İçeriğe geç

Sokrates ile · Kendini tanımak

Kameralar kapandığında

Seyirci gidince kim kalıyor?

1.227 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Hasan Bey kırk dört yaşında, şehrin kenarındaki büyük bir alışveriş merkezinde gece güvenlik görevlisi. Mesaisi akşam onda başlıyor, sabah altıda bitiyor. Sekiz saat boyunca kilometrelerce koridor, kapalı vitrinler, sessiz yürüyen merdivenler ve o. Bir de yüzlerce kamera.

Geçen hafta bir gece elektrik arızası yüzünden kamera sistemi beş saat çalışmadı. Vardiya arkadaşı Murat, gülerek bir öneri yaptı: «Hasan Abi, bu gece kimse bir şey göremez. Elektronik mağazasının deposunun kapısı zaten bozuk. Birkaç kulaklık eksilse kimse fark etmez.» Hasan Bey reddetti. Murat omuz silkti, kendi bildiğini yaptı.

Ama Hasan Bey'i asıl rahatsız eden o gece değildi. O gece, kameralar kapalıyken, sekiz saat boyunca koridorlarda yürürken kendisiyle baş başa kaldı ve fark etti ki bundan korkuyordu. Normalde telefonu hiç elinden bırakmazdı; video, mesaj, haber. O gece telefonun şarjı da bitmişti. Koridorlarda yürürken kafasında bir sürü ses konuşmaya başladı; eski kırgınlıklar, ertelenmiş kararlar, kendine sorduğu sorular. Sabah olduğunda yorgundu ama tuhaf bir şekilde kendini hiç olmadığı kadar uyanık hissediyordu.

Bilgenin kapısı

Platon'un Devlet'inde, Sokrates'in genç dostu Glaukon ona zorlu bir meydan okumada bulunur ve eski bir efsane anlatır. Lidyalı bir çoban, Gyges, bir deprem sonrası açılan bir yarıkta bir altın yüzük bulur. Yüzüğün taşını içe çevirdiğinde görünmez olur. Gyges bu gücü kullanarak saraya girer, kraliçeyi baştan çıkarır, kralı öldürür ve tahtı alır. Glaukon sorar: böyle iki yüzük olsa, biri adilin, öbürü adaletsizin parmağında, adil olan adil kalır mı?

«Hiç kimse, kendine ait olmayan şeye elini sürmeden durabilecek kadar demirden bir yaratılışta düşünülemez; pazardan güvenle istediğini alabilecekken.»

Devlet'in sonunda, uzun bir konuşmanın ardından Sokrates bu meydan okumaya cevap verir: adalet kendi doğasıyla ruh için en iyisidir.

«İnsan adil olanı yapsın; Gyges'in yüzüğü parmağında olsa da olmasa da.»

Bakmadığın yer

Yalnız kalmak dendiğinde genellikle iki şeyden birini düşünürüz: ya kimsenin bizi görmediği bir an, ya da kimsenin yanımızda olmadığı bir yalnızlık. İlki ahlakla, ikincisi duygularla ilgili gibi görünür. Biri «gözetlenmediğimde ne yaparım» sorusu, öbürü «kendimle baş başa kalınca ne hissederim» sorusu.

Hasan Bey'in gecesi bu iki yalnızlığı aynı anda yaşattı ve Sokrates'in perspektifinden bakınca ikisinin aslında aynı soru olduğu görünüyor. Glaukon'un Gyges hikâyesindeki asıl iddia şu: insanlar adil olduklarından değil, görüldüklerinden adil davranırlar. Görünmez olduklarında, gözetlenmediklerinde, gerçek doğaları ortaya çıkar. Murat'ın o gece yaptığı şey bu iddianın küçük bir kanıtıydı. Kameralar kapandığında Murat başka bir insan oldu; ya da her zaman olduğu insanı gösterdi.

Sokrates'in cevabı ise adaleti kameraya bağlı olmaktan çıkarıyor. Adalet ruh için kendi doğasıyla en iyisidir, diyor. Yani adil olmanın değeri, başkalarının görmesinden ya da ödüllendirmesinden gelmiyor; insanın kendi iç düzeninden geliyor. Gyges'in yüzüğü olsa da olmasa da. Bu cevap, adaleti yalnız kalındığında da sürdürülebilir kılıyor. Çünkü gözlemci dışarıda değil, içeride.

Burada Hasan Bey'in gecesinin ikinci yarısı devreye giriyor. Kameralar kapandığında Hasan Bey'i hırsızlıktan alıkoyan şey kimse görmeyecek olsa bile kendisinin göreceğiydi. Ama o gece Hasan Bey bu iç gözlemciden de korktuğunu fark etti. Telefonsuz, sessiz koridorlarda kendisiyle baş başa kalmak onu rahatsız etti. Kafasındaki sesler, ertelenmiş sorular, eski kırgınlıklar. Telefon, Gyges'in yüzüğünün tersi gibi çalışıyordu: Hasan Bey'i kendi gözünden görünmez kılıyordu.

