Açılış
Ece yirmi altı yaşında, bir hukuk bürosunda ikinci yılını dolduran genç bir avukat. Titiz, hırslı, hata yapmaktan ödü kopan biri. Bir cuma akşamı mahkemeye bir dilekçe gönderiyor. Cumartesi sabahı kahvesini içerken bir şey fark ediyor: dilekçedeki faiz hesabında bir rakam yanlış. Müvekkilin aleyhine, küçük ama gerçek bir hata.
İlk düşüncesi büronun kurucu ortağı Nevin Hanım'ı aramak. İkinci düşüncesi aramamak. Nevin Hanım ona güveniyordu; Ece bu güveni kaybetmekten korkuyor. Hafta sonu boyunca bir plan kuruyor: belki duruşmada sessizce düzeltir, belki karşı taraf fark etmez, belki hiç önemli olmaz. İki hafta boyunca her sabah işe giderken midesi düğümleniyor. Nevin Hanım'ın her «Ece, bir dakika gelir misin» deyişinde kalbi sıkışıyor.
Sonunda dayanamıyor ve anlatıyor. Nevin Hanım dosyayı açıyor, hesaba bakıyor, on dakikada bir ek dilekçe hazırlatıyor. Sonra Ece'ye dönüp tek bir soru soruyor, sesinde öfke değil şaşkınlık var: «Neden hemen söylemedin? İlk gün söyleseydin beş dakikalık işti.»
Bilgenin kapısı
Platon'un Gorgias'ında Sokrates, ünlü hatip Gorgias'la tartışmaya başlamadan önce kendini tanıtır. Hangi türden bir insan olduğunu anlatır ve bu tanıtım, kusurla ilişkimiz hakkında söylenmiş en çarpıcı sözlerden biridir:
«Ben, doğru olmayan bir şey söylersem çürütülmekten çok hoşnut olan, başkası doğru olmayan bir şey söylerse onu çürütmekten de hoşnut olan, ama çürütülmeye çürütmekten daha istekli olan insanlardanım. Çünkü bunu daha büyük kazanç sayarım; tıpkı büyük bir kötülükten kurtulmanın, başkasını kurtarmaktan daha büyük kazanç olması gibi.»
Aynı diyalogun ilerleyen yerinde Sokrates, yanlışını düzeltmekten kaçan insanı bir benzetmeyle anlatır: en ağır hastalığa yakalanmış ama hekime gitmeyen, çünkü bir çocuk gibi dağlanmanın ya da kesilmenin acısından korkan birine benzer.
Bakmadığın yer
Kusur dendiğinde aklımıza önce kusurun kendisi gelir: yapılan hata, eksik olan yan, yanlış hesap. Kusurla ilgili kaygılarımız da çoğunlukla onunla ilgilidir. Ne kadar büyük, ne kadar zararlı, kim görecek? Ece'nin iki haftası da bu sorularla geçti.
Sokrates'in sözü dikkati kusurun kendisinden kusurla ilişkimize çeviriyor. Ona göre asıl kötülük yanlış bir şey söylemek değil, o yanlışın içinde kalmaktır. Ve yanlışın içinde kalmanın en sık yolu, düzeltilmekten kaçınmaktır. Sokrates çürütülmeyi bir aşağılanma olarak değil, bir kurtuluş olarak görüyor: biri bana yanlışımı gösterdiğinde, beni büyük bir kötülükten kurtarıyor. Bu yüzden çürütülmeyi, çürütmekten bile daha çok istiyor.
Bu, Ece'nin içinde büyüdüğü dünyanın tam tersi. Ece'ye göre hata yapmak bir başarısızlıktı, hatanın görülmesi ise daha büyük bir başarısızlık. Hatayı gizlemek onu korumanın yoluydu. Sokrates'in gözünden bakınca ise Ece'nin yaptığı şey, hastalığını hekimden saklayan birinin yaptığıydı. Hata gizlendikçe büyüdü: önce bir hesap yanlışıydı, sonra iki haftalık bir sır oldu, sonra bir güven sorunu. Hekime ilk gün gidilseydi, Nevin Hanım'ın dediği gibi, beş dakikalık bir işti.
Sokrates'in benzetmesindeki çocuk imgesi özellikle yerinde. Çocuk dağlanmaktan korkar, çünkü acıyı görür ama iyileşmeyi görmez. Ece de Nevin Hanım'ın yüzündeki olası hayal kırıklığını görüyordu; düzeltilmiş bir dilekçenin rahatlığını göremiyordu. Kusuru söylemenin acısı kısa ve keskindir; gizlemenin acısı ise uzun ve sinsidir. İki hafta boyunca her sabah düğümlenen mide, Sokrates'in deyişiyle hastalığı taşımanın bedeliydi.
Sokrates bir de kaçanların neye başvurduğunu sayar: kendilerine para, dost ve olabildiğince güçlü bir ikna yeteneği edinirler. Bunların hepsi hekimden kaçmanın araçlarıdır. Ece'nin hafta sonu kurduğu planlar da böyleydi: belki duruşmada sessizce düzeltirim, belki karşı taraf fark etmez. Zeki bir insanın zekâsı, kusurunu gizlemeye harcandığında en çok kendisine zarar verir.
