Açılış
Hakan otuz sekiz yaşında, dokuz yaşında bir oğlu var: Arda. Bir cumartesi öğleden sonra komşunun camı kırılıyor. Arda'nın topu bahçede. Hakan oğluna soruyor; Arda gözlerini kaçırıyor: «Ben yapmadım, yan apartmandaki çocuklar attı.» Akşam komşu teyze gelip her şeyi gördüğünü söylüyor. Hakan öfkeleniyor, oğluna uzun bir konuşma yapıyor: cam kırmak önemli değil, yalan söylemek önemli. Arda ağlıyor, özür diliyor.
Aynı akşam yemekte Hakan'ın telefonu çalıyor. Patronu, teslim etmesi gereken raporu soruyor. Hakan raporu unutmuştu. Bir an duraksıyor, sonra rahat bir sesle «Trafikteyim, eve varınca hemen gönderiyorum» diyor. Telefonu kapatıp yemeğine dönüyor. Masanın karşısında Arda çatalını bırakmış, ona bakıyor: «Baba, sen evdesin ama.»
Hakan bir şey söyleyemiyor. Sonra gülerek geçiştiriyor: «O başka, büyüklerin işi.» Ama o gece yatarken oğlunun bakışı aklından çıkmıyor.
Bilgenin kapısı
Pali kanonunda Buda'nın kendi oğlu Rāhula'ya verdiği bir öğüt kayıtlıdır. Geleneğe göre Rāhula o sırada henüz çocuk yaştadır. Buda onu ziyarete gelir, ayaklarını yıkar ve kabın dibinde biraz su bırakır. Sonra sorar: kabın dibinde kalan bu az suyu görüyor musun? Bile bile yalan söylemekten utanmayanlarda erdemden işte bu kadarı kalır. Sonra suyu döker, kabı ters çevirir, sonra yeniden düzeltir ve boş içini gösterir. Her seferinde aynı şeyi söyler.
«Bile bile yalan söylemekten utanmayanlarda erdem böyle bomboş kalır. O hâlde şöyle çalışmalısın: şaka için bile yalan söylemeyeceğim.»
Sonra Buda Rāhula'ya aynanın ne işe yaradığını sorar. Rāhula «yüzünü yoklamak için» der. Buda da her eylemin, yapılmadan önce, yapılırken ve yapıldıktan sonra böyle yoklanması gerektiğini anlatır. Yapılmış bir eylemin zarar verdiği görülürse, der, onu öğretmene ya da akıllı bir yol arkadaşına itiraf etmeli, açmalı, ortaya koymalı ve gelecekte kendini tutmalısın.
Bakmadığın yer
Kusur dendiğinde genellikle bir hatayı düşünürüz: kırılan cam, unutulan rapor. Hatalar insanidir ve çoğumuz bunu biliriz. Kimse hata yapmayan bir insan olmayı beklemez. Ama hatayla ilişkimizde çoğu zaman görmediğimiz ikinci bir kusur vardır: hatayı örten küçük yalan.
Buda'nın Rāhula'ya söyledikleri bu ikinci kusurun üzerine kurulu. Rāhula'ya hata yapmamayı öğütlemez; yalan söylememeyi öğütler. Çünkü hata bir kere olur ve biter. Yalan ise hatanın etrafına bir duvar örer, insanı o duvarın arkasında yaşamaya alıştırır. Kabın dibindeki su imgesi bunu anlatıyor: yalan söylemekten utanmayan kişi bir anda kötü olmaz; erdemi yavaş yavaş azalır, sonra dökülür, sonra kap ters döner.
Hakan'ın akşamı bu iki kusurun aynı evin içinde nasıl karşılaştığını gösteriyor. Arda'nın kusuru cam kırmaktı; ama asıl üzüntü yaratan, bunun üzerine söylediği yalandı. Hakan da bunu doğru görmüştü: cam önemli değil, yalan önemli. Bir saat sonra ise Hakan'ın kendi kusuru ortaya çıktı: raporu unutmuştu. Ve ne yaptı? Aynı şeyi. Hatayı küçük bir yalanla örttü. Üstelik bunu oğlunun gözü önünde, bir saat önce yaptığı konuşmanın üstüne yaptı.
Hakan'ın «o başka, büyüklerin işi» cümlesi bu kusurun en tanıdık savunması. Büyüklerin yalanları küçük, makul, zararsız görünür. Trafikteyim, mesajını görmedim, toplantıdaydım. Bunlara yalan bile demeyiz; iş hayatının ve sosyal hayatın gereği sayarız. Buda'nın Rāhula'ya söylediği ise sert bir sınır çiziyor: şaka için bile yalan söyleme. Bu sınırın arkasındaki mantık, yalanın ölçüsünün değil, utanmanın kaybolmasının önemli olduğu. Kabın dibindeki su, yalanın büyüklüğünü değil, yalan söylemekten utanmamanın bıraktığı boşluğu anlatıyor.
Bu boşluğun bir de görünmeyen bir bedeli var. Küçük yalan, kusuru yalnızca başkasından değil, insanın kendisinden de saklar. Hakan «trafikteyim» dediği anda raporu unuttuğu gerçeğiyle yüzleşmekten de kurtuldu. Yalan, kusuru bir anlığına yok eder; ama ondan bir şey öğrenme imkânını da yok eder. Unutulmuş bir rapor, söylenirse bir sonraki raporu hatırlatacak bir not olur; gizlenirse yalnızca bir sonraki yalanın provası.
