Açılış
Doğan otuz sekiz yaşında, iki çocuk babası. Üç yıl önce ünlü bir ebeveynlik eğitmeninin kitabını okudu ve hayatı değişti, öyle diyor. Eğitmenin söylediği her şeyi uyguladı: çocuklara asla «hayır» denmez, her duygu kabul edilir, sınır koymak travma yaratır. Arkadaş sofralarında bu fikirleri ateşli bir şekilde savunur, eski usul yetiştirilen çocukları küçümserdi. Eşi Burcu bazen itiraz ederdi; Doğan ona eğitmenin videolarını izletirdi.
Geçen ay o eğitmen hakkında bir haber çıktı. Kendi çocuklarına yıllarca kötü davrandığı, kitaplarındaki vakaların bir kısmını uydurduğu ortaya çıktı. Doğan bir hafta içinde tamamen öbür uca savruldu. Artık başka bir eğitmeni izliyor; bu sefer disiplin, kural, sınır her şeydi. Çocuklara yeni bir düzen getirdi, sert, katı. Arkadaşlarına ise hiçbir şey söylemedi; eskiden savunduğu fikirlerin konusu açıldığında konuyu değiştiriyor.
Bir akşam Burcu çocukları yatırdıktan sonra mutfakta ona dönüp sakin bir sesle soruyor: «Doğan, üç yıl boyunca bir şeye inandın, şimdi tam tersine inanıyorsun. Ama ikisini de sen mi düşündün, yoksa ikisini de birinden mi aldın?» Doğan cevap veremiyor. Gerçekten de hiçbirini kendisi düşünmemişti.
Bilgenin kapısı
Şems'in Makâlât'ında, insanların inançlarına dair sert ve keskin bir gözlem vardır:
«Dünyaya düşen her bozulma şundan düştü: biri birine taklitle inandı ya da taklitle inkâr etti. Taklit dönektir; bir saat sıcak, bir saat soğuk.»
Hemen ardından Şems, taklitle inanmış birinin başına gelebilecek bir şeyi anlatır: önce birine taklitle inanmıştır; sonra perde kalkar, ya da kalkmış gibi görünür, ve inancı değişir. Ama bunu göstermez; insanların ona dair zannı bozulmasın, ona olan güven sarsılmasın diye.
Bakmadığın yer
Değerlerimiz hakkında konuşurken genellikle onların içeriğine bakarız: neye inanıyoruz, neyi savunuyoruz, hangi ilkeye bağlıyız. Bir değeri yanlış bulduğumuzda da içeriğini değiştiririz: bu yanlışmış, şu doğruymuş. Doğan da tam olarak bunu yaptı: eski içeriği atıp yeni bir içerik aldı.
Şems'in dikkati başka bir yere çevriliyor: içerikten değil, değerin nasıl edinildiğinden. Taklitle mi, yoksa kendi bakışıyla mı? Ve Şems'e göre asıl mesele içerik değil, edinme biçimidir. Taklitle edinilen bir değer, içeriği ne kadar doğru olursa olsun, dönektir. Bir saat sıcak, bir saat soğuk. Çünkü kökü sahibinde değil, onu veren kişidedir. Veren kişi düştüğünde değer de düşer.
Doğan'ın hikâyesi bunu neredeyse kusursuz biçimde gösteriyor. Üç yıl boyunca ateşli bir şekilde savunduğu fikirler, kendi çocuklarını gözlemleyerek, düşünerek, sınayarak edinilmemişti. Bir eğitmenden alınmıştı. O eğitmen düşünce fikirler de düştü. Ve Doğan'ın yeni fikirleri de aynı biçimde edinildi: başka bir eğitmenden. Bir saat sıcak, bir saat soğuk. İçerik tam tersine dönmüştü, ama edinme biçimi hiç değişmemişti.
Bu, Doğan'ın yeni fikirlerinin yanlış olduğu anlamına gelmiyor; belki eskilerinden daha iyi bile. Ama Şems'in gözlemine göre bu fikirler de aynı dönekliği taşıyor. Yeni eğitmen hakkında yarın başka bir haber çıksa, Doğan yine savrulacak. Çünkü değerlerinin sahibi o değil. Burcu'nun sorusu bu yüzden bu kadar keskindi: ikisini de birinden mi aldın? İçerik değişti, ama Doğan'ın değerlerle ilişkisi hiç değişmedi.
Şems'in ikinci cümlesi ise bu hikâyenin daha sessiz bir yanına dokunuyor. Taklitle inanmış biri, inancı değiştiğinde bunu göstermez; çünkü insanların ona dair zannı bozulmasın ister. Doğan'ın arkadaşlarına hiçbir şey söylememesi, eski fikirleri açıldığında konuyu değiştirmesi tam da buydu. Üç yıl boyunca arkadaşlarını küçümseyerek savunduğu fikirlerden vazgeçtiğini söylemek, itibarına dokunacaktı. Böylece taklitle edinilmiş bir inanç, bir de gizlenmiş bir inanç değişikliğine dönüştü. Değerin dönekliği, sahibini bir tür ikiyüzlülüğe itiyordu.
