Mukaddim, dilediğini öne alan, dilediğini yaklaştıran, kimi zamanda, kimi derecede, kimi yakınlıkta başkalarının önüne geçiren demektir. Hayatta her şeyin bir sırası vardır: Kimi önce doğar, kimi sonra; kimi yarışta önde koşar, kimi geride kalır; kimi bir iyiliğe ilk el uzatan olur. İnsan bu sıralamayı çoğu zaman kendi başarısı ya da talihsizliği sanır. Mukaddim ismi, sıralamanın asıl sahibini anlatır. Bu isim, bir sonraki isim olan el-Muahhir ile birlikte okunmalıdır: Öne alan, geriye bırakandır da. Bu ders ismi, iyilikte öne geçenlerle, Mekke'nin fethinden önce infak edenlerle, "Allah'tan ve Peygamberinden öne geçmeyin" uyarısıyla ve insanın yarına ne hazırladığı sorusuyla okur.
Temel
Kelime. Mukaddim, k-d-m kökünden gelir. Kökün temel anlamı "önde olmak, öne geçmek, önce gelmek"tir. Türkçede bu kökten gelen kelimeler çok yaygındır: kadim (eski, öncesi olan), kıdem (öncelik, eskilik), takdim (sunmak, öne koymak), mukaddime (önsöz, başlangıç), mukaddem (önce gelen), ikdam (öne atılmak, azim) ve kadem (ayak; insanın öne attığı). Mukaddim, tef'îl kalıbından bir ism-i fâildir ve "öne koyan, öne geçiren" anlamı taşır. İsim Kur'an'da bu kalıpla geçmez; Hz. Peygamber'in dualarında Muahhir ile birlikte geçer ve Tirmizî'nin rivayet ettiği listede yer alır.
Peygamberin duasında. Hz. Peygamber, namazın sonunda, teşehhüd ile selam arasında şu duayı okurdu:
Dua, insanın hayatını iki yöne ayırır: önceden yapılanlar ve sonraya bırakılanlar. Kul, bunların hepsini bağışlanmak üzere, sıralamanın asıl sahibine sunar.
İyilikte öne geçenler. Kur'an, insanların ahiretteki sıralamasını üç gruba ayırır ve bunlardan birini "öne geçenler" diye anar:
Bu dünyada iyiliğe koşan, ahirette de öne alınır. Âlimler bu grubu, iyiliğe herkesten önce koşanlar, bir hayrı ilk başlatanlar diye açıklamıştır. Ayet ayrıca onların büyük kısmının önceki ümmetlerden, bir kısmının da sonrakilerden olduğunu söyler: Öne alınmak bir zamana değil, bir yarışa bağlıdır.
Amellerin sırası. Abdullah b. Mes'ûd, Hz. Peygamber'e Allah'a en sevimli amelin hangisi olduğunu sormuştur:
Hadis, amellerin de bir sırası olduğunu gösterir. Mukaddim'in öne aldığını öne almak, kulun öncelikleri doğru sıralamasıdır.
Doğruluk ayağı. Aynı kökten gelen kadem kelimesi, Kur'an'da müminlere verilen bir müjdede geçer:
Diyanet meali "yüksek makamlar" der; ayetin Arapçasında ise kademe sıdkın, yani "doğruluk ayağı, sağlam bir önde duruş" ifadesi kullanılır. Müfessirler bunu, müminlerin dünyada öne gönderdiği güzel amellerin Rableri katında onlara sağlam bir yer hazırlaması diye açıklamıştır. İnsan ayağını nereye basarsa oraya varır; iman edenlerin ayağı doğruluğa basar.
Elleriyle öne gönderdiği. Kıyamet günü insanın önünde duracak olan da öne gönderdikleridir:
"Elleriyle sunduğu" ifadesi de aynı köktendir (kaddemet yedâhu). İnsan hayatı boyunca ahirete bir şeyler gönderir; o gün bunlarla yüz yüze gelir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mukaddim ve Muahhir'i birlikte açıklar: Allah bazı kullarını kendine yaklaştırarak öne alır, bazılarını uzaklaştırarak geride bırakır; peygamberleri ve dostlarını öne almıştır. Kulun bu isimden payı, Allah'ın öne aldığını öne almak, geride bıraktığını geride bırakmaktır: Önceliklerini O'nun rızasına göre kurmak.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Mukaddim ismi, kâinattaki sıralamada okunur. Şafak güneşten önce gelir, çiçek meyveden önce açar, tohum filizden önce toprağa düşer. Bu sıralamaların hiçbiri rastgele değildir; her şey, öne alınması gereken yerde ve zamanda öne alınmıştır. Bir mevsimin bir öncekini izlemesi, bir sesin bir sessizliği izlemesi, sıralayanın bilgisini gösterir.
