İçeriğe geç

Sokrates ile · Kendini tanımak

Kendini şımartmak mı, kendine bakmak mı

Bencillik mi, başkasını sevebilmenin şartı mı?

1.225 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gizem otuz bir yaşında, bir reklam ajansında proje yöneticisi. Haftaları yorucu geçiyor; uzun toplantılar, gece gelen e-postalar, hiç bitmeyen teslim tarihleri. Bir yıl önce bir kitapta «kendini sevmeyi öğren» cümlesini okudu ve hayatına bir kural koydu: hafta sonu kendini şımartmak.

Cumartesi sabahları spa, öğleden sonra alışveriş, akşam sipariş edilen bir yemek ve bir dizi. Pazar günü uzun bir uyku, sonra bir kafede pahalı bir kahvaltı. Bütün bunların altına sosyal medyada aynı etiketi yazıyor: kendini sev. Kendine yatırım yapıyor, kendini hak ettiği gibi ödüllendiriyor.

Ama bir şey tutmuyor. Pazartesi sabahları daha yorgun uyanıyor. Uyku düzeni bozuk. Annesiyle aylardır yapması gereken zor bir konuşmayı erteliyor. Spor salonu üyeliği altı aydır kullanılmıyor. Bir akşam fizyoterapist olan eski bir arkadaşı Sibel'e bel ağrısından yakınıyor. Sibel gülümseyerek soruyor: «Kendini çok seviyorsun, anladım. Peki kendine iyi bakıyor musun?» Gizem bu iki şeyin farklı olabileceğini ilk kez düşünüyor.

Bilgenin kapısı

Gorgias diyalogunda Sokrates, ruh ve beden için iki tür sanatı birbirinden ayırır. Beden için gerçek sanatlar beden eğitimi ve hekimliktir; ruh için yasa koyuculuk ve adalettir. Ama dalkavukluk, der, bu dört sanatın her birinin kılığına girer ve kendini onlarmış gibi gösterir. En iyiyi hiç gözetmez, hazzı bir yem olarak kullanır:

«Aşçılık hekimliğin kılığına girer ve beden için hangi yiyeceğin en iyi olduğunu bildiğini iddia eder. Süslenme de aynı biçimde beden eğitiminin kılığına giren bir dalkavukluktur; çizgiler, renkler, boyalar ve elbiselerle insanlara sahte bir güzellik kazandırır, beden eğitiminin verdiği gerçek güzelliği ihmal ettirir.»

Sokrates aynı yerde bir sınav önerir. Hekim ile aşçı, hangisinin yiyeceğin iyisini kötüsünü daha iyi bildiği konusunda çocukların ya da çocuktan farklı düşünmeyen insanların önünde yarışsa, der, hekim açlıktan ölürdü.

Bakmadığın yer

Kendini sevmek bugün çoğunlukla bir hazla tarif ediliyor: kendine iyi davran, kendini ödüllendir, kendini şımart, istediğini yap. Bu dil, insanın kendine karşı aşırı sertliğine bir cevap olarak doğdu ve o sertliği yumuşatmakta gerçekten işe yarar. Kendini her gün azarlayan birine «biraz kendine iyi davran» demek doğru bir öğüttür.

Ama Sokrates'in ayrımı bu dilin bir tuzağını gösteriyor. Kendine iyi gelen her şey, kendine iyi bakan şey değildir. Aşçının yemeği hekimin ilacından daha lezzetlidir; süslenme beden eğitiminden daha hızlı sonuç verir. Ve çocukların önünde yarışılsa, aşçı her zaman kazanır. İnsanın kendisiyle ilişkisinde de içimizdeki çocuk hep aşçıya oy verir. Bir saatlik spa, bir saatlik yürüyüşten; bir paket cips, bir tabak sebzeden; ertelenmiş bir konuşma, yapılmış bir konuşmadan daha iyi hissettirir.

Gizem'in hafta sonları tam da Sokrates'in tarif ettiği dalkavukluk sanatlarıyla doluydu. Spa ve alışveriş, beden eğitiminin kılığına girmiş süslenmeydi. Sipariş edilen yemek, hekimliğin kılığına girmiş aşçılıktı. Ertelenen konuşma ise ruh için olanın, yani adaletin kılığına girmiş bir rahatlıktı: annemle tartışmayayım, kendimi koruyayım. Bunların hepsi kendini sevmek etiketiyle yapılıyordu. Ve hepsi o an iyi hissettiriyordu. Ama Pazartesi sabahı daha yorgun bir Gizem uyanıyordu.

Sibel'in sorusu bu ayrımı tek cümlede yaptı: kendini seviyor musun, yoksa kendine bakıyor musun? Kendini sevmek, Sokrates'in gözünden bakınca bir duygudan çok bir özendir. Bir annenin çocuğunu sevmesi, ona her istediği şekeri vermek değil; bazen dişini fırçalatmak, bazen erken yatırmak, bazen onunla zor bir konuşma yapmaktır. Kendini sevmek de bazen kendine en zor gelen şeyi yapmaktır.

