Açılış
Okan otuz sekiz yaşında, İzmir'de taksicilik yapıyor. Yıllarca sinirli biri olarak tanındı. Trafikte bağırır, müşteriyle tartışır, evde en küçük şeye parlardı. Eşi defalarca «biraz sakin ol» demiş, o da her seferinde «ben böyleyim» diye cevap vermişti. Bir kere öfke kontrolü üzerine bir kursa bile yazılmış, üçüncü haftada bırakmıştı.
İki yıl önce babası felç geçirdi. Okan'ın kız kardeşi yurt dışındaydı; babasına bakmak ona düştü. Bir yıl boyunca sabahları taksiye çıkmadan önce babasını yıkadı, yedirdi, ilaçlarını verdi. Babası konuşamıyordu; Okan onun gözlerinden ne istediğini anlamayı öğrendi. Yavaş yavaş, kimseye söylemeden, bir şey değişti. Bir gün trafikte biri önüne kırdığında Okan bağırmadığını fark etti. Eşi de fark etti: «Sen ne zaman bu kadar sakin oldun?»
Okan bilmiyordu. Değişmeye karar vermemişti. Kurs yarım kalmıştı, kendine verdiği sözlerin hiçbirini tutmamıştı. Ama babasının yanında geçen o bir yıl, onu bir şekilde başka bir adama dönüştürmüştü. Şimdi babası iyileşti, yeniden yürüyor. Ve Okan son haftalarda içinde eski öfkenin kıpırdadığını hissediyor.
Bilgenin kapısı
Yunus Emre'nin bir şiiri, baştan sona bir dönüşümün hikâyesini anlatır. Her beyit aynı fiille biter: «oldum». Kapı açar oldum, içer oldum, seçer oldum, kaçar oldum, uçar oldum. Ve bu dönüşümün nasıl olduğunu tek bir dizede söyler:
«Beni sarhoş etti, aşka düşürdü; ben hamdım, aşk pişirdi.»
Bir sonraki beyitte sonucu anlatır: işim hayra döndü, başım endişeden kurtuldu; nefsimin başını kestim, kötü işlerden kaçar oldum.
Bakmadığın yer
Değişmek dendiğinde genellikle bir irade düşünürüz. İnsan karar verir, kendini zorlar, kurallar koyar, sözler verir, disiplinle değişir. Değişemeyen insan da genellikle iradesi zayıf insan sayılır. Okan da kendini böyle görüyordu: kursu bırakmış, sözlerini tutmamış biri.
Yunus'un dizesi değişime başka bir yerden bakıyor. Ben hamdım, aşk pişirdi. Pişmek bir eylem değil, bir maruz kalıştır. Hamur kendini pişiremez; onu ateş pişirir. Yunus'un değişimi de bir karar ya da bir disiplin değil. Bir sevgiye düşmek ve o sevginin ateşinde zamanla pişmek. Şiirin bütün fiilleri de bu yüzden «oldum» ile biter. Yunus «yaptım» demiyor, «oldum» diyor. Değişim bir başarı değil, bir oluş.
Okan'ın hikâyesi bunun bugünkü bir karşılığı. Okan öfkesini bir kurs, bir karar, bir sözle değiştirememişti. Ama babasının yanında geçen bir yıl onu değiştirdi. Her sabah konuşamayan bir adamın gözlerine bakmak, onun ne istediğini anlamaya çalışmak, sabırla yıkamak, yedirmek. Bunların hiçbiri «sakin olmak için» yapılmamıştı. Babasını sevdiği için yapılmıştı. Ve o sevgi, Yunus'un deyişiyle, onu pişirmişti.
Bu bakış değişimle ilgili önemli bir şey gösteriyor. Bazen insanı değiştiren şey değişmeye uğraşması değil, kendinden büyük bir şeye bağlanmasıdır: bir insana, bir işe, bir sevdaya. Öfkesini kontrol etmeye çalışan Okan başaramadı. Babasına bakan Okan ise, öfkesiyle uğraşmayı unutmuşken, sakinleşti. Değişim, doğrudan hedeflendiğinde kaçan, dolaylı yoldan gelen bir şey olabiliyor.
208. şiirin ikinci beyti, bu oluşun kendi kendini beslediğini anlatır: aşk kadehini bana sundu; susadıkça ben de her an onu içer oldum. Değişim bir kere başlayınca kendi susuzluğunu doğurur. Okan babasına baktıkça bakmayı öğrendi; bakmayı öğrendikçe daha çok baktı. Sabır, onda kullanıldıkça büyüyen bir kas gibiydi.
Yunus'un başka bir şiirinin son beytinde bu oluşun bir şartı da var: adını değiştirmeyenler bu yola gelmediler. Ad, burada insanın eski kimliği, «ben böyleyim» dediği şeydir. Okan'ın eski adı «sinirli Okan» idi. Babasının yanındaki bir yıl, bu adı ondan almıştı. Belki de bu yüzden eşi «sen ne zaman bu kadar sakin oldun» diye sorduğunda Okan cevap verememişti. Eski adı gitmiş, yenisi henüz konmamıştı.