Derin
Derin
Fetihten önce ve sonra. Kur'an, aynı iyiliğin zamanına göre farklı derecelerde olduğunu söyler:
Mekke'nin fethinden önce, müslümanlar azken ve güçsüzken mallarını harcayan ve mücadele edenler, fetihten sonra aynı şeyi yapanlarla bir değildir. İkisine de cennet vaat edilmiştir; ama öncekiler daha üstün derecededir. Öne alınmak, iyiliğin zor olduğu anda onu yapmaktır.
Derecelerde öne alma. Kur'an, insanları birbirinden üstün kıldığını ve ahiretteki derecelerin daha büyük olduğunu söyler:
Dünyadaki farklılıklar, ahiretteki farklılıkların yanında küçük kalır. Mukaddim'in dünyada öne aldığı, ahirette de öne alınmayabilir; ahirette öne alınma ise iman ve amele bağlıdır.
Peygamberler arasında derece. Kur'an, öne almanın peygamberler arasında bile bulunduğunu söyler:
Allah bazı peygamberleri diğerlerinden üstün kılmış, kimiyle konuşmuş, kimini derecelerle yükseltmiştir. Âlimler bu ayeti, peygamberlerin hepsinin seçilmiş olduğunu, ama aralarında da derece farkı bulunduğunu gösteren bir delil saymıştır. Ancak aynı âlimler, müminlerin peygamberler arasında ayrım yaparak birini küçümsemesini yasaklamış; "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz" (Bakara 285) ilkesini hatırlatmıştır.
Önüne geçmeyin. Kur'an, müminlere bir edep öğretirken aynı kökü kullanır:
Ayetteki "öne geçmeyin" (lâ tukaddimû) ifadesi, Mukaddim ile aynı köktendir. Müfessirler bu ayeti, Allah'ın ve Resulünün hükmünden önce hüküm vermemek, kendi görüşünü onların sözünün önüne koymamak diye açıklamıştır. Öne alan Allah'tır; kul, kendini ve görüşünü O'nun önüne koyamaz.
Keşke önceden gönderseydim. Kur'an, ahirette insanın pişmanlığını aynı kökle anlatır:
"Önceden bir şey yapsaymışım" (kaddemtü) ifadesi de aynı köktendir. İnsanın hayatı, ahirete "öne gönderdiği" amellerle ölçülür. Haşr 18'de de "herkes yarına ne hazırladığına baksın" denir; ayetin Arapçasında "hazırladı" fiili yine aynı köktendir (kaddemet); el-Müheymin dersinde bu ayet işlenmişti.
İlmî
İlmî
Takdim ve tehir. Arap dili belâgatında takdim ve tehir (öne alma ve geriye bırakma) önemli bir konudur: Cümlede bir kelimenin olağan yerinden öne alınması, ona bir vurgu ve özellik kazandırır. En bilinen örnek Fâtiha'dadır: İyyâke na'büdü (Yalnız Sana kulluk ederiz). Nesne olan "Sana" öne alınmıştır; bu öne alma, kulluğun yalnız O'na ait olduğunu anlatır. Dil bile, neyin öne alındığıyla anlam kazanır.
Zamanda öncelik. Hz. Peygamber, ümmetin nesilleri arasında bir sıralama yapmıştır: "Sizin en hayırlınız benim neslimdir, sonra onları izleyenler, sonra onları izleyenler" (Buhârî, Fezâilü'l-ashâb). Âlimler bu hadisi, sahâbenin zamanda öne alınmasının bir derece anlamı da taşıdığına delil saymıştır. Ancak Vâkıa 14'ün söylediği gibi, öne geçenlerin bir kısmı sonrakilerden de olacaktır. Zamanda öncelik bir derece verir; ama yarış, her nesle açık kalır. Kur'an da Tevbe 100'de iyilik yarışında önceliği kazanan muhacir ve ensarı (es-sâbikûne'l-evvelûn) övdükten sonra, "onlara güzelce uyanlar"ı da Allah'ın aynı hoşnutluğuna ortak eder. Öne geçenlerin izinden giden, onların derecesine yaklaşır.
Çift isimler. Mukaddim ve Muahhir, Esmâ listesinde birlikte gelen isimlerdendir. Âlimler, el-Kâbız ve el-Bâsıt gibi bu tür isimlerin birlikte anılmasının daha uygun olduğunu söylemiştir. Yalnız "öne alan" demek, kulun zihninde Allah'ın yalnız bazılarını seçtiği, bazılarını ise ihmal ettiği gibi bir izlenim bırakabilir. Birlikte anıldıklarında ise hem öne almanın hem de geriye bırakmanın aynı hikmetle olduğu anlaşılır.