Derinleşme
Dhammapada'daki bir dörtlük bu kusurun neden bu kadar zor görüldüğünü açıklıyor:
«Başkalarının kusurunu görmek kolaydır, kendininkini görmek zor. İnsan başkalarının kusurlarını saman gibi havaya savurur; kendininkini ise hileci kumarbazın kötü zarı sakladığı gibi gizler.»
Hakan'ın akşamı bu dörtlüğün iki yarısını da içeriyor. Arda'nın yalanını harmanda savrulan saman gibi havaya kaldırdı: uzun bir konuşma, ciddi bir öğüt, gözyaşları. Kendi yalanını ise kumarbazın zarı gibi avucunun içinde sakladı. «Büyüklerin işi» cümlesi, avucu kapatan el gibiydi. Ve bunu gören tek kişi, aynı akşam savrulmuş olan çocuktu.
Buda aynı konuşmada bir savaş fili benzetmesi de yapar. Büyük bir fil savaşta ayaklarını, başını, dişlerini, kuyruğunu kullanır ama hortumunu korur; fil sürücüsü bunu görünce fil hâlâ canını vermedi, diye düşünür. Fil hortumunu da kullanmaya başladığında ise artık yapmayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Buda'ya göre bile bile yalan söylemekten utanmayan kişi de böyledir: korunan son yer gitmiştir. Bu sert benzetme, küçük yalanın neden küçük olmadığını anlatıyor. Utanç, insanın hortumu gibi korunan son yerdir.
Buda'nın aynası ise bu iki ölçüyü birleştirmenin yolunu gösteriyor. Ayna herkese aynı şeyi gösterir; çocuğa da büyüğe de. Buda Rāhula'ya eylemlerini üç kez yoklamasını öğütler: yapmadan önce, yaparken, yaptıktan sonra. Hakan telefonu açmadan önce bir saniye durabilseydi, «raporu unuttum, bir saat içinde gönderiyorum» diyebilirdi. Bu cümle trafik yalanından yalnızca birkaç kelime daha uzundu. Ama patronunun gözünde değil, oğlunun gözünde bambaşka bir baba olurdu.
Buda'nın öğüdünün son adımı da belki en zor olanı: yapılmış bir kusuru bir başkasına açmak. Hakan için bu, o gece oğlunun odasına gitmek demek olabilirdi. «Haklıydın, ben de yalan söyledim. Raporu unutmuştum, korktum. Bunu yapmamalıydım.» Dokuz yaşındaki bir çocuğa kusurunu söyleyen bir baba, ona yalan söylememeyi hiçbir konuşmanın öğretemeyeceği kadar iyi öğretir.
Buda'nın öğüdünde itirafın kime yapılacağı da belirtilmiş: öğretmene ya da akıllı bir yol arkadaşına. Kusur herkese açılmaz; onu taşımaya ve dengeli bakmaya yetecek birine açılır. Hakan için bu kişi o gece belki oğlu, ertesi sabah belki patronuydu. Rāhula'ya verilen öğüdün hoş bir tersliği de burada: babasından dürüstlüğü öğrenen bir oğul hikâyesi, Hakan'ın evinde tersine dönmüştü. Ayna tutan oğul, öğrenen babaydı.
Buda'nın öğüdünde gözden kaçmaması gereken bir denge de var. Eylemini yokladığında zarar vermediğini gören kişi için ne der? Bundan sevinç ve neşe duy, gece gündüz iyi olanda çalış. Kusurla ilişki yalnızca suçluluktan ibaret değil. Ayna yalnız lekeyi değil, temiz yüzü de gösterir. Hakan ertesi gün raporu dürüstçe gönderdiğinde, bunun da tadını çıkarmaya hakkı vardı.
Öbür bilgeler
Sokrates'in hekimden kaçan çocuk benzetmesi (SOK-K01.5) kusuru gizlemenin onu nasıl büyüttüğünü anlatır. Buda aynı şeye başka bir yerden bakıyor: kusuru gizlemenin aracı çoğu zaman küçük bir yalandır, ve o yalan zamanla kabın içindeki suyu boşaltır.
Gazâlî'yle gölge üzerine konuştuğumuzda (GAZ-K01.4) kusurumuzu bize bir rakibin söylemesi söz konusuydu. Rāhula'nın hikâyesinde ise kusuru gören bir çocuk. Hakan'a ayna tutan kişi bir rakip ya da düşman değil, kendi oğluydu.
Bugün bir kez dene
Bugün söylemek üzere olduğun küçük bir yalanı yakalamaya çalış. «Görmedim», «yoldayım», «çok yoğundum». Onu söylemeden önce bir saniye dur ve doğrusunu söylemeyi dene: «unuttum», «geciktim», «istemedim».
Akşam günü Buda'nın üç adımıyla yokla: bugün hangi sözümü söylemeden önce, söylerken ve söyledikten sonra yokladım?
Eğer bugün bir kusurunu bir yalanla örttüysen, onu güvendiğin birine açmayı düşün. Ve bugün dürüstçe yaptığın bir şey varsa, onun sevincini de hakkını vererek yaşa.
Yanında taşıyacağın soru
Bugün hangi küçük yalanın bir kusurunu örtmek için söylendi ve onu kim gördü?