İçeriğe geç

Buda ile · Kalbin erdemleri

Bayram ziyaretinin öbür yüzü

Geçmişe bağlılık mı, kalbin hafızası mı?

1.366 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Rasih altmış yedi yaşında. Aydın'ın Çine ilçesinde otuz yıl boyunca bir tarım makineleri tamirhanesi işletti; ortağı, çocukluk arkadaşı Raşit'ti. Biri motordan, öbürü kaynaktan anlardı. Ovanın yarısının traktörü bir kez olsun onların elinden geçmişti. Raşit dört yıl önce kalp krizinden öldü. Rasih dükkândaki payını Raşit'in oğlu Baki'ye devretti ve emekli oldu.

Rasih vefalı bir adam olarak bilinir. Her bayram, sabah namazından sonra ilk iş Raşit'in mezarına gider, sonra dul eşi Ümran Hanım'ı ziyaret eder. Salonda oturur, eski günleri anlatır: Raşit'in bir gece yarısı karlı yolda bir traktörü nasıl çalıştırdığını, dükkânın ilk yıllarında ikisinin tek bir tornavidayı paylaştığını. Ümran Hanım dinler, güler, bazen ağlar. Rasih kalkarken hep aynı şeyi söyler: «Ne zaman bir şey lazım olursa, bir telefon. Raşit'in evi benim evim.»

Bu bahar Baki bir akşam Rasih'i aradı. Dükkânın çatısı kış boyunca akmış, makinelerden biri paslanmıştı. Ayrıca bir kooperatif ihalesine girmek istiyordu, ama ustalık belgesindeki eksik yüzünden referans gerekiyordu. «Rasih Amca,» dedi, «sen babamla otuz yıl çalıştın, bir mektup yazar mısın? Bir de çatıya bir bakar mısın, sen bilirsin.»

Rasih telefonda bir süre sustu. Sonra dizlerinden, tansiyonundan, emekli maaşının yetmediğinden söz etti. «Bu ara hiç iyi değilim oğlum,» dedi. «Biraz toparlanayım, sonra konuşuruz.» Telefonu kapattı. Karısı Firdevs mutfaktan her şeyi duymuştu. Bir şey demedi, ama o akşam Rasih'in yüzüne uzun uzun baktı.

Bilgenin kapısı

Aṅguttara Nikāya'da Buda, dost edinilmeye değer bir kişinin yedi niteliğini sayar:

«Keşişler, yedi niteliği olan bir dosta yakın durmalısınız. Hangi yedi? Verilmesi zor olanı verir. Yapılması zor olanı yapar. Katlanılması zor olana katlanır. Sırlarını sana açar. Senin sırlarını saklar. Zor zamanlarında seni bırakmaz. Elinden bir şey gittiğinde seni küçümsemez.»

Listede dikkat çeken bir şey var: yedi niteliğin hiçbiri bir duygu değil. Hepsi bir eylem: vermek, yapmak, katlanmak, açmak, saklamak, bırakmamak, küçümsememek. Buda dostluğu hissedilen bir yakınlık olarak değil, yapılan bir şey olarak tarif ediyor. Ve iki nitelik özellikle zamana bağlı: «zor zamanlarında» ve «elinden bir şey gittiğinde». Dostluk, en çok işlerin kötü gittiği anda görünür hâle geliyor.

Bakmadığın yer

Rasih'e sorsalar, vefasından şüphe etmezdi. Dört yıldır tek bir bayramı kaçırmamıştı. Raşit'in mezarını o temizletmişti. Ümran Hanım'ın salonunda anlattığı hikâyeler, Raşit'in hatırasını canlı tutuyordu. Kimse ona vefasız diyemezdi.

Ama Buda'nın listesine bakınca bir boşluk görünüyor. Rasih'in vefası tamamen geçmişe dönüktü. Hikâyeler geçmişteydi, mezar geçmişteydi, «Raşit'in evi benim evim» cümlesi bile bir söz olarak kalmıştı. Baki aradığında ise bir şey şimdiki zamanda istenmişti: bir çatı, bir mektup. Ve Rasih, o tam anda, kendi dertlerini öne sürmüştü.

