İçeriğe geç

Şems-i Tebrîzî ile · Kendini tanımak

Aynayı yere çalmadan önce

Geçmişin mi seni taşıyor, anlatışın mı?

1.276 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ozan yirmi dokuz yaşında, bir yazılım şirketinde dört yıldır çalışıyor. Yıl sonu değerlendirmesinde ekip lideri Aslı Hanım bir şeyi açıkça söylüyor: «Teknik olarak çok iyisin. Ama toplantılarda kimse cümlesini bitiremiyor. Sözünü kesiyorsun, başkasının fikrini dinlemeden kendi çözümünü anlatıyorsun. Ekipten üç kişi bunu ayrı ayrı bana söyledi.»

Ozan o akşam üniversiteden iki arkadaşıyla buluşuyor ve olanları anlatıyor. Anlattıkça hikâye kendiliğinden bir biçim alıyor: «Aslı Hanım beni baştan beri sevmiyor. Benden genç bir liderin elinde ilerleyemem zaten. Bu şirketin kültürü sorunlu; parlak insanı kıskanıyorlar.» Arkadaşlarından biri başını sallıyor ve geçen hafta izlediği bir videodaki bir ifadeyi ekliyor: «Klasik zehirli iş yeri. Seni manipüle ediyorlar.» Ozan bu ifadeyi beğeniyor. Eve dönerken birkaç kez kendi kendine tekrarlıyor.

Gece yatağında gözü tavanda, bir şey rahatsız ediyor onu. Hikâyesinde ne o üç kişinin adı var, ne de kestiği cümleler. Bütün hikâye Aslı Hanım'ın yüzü üzerine kurulmuş. Kendi yüzü hiç görünmüyor.

Bilgenin kapısı

Şems-i Tebrîzî'nin Makâlât'ında uzun bir ayna meseli vardır. Bir adam, bir aynanın sahibinden aynayı ister. Sahibi tereddüt eder. Ayna kimsenin tarafını tutmaz; yüz kez secde etsen, dostumdur, yüzündeki şu kusuru ondan sakla desen, ayna dinlemez. Adama yüzünde kusur var dese kaldıramayacak; aynada kusur var dese daha kötü. Sonunda bir şart koşar:

«Aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme; aynada beliren bir şey bil, kendi aksin bil. Kusuru kendine yükle, aynanın yüzüne yükleme. Kendine yüklemiyorsan bari bana yükle, aynanın sahibi benim; aynaya yükleme.»

Adam yemin eder, şahitler tutulur, aynanın kıymeti ve kırılırsa ödenecek bedel konuşulur. Ayna eline verilince yüzüne tutar ve içinde çok çirkin bir suret görür. İlk isteği aynayı yere çalmaktır. Onu durduran şey vicdan değil, ödeyeceği bedel ve şahitlerdir. Ayna ise hâl diliyle ona sitem eder:

«Gördün mü, ben sana ne yaptım, sen bana ne yaptın?»

Bakmadığın yer

Kendimize anlattığımız hikâyelerin en sık rastlanan türü, aynayı suçlayan hikâyedir. Biri bize bir şey gösterir: bir eleştiri, bir uyarı, bir hayal kırıklığı. O an iki yol vardır. Ya görünen sureti kendi yüzümüz olarak kabul ederiz ya da aynada bir kusur ararız. İkincisi neredeyse her zaman daha kolaydır, çünkü hikâyeyi biz anlatıyoruz ve anlatıcının elinde her zaman bir açıklama vardır. Ayna eğridir, ayna kıskançtır, ayna sorunlu bir kültürün ürünüdür.

Ozan'ın akşam anlattığı hikâye tam olarak buydu. Aslı Hanım bir ayna tuttu. Aynada sözü kesen, dinlemeyen bir adam vardı. Ozan aynayı yere çalmadı; işten ayrılmadı, kimseye bağırmadı. Ama hikâyesinde aynanın kusurunu aradı ve buldu: genç lider, kıskanç şirket, sorunlu kültür. Aynanın sahibi ona Şems'in meselindeki sözü söylememişti ama söyleseydi de değişen bir şey olmayacaktı: kusuru bana yükle, aynaya yükleme.

Meselin en ince yeri, aynanın sahibinin tereddüdüdür. Aynayı vermek istemez, çünkü bilir ki insan kendi yüzünü görünce çoğu zaman aynaya saldırır. Bu, Aslı Hanım'ın da sezdiği bir şeydi belki. Bir ekip lideri o konuşmayı yapmadan önce kaç kez erteler, kaç kez kelimelerini tartar? İnsanlara kendi yüzlerini göstermenin bir bedeli vardır ve o bedeli çoğunlukla ayna tutan öder. Ozan'ın hikâyesinde Aslı Hanım bir anda kıskanç bir rakibe dönüştü. Oysa belki de o, Ozan'ın karşılaştığı en cesur aynaydı.

Şems'in meselinde dikkat çeken bir şey daha var: adamı aynayı kırmaktan alıkoyan şey, gördüğünü kabul etmek değil, ödeyeceği bedeldir. İçinden yine kırmak gelir; yalnızca vazgeçer. Bunun gündelik karşılığı tanıdık: eleştiriyi duyarız, sessiz kalırız, belki teşekkür bile ederiz. Sonra eve gidip aynayı içimizde parçalarız. Dışarıdan bakan biri olgun bir tepki görür; içeride ise ayna yerle bir olmuştur. Kendine anlattığın hikâye, aynayı kimsenin görmediği bir yerde yere çalmanın yoludur.

