: "Açgözlülük, nefret ya da yanılsama, yüksek bir aileden gelmekle sona ermez. Biri yüksek bir aileden gelmese de, yola uygun yaşıyorsa, orada saygıyı ve övgüyü hak eder." … İyi olmayan insan çok bilgilidir ve şöyle düşünür: "Ben çok bilgiliyim, bu ötekiler değil." Bu yüzden kendini yüceltir, başkalarını küçümser. İyi insan ise şöyle düşünür: "Açgözlülük, nefret ya da yanılsama, çok bilgili olmakla sona ermez."»
Pali'deki iki fiil bu sutta'nın omurgasıdır: «attānukkaṁseti», kendini yukarı çekmek; «paraṁ vambheti», ötekini aşağı itmek. Buda ikisini her seferinde yan yana koyar. Biri olmadan öbürü olmaz.
Bakmadığın yer
Taşkın Bey'in bilgisi gerçekti. Otuz yıllık deneyim, yüzlerce başarılı ameliyat, bölgenin en iyi ellerinden biri. Buda'nın sutta'sı bu bilgiyi küçümsemiyor. Çok bilgili olmak bir kusur değil; Buda bunu açıkça iyi insanın da sahip olabileceği bir nitelik olarak sayıyor.
Sorun bilginin kendisinde değil, bilgiyle yapılan iki hareketteydi. Birincisi, «Otuz yıldır bu ameliyatı yapıyorum» cümlesiyle Taşkın Bey kendini yukarı çekmişti. İkincisi, «Elçin Hanım» diye başlayan o tek cümleyle, hemşirenin gözlemini aşağı itmişti. Pali'nin iki fiili, bir koridorda, birkaç saniyede gerçekleşmişti.
Buda'nın iyi insana önerdiği düşünce burada çarpıcı: «Yanılsama, çok bilgili olmakla sona ermez.» Taşkın Bey'in otuz yılı, onu yanılmaktan korumuyordu. Tam tersine, otuz yıl ona bir şey öğretmişti: ameliyat sonrası her bacak biraz şişer. Bu bilgi, yüzlerce hastada doğruydu. Rukiye Hanım'da ise yanlıştı. Deneyimin verdiği kesinlik, o sabah Taşkın Bey'in gözünü bir hastanın bacağından çekmişti.
Konunun sorusu tam burada anlam kazanıyor: alçakta duran su neden bütün dereleri toplar? Bir servisin bilgisi tek bir yerde birikmez. Gece nöbetini tutan hemşire, hastanın nefesini sayan, bacağına dokunan, onun «Kızım, nefesim daralıyor» cümlesini duyan kişidir. Şef hekim ise sabah on dakika uğrar. Bilgi yukarıdan aşağıya değil, çoğu zaman aşağıdan yukarıya akar. Ama su ancak alçakta duran yere akar. Taşkın Bey o sabah kendini o kadar yükseğe koymuştu ki, Elçin'in bilgisi ona ulaşamadan geri dönmüştü.
Asistanların gülüşü de bu hikâyenin bir parçasıydı. Bir şefin bir hemşireyi küçümsemesi, yalnızca o anı etkilemez; bütün servise kimin konuşabileceğini, kimin susması gerektiğini öğretir. Elçin bir dahaki sefere bir şüphesini söylemeden önce iki kez düşünecekti. Başka bir hemşire belki hiç söylemeyecekti. Bir kişinin kendini yüceltmesi, bir sistemin kulaklarını tıkıyordu.
Ve belki en acı yanı: Taşkın Bey kendini kibirli biri olarak görmüyordu. Hızlı yürümesini, soru sevmemesini bir verimlilik olarak görüyordu. Buda'nın sutta'sındaki iyi olmayan insan da kendini kötü biri olarak görmez; yalnızca «Ben çok bilgiliyim, bunlar değil» diye düşünür. Kibir çoğu zaman bir duygu olarak değil, bir alışkanlık olarak yaşar.
Derinleşme
Aynı sutta, en yüksek meditasyon hâllerine ulaşan bir keşişin bile bu tuzağa düşebileceğini söyler. Buda'ya göre iyi insan, en derin içsel deneyimlerinde bile şöyle düşünür:
«Buda, bu erişimle bile özdeşleşmemekten söz etti. Çünkü insan onu nasıl hayal ederse etsin, o başka türlü çıkar.»
