Açılış
Ceren yirmi iki yaşında, işletme bölümünün son sınıfında. Mezuniyete aylar kala herkes ona ne yapması gerektiğini söylüyor. Babası emekli bir öğretmen: «Kızım, devlet kapısı. Güvence her şeydir. Biz bu değerlerle büyüdük.» Annesi aynı fikirde, bir de evlilikten söz ediyor. Telefonunda takip ettiği genç girişimciler başka şey söylüyor: «Dokuzdan beşe çalışmak köleliktir. Özgürlük her şeydir. Riski göze alan kazanır.» Üniversitedeki en sevdiği hocası üçüncü bir şey: «Önce yüksek lisans. Bilgi her şeydir.»
Her biri kendinden emin. Her biri ötekini küçümsüyor. Babası girişimcileri «hayalperest», girişimciler memurları «korkak», hocası ikisini de «yüzeysel» buluyor. Ceren her konuşmadan sonra biraz daha kafası karışık çıkıyor.
Bir gece arkadaşı Selin'e yazıyor: «Kime inanacağımı bilmiyorum. Herkes bir şey söylüyor ve herkes çok emin. Benim kendi değerlerim ne? Bilmiyorum bile.» Selin kısa bir cevap yazıyor: «Belki bilmemen iyi bir başlangıçtır.» Ceren bunu anlamıyor. Bilmemek nasıl iyi olabilir?
Bilgenin kapısı
Pali kanonunda, Buda'nın Kesamutta kasabasına uğradığı bir gün kayıtlıdır. Kasabanın halkı Kālāmalar ona gelir ve dertlerini anlatır: kasabalarına türlü türlü hocalar gelir; her biri yalnızca kendi öğretisini över, ötekilerinkine saldırır, onu küçümser. Biz de şüphe içindeyiz, derler; bu saygın hocalardan hangisi doğru, hangisi yalan söylüyor? Buda'nın ilk cevabı onları şaşırtır:
«Kālāmalar, şüphe etmeniz, kararsız kalmanız yerindedir. Şüphe, belirsiz bir konuda içinizde doğmuştur.»
Sonra ölçüyü verir: ne kulaktan kulağa gelene, ne soy zincirine, ne yazılı belgeye, ne kutsal metnin otoritesine, ne mantığa, ne çıkarıma, ne bir düşünce zincirine, ne enine boyuna düşünülüp benimsenmiş bir görüşe, ne konuşanın yetkin görünmesine, ne de «bu hoca bizim saygın öğretmenimiz» düşüncesine dayanın. Ama kendiniz bildiğinizde, şu işler zararlıdır, kınanır, akıllılar onları ayıplar, yapıldıklarında zarara ve acıya götürür diye, o zaman onları bırakın.
Bakmadığın yer
Değerler dendiğinde çoğumuz bir yerden alınmış şeyleri düşünürüz. Ailemizin değerleri, toplumumuzun değerleri, inandığımız bir öğretinin değerleri. Değer, büyüklerden devralınan ya da güvenilir birinden öğrenilen bir şeydir. Bu yüzden değerleri belirsiz biri, Ceren gibi, kendini eksik hisseder: herkesin bir değeri var, benim neden yok?
Buda'nın Kālāmalara ilk sözü bu eksiklik duygusunu tersine çeviriyor. Şüphe etmeniz yerinde. Birbiriyle çelişen, her biri kendinden emin seslerin ortasında kararsız kalmak bir kusur değil, sağlıklı bir tepkidir. Kesin olmayan bir konuda şüphe duymak, aklın düzgün çalıştığını gösterir. Ceren'in kafa karışıklığı bir zayıflık değil, dürüstlüktü. Babası, girişimciler, hocası; hepsi kendinden emindi. Ceren ise ilk kez gerçekten düşünüyordu.
Sonra Buda'nın listesi geliyor ve bu liste şaşırtıcı. Gelenek de değil, yazılı metin de değil, saygın bir hoca da değil; bunları beklerdik. Ama mantık da değil, düşünce zinciri de değil, enine boyuna düşünülmüş bir görüş de değil. Buda yalnızca otoriteye değil, saf akıl yürütmeye de körü körüne güvenmemeyi söylüyor. Ceren'in babası bir gelenekten, girişimciler bir akıl yürütmeden, hocası bir otoriteden konuşuyordu. Buda'nın listesinde üçünün de yeri var.
Peki geriye ne kalıyor? Buda'nın cevabı bir sınama: kendiniz bildiğinizde. Bu iş zararlı mı, kınanacak mı, akıllılar onu ayıplıyor mu, yapıldığında zarara ve acıya mı götürüyor? Değer, bir sözü kabul etmekle değil, bir davranışın sonuçlarını görmekle bilinir. Ve dikkat çekici bir ayrıntı: bu sınamanın içinde «akıllıların ayıplaması» da var. Buda insanı tamamen kendi yargısıyla baş başa bırakmıyor; bilge insanların görüşünü de terazinin bir kefesine koyuyor. Ama o görüşü körü körüne değil, kendi gördüğüyle birlikte tartmasını istiyor.
