Açılış
Hülya otuz sekiz yaşında bir mimar. On yıldır bir büroda çalışıyor ve bir süredir kendi işini kurmayı düşünüyor. Bir akşam üniversiteden eski arkadaşı Cem arıyor: büyük bir müteahhitle anlaşmış, ortak bir büro kuralım diyor. Teklif kâğıt üzerinde kusursuz. İş garantili, sermaye Cem'den, isim ikisinin. Hülya'nın aylardır hayal ettiği şey ayağına gelmiş.
Annesi «Daha ne bekliyorsun?» diyor. Eşi «Kalbinin sesini dinle» diyor. Hülya kalbinin sesini dinlemeye çalışıyor ve tuhaf bir şey fark ediyor: içinde «evet» diyen yüksek bir ses yok. Ama sözleşmeyi her eline aldığında küçük, inatçı bir «dur» beliriyor. Nedenini söylemiyor. Sadece duruyor.
Hülya bu sesi ne yapacağını bilmiyor. Korku mu, sezgi mi, yoksa yıllardır maaşlı çalışmanın verdiği bir alışkanlık mı? İmzayı bir hafta ertelemeye karar veriyor ve kendine kızıyor: önüne bu kadar iyi bir fırsat gelmişken neden bir sebebini bile söyleyemediği şeye takılıyordu?
Bilgenin kapısı
Sokrates, yargılandığı gün Atinalı jüriye kendisi hakkında tuhaf bir şey anlatır. Çocukluğundan beri ona bir ses gelir. Sokrates bunu tanrısal bir işaret olarak görür; ama dikkat çeken, bu sesin ne yaptığıdır:
«Bu işaret bir tür sestir ve ilk kez ben çocukken gelmeye başladı. Yapmak üzere olduğum bir şeyden beni her zaman alıkoyar, ama hiçbir zaman bir şey yapmamı buyurmaz.»
Phaidros'ta aynı işaret yine görünür. Sokrates bir konuşmayı bitirmiş, dereyi geçip gitmek üzeredir. O an işaret gelir ve onu durdurur. Sokrates geri döner ve fark eder ki az önceki konuşmasında bir yanlış yapmıştır. Üstelik ekler: konuşurken de içimde bir tedirginlik vardı.
Bakmadığın yer
İç ses dendiğinde çoğumuzun aklına bir pusula gelir: hangi yola gideceğimizi gösteren, «bunu yap, şunu seç» diyen bir rehber. «Kalbinin sesini dinle» öğüdü de böyle bir sesi varsayar. İçimizde bir yerde doğru cevap hazır bekliyor; sessizleşirsek onu duyarız ve o bize yolu gösterir.
Sokrates'in sesi böyle çalışmıyor. Hiçbir zaman bir şey buyurmaz, yalnızca alıkoyar. Bir pusula değil, bir fren. Bu ayrıntı ilk bakışta küçük görünür ama iç sesle ilişkimizi kökünden değiştirir. Hülya'nın şaşkınlığı tam da buradan geliyordu. İçinde «evet» diyen bir ses arıyordu ve bulamayınca iç sesinin sustuğunu sandı. Oysa ses konuşuyordu; yalnızca «dur» diyordu. Hülya bu sesin bir cevap olabileceğini düşünmedi, çünkü iç sesin bir yol göstermesi gerektiğine inanıyordu.
Bu ayrımın neden önemli olduğunu düşünelim. «Evet» diyen bir iç ses insanı çok kolay yanıltır. Bir şeyi çok istediğimizde içimizden gelen coşkuyu sezgi sanarız. Arzu, korku, alışkanlık, başkalarının beklentisi; hepsi içeriden «bunu yap» diye konuşabilir. Sokrates'in sesi bu gürültünün içinde başka bir yerde durur. Yeni bir yol açmaz; zaten gitmekte olduğun yolda bir yanlış varsa önüne çıkar. Ona kulak vermek için büyük cevaplar beklememek, küçük duraksamaları fark etmek gerekir.
Phaidros'taki sahne bunun nasıl işlediğini gösteriyor. Sokrates dereyi geçmek üzereyken durdurulur. Konuşmasını bitirmiştir, her şey tamamdır, eve gidiyordur. Ve tam o sırada işaret gelir. Sonra geriye bakınca anlar ki tedirginlik konuşma sırasında da oradaydı; yalnızca onu dinlememişti. İç ses çoğu zaman bir kararın tam ortasında değil, bir eşikte konuşur: imzadan önce, kapıdan çıkarken, «gönder» tuşuna basmadan. Ve geriye bakınca, o sesin aslında daha önce de fısıldadığını fark ederiz.
Hülya'nın «dur»u da bir eşikte beliriyordu: sözleşmeyi eline aldığında. Sebebini söyleyemiyordu, ama bu onu değersiz kılmaz. Sokrates de işaretin sebebini her zaman bilmiyordu; onu önce dinliyor, sebebi sonra arıyordu. Phaidros'ta önce durur, sonra neden durduğunu düşünür ve yanlışını bulur.