Derinleşme
Makâlât'ın bir başka sayfasında, sözlerini anlamadan tekrarlayanlar için bir benzetme geçer. Bir çocuk bazen bir söz söyler, der, ve büyük bir insan o sözün karşısında aciz kalır. Ama o çocuğa sorsan, sözün başını sonunu bilmez. Buna atansız atılan bir ok denir. Öbür yanda, bir söz söyleyip sorulduğunda o söz için yüz bin delil, yüz bin hüccet getirebilen biri vardır.
Bu benzetme taklit ile tahkik arasındaki farkı somut bir yere taşıyor. Doğan'ın üç yıl boyunca savunduğu fikirler belki gerçekten derin fikirlerdi; belki içlerinde doğru şeyler de vardı. Ama Doğan onları bir çocuğun büyük bir sözü söylemesi gibi söylüyordu. Sorulduğunda, eğitmenin videolarını açıyordu; kendi delilini, kendi gözlemini getiremiyordu. Atansız atılmış bir oktu. Ok bazen hedefi bulur; ama atan olmadığı için yeniden atılamaz, düzeltilemez, nişan değiştirilemez.
Aynı sayfada Şems bunu bir vaize de söyler: sen de vaaz ediyorsun, ama tahkikin yok; o anlam senden, senin kastın olmadan doğuyor ve geçip gidiyor, senin ondan haberin yok. Bu cümle yalnızca vaizler için değil. Kendi değerlerini sofrada, sosyal medyada, çocuklarına ateşle anlatan herkes için bir ayna. Söylenen söz doğru olabilir; ama söyleyenin içinden geçip giderken orada bir iz bırakmıyorsa, söyleyenin değil, yalnızca bir geçidin sözüdür. Doğan üç yıl boyunca böyle bir geçitti: eğitmenin sözleri ondan geçiyor, arkadaşlarına ulaşıyor, ama onda kök salmıyordu.
Şems'in kendine bakışıyla, bir değeri tahkikle edinmek o değer için kendi delillerine sahip olmaktır. Doğan çocuklarına «hayır» dememenin iyi olduğuna inanıyorsa, bunun kendi çocuklarında ne yaptığını görmüş, denemiş, sınamış olmalıdır. Sınır koymanın iyi olduğuna inanıyorsa, onu da aynı biçimde. Ancak böyle edinilen bir değer bir eğitmenin skandalıyla düşmez. Çünkü delili eğitmende değil, Doğan'ın kendi gözlemindedir.
Şems'in sözlerinde başka bir yerde de bir öğüt var: tahkik etmeden taklitle inanmak da, tahkik etmeden taklitle inkâr etmek de aynı kökten gelir. Doğan'ın yeni katılığı da, eski serbestliğinin taklitle inkârıydı. Bir eğitmeni inkâr edip öbürüne inanmak, aynı taklidin iki yüzü. Şems'in önerdiği şey ise ne inanmak ne inkâr etmek, bakmak: kendi gözüyle, kendi çocuklarına, kendi hayatına.
Bu, Doğan için zor ama özgürleştirici bir yol açıyor. Belki önce bir süre hiçbir eğitmeni dinlememek. Çocuklarını izlemek: hangi durumda bir sınır onlara güven veriyor, hangi durumda bir esneklik onları rahatlatıyor? Burcu'yla birlikte kendi gözlemlerini not etmek. Ve belki bir akşam, arkadaş sofrasında, «üç yıl boyunca bir şeyi körü körüne savundum; şimdi kendi gözümle bakmaya çalışıyorum» demek. Bu cümle itibarını belki biraz sarsar. Ama gizlenmiş bir değişiklikten daha dürüst, ve taklitle edinilmiş bir kesinlikten daha sağlam olur.
Öbür bilgeler
Buda'nın Kālāmalara verdiği öğüt (BUD-K01.8), ne geleneğe ne saygın bir hocaya dayanmadan kendi bildiğine bakmayı söylüyordu. Şems aynı yere daha keskin bir dille varıyor: taklitle edinilen değer dönektir. Buda'nın Kālāmaları birbiriyle çelişen hocalar arasında kalmıştı; Doğan ise aynı anda değil, sırayla iki hocanın arasında savruldu.
Sokrates'in Kriton'da kendi sözlerini inkâr edemeyeceğini söylemesi (SOK-K01.8), bir değere korkuyla değil, ancak daha iyi bir akıl yürütmeyle veda edilebileceğini gösteriyordu. Doğan'ın savrulması ne bir korkudan ne bir akıl yürütmeden geldi; bir başkasının düşüşünden geldi. Sokrates'in değeri kendi aklında duruyordu; Doğan'ınki başkasının itibarında.
Bugün bir kez dene
Bugün en ateşli savunduğun bir fikri düşün. Kendine sor: bunu kim söyledi? Ben mi düşündüm, yoksa birinden mi aldım?
Sonra Şems'in sınamasını dene: bu fikir için, kimseye başvurmadan, kendi gözlemimden bir delil getirebilir miyim?
Eğer yakın zamanda bir fikrini değiştirdiysen ama bunu kimseye söylemediysen, onu güvendiğin birine söylemeyi düşün.
Yanında taşıyacağın soru
Savunduğun değerlerden hangisi, onu sana veren kişi düşse seninle birlikte düşer?