İçeriğe geç

Buda ile · Kendini tanımak

Sık düşündüğün, gönlünün eğimi olur

Seni eleştiren ses kimden ödünç?

1.229 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Kerem otuz beş yaşında, bir emlak ofisi işletiyor. Babası geçen yıl öldü ve geride kalan küçük bir arsa yüzünden eniştesiyle arası bozuk. Avukatlar konuşuyor, mesele yavaş ilerliyor. Ama Kerem'in kafasında mesele hiç durmuyor. Her akşam eve dönerken arabada eniştesiyle hayali bir tartışmaya giriyor. Ne diyeceğini, eniştesinin ne cevap vereceğini, kendisinin onu nasıl susturacağını kuruyor. Bazen sesli konuşurken buluyor kendini.

Bir akşam, altı yaşındaki kızı ödevinde bir harfi yanlış yazınca Kerem sert bir sesle «Kaç kere söyleyeceğim?» diyor. Kızı irkiliyor. Kerem de irkiliyor, çünkü bu ses tanıdık. Bu, arabada eniştesine kullandığı ses. Aylardır içinde konuştuğu ton, bir gün kendi evinin içine sızmış.

O gece Kerem bir şeyi fark ediyor ve bu onu korkutuyor. İçindeki ses eskiden böyle değildi. Ne zaman bu kadar sertleşmişti?

Bilgenin kapısı

Pali kanonundaki bir konuşmada Buda, uyanışından önceki bir alıştırmayı anlatır. Düşüncelerini sürekli iki sınıfa ayırmaya karar verir. Bir yana arzu, kötü niyet ve zalimlik düşüncelerini koyar. Öbür yana vazgeçiş, iyi niyet ve zarar vermeme düşüncelerini. Sonra bu ayrımı yaparken fark ettiği bir şeyi söyler:

«Bir kişi neyi sık sık düşünür, neyi tekrar tekrar evirip çevirirse, o şey gönlünün eğilimi olur.»

Buda bunu bir benzetmeyle açar. Yağmur mevsiminin son ayında ekinler sık ve olgundur. Bir sığırtmaç hayvanlarını değneğiyle sağdan soldan dürterek tarlalara girmekten alıkoyar, çünkü ekine giren bir hayvanın bedelini ağır öder. Hasat bittikten sonra ise aynı sığırtmaç bir ağacın dibinde oturur ve yalnızca hayvanların orada olduğunu bilmekle yetinir.

Bakmadığın yer

İç ses dendiğinde genellikle bize ait, değişmez bir şeyden söz ettiğimizi düşünürüz. İçimizdeki ses bizim gerçek hâlimizdir; dışarıda maske takarız ama içeride kim olduğumuzu bu ses söyler. Sert bir iç sesi olan biri «ben böyleyim» der. Endişeli bir iç sesi olan «benim yapım bu» der.

Buda'nın cümlesi bu varsayımı tersine çeviriyor. İç ses kim olduğumuzu ortaya koyan bir kayıt değil, ne sıklıkla neyi düşündüğümüzün izidir. Bir yolu ne kadar çok yürürsen, o yol o kadar belirginleşir. Bir düşünceyi ne kadar sık tekrarlarsan, zihin o yöne o kadar kolay kayar. Pali metindeki sözcük bunu iyi anlatır: «nati», yani eğilme, bükülme. Gönlün eğimi, bir yamacın eğimi gibidir. Su eğim nereye bakıyorsa oraya akar. Ve eğimi belirleyen, suyun geçmişte en çok nereden geçtiğidir.

Kerem'in durumu tam olarak bu. Kerem doğuştan sert bir adam değildi. Ama aylardır her akşam yarım saat eniştesiyle hayali bir kavgaya giriyordu. Her kavgada aynı sözcükleri, aynı tonu, aynı öfkeyi tekrar ediyordu. Bu, Buda'nın listesindeki kötü niyet düşüncesinin ta kendisiydi ve Kerem onu her gün çalıştırıyordu. Zihin bir yamaç gibi o yöne eğildi. Sonunda öfke yalnızca eniştesine değil, önüne çıkan her şeye akar oldu. Kızının yanlış yazdığı harf bu eğimden aşağı yuvarlanan ilk taş oldu.

Bu bakışın ürkütücü bir yanı var, ama umut veren bir yanı da var. Ürkütücü olan şu: farkında olmadan kendi iç sesimizi eğitiyoruz. Kafamızda tekrar ettiğimiz her kavga, her endişe, her küçümseme, bir sonraki gün iç sesimizin tonunu biraz daha belirliyor. Umut veren ise şu: madem iç ses tekrarla şekilleniyor, başka bir tekrarla da şekillenebilir. «Ben böyleyim» cümlesi, aslında «ben bunu çok tekrar ettim» cümlesinin kısaltılmış hâlidir.

Buda'nın cümlesinin devamında gözden kolay kaçan bir ayrıntı daha var. Arzu düşüncelerini sık sık düşünen kişi, der, vazgeçiş düşüncesini bırakmış, onun yerine arzuyu beslemiştir; aynı kalıp kötü niyet için de kısaltılarak tekrarlanır. Yani her tekrar aynı zamanda bir terk ediştir. Kerem'in arabadaki yarım saati yalnızca öfkeyi büyütmedi; o yarım saatte kızını, eşini, babasının güzel anılarını düşünmeyi de bıraktı. İç sesin yatağı yalnızca neyi tekrar ettiğimizle değil, neyi tekrar etmeyi unuttuğumuzla da oyulur.

