Muktedir, kudreti her şeye tam olarak hükmeden, gücünü dilediği anda ve dilediği biçimde eksiksiz uygulayan demektir. Bir önceki isim el-Kâdir güç yetirmeyi anlatıyordu; Muktedir ise bu gücün tam olarak işlemesini, hiçbir engele takılmadan sonuç vermesini anlatır. İnsanın gücü çoğu zaman yarım kalır: Yapabileceğini bildiği bir işi bir engel, bir yorgunluk ya da bir başkasının iradesi durdurur. Muktedir'in kudreti ise hiçbir yerde yarım kalmaz. Türkçedeki "iktidar" kelimesi de bu köktendir; insanların iktidarı bir süre sürer ve biter. Bu ders ismi, bir anda savrulan yeşil bir tarlayla, Firavun'un yakalanışıyla, takva sahiplerinin "güçlü hükümdarın katında" bulunuşuyla ve ağrıyan yerine elini koyup dua eden bir sahâbîyle okur.
Temel
Kelime. Muktedir, k-d-r kökünden gelir; el-Kâdir isminin de kökü budur. Muktedir, iftiâl kalıbından bir ism-i fâildir. Bu kalıp, fiilin kişinin kendisinde tamamlanmasını ve güçlenmesini anlatır. Türkçedeki iktidar (güç sahibi olmak, yönetim gücü) ve muktedir (bir işi yapmaya gücü yeten) kelimeleri buradan gelir. Gazâlî, Muktedir'in Kâdir'e göre daha güçlü bir mübalağa taşıdığını söyler: Kâdir güç yetirendir; Muktedir ise gücünü tam olarak kullanan, gücü her şeye yayılmış olandır. İsim Kur'an'da Allah için birkaç yerde geçer; ayrıca "gücü yetenler" (muktedirûn) çoğul biçimiyle de anılır.
Bir anda savrulan tarla. Muktedir isminin geçtiği ayetlerden biri, dünya hayatını bir misalle anlatır:
Gökten su iner, bitkiler yeşerip birbirine karışır; sonra kuruyup rüzgârın savurduğu çerçöpe döner. Ayetin son cümlesi bu dönüşümün sahibini söyler: Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahiptir. Yeşermeyi de kurumayı da aynı kudret yürütür. Kehf sûresi, bu misali mal ve oğullarla övünen bir bahçe sahibinin kıssasından hemen sonra getirir.
Malik olduklarını sandıkları sırada. Yûnus sûresi aynı misali daha ayrıntılı anlatır:
Ayetin en çarpıcı ifadesi şudur: Yerin sahipleri bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada. İnsan gücü elinde tuttuğunu sandığı anda, onun gerçek sahibi olmadığını öğrenir. Ayetin Arapçasında bu ifade kâdirûne aleyhâ, yani "ona güç yetirdiklerini" sandıkları sırada diye geçer; bu, Kâdir ve Muktedir isimlerinin kökünden bir kelimedir. İnsan, kendi "kudretine" inandığı an, asıl kudretin sahibini unutur. İnsanın iktidarı bir sanıdır; Muktedir'in iktidarı ise gerçektir.
İzzetine ve kudretine sığınırım. Osman b. Ebi'l-Âs, vücudunda bir ağrıdan yakındığında Hz. Peygamber ona şunu öğretmiştir:
Ağrı, insanın gücünün bittiği yerdir; kendi bedenine bile söz geçiremez. Dua, bu acizlik anında kulun sığınacağı yeri gösterir: Muktedir'in kudreti.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kâdir ve Muktedir'i birlikte açıklar ve Muktedir'in, kudretin bütün mümkünlere tam olarak hükmetmesini anlattığını söyler. Kulun bu isimden payı, kendisine verilen iktidarı, ister bir aile ister bir iş ister bir topluluk üzerinde olsun, bir emanet olarak kullanmaktır. Gazâlî'ye göre kulun en büyük iktidarı, kendi nefsine hükmedebilmesidir: Arzularını aklına ve dinine boyun eğdiren, gerçek anlamda muktedirdir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Muktedir ismi, doğanın ani dönüşümlerinde okunur. Bir sabah yemyeşil olan tarla, bir fırtınayla, bir dolu tanesiyle ya da bir kuraklıkla değişebilir. Bir deprem, yüzyıllarda kurulan bir şehri saniyeler içinde yerle bir edebilir. İnsanın en sağlam sandığı yapılar, Muktedir'in kudreti karşısında birer çerçöptür.
