Açılış
Kenan yirmi sekiz yaşında ve iyi bir özgeçmişi var. İyi bir üniversite, iki staj, iki dil, sertifikalar, bir de mezuniyet projesiyle aldığı ödül. İş görüşmesine hazırlanırken her satırı ezberlemiş; hangi soruya hangi başarısını anlatacağını biliyor.
Görüşmeyi yapan kadın özgeçmişi masanın kenarına itiyor ve gülümsüyor: «Bunları okudum. Bana burada yazmayan bir şey anlat. Kenan kimdir?»
Kenan bir an duruyor. Ağzı açılıyor, sonra kapanıyor. Aklına yine üniversitesi, stajları, ödülü geliyor. «Ben... çalışkan biriyim, takım çalışmasına yatkınım» diyor, sonra bunun da bir özgeçmiş cümlesi olduğunu fark ediyor. Kadın sabırla bekliyor. Kenan'ın aklından tuhaf görüntüler geçiyor: çocukken dedesiyle balık tuttuğu sabahlar, gece yarısı tek başına çaldığı gitar, kimseye göstermediği bir defter. Hiçbirini söylemiyor. Bunlar söylenecek şeyler gibi gelmiyor.
Görüşmeden çıkarken kendini bir sınavı geçememiş gibi değil, bir kapının önünde kalmış gibi hissediyor.
Bilgenin kapısı
Şems-i Tebrîzî'nin sözlerinin toplandığı Makâlât'ta bir benzetme vardır. Şems içerisinin kendisine ait olduğunu, sözünü duymak isteyenin içeri gelebileceğini söyler. Ama kapıda bir kapıcı oturur: korkusuz, kimseye aldırmayan biri. Bu kapıcı gelene «sen kimsin» diye sormaz; gelenin «ben tanıdığım, falan oğlu falanım» demesine fırsat vermez.
Benzetmenin devamında Şems, kapıdan ancak edepli, uyanık ve ihtiyaç içinde gelenin geçebileceğini anlatır. Bir kapıdan geçen başka bir kapıyla, başka bir kapıcıyla karşılaşır. Yol uzundur, ta ki gönül âlemine varılana kadar.
Hemen ardından Şems kendi hâllerinden söz eder. Bir an kendini Tanrı'nın döndürdüğünü, kendinden geçtiğini hisseder; gözünü açınca o hâl gider, içinde bir öfke belirir. Buna şaşırır, güler. Ve şöyle der: bu hâllerin değişmesi içinde bakmak gerekir ki yaratılışın acayipliklerini göresin; bir anda böyle, bir anda öyle.
Bakmadığın yer
Kendimizi tanıtmamız istendiğinde elimizde hazır bir kimlik kartı vardır: adımız, soyumuz, okulumuz, işimiz, başarılarımız. Bunlar bir kapıdan girmek için hazırlanmış belgelerdir. Bir işe, bir okula, bir aileye, bir çevreye kabul edilmek için onları gösteririz ve çoğu zaman işe yararlar.
Şems'in kapıcısı bu belgelere bakmıyor. «Falan oğlu falanım» diyene kulak vermiyor. Benzetmeyi şöyle okumak mümkün: insanın kendi iç dünyasına, kendi gönlüne giden yolda da bir kapı vardır ve o kapıda soy, unvan, diploma işe yaramaz. Kenan'ın görüşmedeki tutukluğu bunun gündelik bir örneği. Görüşmeci, özgeçmişi bir kenara itip içeriyi sorduğunda Kenan elindeki belgeleri uzatmaya devam etti. Kapıcı onlara bakmayınca ne söyleyeceğini bilemedi.
Sorunun düğümü şurada: biz «ben kimim?» sorusunu dışarıya cevap vermek için hazırladığımız malzemeyle cevaplamaya çalışırız. Ama o malzeme dışarısı için yapılmıştır. Kendimize sorduğumuzda da aynı belgeleri çıkarırız ve sonra içimizdeki boşluğa şaşırırız. Kenan'ın aklından geçen dedesiyle balık tuttuğu sabahlar, gece çaldığı gitar, kimseye göstermediği defter; bunlar belgelerden çok daha fazla Kenan'dı. Ama söylenecek şeyler gibi gelmedi, çünkü hiçbir zaman bir kapıdan girmek için kullanılmamışlardı.
Şems kapıdan neyin geçirdiğini de söylüyor: edep, uyanıklık ve ihtiyaç. Ünlü olan değil, ihtiyaç içinde olan geçer. Bu, alışkanlığımızın tam tersi. Biz kapılardan güçlü görünerek, eksiğimizi saklayarak geçmeye çalışırız. Şems'in benzetmesinde ise gönle giden kapıdan, eksiğini bilen, «bilmiyorum, arıyorum» diyebilen geçer. Belki Kenan'ın görüşmecinin sorusuna verebileceği en dürüst cevap şuydu: «Bunu ben de tam bilmiyorum, ama size balık tuttuğum bir sabahı anlatabilirim.»
Bir de yolun uzunluğu var. Şems bir kapıdan sonra başka bir kapı, başka bir kapıcı olduğunu söylüyor. Kendini tanımak tek bir kapıdan geçip «işte ben buyum» demek değil; her geçişte yeni bir eşiğe varmak. Bu insanı yorabilir de, rahatlatabilir de. Bir kere bulup bitirmek zorunda değilsin.