Derinleşme
Akla şu soru gelir: her «dur» bir iç ses midir? Korku da durdurur. İnsan bilmediği bir yola girerken içinde hep bir çekingenlik olur. Hülya'nın sesi belki de yalnızca güvenli maaşını kaybetme korkusuydu. Bu ikisini nasıl ayıracağız?
Sokrates'in Savunması'nın sonunda bu soruya beklenmedik bir yerden ışık tutan bir sahne var. Jüri onu ölüme mahkûm etmiştir. Sokrates kendisine oy vermeyen jüri üyelerine döner ve onlara şaşırtıcı bir şey anlatır. İşaret, ömrü boyunca en küçük konularda bile, bir hata yapmak üzereyken ona karşı çıkmıştır. Ama o gün, evden çıkarken, mahkemeye yürürken, konuşurken bir kez bile karşı çıkmamıştır.
«Bu sessizliğin anlamı nedir? Söyleyeyim: başıma gelen şeyin bir iyilik olduğuna dair bir işarettir.»
Bu sahne korkuyla iç ses arasındaki farkı keskin biçimde gösteriyor. Korku, Sokrates'i o sabah evinde tutardı. Ölüm tehlikesi bir insanın içinde duyabileceği en yüksek «dur» sebebidir. Ama Sokrates'in işareti sustu.
Bu, sesin tehlikeye hiç aldırmadığı anlamına gelmiyor. Aynı savunmada Sokrates, işaretin onu yıllarca siyasete girmekten alıkoyduğunu anlatır ve bunu doğru bulur: siyasete atılsaydı çoktan ölmüş olacak, ne kendine ne de Atinalılara bir iyilik yapabilecekti. Yani ses bir kez onu ölümden uzak tuttu, bir kez de ölüme giderken sustu. İkisini ayıran, tehlikenin büyüklüğü değil, yolun iyi olup olmadığıydı. Korku seni rahatından uzaklaştıracak her şeye «dur» der. Sokrates'in sesi ise iyiye götürmeyen yola «dur» diyordu, o yol güvenli de olsa tehlikeli de olsa.
Hülya için bu ayrım bir soru olarak işe yarayabilir. Bu «dur» beni neden koruyor? Rahatımdan mı, yoksa bir yanlıştan mı? Bir hafta boyunca bu soruyu taşıdığında belki şunu fark eder: Cem'le geçmişte iki kez ortak iş yapmış ve ikisinde de sözünü tutmayan o olmuştu. Bunu bilerek unutmuştu, çünkü teklif çok güzeldi. Belki de bulamaz; ses yalnızca alışkanlığın direnciydi ve sonunda imzalar. İkisi de mümkün. Önemli olan sesi susturmak yerine ona sormak.
Sokrates'in tutumunda bir alçakgönüllülük de var. Phaidros'ta kendisi için «kâhinim ama pek iyi bir kâhin değilim; kendime yetecek kadarım» der. İç sesini mutlak bir otorite yapmaz. Ona kulak verir, ama sonra aklıyla neden durduğunu araştırır. İç ses ile akıl arasında bir iş bölümü vardır: ses durdurur, akıl neden durduğunu bulur.
Öbür bilgeler
Gazâlî'nin Bağdat bunalımında (GAZ-K01.2) da iki ses konuşur. Biri zincirlerini bugün kırmasını söyler, öbürü bu hissin geçici olduğunu, pişman olacağını fısıldar. Sokrates'in işareti bu iki sesten hangisine benzer? Hiçbirine tam olarak. Gazâlî'nin sesleri birbiriyle tartışır; Sokrates'in sesi tartışmaz, yalnızca bir kez «dur» der ve geri çekilir.
Şems'le yapılan sohbette (SEM-K01.2) anlatılan ayna, insanın kendi yüzünü görmek yerine aynayı suçlamaya ne kadar yatkın olduğunu gösterir. İç ses de bir tür aynadır: henüz adını koyamadığımız bir şeyi bize yansıtır. Onu «yalnızca korku» diyerek bir kenara atmak, aynayı yere çalmanın bir başka biçimi olabilir.
Bugün bir kez dene
Bugün bir karar anını, küçük ya da büyük, bekle: bir mesajı göndermeden, bir öneriye evet demeden, bir şey satın almadan önceki an. O eşikte bir saniye dur ve içinde bir duraksama olup olmadığını yokla.
Bir duraksama fark edersen ona hemen bir sebep uydurma. Önce yalnızca kabul et: şu an içimde bir «dur» var.
Sonra Sokrates'in yaptığını yap: aklını o duraksamanın arkasına gönder. Bu ses beni rahatımdan mı koruyor, yoksa bir yanlıştan mı? Akşam o anı ve bulduğun cevabı bir cümleyle yaz.
Bir de tersini dene: bugün içinde hiçbir «dur» belirmeden yaptığın bir şeyi hatırla. O sessizlik de bir şey söylüyor olabilir.
Yanında taşıyacağın soru
Son zamanlarda içinde beliren ve sebebini bilmediğin için susturduğun bir «dur» var mı?