Buda'nın ayrımı da bir yargı değil, bir sınıflandırmadır. Kötü niyet düşüncesi geldiğinde kendini suçlamaz. Yalnızca fark eder: bu düşünce bende belirdi; bana zarar veriyor, başkalarına zarar veriyor, ikimize de zarar veriyor; bilgeliği tıkıyor. Bunu gördüğünde, der, düşünce kendiliğinden çekilir. Bir düşünceyi zorla bastırmak yerine nereye götürdüğünü açıkça görmek, onun çekimini zayıflatır.

Derinleşme

Sığırtmaç benzetmesinin iki aşaması iç sesle ilişkide iki ayrı dönemi anlatıyor gibi. Ekinler tarladayken sığırtmacın dikkatli olması gerekir. Hayvanlar her an tarlaya dalabilir; değnekle sağa sola dürtmek, yönlendirmek, uyanık kalmak gerekir. Kerem'in şu anki durumu bu. Zihni öfke yönünde öyle eğilmiş ki, her akşam arabada bir an gevşese düşünce eniştesine koşuyor. Bu dönemde iç sesle çalışmak emek ister: düşünce belirdiği anda fark etmek, adını koymak, nereye götürdüğünü görmek ve dikkati başka bir yere yönlendirmek.

Ama Buda'nın anlattığı hikâye burada bitmiyor. Hasattan sonra aynı sığırtmaç bir ağacın dibine oturur. Artık değneğe ihtiyacı yoktur; yalnızca hayvanların orada olduğunu bilir. İç sesle uzun süre çalışan biri için de böyle bir dönem gelir. Öfke düşünceleri hâlâ belirir, ama artık eğim değişmiştir; onlar kendiliğinden tarlaya dalmaz. Yalnızca orada olduklarını bilmek yeter.

Buda iyi düşüncelerle ilgili de beklenmedik bir şey söyler. İyi niyet düşüncesi gelir; Buda bunun kimseye zarar vermediğini, bilgeliği beslediğini görür. Bütün gece, bütün gün bu düşünceyle kalsa ondan bir tehlike gelmeyeceğini söyler. Ama ekler: çok uzun düşünmek bedeni yorar; beden yorulunca zihin gerilir; gerilen zihin dinginlikten uzaklaşır. Bu yüzden zihnini içeride durultur.

Bu ayrıntı Kerem'in bir sonraki adımı için önemli bir uyarı. Kerem, o geceki sarsıntıdan sonra iç sesini değiştirmeye karar verirse, arabada eniştesiyle kavga etmek yerine kendine olumlu cümleler tekrarlamaya başlayabilir: «Ben sakin biriyim, ben affediciyim, ben iyi bir babayım.» Bu da bir tekrardır ve kavgadan çok daha iyidir. Ama Buda'nın uyarısı burada da geçerli: iyi düşünceyi bile durmadan çalıştırmak zihni yorar. Amaç kafadaki kavga sesini başka bir gürültüyle değiştirmek değil, bir noktada sesi dinlendirmektir. Arabada bazen hiçbir şey düşünmeden yalnızca yolu, ışıkları, nefesini fark etmek de bir alıştırmadır.

İç sesi değiştirmenin yolu, sesi susturmaya çalışmak değil, onu yönlendirmektir. Kerem eniştesine öfkesini bir anda bırakamaz. Ama bir akşam arabada hayali kavga başladığında bunu fark edip kendine şunu sorabilir: bu düşünce beni nereye götürüyor? Cevap açık: kızına yükselen bir sese. Bunu görmek, Buda'nın dediği gibi, düşüncenin çekimini biraz azaltır. Ertesi akşam biraz daha.

Öbür bilgeler

Sokrates'in iç sesi (SOK-K01.3) bir işaretti: dışarıdan gelir gibi beliren, yalnızca «dur» diyen bir ses. Buda'nın konuşmasında ise iç ses insanın kendi eseridir; tekrarla oyulmuş bir yatak. Sokrates sese kulak vermeyi öğütler; Buda sesin hangi tekrarlarla şekillendiğine bakmayı.

Gazâlî'yle yapılan ilk sohbette (GAZ-K01.1) öfke, tahta çıkmaya yatkın bir zabıtadır. Buda'nın diliyle söylersek, zabıta ne kadar sık tahta çıkarsa, tahta çıkmak onun için o kadar kolaylaşır. İki bilge de iç dünyayı bir alışkanlıklar düzeni olarak görüyor: bugün kime yer verdiğin, yarın kimin konuşacağını belirliyor.

Bugün bir kez dene

Bugün içinde en sık tekrarlanan düşünceyi yakalamaya çalış. Bir kavga, bir endişe, bir karşılaştırma, bir pişmanlık olabilir. Belirdiği her seferde içinden sadece adını koy: «yine o».

Akşam kaç kez belirdiğini hatırlamaya çalış. Sonra Buda'nın sorusunu sor: bu düşünce bana zarar veriyor mu, başkalarına zarar veriyor mu? Beni nereye götürüyor?

Ertesi gün aynı düşünce belirdiğinde onu bastırmaya uğraşma. Sığırtmacın değneği gibi dikkatini nazikçe başka bir yere yönlendir: bir nefese, önündeki yola, yanındaki insanın yüzüne.

Bir de iyi düşüncelerine bak: onları da fazla çalıştırıp kendini yoruyor musun?

Yanında taşıyacağın soru

Bugün en sık tekrarladığın düşünce, yarın gönlünü hangi yöne eğecek?