Derinleşme
208. şiirin ortasında, bütün o «oldum»ların arasında, beklenmedik bir beyit var:
«Uçtum, hoş bir yere kondum, bu dünyayı kalıcı sandım. Ey dostlar, usandım; kondum, yine göçer oldum.»
Bu beyit değişimin bir yerde bitmediğini söylüyor. Yunus pişmiş, hayra dönmüş, uçmuş, güzel bir yere konmuştur. Ve tam orada, kalıcı bir yere vardığını sandığı anda, yeniden yola çıkması gerektiğini fark eder. Konmak bir son değil, bir mola. Yine göçer oldum.
Okan'ın son haftaları bu beytin tam ortasında duruyor. Babasının bakımı bittiğinde, onu pişiren ateş de söndü. Ve eski öfke kıpırdamaya başladı. Okan bunu bir yenilgi gibi yaşıyor: demek ki değişmemişim, demek ki hep aynıymışım. Ama Yunus'un beyti başka bir okuma öneriyor. Okan değişmişti; gerçekten pişmişti. Ama değişim bir kez varılan bir menzil değil. Konulan her güzel yer, bir süre sonra yeniden göçmeyi gerektiriyor.
Bu, Okan için cesaret kırıcı değil, aksine rahatlatıcı olabilir. Eski öfkenin kıpırdaması, değişimin sahte olduğunu göstermez; yalnızca yolun sürdüğünü gösterir. Ve Okan artık bir şey biliyor: onu neyin pişirdiğini. Bir kursun ya da bir kararın değil, birine özenle bakmanın onu değiştirdiğini. Belki şimdi yeni bir ateş arayabilir: babasıyla her hafta bir saat geçirmek, mahalledeki yaşlı bir komşuya alışverişinde yardım etmek, eşiyle akşamları telefonsuz yarım saat oturmak. Onu sakinleştiren şey babası değildi; birine dikkatle bakmaktı. Bu dikkat başka yerlerde de yanabilir.
Yunus başka bir şiirinde ise tam tersini söyler gibidir: aşkının ateşinde kül olana dek yandım; senin rengine boyandım, artık solmam. Bu beyit 208. şiirdeki «yine göçer oldum» ile çelişiyor mu? Belki ikisi de doğrudur. Bazı değişimler insanı bir renge boyar ve o renk bir daha tamamen solmaz. Okan'ın babasının gözlerine bakmayı öğrenmesi böyle bir boyaydı; öfke geri gelse bile, o bir yılın rengi onda kalacaktı. Ama renk kalsa da yol sürer. Boyanmış olmak, yolda olmayı bitirmez.
Yunus'un şiirinin son beytinde Yunus, şeyhi Tapduk'a eriştiğinden beri gizli sırrını açar olduğunu söyler. Yunus'un değişiminin arkasında da bir bağ var: bir şeyhe, bir yola, bir sevgiye bağlanmak. Yunus'un bağlamında bu, Hakk'a varan bir yolun mürşididir ve o derinliğiyle okunmalı. Ama genel bir hakikat de taşıyor: insan çoğu zaman tek başına değil, bir bağın içinde pişer.
Bir de şu var: Yunus'un fiili «göçer oldum», bir kez göçtüm değil. Sürekli bir hâl. Değişim de böyle bir hâl; bir kez geçilen bir kapı değil, her gün yeniden çıkılan bir yol.
Öbür bilgeler
Tuğba'nın kararlar listesi ve dedesinin potası üzerine Buda'yla konuştuğumuzda (BUD-K01.7), değişimin azar azar, bir eğimle geldiğini görmüştük. Yunus aynı yavaşlığı başka bir imgeyle anlatıyor: pişmek. Ama bir fark var: Buda'nın kuyumcusu cürufu kendi eliyle alır; Yunus'u ise ateş pişirir. Biri emeğin, öbürü sevginin dönüştürdüğünü vurgular.
Diotima'nın sözünü aktaran Sokrates sohbetinde (SOK-K01.7) beden de ruh da durmadan yenileniyordu. Yunus'un «kondum, yine göçer oldum» beyti buna bir şey ekliyor: iyi bir yere vardığında bile değişim durmaz. Varmak, yeniden yola çıkmanın başlangıcıdır.
Bugün bir kez dene
Bugün hayatında seni gerçekten değiştirmiş bir dönemi düşün. Seni değiştiren bir karar mıydı, yoksa bir sevgi, bir sorumluluk, bir bağ mı?
Sonra şu an değiştirmek istediğin bir şeye bak. Onu doğrudan zorlamak yerine, seni pişirebilecek bir ateş ara: birine özen göstermek, bir işe bağlanmak, bir sevgiye yer açmak.
Eski bir alışkanlığın yeniden kıpırdadığını fark edersen, Yunus'un beytini hatırla: kondum, yine göçer oldum. Bu bir yenilgi değil, yolun sürdüğünün işareti.
Yanında taşıyacağın soru
Seni gerçekten değiştiren şey irade miydi, yoksa seni pişiren bir sevgi mi?