İçeriğe geç

Buda ile · Kendini tanımak

İkinci oku kim atıyor?

Geçmişin mi seni taşıyor, anlatışın mı?

1.205 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Erkan öğle arasında en yakın arkadaşı Tolga'ya bir mesaj atıyor. Uzun bir mesaj: işte yaşadığı bir haksızlığı anlatıyor, akşam görüşmek istiyor. Mesajın yanında iki gri tik beliriyor, ama mavi olmuyor.

Yarım saat geçiyor. Erkan telefona tekrar bakıyor. Tolga'nın son görülmesi on dakika önce. Demek ki çevrimiçi olmuş ama mesajı açmamış. Erkan'ın içinde bir şey kıpırdıyor. Bir saat geçiyor. Artık kafasında bir hikâye kuruluyor: Tolga son zamanlarda zaten uzak. Geçen ay doğum günü yemeğine de geç gelmişti. Belki yeni iş arkadaşlarıyla daha çok vakit geçiriyor. Belki Erkan'ın dertlerinden sıkıldı. Belki hep böyleydi de Erkan yeni fark ediyor. Zaten insanlar hep böyle; ihtiyacın olduğunda ortada olmazlar.

Akşam saat altıda telefon çalıyor. Tolga: «Kusura bakma, telefonun şarjı bitmişti, şimdi gördüm. Ne oldu, anlat?» Erkan bir an ne diyeceğini bilemiyor. Beş saat boyunca kurduğu hikâye bir anda çöküyor. Geriye garip bir yorgunluk ve biraz utanç kalıyor.

Bilgenin kapısı

Pali kanonundaki Ok Sutta'sında Buda, sıradan bir insan ile öğretiyi kavramış biri arasındaki farkı bir benzetmeyle anlatır. İkisi de acı hisseder; fark acıyı nasıl taşıdıklarındadır.

«Sıradan insan bedensel bir acıyla karşılaşınca kederlenir, yakınır, döğünür, şaşkına döner. İki duygu yaşar: bedensel ve zihinsel. Tıpkı bir okla vurulup ardından ikinci bir okla vurulan biri gibi; o kişi iki okun acısını duyar.»

Öğretiyi kavramış kişi ise aynı acıda tek bir oku hisseder: bedenseli, zihinseli değil. Acıyı yok saymaz; yalnızca ikinci oku atmaz.

Başka bir konuşmada, Buda'nın kısa bir sözünü öğrencisi Mahākaccāna açar ve zihnin hikâyeyi nasıl ördüğünü adım adım anlatır: hissettiğini algılarsın, algıladığını düşünürsün, düşündüğünü çoğaltırsın. Çoğalttığın şey de geçmiş, gelecek ve şimdi hakkında insanı kuşatan yargıların kaynağı olur. Buda bu açıklamayı onaylar.

Bakmadığın yer

Kendimize anlattığımız hikâyeleri bir keşif gibi yaşarız. Erkan o beş saat boyunca bir şeyi fark ettiğini sanıyordu: Tolga'nın aslında uzaklaştığını, insanların aslında güvenilmez olduğunu. Hikâye ilerledikçe daha ikna edici geliyordu, çünkü her yeni düşünce bir öncekini doğruluyordu. Geçen ayki gecikme, yeni iş arkadaşları, «hep böyleydi». Zihin dağınık parçaları toplayıp bir kanıt dosyası hazırlıyordu.

Buda'nın iki ok benzetmesi bu dosyanın ne olduğunu gösteriyor. İlk ok gerçekti: cevapsız kalan bir mesaj, ihtiyaç duyduğu anda yanında olmayan bir arkadaş. Küçük ama gerçek bir acı. İkinci oku ise kimse atmadı; Erkan kendi eliyle attı. «Beni önemsemiyor, hep böyleydi, insanlar zaten hep böyle.» Beş saatlik acının neredeyse tamamı bu ikinci oktandı. Tolga'nın şarjı bitmişti; ama ikinci okun şarjı hiç bitmedi.

Mahākaccāna'nın zinciri bunun nasıl olduğunu adım adım gösteriyor. Hissedersin: bir tedirginlik. Algılarsın: cevap gelmedi. Düşünürsün: neden gelmedi? Ve sonra çoğaltırsın: düşünce kendini besler, dallanır, geçmişe uzanır, geleceğe uzanır. Bir saat önce yalnızca bir mesajdı; bir saat sonra bir dostluğun, hatta insan ilişkilerinin genel bir değerlendirmesi olmuştur. Zincirin son halkasında dikkat çekici bir sözcük var: kuşatmak. Çoğalan düşünceler bir noktadan sonra insanın kendi ürettiği şey olmaktan çıkar, onu dışarıdan sarmalayan bir kuşatmaya dönüşür. Erkan hikâyeyi kuran kişiydi; birkaç saat sonra o hikâyenin içinde mahsur kalmıştı.

İkinci okun bir özelliği daha var: ilk oktan çok daha uzun süre acıtır. İlk okun acısı mesaj okununca geçecekti. İkinci okun acısı ise Tolga'nın telefonu çaldığında bile tam geçmedi; utanç olarak, «ben neden böyle düşündüm» sorusu olarak kaldı. Kendimize anlattığımız hikâyeler, olayın kendisinden daha uzun yaşar.

Bu, hissettiğin acının sahte olduğu anlamına gelmez. Buda öğretiyi kavramış kişinin de acıyı hissettiğini açıkça söylüyor; o da ilk okla vurulur. Fark, ikinci oku atıp atmamaktır. Erkan'ın ilk oku taşıması meşruydu: bir arkadaşa ihtiyaç duymak ve onu o an bulamamak gerçekten acıtır. Sorun, o acının üzerine kurulan beş saatlik mahkemedeydi.

