Açılış
Leyla Hanım kırk beş yaşında, üç çocuk annesi. On sekiz yaşında üniversiteyi kazanmış ama ailesi okutmamış; evlenmiş, çocuklarını büyütmüş, kayınvalidesine bakmış. Şimdi en küçük çocuğu da liseyi bitirmek üzere ve Leyla Hanım bir akşam mutfakta, kimseye söylemeden, açık öğretimde edebiyat bölümüne başvurma formunu dolduruyor.
Formu gönder tuşuna basamıyor. İçinde tanıdık bir ses konuşuyor: bu yaşta mı? Evin işleri ne olacak? Kayınvaliden hasta, çocuklar daha muhtaç. Kendini düşünmek bencillik değil mi? Leyla Hanım çocukluğundan beri bir cümleyle büyümüştü: iyi insan önce başkasını düşünür. Kendine bir şey istemek, onun için hep biraz utanç verici olmuştu.
O gece kızı Elif mutfağa su içmeye geliyor, annesinin ekranını görüyor. «Anne, bu ne?» Leyla Hanım utanarak açıklıyor, sonra hemen ekliyor: «Ama boş ver, saçma bir şey.» Elif bir süre annesine bakıyor. «Anne, sen bize hep kendimizi geliştirmemizi söylemedin mi? Neden bu sana gelince bencillik oluyor?»
Bilgenin kapısı
Gazâlî İhyâ'nın sevgiyi konu alan kitabında, insanın neleri ve neden sevdiğini sırayla sayar. Saydığı ilk sebep, çoğu okuru şaşırtacak kadar açık sözlüdür:
«Her canlı önce kendi nefsini sever; yani varlığının yok olmaya karşı sürmesini ister ve bu istek onda doğuştandır. Bu istek, nefsini sağlıklı bir beden, servet, çocuklar, akrabalar ve dostlarla kemâle erdirme arzusuyla daha da artar.»
Gazâlî bununla da kalmaz ve en fedakâr görünen sevgiye bile bu ışıkla bakar: bir babanın oğluna duyduğu «bencillikten uzak» sevgi bile, derinine bakılınca, kendi varlığının sürmesine duyulan sevginin izini taşır; çünkü oğul, babanın varlığının yaşayan bir devamıdır.
Bakmadığın yer
Kendini sevmek ile başkalarını sevmek, çoğumuzun zihninde bir terazinin iki kefesidir. Biri artarsa öbürü azalır. Kendine ne kadar çok vakit, emek, para ayırırsan, başkasına o kadar az kalır. Bu yüzden iyi insan, bu teraziyi hep başkalarından yana eğen insandır. Leyla Hanım'ın yetiştiği dünyada bu terazi o kadar doğal bir gerçekti ki, kendine bir şey istemek, otomatik olarak birinden bir şey çalmak gibi görünüyordu.
Gazâlî'nin sevgi sebepleri arasında kendini sevmeyi ilk sıraya koyması bu teraziyi altüst ediyor. Ona göre kendini sevmek bir kusur değil, her canlıda doğuştan var olan bir gerçektir. Üstelik diğer bütün sevgilerin de kökündedir. İnsan sağlığını, ailesini, dostlarını sever, çünkü bunlar onun varlığının sürmesine ve kemâle ermesine hizmet eder. Kendini sevmek, öbür sevgilerin rakibi değil, onların ilk kapısıdır.
Gazâlî'nin cümlesinde gözden kaçmaması gereken bir sözcük var: kemâl. İnsan yalnızca var olmayı değil, kendini tamamlamayı, olgunlaştırmayı, olabileceği en iyi hâle gelmeyi de sever. Bu arzu da doğuştandır. Leyla Hanım'ın mutfakta doldurduğu form, bu arzunun ta kendisiydi. Yirmi yedi yıl önce yarım kalmış bir yanını tamamlamak, kendi kemâline doğru bir adım atmak istiyordu. Ve bunu bencillik sanıyordu.
Gazâlî'nin bakışıyla Leyla Hanım'ın içindeki ses yanlış bir yerden konuşuyordu. Kendini tamamlama arzusu bir bencillik değil, bir canlının en temel arzularından biridir. Çocuklarına «kendinizi geliştirin» derken Leyla Hanım aslında bunu biliyordu. Çocuklarının bu arzusunu besliyor, ona saygı duyuyordu. Yalnızca kendi arzusunu bu saygının dışında tutuyordu. Elif'in sorusu bu çifte ölçüyü bir anda görünür kıldı: neden bu sana gelince bencillik oluyor?
Gazâlî'nin baba ile oğul örneği de bu çifte ölçüyü başka bir yerden çözüyor. Leyla Hanım yıllardır çocukları için yaşadığını düşünüyordu ve bu doğruydu. Ama Gazâlî'nin gözlemi şunu hatırlatıyor: bu fedakârlık bile, en derininde, kendi varlığının sürmesine duyulan sevgiyle iç içedir. Bu, fedakârlığı küçültmüyor; yalnızca fedakârlık ile kendini sevmenin birbirinin düşmanı olmadığını gösteriyor. Leyla Hanım çocuklarını severken de kendini seviyordu. Şimdi, kendini severken de çocuklarını sevmeye devam edebilirdi. Bir annenin yarım kalmış hayalini tamamlaması, çocuklarına da kendi hayallerinin yarım bırakılmak zorunda olmadığını gösterecekti.
