İçeriğe geç

Buda ile · Kendini tanımak

Olgun görünen ham mango

Rol mü seni taşıyor, sen mi rolü?

1.205 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Taylan otuz altı yaşında, bir mobilya firmasında satış direktörü. Toplantılarda parlak, müşterilerle esprili, yönetim kurulunun önünde son derece saygılı. Genel müdür onu «firmanın yüzü» diye tanıtıyor. Taylan da bu yüzün nasıl takılacağını çok iyi biliyor: kiminle konuşuyorsa ona göre bir ton, bir gülümseme, bir ses.

Altı ay önce ekibe Dilan adında genç bir satış uzmanı katıldı. İlk haftalarda Taylan'a hayran kaldı. Ama aylar geçtikçe bir şey fark etti. Genel müdür odadayken Taylan çalışanlarına yumuşak ve anlayışlıydı; genel müdür çıktığı anda sesi sertleşiyordu. Büyük müşterilere her sözü tutacakmış gibi davranıyor, küçük müşterilerin telefonlarını geri dönmüyordu. Ekipteki bir arkadaşının başarısını toplantıda kendi başarısı gibi anlatıyor, sonra koridorda ona omuz vurup «sen olmasan olmazdı» diyordu.

Dilan bir akşam eve dönerken kendine bir soru soruyor: Taylan'ın gerçek yüzü hangisi? Sonra daha rahatsız edici bir soru: bunu fark etmem neden altı ay sürdü?

Bilgenin kapısı

Pali kanonundaki kısa bir konuşmada Buda, insanları dört tür mangoya benzetir:

«Dört tür mango vardır: ham olduğu hâlde olgun görünen, olgun olduğu hâlde ham görünen, ham olup ham görünen ve olgun olup olgun görünen. Aynı biçimde dünyada mangoya benzeyen dört tür insan vardır.»

Ham olduğu hâlde olgun görünen insan kimdir? Buda'nın tarifinde bu, gidip gelişinde, bakışında, kollarını uzatıp bükmesinde, cübbesini ve kâsesini taşıyışında etkileyici olan, ama acının ne olduğunu, kaynağını ve sonunu gerçekten anlamamış olan kişidir. Dış görünüşü her şeyi söylüyor; içi ise henüz olmamış.

Başka bir konuşmada Buda, bir insanın gerçek niteliklerinin nasıl tanınacağını anlatır:

«Bir insanın ahlakı onunla birlikte yaşayarak tanınır. Ama ancak uzun bir süreden sonra, gelip geçerken değil; ancak dikkat edildiğinde, dikkatsizce değil; ve ancak bilge olan tarafından, aklı kıt olan tarafından değil.»

Bakmadığın yer

Maske dendiğinde genellikle bir kişinin takıp çıkardığı tek bir yüz düşünürüz: dışarıda gösterilen sahte yüz, içeride saklanan gerçek yüz. Maskeyi düşürmek de bu tek sahte yüzü indirmek demektir.

Buda'nın ikinci konuşmasında, bir insanın saflığının nasıl tanınacağını anlatırken, başka bir maske türü görünüyor. Bir insanın saflığı onunla alışveriş yaparak bilinir, der. Ve saf olmayanı şöyle tarif eder: bu kişi biriyle bir türlü davranır; sonra iki, üç ya da daha çok kişiyle, her biriyle başka türlü. Bir alışverişten öbürüne tutarlı değildir.

Taylan'ın maskesi tam olarak buydu. Tek bir sahte yüz değil, her ortam için ayrı bir yüz. Genel müdüre bir yüz, çalışanlara bir başka, büyük müşterilere bir başka, küçüklere bir başka. Bu tür bir maskenin en dikkat çekici yanı, hiçbir yüzün tamamen yalan olmamasıdır. Taylan genel müdürün yanında gerçekten anlayışlı davranıyordu; o an için bu sahici bir davranıştı. Yalan olan, bu davranışın kime yöneldiğine göre değişmesiydi. Buda'nın ölçüsü bu yüzden davranışın kendisine değil, tutarlılığına bakıyor: aynı kişi, farklı insanlarla aynı mı?

Buda'nın mango benzetmesi bu maskenin neden bu kadar uzun süre fark edilmediğini de açıklıyor. Ham olduğu hâlde olgun görünen mango, dışarıdan bakıldığında olgun mangodan ayırt edilemez. Rengi, şekli, kokusu yerindedir. Ham olduğu ancak ısırıldığında anlaşılır. Taylan da böyleydi: gidip gelişinde, konuşmasında, toplantılardaki duruşunda olgun bir yöneticiydi. Hamlığı ancak onunla gerçekten çalışıldığında, aylar içinde, ısırıldığında ortaya çıktı.

Dilan'ın ikinci sorusu, bunu fark etmem neden altı ay sürdü, Buda'nın ikinci konuşmasının cevabıyla karşılaşıyor. Bir insanın ahlakı ancak uzun bir süreden sonra, dikkat edildiğinde ve bilge biri tarafından tanınır. Altı ay kısa bir süre değildi; ama Dilan ilk aylarda hayranlıkla bakıyordu, dikkatle değil. Hayranlık bakışı bulandırır. Taylan'ın maskesi tam da bu hayranlığı besleyecek biçimde tasarlanmıştı.

