Açılış
Cansu yirmi dokuz yaşında, bir ajansta dijital pazarlama uzmanı. Sosyal medyada on beş bin kişi onu takip ediyor. Profilinde «büyüme stratejisti» yazıyor; her hafta başarı hikâyeleri, büyük kampanyalar hakkında kısa notlar, konferans salonlarında çekilmiş fotoğraflar paylaşıyor. İnsanlar ona mesaj atıp tavsiye istiyor. Cansu kendini biraz sahnede hissediyor ve bu sahneyi seviyor.
Ama bir şeyi kimse bilmiyor. Paylaştığı büyük kampanyaların çoğunda o yalnızca küçük bir parçaydı. Strateji başkalarınındı; Cansu sunumları hazırlıyor, görselleri düzenliyordu. Bunu yalan sayılmayacak kadar belirsiz cümlelerle anlatıyordu: «katkıda bulunduğum proje», «ekip olarak başardık».
Geçen ay ajansın sahibi onu odasına çağırdı: büyük bir müşteri, sosyal medyadaki uzmanlığını görmüş, yeni kampanyanın stratejisini doğrudan Cansu'nun yönetmesini istiyormuş. Üstelik canlı bir sunumla. Cansu odadan çıktığında elleri titriyordu. On beş bin kişinin gözünde olduğu insan olmayı ilk kez gerçekten göstermesi gerekiyordu. Ve olmadığını biliyordu.
Bilgenin kapısı
Ksenophon, hocası Sokrates hakkındaki hatıralarında, Sokrates'in arkadaşlarını sahte görünüşten nasıl uzak tutmaya çalıştığını anlatır. Sokrates sık sık bir şey söylermiş: iyi tanınmanın, iyi tanınmak istediğin şeyde gerçekten iyi olmaktan daha iyi bir yolu yoktur. Ve bunu bir örnekle açarmış:
«İyi bir flütçü olmadan iyi bir flütçü sanılmak isteyen birinin ne yapmak zorunda kalacağını düşünelim. Sanatın dış görünüşünü taklit etmesi gerekir. İyi flütçülerin gösterişli takımları, peşlerinde kalabalık maiyetleri vardır; onun da olmalı. Onlar kalabalıkları alkışlatabilir; o da bir alkışçı topluluğu toplamalıdır. Ama bir şey açıktır: hiçbir şey onu bir gösteri yapmaya ikna etmemelidir; yoksa hemen açığa çıkar.»
Başka bir yerde Ksenophon, Sokrates'in genç bir dostuna verdiği öğüdü aktarır: tek bir yol vardır, en kısası, en güvenlisi, en iyisi: hangi şeyde iyi sanılmak istiyorsan, o şeyde iyi olmaya çalış.
Bakmadığın yer
Maske dendiğinde genellikle bir sahtelik düşünürüz: başkalarını kandırmak için takılan, gerçek yüzü saklayan bir şey. Ve maskeyle ilgili en büyük korkumuz, maskenin düşmesidir: yakalanmak, açığa çıkmak, rezil olmak. Cansu'nun o ayki korkusu da buydu.
Sokrates'in flütçü örneği maskeye bakmadığımız bir yerden bakıyor. Sahte flütçünün en büyük sorunu yakalanmak değil; bir kez bile çalamamak. Gösterişli takımlar, maiyet, alkışçılar; hepsi var, ama hiçbir zaman sahneye çıkamıyor. Maske onu dünyaya karşı korurken, onu en çok istediği şeyden, yani çalmaktan, sonsuza dek alıkoyuyor. Sahte flütçünün hayatı, Sokrates'in deyişiyle, kârsız ve tatsız bir hayattır: bir sürü masraf, hiçbir kazanç.
Cansu'nun durumu bu benzetmenin neredeyse birebir karşılığı. On beş bin takipçi bir maiyetti, beğeniler bir alkışçı topluluğuydu. Konferans fotoğrafları gösterişli takımlardı. Ve şimdi, ilk kez, biri ondan çalmasını istiyordu. Maskenin asıl bedeli bu andaydı. Cansu yıllarca bir uzmanlığın görüntüsünü kurmuş, ama o uzmanlığı kendisi geliştirmeye hiç vakit ayırmamıştı. Çünkü görüntüyü korumak, gerçek işi yapmaktan daha çok zaman alıyordu.
Sokrates'in örneğinde gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı daha var. Sahte flütçü için iki ihtimal vardır, der: ya kimseyi ikna edemez ve bu kötüdür; ya da ikna eder ve bu daha kötüdür. Çünkü ikna ettiğinde, ondan kaldıramayacağı işler beklenir. Cansu'nun başarısı, yani maskesinin işe yaraması, onu tam da bu ikinci ihtimalin içine sokmuştu. Maske ne kadar iyi işlerse, düşüşü o kadar sert olur.
Ksenophon'un aktarımında Sokrates bu düşüşü daha da somut anlatır: zengin, cesur ya da güçlü görünmeye çalışan biri, er geç gücünün yetmediği işlerle görevlendirilir; tam yetenekli sanıldığı yerde başarısız olur ve dünya ona hiç acımaz. Ve bir ayrım daha yapar: birinden ikna yoluyla para ya da mal koparıp onu dolandıran adama büyük bir dolandırıcı derim; ama dolandırıcıların en büyüğü, insanları kendisinin yönetmeye ehil olduğuna inandırandır. Çünkü onun maskesinin bedelini yalnız kendisi değil, ona güvenenler öder. Cansu'nun kampanyasında da öyle olacaktı: müşteri, ekip, ajans. Maske yalnızca takanı değil, ona inananları da riske atıyordu.