Ayna kırılınca ne olur? Meselin sonundaki sitem bunu söylüyor: ben sana ne yaptım, sen bana ne yaptın? Ayna adama yalnızca yüzünü gösterdi. Kendini görmek, bir insanın eline geçebilecek en değerli bilgilerden biridir. Adam bunun karşılığında aynayı kırmak istedi. Kırılan ayna ise bir daha hiçbir şey göstermez. Ozan'ın hikâyesi yerleşirse, bir sonraki eleştiride de bir sonraki aynada da aynı kusuru arayacak: lider, şirket, kültür. Ve kendi yüzünü görme imkânı her seferinde biraz daha azalacak.

Derinleşme

Ozan'ın hikâyesinin ikinci bir özelliği var: içindeki cümlelerin çoğu onun değil. «Zehirli iş yeri», «manipülasyon» gibi ifadeleri bir arkadaşından, bir videodan, bir yerlerden duydu. Bu ifadeler bazen gerçek bir durumu anlatır; zehirli iş yerleri de, insanı kendinden şüphe ettiren yöneticiler de vardır. Ama Ozan bunları kendi durumuna bakmadan, hazır bir kalıp gibi giydi. Hikâyesinin sesi ödünçtü.

Şems Makâlât'ta, bir dervişin kendisiyle konuşan hırkasının hikâyesi anlatılınca şunu söyler: sen insansın; nasıl oluyor da senin bir sözün, bir nutkun yok, kocakarı masallarından ve Arap şiirlerinden başka? Ve sonra o kısa soruyu sorar:

«Şimdi senin sözün nerede?»

Şems burada masalları ve şiirleri küçümsemiyor; kendisi de konuşmalarında sık sık hikâyeye, beyte başvurur. Sitemi, başkasının sözünün kendi sözünün yerine geçmesinedir. İnsan kendi hayatını anlatırken de aynı şey olur. Ödünç bir kalıp hazır gelir, kulağa doğru gelir, çevredekiler onaylar. Ama o kalıp, senin aynada gördüğün yüze hiç bakmadan yazılmıştır. Kendine anlattığın hikâyenin kaçta kaçı senin sözün, kaçta kaçı bir yerden duyduğun bir cümle?

Şems'in bir başka sözü, bu ödünç hikâyelerin nasıl büyüdüğünü anlatıyor. Kişi kendi kendinin perdesi olur, der. Hayaller az değildir; onları kendinden kışkırtırsın, kendine perde yaparsın, sonra o hayalin üzerine bir hayal daha dallandırırsın. Böyle sürer gider ve hepsi hiçtir.

Ozan'ın akşamında bu dallanma adım adım izlenebilir. İlk hayal: Aslı Hanım beni sevmiyor. Onun üzerine ikincisi: genç bir liderin elinde ilerleyemem. Üçüncüsü: bu şirket parlak insanı kıskanır. Her yeni hayal bir öncekine dayanıyor ve hiçbiri aynadaki yüze dokunmuyor. Sonunda kurulan şey bir açıklama değil, bir perde oluyor. Ve perdeyi örenin kendisi olduğu için, Şems'in dediği gibi, kişi kendi kendinin perdesi hâline geliyor.

Bu, her eleştirinin haklı olduğu anlamına gelmez. Bazen ayna gerçekten eğridir; bazen aynayı tutanın niyeti bozuktur. Şems'in meselinde bile aynanın sahibi «kusuru kendine yüklemiyorsan bari bana yükle» diyerek bu ihtimale yer bırakıyor. Ama sırayı belirliyor: önce kendi yüzüne bak. Ozan için bu, o üç kişinin söylediklerini bir an olsun ciddiye almak demekti. Geçen haftaki toplantıda kimin cümlesini yarıda kestiğini hatırlamak. Ancak ondan sonra, gerekiyorsa, aynanın eğri olup olmadığını konuşmak.

Öbür bilgeler

Sokrates'in Phaidon'daki tılsımcısı (SOK-K01.2) kendimize her gün okuduğumuz sözün içimizdeki korkmuş çocuğu ya yatıştırdığını ya da büyüttüğünü söyler. Şems'in ayna meseli o sözün bir başka işlevini gösteriyor: bazı hikâyeler korkuyu değil, kendi yüzümüzü örtmek için okunur. Sokrates hangi tılsımı seçtiğine bakmayı öğütler; Şems tılsımın arkasına saklanan yüze.

Buda'yla yapılan sohbet (BUD-K01.2), Mahākaccāna'nın zincirinden yola çıkarak zihnin bir olayı nasıl çoğalttığını adım adım anlatır. Şems'in hayal üstüne hayal dallandırma sözü aynı işleyişe yakındır. Ama vurgu farklı: Buda çoğalmanın acıyı katladığını gösterir; Şems ise çoğalan hayallerin bir perde örüp insanı kendinden gizlediğini.

Bugün bir kez dene

Bugün son zamanlarda sana yöneltilen bir eleştiriyi hatırla. Onu nasıl anlattığını, kendine ya da bir arkadaşına, bir kâğıda yaz.

Sonra yazdığın cümlelerin altını çiz: hangileri aynayı, yani eleştiriyi yapan kişiyi anlatıyor; hangileri aynada görünen yüzü, yani seni? İlki çoksa, hikâyen aynayı yere çalmış olabilir.

Bir de cümlelerine bak: içlerinde bir yerden duyduğun hazır bir ifade var mı? Varsa onu çıkar ve aynı şeyi kendi kelimelerinle, durumunun ayrıntılarıyla yeniden yaz.

Son olarak eleştirinin içindeki tek bir doğru noktayı bul, ne kadar küçük olursa olsun. Onu kendine yüksek sesle bir kez söyle. Ayna bir kez kırılmadan elinde kaldığında neler gösterdiğine şaşırabilirsin.

Yanında taşıyacağın soru

Son duyduğun eleştiriyi kendine anlatırken, hikâyende aynanın kusuru mu var, yoksa kendi yüzün mü?