Bir de şu var: Sokrates bu tutumu kimseye öğüt olarak sunmuyor, kendini tanıtırken söylüyor. «Ben bu türden bir insanım.» Bu, kusurla ilişkinin bir karakter meselesi olduğunu gösteriyor. Ya çürütülmeyi bir tehdit olarak yaşayan biri olursun, ya da bir kazanç olarak. Ve bu seçim her gün, her küçük hatada yeniden yapılır.
Derinleşme
Gorgias'ın aynı sayfasında Sokrates tartışmaların neden çoğu zaman kavgaya döndüğünü de anlatır. İnsanlar bir konuda anlaşamayınca, der, karşı tarafın soruya ilgisinden değil, kişisel bir kinden ya da kıskançlıktan konuştuğunu düşünürler. Sonra öfkelenir, birbirlerine laf atmaya başlarlar. Sokrates Gorgias'ın bir çelişkisini göstermekten de bu yüzden çekindiğini söyler: hakikati aradığı için değil, kişisel bir düşmanlıktan konuşuyormuş gibi anlaşılmaktan korkar.
Bu gözlem kusurla ilişkimizin başka bir katmanını açıyor. Hatamızın gösterilmesini neden bu kadar zor kabul ederiz? Çünkü onu gösteren kişinin niyetini sorgularız. Beni küçük düşürmek mi istiyor, kendini mi göstermek istiyor? Ece'nin bir yıl önce yaşadığı bir an bunu iyi anlatıyor. Nevin Hanım ilk dilekçelerinden birini kırmızı kalemle düzeltip geri vermişti. Ece o akşam ağlamıştı; düzeltmeleri bir tür aşağılama olarak okumuştu. Oysa Nevin Hanım yalnızca daha iyi bir dilekçe istiyordu. Sokrates'in tarif ettiği yanlış anlama Ece'nin içinde de çalışıyordu: düzeltme bir saldırı gibi geliyordu.
Sokrates'in bu tutumu edinilebilir mi? Diyalogda Gorgias, Sokrates'in türünden olduğunu söyler, ama bunun ne kadar doğru olduğu tartışmanın ilerleyen yerlerinde sınanır. Kimse bir gecede çürütülmekten hoşlanan biri olmaz. Ama küçük adımlar mümkündür. Ece için ilk adım belki şuydu: bir hatayı fark ettiği anda, onu kendisi söylemek. Kendi ağzından söylenen hata, başkasının bulduğu hatadan her zaman daha hafiftir. Sokrates bunu Gorgias'ta keskin bir dille söyler: insan kendini mazur göstermek yerine önce kendini suçlamalı, haksızlığı gizlemek yerine ortaya çıkarmalı, gözlerini kapayıp cesur insanlar gibi hekimin bıçağına ya da dağlama demirine teslim olmalıdır. Polos bunu çok tuhaf bulur; bugün de tuhaf geliyor. Ama Ece'nin iki haftası bu tuhaf sözün ne kadar pratik olduğunu gösteriyor.
İnsan hatasını söyleyen kişi olduğunda, kendini hekime götüren hasta olur; yakalanan değil, iyileşmek isteyen.
Nevin Hanım'ın sorusu Ece'nin aklında uzun süre kaldı: neden hemen söylemedin? Cevap basitti ama söylemesi zordu: çünkü senin gözünde kusursuz olmak istiyordum. Sokrates'in sözü bu isteğin bedelini gösteriyor. Kusursuz görünmek isteyen kişi, kusurlarından kurtulma imkânını kaybeder. Çürütülmeye açık olan ise her çürütülüşte bir kötülükten kurtulur.
Öbür bilgeler
Gazâlî'nin düşmanın dilindeki ayna sohbeti (GAZ-K01.4) kusurun en çok dalkavukların arasında büyüdüğünü söyler. Sokrates bir adım daha ileri gidiyor: kusuru görmenin yolu yalnızca dürüst insanları aramak değil, kendini çürütülmeye açık bir insan hâline getirmektir. Kimse çürütülmekten hoşlanmayan birine yanlışını söylemeye cesaret edemez.
Şems'in ayna meselinde (SEM-K01.2) aynanın sahibi aynayı vermekte tereddüt eder, çünkü insanın kendi yüzünü görünce aynaya saldıracağından korkar. Sokrates'in tanıttığı insan, aynayı kendisi isteyen biridir. Nevin Hanım'ın kırmızı kalemi de bir aynaydı; Ece onu ilk seferinde yere çalmıştı.
Bugün bir kez dene
Bugün yaptığın küçük bir hatayı, kimse fark etmeden önce, kendin söyle. Bir yanlış rakam, unutulmuş bir söz, geç kalınmış bir iş. «Bunu yanlış yaptım, düzeltiyorum» cümlesini yüksek sesle kur.
Biri sana bir hatanı gösterdiğinde, ilk tepkini fark et. Niyetini mi sorguluyorsun, yoksa söylediğine mi bakıyorsun?
Akşam Sokrates'in sorusunu kendine sor: ben çürütülmekten hoşlanan türden bir insan mıyım? Değilsem, yarın bir adım daha yaklaşmak için ne yapabilirim?
Yanında taşıyacağın soru
Şu an hekimden sakladığın, söylemenin acısından korktuğun için büyümesine izin verdiğin bir kusurun var mı?