İkinci okun bir tehlikesi daha var: bazen yalnız atanı değil, başkasını da vurur. Erkan o beş saat içinde Tolga'ya kırgın bir mesaj atabilirdi: «Anladım, artık önemsemiyorsun.» Tolga telefonu açtığında önce bu cümleyi görecekti. Şarjı biten bir telefon yüzünden yıllık bir dostluk sarsılabilirdi. Kendimize anlattığımız hikâyeler içimizde kalmaz; sesimize, mesajlarımıza, yüz ifademize sızar. Karşımızdaki, bizim kurduğumuz bir mahkemenin sanığı olduğunu bilmeden kendini savunmak zorunda kalır. İkinci oku atmamak bu yüzden yalnız kendine değil, sevdiklerine de bir merhamettir.

Derinleşme

İkinci ok benzetmesinin en ince yeri, sıradan insanın acıya nasıl tepki verdiğini anlatan devam cümlelerindedir. Sutta'ya göre acıyla karşılaşan kişi ona direnir ve bu direncin altında acıya karşı bir hoşnutsuzluk eğilimi yatar. Erkan'ın beş saatlik hikâyesi de bir direnişti: cevapsız mesajın yarattığı belirsizliğe dayanamamak. Belirsizlik bir boşluk bırakır ve zihin o boşluğu en kötü ihtimalle doldurur, çünkü en kötü ihtimal hiç değilse bir kesinlik verir. Hikâye, belirsizliğin acısından kaçmanın bir yoluydu; ama kaçarken daha büyük bir acının içine düşürüyordu.

Zinciri erken yakalamak mümkündür. Mahākaccāna'nın sıraladığı halkalar içinde en kolay müdahale edilebilen yer düşünce ile çoğaltma arasıdır. «Neden cevap vermedi?» sorusu doğaldır. Ama o soruya bir cevap uydurmaya başladığın an, çoğaltma başlar. Orada durup şunu söyleyebilirsin: «Bilmiyorum. Henüz bir bilgi yok.» Bu cümle kulağa basit gelir, ama zincirin ikinci yarısını keser. İlk ok kalır; ikinci ok yayda bekler.

Buda düşünmeyi yasaklamıyor; Mahākaccāna'nın zinciri bir suçlama değil, bir işleyişin tarifidir. İnsan düşünür, düşünmeden yaşanmaz. Sorun düşüncenin kendisi değil, kontrolden çıkıp kuşatmaya dönüşmesidir. Erkan'ın «belki bir şey olmuştur, akşam ararım» diye düşünmesi sağlıklı bir düşünceydi. «İnsanlar hep böyle» cümlesi ise bir çoğaltmaydı.

Bu kalıp yalnızca mesajlarda değil, hayatın büyük hikâyelerinde de işler. Bir iş görüşmesinden ret cevabı gelir; ilk ok budur. Ardından gelen «demek ki ben yetersizim, hiçbir zaman iyi bir iş bulamayacağım, hayatım boşa gidiyor» cümleleri ikinci, üçüncü, dördüncü oklardır. Her biri bir öncekinin üzerine kurulur ve sonunda ilk okun kendisi neredeyse görünmez hâle gelir.

Öbür bilgeler

Sokrates'in Phaidon'daki tılsım sözü (SOK-K01.2) aynı konuya başka bir yerden bakar: kendimize tekrarladığımız hikâye bir büyü sözü gibi işler ve içerideki ürkek yanımızı ya sakinleştirir ya da daha da tedirgin eder; o hâlde göze almaya değer bir hikâye seç. Buda'nın yolu biraz farklı: hikâyenin nasıl çoğaldığını izle ve ikinci oku atmadan önce dur. Sokrates daha iyi bir hikâye seçmeyi önerir; Buda hikâyenin dokunmasını gerektirmeyen yeri, ilk okun çıplak acısını görmeyi.

Vezirli, zabıtalı iç krallık imgesinde ise (GAZ-K01.1) öfkenin tahta çıkmaya yatkın bir görevli olduğu anlatılır. Erkan'ın beş saatinde tahta çıkan şey kırgınlıktı, ve kırgınlık her yeni düşünceyle yetkisini genişletti. İki bilge de aynı şeyi gösteriyor: içimizdeki bir güç, kendi başına bırakılırsa sınırını aşar.

Bugün bir kez dene

Bugün seni rahatsız eden küçük bir olay olduğunda, bir mesaj cevapsız kaldığında, biri sana ters baktığında, bir planın aksadığında, iki şeyi ayırmayı dene.

Önce ilk oku adlandır: «Mesajıma cevap gelmedi ve bu beni tedirgin etti.» Sadece bu kadar. Sonra fark et: zihnin şu an bu olaya hangi hikâyeyi ekliyor? «Beni önemsemiyor», «hep böyle oluyor», «zaten kimse...» Bunları ikinci ok olarak adlandır.

O hikâye seni birine kırgın bir mesaj yazmaya itiyorsa, mesajı yaz ama gönderme. Bir saat bekle. İlk okun bilgisi gelince, mesajın hâlâ gönderilmeye değer olup olmadığına yeniden bak.

Akşam günün oklarını say. Kaç tanesi gerçekten dışarıdan geldi, kaç tanesini kendi elinle attın? Sayı seni şaşırtabilir; çoğu gün oklar dışarıdan değil, içeriden gelir.

Yanında taşıyacağın soru

Bugün taşıdığın acının ne kadarı ilk oktan, ne kadarı kendi attığın ikinci oktan geliyor?