Bu bir kötülük değildi. Rasih'in dizleri gerçekten ağrıyordu, tansiyonu gerçekten yüksekti. Ama Firdevs'in o akşamki bakışı başka bir şey söylüyordu: aynı Rasih, geçen ay damadının bahçe duvarı için üç gün merdivende durmuştu. Dizler o zaman da ağrıyordu.

Bakılmayan yer şurası: vefanın iki ayrı yüzü var ve Rasih yalnızca birini yaşıyordu. Biri hatırlamak: geçmişi anlatmak, mezarı ziyaret etmek, adı anmak. Öbürü ise taşımak: ölen dostun bıraktığı insanlara, bugün, somut bir şekilde el uzatmak. Birincisi kolaydı ve Rasih'e iyi hissettiriyordu. İkincisi zahmetliydi ve belki başka bir şeyi de uyandırıyordu: Baki'nin dükkânında, otuz yılının geçtiği yerde, artık kendisinin olmayan bir işe yeniden girmek.

Belki de asıl çekinme oradaydı. Dükkânı devrettiğinden beri Rasih oraya bir kez bile gitmemişti. Raşit'in yokluğu en çok orada hissediliyordu: aynı tezgâh, aynı kaynak makinesi, ama karşısında başka biri. Bayram ziyaretinde Raşit'i anlatmak kolaydı, çünkü anlatırken Raşit yeniden canlanıyordu. Dükkâna girmek ise onun gerçekten gittiğini kabul etmek demekti. Bayram ziyaretleri, farkında olmadan, bu kabulü erteleyen bir törene dönüşmüştü. Rasih her bayram Raşit'i anlatarak onu biraz daha yaşatıyor, ama onun bıraktığı boşluğun içine bir kez olsun adım atmıyordu.

Derinleşme

Dīgha Nikāya'daki uzun bir konuşmada Buda, genç bir ev sahibinin oğluna gerçek dostla sahte dostu ayırmayı öğretir. Sahte dostun bir türünü şöyle tarif eder:

«Sözde kalan sahte dostu dört işaretten tanırsın: Geçmişe dair misafirperverdir. Geleceğe dair misafirperverdir. Boş hoş sözlerle gönül alır. Şimdi yapılması gereken bir iş olduğunda kendi talihsizliğini gösterir.»

Aynı konuşmada iyi dostların dostlarına nasıl karşılık verdiğini de anlatır:

«Dikkatsiz olduğunda onu korurlar. Dikkatsiz olduğunda malını korurlar. Korktuğunda ona sığınak olurlar. Zor zamanlarında onu bırakmazlar. Ondan sonra gelenleri onurlandırırlar.»

Birinci pasaj Rasih'in o akşamki telefonunu neredeyse kelimesi kelimesine anlatıyor. Geçmişe dair misafirperverlik: bayram sabahları anlatılan hikâyeler. Geleceğe dair misafirperverlik: «Ne zaman bir şey lazım olursa, bir telefon.» Ve şimdi bir iş istendiğinde: «Bu ara hiç iyi değilim.» Buda bu dostu kötü biri olarak değil, sözde kalan biri olarak tarif ediyor. Sözleri yanlış değildir; yalnızca şimdiki zamana uğramaz.

İkinci pasajın son cümlesi ise vefanın asıl ölçüsünü veriyor: «Ondan sonra gelenleri onurlandırırlar.» Pali'deki «aparapajā», bir kişiden sonra gelen nesil, onun çocukları ve torunları demek. Gerçek dostluk, dostun ölümüyle bitmiyor; onun bıraktıklarına dönüşüyor. Raşit'e vefa, artık Raşit'in kendisine değil, Baki'ye ve onun paslanmış makinesine yöneltilebilirdi.