Pali'deki kelime «atammayatā»dır: «ondan yapılmamış olmak», bir şeyle özdeşleşmemek. Buda'nın en sert uyarısı ikinci cümlede: «İnsan onu nasıl hayal ederse etsin, o başka türlü çıkar.» Kendini «otuz yıllık cerrah» olarak tanımlayan biri, kendi deneyiminin ona söylediği şeye fazla güvenir. Ama her hasta, deneyimin hayal ettiğinden başka türlü çıkabilir.
Rukiye Hanım yoğun bakımdan servise döndüğü gün, Taşkın Bey sabah vizitesinden önce hemşire odasına gitti. Elçin oradaydı, ilaçları hazırlıyordu. Taşkın Bey kapıda durdu. «Elçin Hanım,» dedi, «o sabah haklıydınız. Ben dinlemedim. Erken baksaydım, Rukiye Hanım belki o yoğun bakımı daha hafif atlatırdı.» Elçin bir şey diyemedi. Taşkın Bey ekledi: «Bundan sonra viziteye siz başlayın. Gece ne gördüğünüzü önce siz anlatın.»
Ertesi hafta klinikte yeni bir düzen başladı. Her sabah vizite, beş dakikalık bir toplantıyla açılıyordu. İlk sözü gece nöbetindeki hemşire alıyordu; sonra asistanlar, en son şef. Taşkın Bey bu beş dakikada konuşmamayı, yalnızca not almayı kendine kural edindi.
İlk haftalarda zordu. Bir hemşire bir şey söylerken, Taşkın Bey'in içinden «Bunu biliyorum» diye bir ses yükseliyordu. Buda'nın sutta'sını okumamıştı; ama bu sesi her duyduğunda, arabada tekrarlayıp durduğu o cümleyi hatırlıyordu.
Üç ay sonra, gece nöbetindeki başka bir hemşire, başka bir hastada idrar miktarının azaldığını söyledi. Taşkın Bey not aldı, hemen tetkik istedi. Erken yakalanan bir böbrek sorunu, iki günde düzeldi. O akşam arabada Taşkın Bey, ilk kez o cümleyi duymadı.
Bu hikâyenin bir dengesi de var. Tevazu, kendi bilgisini inkâr etmek ya da her görüşü eşit ağırlıkta saymak değildir. Taşkın Bey'in uzmanlığı hâlâ kliniğin en önemli kaynaklarından biriydi; o uzmanlık olmadan da hasta güvende değildir. Buda'nın sutta'sı bilgiyi değil, bilgiyle kendini yüceltip başkasını küçümsemeyi hedef alır. Ayrıca, hastane ortamında bir sağlık çalışanının dile getirdiği güvenlik kaygısı görmezden geliniyorsa, hastanelerin hasta güvenliği bildirim sistemleri, kişisel bir çatışmanın ötesinde başvurulabilecek kurumsal yollardır.
Öbür bilgeler
Nazilli'de Cemal Bey, ilaçlarını uzatan kızına her sabah «Kusura bakma kızım» diyordu (KON-K06.4). Kendini bir yük gibi görüyordu, aşağıya itiyordu. Taşkın Bey ise kendini yukarı çekmişti. Konfüçyüs'ün sözü yaşlanan bir babanın yaşını bilmekten söz eder; Buda'nın sutta'sı ise insanın kendi değerini bir ölçüyle ne kadar şişirebileceğinden. İki hikâyede de değer, yukarı ya da aşağı çekilmeden, olduğu gibi görülmeyi bekliyordu.
İskilip'te Gizem, kaynanası sıraları sözle sayarken şişleri kendi eline almıştı (GAZ-K06.4). Bir öğrencinin yerine geçmişti. Taşkın Bey de vizitenin ilk beş dakikasında not alan biri oldu. Gazâlî gözün şükrünü ayıp örtmekte görür; Buda iyi insanı, bilgisiyle başkasını küçümsemeyende. İki hikâyede de bir insan, bildiği şeyi bir kenara koyup öğrenen yerine oturdu.
Bugün bir kez dene
Hayatında «Ben bunu biliyorum» dediğin bir alan düşün: işin, mesleğin, bir becerin, ailende üstlendiğin bir rol. Buda'nın iki fiilini hatırla: kendini yukarı çekmek, ötekini aşağı itmek. Son bir ayda, bu alanda birini dinlemeden geçtiğin bir an oldu mu?
Bu hafta bir toplantıda, bir sofrada ya da bir konuşmada, ilk sözü başkasına bırak. Özellikle seninle aynı unvanı taşımayan birine. Sonra yalnızca dinle ve not al. İçinden «Bunu biliyorum» diyen sesi fark et; ona karşı çıkma, yalnızca adını koy.
Yanında taşıyacağın soru
Bilgin, seni başkalarının bilgisine kapatıyor mu?