Derin
Derin
Güç ve kuvvet sahibinin yakalayışı. Kur'an, Firavun ve çevresinin sonunu Muktedir ismiyle anar:
Diyanet meali burada azîzin muktedir ifadesini "güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde" diye çevirir. Firavun, döneminin en büyük iktidarına sahipti; kendini ilah ilan edecek kadar gücüne güveniyordu. Onun yakalanışı, bir insanın iktidarının Muktedir'in iktidarı karşısında ne olduğunu gösterir.
Mühlet ve yakalayış. Hz. Peygamber, Muktedir'in yakalayışının zamanlamasını şöyle anlatmıştır:
Hz. Peygamber bu sözün ardından Hûd sûresindeki ayeti okumuştur:
Zalimin bir süre güç içinde yaşaması, Muktedir'in gücünün yetmediğini değil, O'nun zamanlamasının başka olduğunu gösterir. Mühlet, bir fırsattır; tevbe edene bir kapı, direnene bir delildir.
Bahçe sahibinin sonu. Kehf 45'teki misalden hemen önce, kendi gücüne güvenen bir bahçe sahibinin kıssası anlatılır. Bahçesinin hiç yok olmayacağını sanan adam, bir sabah onu yerle bir olmuş bulur:
Kıssanın sonu, Muktedir isminin insan hayatındaki karşılığıdır: Gücü kendinde sanan, gücün asıl sahibini ancak kaybettiğinde hatırlar. Adamın "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" pişmanlığı, iktidarı kendine nispet etmenin de bir tür ortak koşma olduğunu gösterir.
Onlara karşı gücü yetenleriz. Kur'an, Hz. Peygamber'i teselli ederken de aynı kökü kullanır:
Peygamber, zulme uğradığı günlerde kendisine eziyet edenlerin cezasını görüp göremeyeceğini merak edebilirdi. Ayet ona iki ihtimal sunar: Ya o ayrıldıktan sonra onlardan öç alınacak ya da ona bu vaat gösterilecek. İki durumda da sonuç değişmez: Allah onlara karşı gücü yetendir. Muktedir'in kudreti, zamanlamasını da kendisi belirler.
Kudret sahibi bir hükümdarın katında. Kamer sûresinin son ayetleri, Muktedir ismini bir müjdeyle anar:
Sûrede Muktedir ismi iki kez geçer: Bir kez Firavun'un yakalanışında, bir kez de takva sahiplerinin oturacağı yerde. Aynı kudret, zalimi yakalar ve sakınanı ağırlar. Ayetin Arapçasındaki mak'adi sıdk, yani doğruluk makamı ifadesi, orada hiçbir sahteliğin, hiçbir boş sözün bulunmadığını anlatır.
İlmî
İlmî
İftiâl kalıbı. Arapçada iftiâl kalıbı, fiilin öznede güçlenerek gerçekleşmesini anlatır. Kadara (güç yetirdi) fiilinden türeyen iktadara, "gücü tam olarak ele aldı, gücünü tamamen kullandı" anlamı taşır. Bu yüzden Muktedir, Kâdir'e göre daha yoğun bir anlam taşır. Gazâlî'nin mübalağa yorumu bu dil yapısına dayanır. Aynı kalıptan Türkçeye geçen iktisap (kazanma) ve ictihad (tam bir çaba harcama) kelimeleri de bu yoğunluk anlamını taşır.