Rasih o hafta sonu Firdevs'le konuştu. «Haklısın,» dedi, «ama korkuyorum. Oraya gidersem Raşit'in olmadığını göreceğim.» Firdevs bir şey söylemedi; yalnızca iş elbisesini dolaptan çıkarıp yatağın üstüne koydu.

Pazartesi sabahı Rasih dükkâna gitti. Kapıdan girer girmez durdu. Raşit'in kaynak masası hâlâ oradaydı; Baki onu değiştirmemişti. Baki onu görünce elindeki anahtarı bıraktı, sarıldı. Rasih çatıya çıkamadı, dizleri buna izin vermedi; ama yanına iki usta tanıdık çağırdı ve çatı onların eliyle, Rasih'in aşağıdan verdiği tariflerle iki günde kapandı. Paslanan makineyi Rasih kendisi söktü; Baki yanında durup izledi. Bir ara Rasih başını kaldırdı: «Baban bu parçayı hep böyle tutardı,» dedi. «Sen de böyle tut.»

Mektubu o akşam yazdı. Otuz yılın anlatılabilecek en sade cümleleriyle: Raşit Usta'nın oğlu Baki, bu dükkânda büyüdü; ben onun ellerine kefilim. Kooperatif ihalesi Baki'nin oldu mu, olmadı mı, bu hikâyenin dışında kalıyor. Ama bir sonraki bayram sabahı Rasih, mezardan sonra Ümran Hanım'ın salonuna değil, önce dükkâna uğradı.

Bir sınırı da açıkça çizmek gerekiyor. Buda'nın «zor zamanlarında bırakmaz» sözü, insanın kendi bedenini, bütçesini, sağlığını yok saymasını istemiyor. Aynı konuşmada Buda kazancın dörtte birinin zor günler için saklanmasını da öğütler. Rasih'in dizleri gerçekten çatıya çıkmaya elvermiyordu; çatıya çıkmadı. Vefa, gücünün yetmediği yeri bahane etmemekti; yetmediği yerde başka bir yol bulmaktı. Kimi zaman bu yol bir telefon, bir tanıdık, bir mektup oluyor.

Öbür bilgeler

Bozüyük'te Ergün, fırın bölümünün raporunun ilk sayfasına genç mühendis Gaye'nin adını yazmış, genel müdürün önünde sözü ona bırakmıştı (KON-K06.9). Rasih de Raşit'in oğlu için yazdığı mektupta otuz yılın tanıklığını ortaya koydu. Konfüçyüs değerli birine yer açmamayı makamı çalmak sayar; Buda iyi dostu, dostundan sonra gelenleri onurlandıran biri olarak tarif eder. Ergün de Rasih de, kendi konumlarının bir başkası için ne anlama gelebileceğini gördü.

Tire'de Murtaza, amcasının oğlu Selami'nin siparişi yetişmeyince kök boya kazanını yakmış ve babasının ona gösterdiği bilek hareketini Selami'ye öğretmişti (GAZ-K06.9). Rasih de paslanan makinenin başında Baki'ye «Baban bu parçayı hep böyle tutardı» dedi. Gazâlî bilginin el değiştirdikçe eksilmediğini anlatır; Buda dostluğun nesilden nesle aktarıldığını. İki usta da, kendilerinden önceki bir elin hareketini sonrakine taşıdı.

Bugün bir kez dene

Hayatında, hatırasına bağlı olduğun biri var mı: ölmüş bir dost, uzaklaşmış bir akraba, eski bir öğretmen? Buda'nın iki pasajını yan yana koy ve kendine sor: Benim vefam geçmişe ve geleceğe mi dönük, yoksa şimdiki zamana da uğruyor mu?

Bu hafta, o kişinin bıraktığı biriyle, bir çocuğuyla, bir eşiyle, bir öğrencisiyle bugün yapılabilecek somut bir şey bul. Bir hikâye anlatmanın ötesinde: bir telefon, bir yardım, bir mektup. Ve kendine dikkat et: o adımı atarken seni durduran bir şey var mı?

Yanında taşıyacağın soru

Vefan bir hatıra mı, yoksa bugün birine uzanan bir el mi?