Derinleşme
Gazâlî kendini sevme bahsini burada bırakmaz; onu daha derin bir yere taşır. Sevginin sebeplerini saydıktan sonra, bu sebeplerin her birini sonuna kadar düşünmeyi önerir. Kendini seven insan, der, kendi varlığının doğası üzerine derin derin düşünürse, kendisinin kendi kendine var olmadığını, varlığını sürdürecek araçların da elinde olmadığını görür. Onu yaratan ve ayakta tutan bir varlık vardır. Ve kendini seven insan, varlığının bağlı olduğu bu kaynağı nasıl sevmez?
Bu, Gazâlî'nin kitabının asıl konusuna, Tanrı sevgisine giden yoldur ve onu o derinliğiyle okumak gerekir. Gazâlî için kendini sevmek, sonunda insanı kendi varlığının kaynağına götüren bir ipliktir. Ama bu yol, mutfaktaki bir başvuru formuna kadar da uzanıyor: kendini gerçekten seven, kendinin tek başına var olmadığını da görür. Leyla Hanım'ın kendi kemâline doğru attığı adım, onu ailesinden koparmaz. Çünkü onun varlığı da ailesiyle, geçmişiyle, kendisine bu imkânı verenlerle iç içedir.
Gazâlî'nin cümlesinin son kısmı da önemli bir uyarı taşıyor: insan hevesine teslim olursa gerçek nefsini unutur. Kendini sevmenin bir sağlıklı, bir de hastalıklı biçimi vardır. Hastalıklı biçimi, anlık arzuların peşinden koşmak ve bunu kendini sevmek sanmaktır. Sağlıklı biçimi ise kendi gerçek nefsini, kemâle ermeyi isteyen o derin yanı hatırlamaktır. Leyla Hanım'ın başvuru formu ikincisine aitti. Bir heves değil, yirmi yedi yıldır bekleyen bir tamamlanma arzusuydu. Hevesin aksine, bu tür bir arzu zamanla sönmez; yalnızca sessizleşir ve bir gün bir mutfak masasında yeniden konuşur.
Gazâlî'nin sayımında bir başka sevgi sebebi de güzelliktir; ve o, güzelliğin yalnızca yüzde değil, bilgide ve erdemde de olduğunu söyler. Bir insan dış güzelliği için değil, çoğu zaman bilgisinin ya da erdemlerinin güzelliği için sevilir. Bu, Leyla Hanım'ın isteğine bir başka anlam katıyor. Edebiyat okumak, Gazâlî'nin diliyle, kendine bir güzellik kazandırmaktı: bilginin güzelliği. Ve bu güzellik yalnızca ona değil, onun etrafındakilere de yansıyacaktı.
Leyla Hanım o gece formu göndermiyor. Ama silmiyor da. Ertesi sabah kahvaltıda eşine ve çocuklarına anlatıyor. Kayınvalidesinin bakımı için bir düzen konuşuyorlar; en büyük oğlu haftada iki akşam ona yardım edeceğini söylüyor. Akşam Leyla Hanım formu gönderiyor. Mutfakta tek başına otururken içindeki ses yine konuşuyor: bencillik mi bu? Ama bu kez sesin yanında başka bir ses de var, kızının sesi: neden bu sana gelince bencillik oluyor?
Öbür bilgeler
Şems'le kendini sevme üzerine yapılan sohbet (SEM-K01.6) kendi resmine âşık olan bir adamı anlatıyordu; kendini seven, kendinden mahrum kalıyordu. Gazâlî'nin bakışı bu tehlikeyi tanıyor ama başka bir yere de ışık tutuyor: kendini sevmenin bir de kemâle uzanan, sağlıklı bir yüzü var. Şems resme tapmaya karşı uyarıyor; Gazâlî gerçek nefsi sevmeye çağırıyor.
Buda'nın sarayda geçen sohbeti (BUD-K01.6), insanın kendini sevdiğini dürüstçe kabul etmesini istiyordu. Gazâlî de aynı dürüstlükle başlıyor: her canlı önce kendini sever. İki bilge de bu kabulü bir utanç değil, bir başlangıç noktası olarak görüyor.
Bugün bir kez dene
Bugün kendin için istediğin ama bencillik sayarak ertelediğin bir şeyi düşün: bir eğitim, bir yolculuk, bir uğraş, bir dinlenme.
Gazâlî'nin ölçüsüyle bak: bu istek bir heves mi, yoksa kendini tamamlama, kemâle erme arzusu mu?
Sonra Elif'in sorusunu kendine sor: sevdiğin biri aynı şeyi isteseydi, ona bencil der miydin?
Eğer demezsen, kendine verebileceğin küçük bir izin düşün. Bugün değilse bile, bu hafta.
Yanında taşıyacağın soru
Kendini tamamlama arzunu bencillik sayarken, aynı arzuyu sevdiklerinde nasıl adlandırıyorsun?