Kudretin taallukları. Eş'arî kelâmcıları, Allah'ın kudretinin mümkün olan şeylerle iki türlü ilişkisi olduğunu söylemiştir. Birincisi, ezelde bütün mümkünlere yönelik bir "yapabilme" ilişkisidir (taalluk-ı salûhî). İkincisi ise bir şeyin yaratıldığı anda gerçekleşen "fiilî" ilişkidir (taalluk-ı tencîzî). Bu ayrım, Kâdir ve Muktedir isimlerinin anlam farkına da ışık tutar: Kâdir birincisine, Muktedir ise ikincisine, yani kudretin fiilen ve eksiksiz işlemesine daha yakındır.
İktidar ve sorumluluk. Kur'an, insanlara verilen gücün bir emanet olduğunu defalarca hatırlatır. Nisâ 58'de emanetlerin ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi emredilir; el-Hakem dersinde bu ayet işlenmişti. el-Melik dersinde okunan "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz" hadisi de aynı ilkeyi insan ölçeğine indirir. İslâm siyaset düşüncesinde yöneticinin gücü, sahibi Allah olan bir iktidarın geçici emaneti olarak görülmüştür. Muktedir isminin kula yansıması, gücü bir hak değil, bir sorumluluk olarak taşımaktır; iktidar arttıkça hesap da ağırlaşır.
Hayat benim için hayırlı olduğu sürece. Nesâî'nin Sünen'inde (Sehv) Ammâr b. Yâsir'den aktarılan bir duada Hz. Peygamber, "Allah'ım! Gaybı bilmen ve yaratıklara gücün yetmesi hürmetine, hayat benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat; ölüm benim için hayırlı olduğunda beni öldür" diye dua ederdi. Dua, Allah'ın kudretini ilmiyle birlikte anar: Kudret, hayrın nerede olduğunu bilen bir ilimle işler.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Muktedir
el-Muktedir Kur'an'da dört ayette, üç sûrede geçer: Kehf 45, Zuhruf 42, Kamer 42 ve Kamer 55. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi bu ayetlerde isim bir kez Azîz ile, bir kez de Melîk ile yan yanadır. Dört geçişin dördü de bu dersin Temel ve Derin seviyelerinde okundu; İlmî seviye iftiâl kalıbını, kudretin taalluklarını, iktidar ile sorumluluğu ve Ammâr b. Yâsir duasını anlattı. Bu yüzden bu bölüm yeni ayet aramaz; şârihlerin aynı ayetlere sorduğu farklı soruları ve ismin isimler arasındaki yerini yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Dil: kâne fiili ve süreklilik |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: vaat ne zaman gösterildi |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: katında ne demek |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Tasnif: zâtî sıfata dayanan isim |
Râzî: Kâne fiili ve süreklilik. Kehf 45'in son cümlesi Arapçada ve kâna'llâhu alâ külli şey'in muktedirâ diye gelir. Kâne fiili dilde çoğu zaman geçmiş zaman bildirir; kelimesi kelimesine okunursa Allah her şeye muktedir idi gibi anlaşılabilir. Râzî ve başka müfessirler, Allah'ın sıfatlarını bildiren bu tür cümlelerde kâne'nin bir zaman sınırı değil, süreklilik bildirdiğini açıklar: O, öyle olagelmiştir ve öyledir. Diyanet meali de cümleyi geçmiş zamanla değil, Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır diye çevirir. Ayetin bağlamı bu okumayı güçlendirir: Tarla yeşerir ve savrulur, değişen her şeydir; değişmeyen tek şey, bu değişimin üzerindeki kudrettir.