Ama Sokrates'in öğüdü bir çıkış da gösteriyor: iyi sanılmak istediğin şeyde iyi olmaya çalış. Bu bir suçlama değil, bir yol. Cansu'nun maskesi, aslında ne olmak istediğini gösteriyordu: bir strateji uzmanı. Bu istek sahte değildi. Sahte olan, o istek ile gerçek hâli arasındaki boşluğu emekle değil, görüntüyle doldurmaya çalışmasıydı. Sokrates bu boşluğu kapatmanın tek yolunu söylüyor, ve bu yolun en kısası olduğunu da ekliyor. Çünkü maskeyi korumak bir ömür sürer; gerçekten iyi olmak ise bir gün biter.
Derinleşme
Platon'un Şölen'inde, maskeye dair tamamen başka bir sahne var ve bu sahnede maskeyi takan Sokrates'in kendisi. Sarhoş bir gecede genç Alkibiades, Sokrates'i övmek için ayağa kalkar ve onu heykeltıraş dükkânlarında satılan Silenos heykellerine benzetir. Bu heykeller dışarıdan gülünç, şişman, satir yüzlü figürlerdir; ama ortadan açılırlar ve içlerinde tanrı heykelleri vardır.
«Onun dış maskesi Silenos'un oyulmuş başıdır; ama ey içki arkadaşlarım, o açıldığında içinde ne kadar ölçülülük vardır! İçine baktığımda öyle ilahi ve altın suretler gördüm ki, büyüleyici güzellikleriyle Sokrates ne emrederse hemen yapmaya hazırdım.»
Bu sahne maskenin ters yönde çalışan bir türünü gösteriyor. Sahte flütçü, içinde olmayan bir şeyi dışında gösterir. Sokrates ise içinde olan bir şeyi dışında gizler. Bilmediğini söyler, güzel gençlere düşkünmüş gibi görünür, gülünç bir yüzle dolaşır; ama içinde altın suretler taşır. Alkibiades'e göre Sokrates bütün hayatını insanlarla alay ederek, bir tür ironiyle geçirir.
Bu ikinci maske, birincisinden çok daha az zarar verir; belki hiç vermez. Çünkü Sokrates hiçbir zaman çalamayacağı bir flütün gösterisini yapmaz. Aksine, çalabildiği hâlde çalamazmış gibi görünür. Görüntüsü ile gerçeği arasındaki boşluk, sahte flütçününkinin tam tersi yönündedir. Ve bu yöndeki boşluk, insana hiçbir zaman sahneye çıkma korkusu yaşatmaz.
Cansu için bu iki maske arasındaki ayrım bir yön gösteriyor. Maskeyi tamamen çıkarmak belki gerekmez; insanlar hep bir miktar kendilerini sunar. Ama maskenin yönü önemli. Dışarıda içerdekinden fazlasını göstermek, insanı sonsuz bir korkuya mahkûm eder. Dışarıda içerdekinden azını göstermek ise, insana sakin bir güç verir.
Cansu ajansın sahibine dürüst bir şey söylemeye karar veriyor: «Bu kampanyayı yönetmek istiyorum, ama bugüne kadar bu ölçekte bir stratejiyi tek başıma kurmadım. Kıdemli bir stratejistle birlikte çalışarak yapabilirim.» Bu cümle on beş bin kişinin gözündeki imajına uymuyor. Ama ilk kez gerçekten bir flüt eline alıp, kötü de olsa, birkaç nota çalmaya başlıyor.
Öbür bilgeler
Gazâlî'nin uzlet kitabındaki ilk saf hikâyesi (GAZ-K01.9), otuz yıl boyunca gösterişin, kendi sahibinden bile gizlendiğini anlatıyordu. Sokrates'in sahte flütçüsü aynı gösterişin başkalarına yönelik yüzünü gösteriyor; ama ikisi de aynı yerde buluşuyor: görünmek istenen ile olunan arasındaki boşlukta.
Yunus'un «ey bana iyi diyen» diye başlayan itirafı (YUN-K01.5), övgüyle iç kusur arasındaki mesafeyi anlatıyordu. Sokrates'in öğüdü bu mesafeyi kapatmanın bir yolunu söylüyor: övüldüğün şeyde gerçekten iyi ol; ya da övgüyü düzelt.
Bugün bir kez dene
Bugün kendinle ilgili, başkalarının sana yakıştırdığı ama tam hak etmediğini bildiğin bir sıfat düşün: uzman, sakin, cömert, başarılı.
Sokrates'in sahte flütçüsünü hatırla: bu sıfatı korumak için neleri taklit ediyorum? Hangi gösteriden kaçıyorum?
Sonra Sokrates'in en kısa yolunu dene: bu sıfatta gerçekten iyi olmak için bu hafta tek bir somut adım at.
Yanında taşıyacağın soru
Maskenin dışarıda gösterdiği ile içeride taşıdığın arasındaki boşluk, hangi yöne açılıyor?