Bu sınama Ceren'in sorusunu değiştiriyor. Hangisi doğru, babam mı, girişimciler mi, hocam mı, diye sormak yerine şunu sorabilir: hangi seçim, yaşandığında, bana ve başkalarına iyilik getiriyor? Bunu bilmenin yolu da bir başkasının sözü değil, kendi gözlemi. Babasının hayatına bakabilir; güvence ona ne kazandırdı, neye mal oldu? Takip ettiği girişimcilerin gerçek hayatına bakabilir; özgürlük onlara ne getirdi, ne götürdü? Değer, bir söylev değil, bir sonuç olarak görüldüğünde netleşir.
Kālāma Sutta sık sık yanlış anlaşılır: «hiçbir şeye inanma, yalnızca kendi aklına güven» diye özetlenir. Oysa Buda'nın listesinde akıl yürütme de var ve sınamanın içinde akıllıların görüşü de yer alıyor. Mesele kimseye kulak vermemek değil, hiçbir sesi kendi gözleminin yerine koymamak. Ceren babasını dinlemekten vazgeçmemeli; yalnızca onun sözünü bir hüküm olarak değil, tartılacak bir tanıklık olarak almalı.
Derinleşme
Kālāma Sutta'nın sonunda Buda dört teselli sayar ve bunlar değerlerle ilgili belki en olgun sözlerden biridir. Kini, düşmanlığı olmayan, zihni temiz kişi, der, bu hayatta dört teselli kazanır. Eğer öbür dünya varsa ve iyi kötü işlerin karşılığı varsa, iyi bir yere varırım. Eğer öbür dünya yoksa ve işlerin karşılığı yoksa, ben yine de bu hayatta kinsiz, düşmanlıksız, sıkıntısız ve mutlu yaşarım. Eğer kötülük yapana kötülük geliyorsa, ben kötülük düşünmediğim için bana nasıl acı dokunur? Eğer gelmiyorsa, ben yine de kendimi iki yönden de temiz görürüm.
Bu teselliler, değerlerin büyük sorulara bağlı olmadan da ayakta durabileceğini gösteriyor. Buda burada kendi öğretisini bile bir kenara koyup şöyle diyor: haklı çıksam da çıkmasam da, kinsiz bir zihin bu hayatta iyidir. Değerin gerçek ölçüsü, kesinlikle doğruluğunu kanıtlayamadığın durumlarda bile seni iyi bir yerde bırakıp bırakmadığıdır.
Ceren için bu, kararını kolaylaştıracak bir sınama olabilir. Babasının yolunu seçse, ama yalnızca korkudan seçse, bu onu iki yönden de temiz bırakır mı? Girişimcilerin yolunu seçse, ama yalnızca küçümsenmemek için seçse? Belki seçimin kendisinden çok, seçimin hangi zihinle yapıldığı önemli. Kinden, korkudan, başkasına karşı çıkmak için yapılan bir seçim, sonucu ne olursa olsun insanı huzursuz bırakır. Dürüstçe bakılıp, kimseye zarar vermeden, kendi gözlemiyle yapılan bir seçim ise, yanlış çıksa bile insanı temiz bırakır.
Buda'nın Kālāmalara önerdiği şey bir değerler listesi değildi. Hangi değerin doğru olduğunu söylemedi. Onlara değer bulmanın bir yolunu gösterdi. Ve bu yol, birbirine bağıran hocalar arasında kaybolmuş bir kasabaya bir huzur verdi: artık kimin bağırdığına değil, neyin iyiliğe götürdüğüne bakabilirlerdi.
Ceren ertesi gün babasıyla kahvaltı yaparken ona bir soru soruyor, ilk kez itiraz etmeden, merakla: «Baba, otuz yıl öğretmenlik yaptın. Güvence sana ne kazandırdı? Neye mal oldu?» Babası şaşırıyor, sonra uzun uzun anlatıyor. Ceren dinliyor. Belki karar vermedi. Ama bir değeri bir söylev olarak değil, bir hayat olarak dinlemeye başladı.
Öbür bilgeler
Sokrates'in Kriton'daki sözü (SOK-K01.8), değerin ancak düşünerek, daha iyi bir akıl yürütme bulunursa değişebileceğini söylüyordu. Buda bir adım geri çekiliyor: akıl yürütmeye bile körü körüne güvenme, sonuçlara da bak. İki bilge aynı yöne bakıyor ama farklı araçlarla; biri sağlam bir argüman arıyor, öbürü sağlam bir sonuç.
Buda'nın kendi zihnini okumayı öğütleyen ayna sohbeti (BUD-K01.4), insanın kendi lekesini görmesini istiyordu. Kālāma Sutta da aynı içe bakışı değerlere uyguluyor: başkasının sözünden önce, kendi gördüğüne bak.
Bugün bir kez dene
Bugün sana en çok söylenen bir değeri düşün: ailenden, çevrenden, takip ettiğin birinden. Onu kimin söylediğini değil, onu yaşayan birinin hayatına bakarak tart.
Buda'nın sorularını sor: bu değer yaşandığında iyiliğe mi, zarara mı götürüyor? Bilge bildiğin insanlar onu nasıl görüyor?
Bir de dört teselliyi dene: bir kararın doğru mu yanlış mı çıkacağını bilmiyorsan, hangi seçimin seni iki durumda da temiz bırakacağını sor.
Yanında taşıyacağın soru
Değerlerin, kimin söylediğine göre mi, yoksa yaşandığında neye götürdüğüne göre mi şekillendi?