Kapıdan geçiren üç şeyden ilki, edep, bu iç yolculukta beklenmedik bir anlam kazanıyor. Kendine karşı edep, kendine hemen bir etiket yapıştırmamak, kendi iç sesini sonuna kadar dinlemek, aklından geçen tuhaf bir anıyı «bu önemsiz» diye kesip atmamaktır. Kenan'ın aklından geçen balık sabahları da gitar geceleri de kendi kapısına gelmiş misafirlerdi. Onları «söylenecek şey değil» diyerek kapıda bıraktı. Kendine edepli davranmak, içinden gelen bu misafirleri en azından içeri buyur etmek, bir çay ikram edip ne anlatacaklarını dinlemektir.
Derinleşme
Şems'in kendi hâllerini anlattığı satırlar bu sohbetin belki en değerli kısmı. Büyük bir mürşit, Mevlânâ'yı dönüştüren adam, kendini bir an Tanrı'yla dolu hisseder, bir an sonra içinde öfke kabarır. Bunu saklamaz, anlatır; ve bundan utanmaz, şaşırır ve güler. Sonra da bu değişkenliğin kendisini bir bakma fırsatına çevirir: bir anda böyle, bir anda öyle; yaratılışın acayipliğini bu iniş çıkışın içinde gör.
Biz kendimizi tanımlarken çoğu zaman tek bir hâli seçeriz ve ötekileri saklarız. «Ben sakin biriyim» deriz ve öfkelendiğimiz anları istisna sayarız. «Ben güçlü biriyim» deriz ve çaresiz anlarımızı unuturuz. Şems'in tavrı başka: her iki hâli de kendine ait sayıyor, ama hiçbirine «işte ben buyum» demiyor. Kendine bir seyirci gibi, şaşırarak ve gülerek bakıyor. Bu bakış, kendini tanımanın bir yolu olabilir: kendini sabit bir kalıba sokmak yerine, değişen hâllerini merakla izlemek.
Bunu gündelik hayata taşımanın bir yolu var. Bir gün içinde kaç farklı «sen» olduğunu fark etmeye çalış. Sabah trafikte sabırsız, öğlen bir arkadaşınla şefkatli, akşam çocuğunla yorgun ve kısa. Bunların hiçbiri yalan değil, hiçbiri tek başına sen de değil. Şems'in dediği gibi, bu hâllerin değişmesi içinde bakınca bir acayiplik, bir hayret belirir. İnsan kendine biraz daha yumuşak, biraz daha meraklı bakmaya başlar.
Şems'in benzetmesindeki sert kapıcı da üzerinde durmaya değer. Şems'in dünyasında bu kapıcı, gönle girişin kolay olmadığını, yalnız görünüşe ve tanıdıklığa bakılarak oraya varılamayacağını anlatır. Sert bir imge, ama bir gerçeği taşıyor: kendi içimize giden yolda bizi en çok engelleyen şey, belki de en çok güvendiğimiz şeylerdir. Adımız, çevremiz, «ben zaten kendimi tanırım» rahatlığı. Kapıcı tam da bu rahatlığı kapıda bırakmamızı istiyor.
Benzetmenin bir ayrıntısı daha var ve sertliği biraz yumuşatıyor. Kapıcının üstünde bir emîr vardır. Kapıda geri çevrilenler ona şikâyete gider; emîr şikâyeti hemen dinlemez. Ama kapıcıyla yalnız kaldığında ona sorar: neden böyle yaptın, o bir tanıdıktı. Kapıcı da kabul eder: kötü oldu, bir daha yapmam. Bu ayrıntıyı ölçülü okumak gerekir, ama bir şey söylüyor: kapıdaki sertlik son söz değil. İçimizde bizi geri çeviren sert bir bekçi varsa, onun da hesap verdiği bir yer vardır. Kendine giden yolda kapıda geri çevrilmek, yoldan tümüyle atılmak demek değildir.
Öbür bilgeler
Yunus'un kendine sorduğu soruda (YUN-K01.1) anılan 290. şiirde her beyit aynı sözcükle, «içerü» ile kapanır. Şems'in benzetmesi de bir içeriden, bir iç odadan söz eder. İki Anadolu dervişinde aynı imge dolaşıyor: kendini tanımak, bir kat daha içeri girmektir. Yunus bunu şiirin tekrarıyla, Şems ise kapı ve kapıcı benzetmesiyle anlatır.
Sokrates'in sorusunda ise (SOK-K01.1) kartvizitini yitiren bir adam, çömlek atölyesinin masasında kendini anlatacak cümle bulamaz. Kenan'ın özgeçmişi de bir kapıda işe yaramadı; biri hayatın sonuna, öbürü başına yakın duruyor. İki sahne aynı yere bakıyor: dışarı için hazırlanmış tanım, içeri sorulduğunda susar. Sokrates bu susuşu bir sorgunun, Şems ise bir yolculuğun ilk eşiği sayar.
Bugün bir kez dene
Bugün kendine Kenan'ın sorusunu sor: özgeçmişimde, profilimde, tanıtım cümlelerimde yazmayan, ama bana en çok benzeyen üç şey ne? Belki bir anı, belki bir alışkanlık, belki kimseye göstermediğin bir merak. Bir kâğıda yaz.
Sonra gün içinde değişen hâllerini izle. Sabahki sen, öğlenki sen, akşamki sen. Birini yargılamadan, Şems'in yaptığı gibi şaşırarak bak. Hangisinde kendine en yakın hissettin? Hangisini en çok saklamak istedin? İkinci sorunun cevabı da sana bir şey söyler.
Akşam, yazdığın üç şeyden birini güvendiğin biriyle paylaş. Bir kapıdan belgesiz geçmeyi denemek gibi düşün. Karşındakinin tepkisi ne olursa olsun, bunu yapabilmiş olmak bile bir eşiği geçmektir.
Yanında taşıyacağın soru
Kendine giden kapıda hangi belgeni bırakmaya hazır değilsin?