Taberî: Vaat ne zaman gösterildi. Zuhruf 41–42 Peygamber'e iki ihtimal sunar: Ya o alınacak ve öç ondan sonra alınacak, ya da vaat edilen ona gösterilecek. Dersin Derin seviyesi bu ayeti teselli olarak okudu. Taberî'nin tefsirinde ise müfessirlerin bu iki ihtimali tarihe nasıl bağladığı aktarılır. Bir görüşe göre vaat Peygamber'in hayatında gösterilmiş ve onu yalanlayanların ileri gelenleri Bedir'de yakalanmıştır. Katâde'ye nispet edilen başka bir açıklama ise ayeti Peygamber'den sonra ümmetin içinde çıkacak olaylarla ilişkilendirir. İki okumada da Muktedir'in kudreti zamana bağlı değildir: Öç Peygamber'in gözü önünde de alınabilir, ondan sonra da. Belirleyici olan, gücün kimde olduğudur, ne zaman kullanılacağı değil.
Kurtubî: Katında ne demek. Kamer 55, takva sahiplerinin güçlü hükümdarın katında olduğunu söyler. Kurtubî'nin tefsirinde bu inde (katında) kelimesinin bir mekân yakınlığı değil, bir derece ve ikram yakınlığı olduğu açıklanır. Allah bir mekânla sınırlanmaz; katında olmak, O'nun nezdinde değerli ve ağırlanan olmaktır. Ayetteki iki isim de bu anlamı destekler: Melîk, Melik'in mübalağalı biçimidir ve hükümranlığın tamlığını anlatır; Muktedir ise bu hükümranlığın her istediğini yerine getirmeye gücünün tam olduğunu. Takva sahibinin emniyeti, ağırlayanın hem sahip hem de güç yetiren olmasından gelir.
Beyhakî: Zâtî sıfata dayanan isim. Beyhakî el-Esmâ ve's-sıfât'ta isimleri dayandıkları sıfatlara göre gruplar. Bir kısım isim Allah'ın zâtına ait ezelî sıfatlara dayanır: ilim, kudret, irade, hayat gibi. Başka bir kısım ise fiillere dayanır: yaratmak, rızık vermek, diriltmek gibi. Kâdir, Kadîr ve Muktedir birinci gruba girer; üçü de kudret sıfatına dayanır. Bu ayrımın bir sonucu vardır: Hâlık ya da Rezzâk isimleri bir fiile, yani yaratılmış bir şeyle bir ilişkiye bakar; Muktedir ise o fiillerin hepsinin dayandığı sıfatı adlandırır. Bir önceki dersin İlmî seviyesinde Kâdir, Kadîr ve Muktedir ayrımı dil yönünden okunmuştu; Beyhakî'nin tasnifi aynı üçlüye kelâm yönünden bakar.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı dört ayetin etrafında dört farklı soru sorar. Râzî bir fiilin zaman bildirip bildirmediğini, Taberî vaadin tarihte nerede gösterildiğini, Kurtubî Allah'ın katında olmanın ne demek olduğunu, Beyhakî ise ismin hangi sıfata dayandığını sorar. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Muktedir'in kudreti zamanın, mekânın ve yaratılmış fiillerin hiçbirine bağlı değildir; hepsi o kudrete bağlıdır.
Durup düşün
- Hayatında "malik olduğunu sandığın" ama aslında sana emanet olan hangi şeyler var?
- Bir ağrı ya da acizlik anında ilk olarak neye sığınıyorsun?
- Elindeki küçük ya da büyük iktidarı (bir aile, bir iş, bir görev) nasıl kullanıyorsun?
Uygulama
Bugün vücudunda ya da kalbinde bir ağrı hissettiğinde, Müslim'deki duayı uygula: Elini o yere koy, üç kez "Bismillâh" ve yedi kez "Allah'ın izzetine ve kudretine sığınırım" de. Yetkin olan bir alanda, gücünü bir başkasının lehine kullan. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün kendi nefsine ne kadar "muktedir" olabildiğini yaz.
Kendini sına
- Muktedir ile Kâdir arasındaki fark nedir?
- Kehf 45'te dünya hayatı neye benzetilir?
- Müslim'deki hadise göre vücudunda ağrı olan kişi ne yapmalıdır?
- Kamer sûresinde Muktedir ismi hangi iki bağlamda geçer?