Açılış
Pınar otuz üç yaşında, bir kitap yayınevinde editör. Sekiz aydır Onur'la birlikte ve geçen ay nişanlandılar. Onur onu çok seviyor; arkadaşlarına «Pınar hep güler yüzlü, hep sakin, hiç kötü günü yok» diye anlatıyor. Pınar bu cümleyi her duyduğunda içi biraz sıkışıyor; gülümseyip başını sallıyor, ama içinden «keşke öyle olsaydım» diyor.
Çünkü Onur'un bilmediği şeyler var. Pınar'ın yılda bir iki kez gelen ağır, karanlık haftaları var; yataktan çıkamadığı, telefonlara bakamadığı günler. Bir kredi kartı borcu var, yıllardır kapatamadığı. Bir de bazen ani ve sert bir öfkesi var; annesiyle yaşadığı kavgalarda kendini bile şaşırtan. Sekiz ay boyunca bunların hiçbirini Onur'a göstermedi. Karanlık haftalarda «çok işim var» dedi, borcu sakladı, öfkesini yuttu.
Düğüne iki ay kala Pınar bir gece uyanıp tavana bakıyor ve bir korkuyla yüzleşiyor: Onur beni tanımıyor. Onur'un sevdiği kadın, benim bir yarım. Öbür yarımı görse yine sever mi? Bir de şu: bunu ondan ömür boyu saklayabilir miyim?
Bilgenin kapısı
Şems-i Tebrîzî'nin Makâlât'ında, Mevlânâ'yla dostluğuna dair şaşırtıcı derecede açık bir itiraf vardır:
«Mevlânâ'nın güzel bir cemali var; benim ise hem güzelliğim var hem çirkinliğim. Mevlânâ benim güzelliğimi görmüştü, çirkinliğimi görmemişti. Bu sefer nifak etmeyeceğim, çirkinliğimi de göstereceğim ki beni bütünüyle görsün; güzelliğimi de, çirkinliğimi de.»
Başka bir yerde Şems, insanların maskeye neden bu kadar düşkün olduğunu acı bir gözlemle anlatır:
«Bu insanlar nifakla gönül hoşluğu bulur, doğrulukla üzülür. Birine ‹sen büyük bir adamsın, çağında eşsizsin› dedim; sevindi, elimi tuttu. Geçen yıl ona doğruyu söylemiştim; hasmım oldu, düşmanım oldu. Tuhaf değil mi?»
Bakmadığın yer
Maskeyi çoğunlukla bir yalan olarak düşünürüz ve onu başkalarını kandırmak için takılan bir şey sayarız. Ama en çok taktığımız maskeler belki de sevdiklerimizin karşısında takılanlardır. Kandırmak için değil, kaybetmemek için. Pınar'ın maskesi de böyleydi. Onur'u aldatmak istemiyordu; onu kaybetmekten korkuyordu.
Şems'in itirafı bu tür bir maskeyi kendi adıyla anıyor. Şems, Mevlânâ'yla, belki de hayatındaki en önemli insanla, uzun süre yalnızca güzel yanını göstermişti. Ve bunu kendi diliyle adlandırıyor: nifak. Bu sözcük sert; ikiyüzlülük, iki yüzlü olmak. Şems, en yakın dostuna yalnızca güzelliğini göstermeyi bir iki yüzlülük sayıyor. Çünkü o dostluk ancak bütün bir insanla kurulabilirdi. Yarım bir insanla kurulan bir dostluk, ne kadar güzel olursa olsun, yarım kalırdı.
Pınar'ın korkusu da tam buradaydı. Onur bir kadını seviyordu: güler yüzlü, sakin, kötü günü olmayan. Ama o kadın Pınar'ın yalnızca bir yarısıydı. Ve sevilen yarım ne kadar güzel olursa olsun, öbür yarısı saklandıkça Pınar yalnız kalıyordu. Onur'un sevgisi ona ulaşmıyordu; maskeye ulaşıyordu. Bu, maskenin en sinsi bedeli: maske, sevgiyi sahibine değil, kendine çeker.
Şems'in kararı bu yüzden bir cesaret: bu sefer çirkinliğimi de göstereceğim ki beni bütünüyle görsün. Bir dostluğu riske atmak pahasına onu gerçek kılmak. Çünkü çirkinliği görüldükten sonra hâlâ süren bir sevgi, ancak o zaman bütün insana yönelmiş bir sevgidir. Pınar için de durum aynıydı. Karanlık haftalarını, borcunu, öfkesini Onur'a göstermek bir risk. Ama göstermezse, Onur'un ona duyduğu sevgiden asla emin olamayacak; çünkü o sevgi her zaman bir maskeye yönelmiş olacak.
Şems'in ikinci gözlemi ise bu cesaretin neden bu kadar zor olduğunu açıklıyor. İnsanlar nifakla sevinir, doğrulukla üzülür. Övgü dostluk getirir, doğruluk düşmanlık. Şems bunu kendi tecrübesinden söylüyor: aynı kişiye bir yıl doğruyu söylemiş, düşman olmuş; ertesi yıl övgü söylemiş, elini tutmuş. Bir başka yerde daha da açık konuşur: ben nifak edebilseydim, beni altınlara boğarlardı. Maskenin bir piyasası var ve Şems o piyasaya girmemeyi bilerek seçmiş.