Bu iki yalnızlık arasındaki bağ belki şu: kendi gözünün önünde durabilen insan, başkalarının gözü olmadığında da aynı kalabilir. Ama kendi gözünden kaçan insan, iç gözlemcisini susturmayı da öğrenmiş olur; ve bir gün kameralar kapandığında, onu durduracak kimse kalmaz. Glaukon'un hikâyesinde bir ayrıntı daha var ve bugün tuhaf bir tazelik taşıyor. Gyges yüzüğü çevirip görünmez olduğunda, çobanlar onun hakkında, sanki orada değilmiş gibi konuşmaya başlar. Glaukon da ekler: böyle bir güce sahip olup yine de kimseye haksızlık etmeyen biri olsa, insanlar onu kendi aralarında zavallı bir ahmak sayar, ama yüzüne karşı över; çünkü kendileri de haksızlığa uğramaktan korkarlar. Murat'ın gülüşü de buydu: kameralar kapalıyken fırsatı değerlendirmeyen Hasan Abi, gözünde biraz saftı.

Murat belki de uzun zamandır kendi iç sesini susturmayı öğrenmişti. Hasan Bey ise o gece, telefonu olmadan, o sesin hâlâ orada olduğunu fark etti.

Derinleşme

Platon'un Şölen'inde, Sokrates'in yalnızlıkla ilişkisini gösteren çarpıcı bir sahne var. Sokrates'in genç dostu Alkibiades, onunla birlikte katıldığı bir askerî seferi anlatır. Bir sabah Sokrates bir şey üzerine düşünmeye başlamış, çözemediği bir sorunun üzerinde durmuş:

«Şafaktan öğleye kadar düşünmeye devam etti, orada düşünceye dalmış hâlde dikilip kaldı. Öğleyin insanlar fark etti; akşam yemekten sonra bazıları merakla hasırlarını açık havaya serip onu izlemek için orada yattılar. Ertesi sabaha kadar orada durdu; gün ağarınca güneşe bir dua edip yoluna gitti.»

Bu sahne yalnızlığın başka bir yüzünü gösteriyor. Sokrates bir ordugâhın ortasında, kalabalığın içinde, ama tamamen kendi düşüncesiyle baş başa. Kimse onu yalnız bırakmamış; o yalnızlığı kendisi seçmiş, ve bütün bir gün, bütün bir gece o yalnızlığın içinde kalabilmiş. Kendi zihnin sesinden kaçmak yerine onun içine yürümüş.

Hasan Bey'in gecesi bu sahnenin küçük, istemsiz bir provası gibiydi. Telefon bittiğinde, kameralar kapandığında, sekiz saat boyunca kendi düşünceleriyle kaldı. Sokrates gibi bir sorunun üzerine bilinçli olarak eğilmedi; sorular kendiliğinden geldi. Ama sabah yorgun ama uyanık hissetmesi, belki o yalnızlığın içinde bir şeyin hareket etmeye başladığını gösteriyordu.

Sokrates'in Gyges'e cevabı ile Potidaia'daki duruşu aynı kaynaktan geliyor. Sokrates için insanın iç dünyası kaçılacak bir yer değil, düzenlenecek bir yerdi. Adalet ruh için en iyisidir, çünkü ruh insanın her zaman birlikte yaşadığı tek yoldaştır. Kendinle baş başa kaldığında huzurlu olabilmek için, kendinle iyi bir ilişkin olmalı. Ve kendinle iyi bir ilişkin varsa, kameralar kapandığında da aynı kişi olarak kalırsın.

Hasan Bey o geceden sonra bir şey deniyor. Her nöbette bir saati telefonsuz yürüyor. İlk geceler zor; kafasındaki sesler rahatsız edici. Ama yavaş yavaş, o seslerin bir kısmının bir şey söylemek istediğini fark ediyor. Ertelenmiş bir telefon, yıllardır görüşmediği bir kardeş, kararsız kaldığı bir mesele. Bir gece eve dönerken kardeşini arıyor. Ve Murat'ın kulaklıkları ortaya çıktığında, Hasan Bey kendi gözünün önünde dimdik durabildiğini fark ediyor.

Öbür bilgeler

Gazâlî'nin ada meselindeki yolcular (GAZ-K01.8) dünyanın güzelliklerine öyle dalmışlardı ki yolda olduklarını unutmuşlardı. Hasan Bey'in telefonu da böyle bir ada gibiydi: sürekli bir şey gösteren, ama insanı kendi yolculuğundan uzaklaştıran.

Muhasebeci Taner Bey'in imza masasını konuştuğumuz Sokrates sohbeti (SOK-K01.8), bir değerin ancak pahalıya geldiğinde sınandığını gösteriyordu. Gyges hikâyesi aynı sınamanın sessiz versiyonunu sunuyor: bir değer, kimsenin görmediği yerde de tutuluyorsa gerçekten değerdir.

Bugün bir kez dene

Bugün bir saat, ya da yarım saat, ekransız ve telefonsuz yalnız kal. Bir yürüyüşte, bir odada, bir bankta.

Kafana gelen sesleri yargılamadan dinle. Hangileri bir şey söylemek istiyor?

Sonra Gyges'in sorusunu kendine sor: kimsenin görmediğinden emin olsaydım, bugün farklı ne yapardım? Cevabın sana kendin hakkında ne söylüyor?

Yanında taşıyacağın soru

Kimse seni görmediğinde ve kendi düşüncelerinle yalnız kaldığında, kendi gözünün önünde rahat durabiliyor musun?