Sokrates'in dalkavukluğa yönelttiği en ağır suçlama da burada yatıyor: dalkavukluk en iyiyi hiç gözetmez, yalnızca hazzı yem olarak kullanır. Ve kendine dalkavukluk eden kişi, kendi kendinin hem aşçısı hem de çocuk yargıcıdır. Yemeği kendisi pişirir, kendisi tadar, kendisi alkışlar. Arada hiçbir hekim yoktur. Gizem'in «kendini sev» etiketi bu döngünün adıydı; içinde kimse ona «bu sana iyi gelmiyor» demiyordu, kendisi de dâhil.

Derinleşme

Sokrates Savunma'da, yargıçlarının önünde, hayatı boyunca ne yaptığını anlatırken bir öğüdü tekrar eder. Atinalılara, gençlere, yaşlılara hep aynı şeyi söylediğini anlatır:

«Bedeninizi ve servetinizi ruhunuzdan önce ve onun kadar dert edinmeyin; önce ve en çok ruhunuzun en iyi hâle gelmesine özen gösterin.»

Bu öğüt bugün kulağa sert gelebilir; bedenini ihmal et gibi okunmamalı. Sokrates'in Gorgias'ta beden eğitimine ve hekimliğe saygıyla değinmesi de bunu gösteriyor. Mesele sıralama. Kendini sevmek, önce kendinin en iyi hâline özen göstermek demek. Ve en iyi hâl, çoğu zaman hazzın değil, emeğin sonunda gelir.

Gorgias'ta Sokrates dalkavukluğu neden bir sanat saymadığını da söyler: çünkü yaptığı şeyin doğasını açıklayamaz, uygulamalarının gerekçesini veremez. Hekim ilacı neden verdiğini anlatabilir; aşçı ise yalnızca «hoşuna gidecek» diyebilir. Gizem'in hafta sonlarının tek gerekçesi de buydu: «hak ettim». Bu cümle bir ödülü açıklıyor ama bir bakımı açıklamıyor. Kendine bakan biri ise neden yaptığını söyleyebilir: uykum düzelsin diye, belim ağrımasın diye, annemle aramdaki yük hafiflesin diye.

Sokrates'in bu öğüdü verirken kullandığı dil de dikkat çekici: özen göstermek. Savunma boyunca Sokrates hep bu sözcüğe döner. Kendini sevmek bir duygu değil, bir bakım işidir; bir bahçıvanın bahçeye, bir hekimin hastaya gösterdiği türden bir dikkat. Gizem'in hafta sonlarında duygu boldu ama bakım azdı.

Phaidros'un sonunda Sokrates, şehir dışında, bir çınarın altında bir dua eder. Bu dua belki kendini sevmenin Sokrates'teki en güzel tarifidir:

«Ey sevgili Pan ve bu yerin bütün tanrıları, bana içimde güzellik verin; dışım ile içim bir olsun.»

Bu duada Sokrates dış güzelliği reddetmiyor; yalnızca iç güzelliği istiyor ve ikisinin bir olmasını diliyor. Gizem'in hafta sonları dışını güzelleştiriyordu: cilt bakımı, yeni kıyafetler, güzel fotoğraflar. Ama içi yorgun, ertelemelerle dolu ve huzursuzdu. Dışı ile içi bir değildi. Kendini sevmek belki tam da bu iki yarıyı birbirine yaklaştırmaktır: dışarıya gösterdiğin bakımı içeriye de göstermek.

Bu, Gizem'in spa'dan vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Süslenme kendi başına bir suç değil; Sokrates'in itirazı onun beden eğitiminin yerine geçmesine. Belki Cumartesi spa, Pazar sabahı bir yürüyüş olabilir. Belki sipariş edilen yemeklerin bir kısmının yerini birlikte pişirilen bir sofra alabilir. Belki bir hafta sonu, annesiyle ertelenen konuşma, kendine verilebilecek en büyük hediye olur.

Öbür bilgeler

Gazâlî'nin cimri Bülent Bey'in huyunu konu ettiği sohbet (GAZ-K01.5), kusurun zıddıyla ve ölçüyle tedavi edileceğini anlatıyordu. Sokrates'in hekim ile aşçı ayrımı aynı tıbbi dile yaslanıyor: insanın kendine iyi gelen ilaç, çoğu zaman tatlı olan değil, doğru ölçüdeki acı olandır.

Buda'nın su kabı ve ayna sohbeti (BUD-K01.5), iyi yapılan bir işin sevincini yaşamayı da önemsiyordu. Sokrates'in kendine bakma anlayışı da bu sevince kapalı değil. Kendine bakmanın sonunda gelen haz, dalkavukluğun verdiği hazdan daha uzun sürer.

Bugün bir kez dene

Bugün kendin için yaptığın şeyleri iki sütuna ayır: aşçının yaptıkları ve hekimin yaptıkları. Hangisi sana o an iyi geliyor, hangisi uzun vadede sana iyi bakıyor?

Sonra aşçı sütunundan bir şeyi değil, hekim sütununa bir şey eklemeyi dene: bir yürüyüş, bir erken yatış, ertelenmiş bir telefon.

Akşam kendine Sibel'in sorusunu sor: bugün kendimi sevdim mi, yoksa kendime baktım mı?

Yanında taşıyacağın soru

Kendini sevmek dediğin şeyin ne kadarı kendine bakmak, ne kadarı kendini pohpohlamak?