Derinleşme
Şems'in ikinci gözleminin devamı da var ve ironik bir sertlik taşıyor: insanlar arasında nifakla yaşamak gerekir ki aralarında hoş olasın; doğruluğa başladığın anda dağa, çöle çıkmalısın.
Bu cümle bir öğüt değil, bir acı alay gibi okunmalı. Şems'in kendisi nifakla yaşamayı seçmedi; doğrulukla yaşadı ve bunun bedelini ödedi, Konya'dan birkaç kez ayrılmak zorunda kaldı. Ama cümle dürüst bir gerçeği söylüyor: maske toplumsal bir kolaylıktır, doğruluk ise yalnızlık riskini taşır. Bu yüzden maskeyi düşürmek bir kahramanlık değil, bir seçimdir; ve her ilişkide aynı seçim yapılmaz.
Şems'in kendi hayatı burada ince bir ayrım gösteriyor. Herkese çirkinliğini göstermiyor; Mevlânâ'ya gösteriyor. Maskeyi herkesin önünde düşürmek gerekmez; ama en yakın ilişkide, insanın bütün olarak görülmek istediği yerde, maske bir engeldir. Pınar da patronuna, iş arkadaşlarına, uzak tanıdıklarına karanlık haftalarını anlatmak zorunda değil. Ama hayatını birlikte geçireceği insana anlatmamak, o hayatı bir maske içinde yaşamak demek.
Şems'in bir başka yerdeki kısa sözü de bu kararın neden önemli olduğunu gösteriyor. Bir çuval şeker getirilmişse, ondan getirilen bir avuç o çuvalı gösterir, der; bir insanın azıcık doğruluğu da çoğuna delildir, azıcık nifakı da çoğuna.
Pınar'ın sekiz ayda biriktirdiği küçük maskeler, «çok işim var» cümleleri, saklanan bir fatura, yutulan bir öfke, birer avuç şekerdi. Ve her biri, sonunda, bir çuvalın varlığını haber veriyordu. Onur bir gün bunları fark edecek olursa, yalnızca o küçük şeyleri değil, ardındaki koca çuvalı görecekti: Pınar bana kendini hiç göstermedi.
Günlerce kararsız kaldıktan sonra sonunda Pınar bir pazar sabahı kahvaltıda Onur'a «seninle konuşmam gereken bir şey var» diyor. Sesi titriyor. Önce karanlık haftalardan söz ediyor, sonra borçtan, en son öfkesinden. Onur uzun süre susuyor. Sonra Pınar'ın elini tutuyor ve bir şey söylüyor: «Neden daha önce söylemedin? Ben de sana göstermediğim şeyler olduğunu biliyordum. Şimdi ben de anlatabilirim.» Maskenin düşmesi, karşıdakinin maskesine de izin verdi.
Bu sahnenin bir inceliği var: Pınar'ın en büyük korkusu, çirkinliğini gösterince sevilmemekti. Ama gösterdiğinde olan şey, Onur'un da kendi çirkinliğini gösterme izni bulmasıydı. Şems'in Mevlânâ'ya yaptığı da belki buydu: kendi çirkinliğini göstererek, dostluğu iki tarafın da bütün olarak görülebildiği bir yere taşımak. İki maske arasındaki ilişki güvenli ama yalnızdır; iki çıplak yüz arasındaki ilişki ise riskli ama sahicidir.
Öbür bilgeler
Hırka ile taç üzerine Yunus'un beyitleri (YUN-K01.10) hırkanın kendi başına suçlu olmadığını, onun yolunda yürümek gerektiğini söylüyordu. Şems'in itirafı bir adım daha atıyor: en yakın ilişkide hırkayı bir an çıkarıp altındaki bedeni de göstermek.
Buda'nın dört mango benzetmesinden yola çıkan sohbette (BUD-K01.10) bir insanın gerçek niteliklerinin ancak uzun süre birlikte yaşayarak tanınacağı söyleniyordu. Pınar ile Onur'un evliliği de böyle bir uzun süre olacaktı. Şems'in cesareti, bu uzun sürenin bir maske içinde değil, iki gerçek insan arasında geçmesini sağlıyor.
Bugün bir kez dene
Bugün en yakın ilişkilerinden birini düşün: bir eş, bir kardeş, en eski bir dost. O kişiye hangi yüzünü hiç göstermedin?
Şems'in cümlesini kendine sor: bu kişi benim güzelliğimi gördü; çirkinliğimi gördü mü?
Hazırsan, bu hafta küçük bir şeyle başla. Bir zayıflığını, bir korkunu, bir yanlışını o kişiye anlat. Karşıdakinin de bir maskesi olabileceğini hatırla.
Yanında taşıyacağın soru
En çok sevildiğin yerde, sevilen sen misin, yoksa göstermeyi seçtiğin yarın mı?