Derinleşme

Buda'nın mango benzetmesinin dört türü var ve bu dördü maskeyle ilişkimizi daha incelikli bir yere taşıyor. Ham olup olgun görünen var; Taylan bunun örneği. Ama olgun olup ham görünen de var. Buda'nın tarifiyle bu, gidip gelişinde, duruşunda etkileyici olmayan, ama acının ne olduğunu gerçekten anlamış kişidir. Dışarıdan bakıldığında sıradan, belki biraz beceriksiz; içeride ise olgun.

Dilan'ın ekibinde böyle biri de vardı. Kıdemli satış temsilcisi Recep Abi. Toplantılarda pek konuşmaz, sunumlarda heyecanlanır, kılık kıyafetine pek dikkat etmez. Ama yıllardır küçük müşterilerin telefonunu ilk o açar, yeni gelenlere sessizce yardım eder, kimsenin başarısını üstlenmez. Dilan ilk aylarda ona hiç dikkat etmemişti; adını bile zor hatırlıyordu, çünkü Recep Abi hiç öne çıkmıyordu. Altı ay sonra, Taylan'ın maskesini fark ettiğinde, Recep Abi'yi de fark etti. Olgun olup ham görünen mango.

Bu ikili, maskeyle ilgili önemli bir şeyi gösteriyor. Maske yalnızca takanı değil, bakanı da yanıltır. Ve bakan çoğu zaman en kolay görüneni görür. Parlak olan, etkileyici olan, kendini iyi sunan dikkat çeker; olgun ama gösterişsiz olan gözden kaçar. Buda'nın «yalnızca bilge olan tarafından» şartı burada bir uyarı taşıyor: birini tanımak bir yetenek ister, ve bu yetenek dışa değil, uzun süreli davranışa bakmaktır.

Bu konuşmanın bir de kendimize dönük yüzü var. Buda'nın dört mangosu yalnızca başkalarını tartmak için değil, kendimizi tartmak için de bir ayna. Ben hangisiyim? Belki Taylan kadar değil; ama hepimiz biraz farklı insanlara farklı yüzler gösteririz. Patronumuza bir, çocuğumuza bir başka, garsona bir başka. Buda'nın sorusu şu: bu yüzler arasındaki fark, kime ne kadar güç verdiğimize göre mi değişiyor? Güçlüye yumuşak, güçsüze sert bir tutarsızlık, en tanıdık maske türüdür.

Buradan bir başka soru da çıkıyor: farklı ortamlarda farklı davranmak her zaman maske midir? Bir öğretmen sınıfta başka, evde başka konuşur; bir hekim hastasına başka, meslektaşına başka bir dil kullanır. Bu bir uyumdur, bir maske değil. Buda'nın ölçüsü üslubun değil, özün tutarlılığına bakıyor. Bir insan herkese aynı tonla konuşmak zorunda değil; ama herkese aynı dürüstlükle, aynı saygıyla, aynı adaletle davranmak zorunda. Taylan'ın değişen şeyi üslubu değil, adaleti ve dürüstlüğüydü: kime ne kadar güç verdiğine göre değişen bir adalet.

Buda'nın aynı konuşmasında bir insanın dayanıklılığının ancak sıkıntı zamanlarında tanınacağı da söylenir. Taylan'ın maskesi bir gün bir kriz anında düşecekti; büyük bir sipariş iptal olduğunda, bir hatası ortaya çıktığında. O an, kimin önünde olursa olsun, gerçek yüzü görünecekti. Ve belki o gün Recep Abi'nin sessiz tutarlılığı, Taylan'ın bütün parlaklığından daha çok işe yarayacaktı.

Öbür bilgeler

Ksenophon'un aktardığı sahte flütçü benzetmesi (SOK-K01.10), içinde olmayanı dışında gösteren maskenin bedelini anlatıyordu. Buda'nın mangoları aynı maskeyi bir meyve kadar sade bir dille tarif ediyor, ama bir şey ekliyor: maskenin tersi de var, olgun olup ham görünen.

Gazâlî'nin uzlet kitabından, otuz yıl ilk safta durup bir gün ikinci safa düşen adamın hikâyesi (GAZ-K01.9), gösterişin sahibinden bile gizlenebildiğini gösteriyordu. Taylan belki de maskesini artık maske olarak görmüyordu; her ortama göre değişen yüzleri, ona doğal geliyordu.

Bugün bir kez dene

Bugün farklı insanlarla nasıl konuştuğunu izle: bir üstünle, bir astınla, bir yabancıyla, bir garsonla, bir çocukla.

Buda'nın sorusunu sor: bu yüzler arasındaki fark, kime ne kadar güç verdiğime göre mi değişiyor?

Bir de çevrende olgun olup ham görünen birini bul: gösterişsiz, sessiz, ama uzun süredir tutarlı biri. Ona bugün bir teşekkür et.

Yanında taşıyacağın soru

Farklı insanlara gösterdiğin yüzler, aynı insanın farklı ifadeleri mi, yoksa farklı maskeler mi?