Kıdem ve Kadîm. Aynı kökten gelen kıdem kelimesi, kelâm ilminde Allah'ın varlığının başlangıcı olmamasını anlatan bir sıfatın adıdır. Allah kadîmdir; yani her şeyden öncedir, O'ndan önce hiçbir şey yoktur. Mukaddim ismi, zamanda ve derecede öne almayı anlatırken, kıdem sıfatı O'nun kendi varlığının her şeyden önce olmasını anlatır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mukaddim
el-Mukaddim, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmeyen isimlerdendir; bu sayfanın Kur'an'da bölümü bu yüzden boş kalır. İsmin kaynağı, dersin Temel seviyesinde okunan Müslim rivayetindeki duadır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi k-d-m kökü ise Kur'an'da 48 kez geçer: kaddeme fiili 27, kadem 8, yestakdimu 4, kadîm 3 kez. Bu dersin İlmî seviyesi takdim ve tehiri, zamanda önceliği, çift isimleri ve kıdem sıfatını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Usûl: hadisle sabit isim |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: öne geçenler ve geride kalanlar |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: kötü yolda öncülük |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: uyarıyı önceden göndermek |
Beyhakî: Hadisle sabit isim. Âlimlerin çoğunluğu Allah'ın isimlerinin tevkîfî olduğunu, yani ancak Kur'an ya da sahih hadisle bildirilen isimlerin O'na isim olarak verilebileceğini söylemiştir. Beyhakî el-Esmâ ve's-sıfât'ta isimleri bu yüzden kaynaklarıyla birlikte sayar ve Kur'an'da geçmeyen bir ismi, onu bildiren hadisle sabit kabul eder. Mukaddim bunun açık bir örneğidir: Kökü Kur'an'da kırk sekiz kez geçtiği hâlde, Mukaddim kalıbı yalnız Peygamber'in duasında bir isim olarak gelir. Bu ayrımın bir sonucu vardır: Kur'an'da bir fiilin Allah'a nispet edilmesi, o fiilden türeyen her kalıbın bir isim sayılmasına yetmez; isim olmak için onun isim olarak bildirilmesi gerekir. Mukaddim'i isim yapan, Peygamber'in Allah'a bu adla seslenmesidir.
Taberî: Öne geçenler ve geride kalanlar. Hicr 24, Allah'ın önce geçenleri de geri kalanları da bildiğini söyler. Taberî bu ayet için aktarılan açıklamaları toplar. Bir görüşe göre önce geçenler ölüp gidenler, geri kalanlar ise henüz yaratılmamış olanlardır. Başka bir görüşe göre ayet namaz saflarıyla ilgilidir: Ön saflara geçenler ve arka saflarda kalanlar. Bir başkasına göre de iyilikte öne geçenler ve geri kalanlar kastedilmiştir. Taberî, ayetin lafzının bütün bu anlamları kapsadığını ve birini öbürlerine tercih ettirecek bir delil bulunmadığını belirtir. Bu okumada Mukaddim'in öne alması tek bir alana sıkışmaz: Nesillerin sırası, saflardaki yer ve iyilikteki yarış aynı ilmin içindedir.
Kurtubî: Kötü yolda öncülük. Kökün bir fiili, Kur'an'da övgü taşımayan bir öncülük için de kullanılır. Hûd 98'e göre Firavun kıyamet gününde milletine öncülük eder (yakdumu) ve onları cehenneme götürür. Kurtubî'nin tefsirinde aktarılan açıklamaya göre Firavun dünyada nasıl kavminin önünde yürüdüyse, ahirette de onların önünde yürüyecektir. Bu ayet, öne geçmenin kendi başına bir değer olmadığını gösterir. Dersin Temel seviyesinde Vâkıa 10'daki öne geçenler okunmuştu; Hûd 98 aynı kökün öbür yüzüdür. Mukaddim'in öne alması bir derece verir; insanın kendini öne çıkarması ise onu nereye götürdüğüne göre değer kazanır.
Râzî: Uyarıyı önceden göndermek. Kâf 28'de Allah, katında çekişenlere bunu onlara önceden bildirdiğini söyler; Arapçası kaddemtü, yani öne gönderdim, önceden ulaştırdım. Râzî'nin tefsirinde bu ifade bir hüccet olarak okunur: Uyarı cezadan önce gelmiştir, bu yüzden hesap anında mazeret kalmaz. Bu okumada Mukaddim'in öne alması yalnız insanları ve dereceleri değil, bilgiyi de kapsar. Uyarı öne alınır, hesap sonraya bırakılır; arada insana bir mühlet kalır. Bir sonraki isim olan el-Muahhir bu mühletin öbür ucunu anlatır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Beyhakî ismin nereden sabit olduğunu sorar, Taberî öne geçmenin hangi alanlarda olduğunu, Kurtubî öne geçmenin her zaman övgü olup olmadığını, Râzî ise uyarının neden önceden geldiğini. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Öne alma Allah'a ait bir tasarruftur; kul için öne geçmek, ancak doğru yönde olduğunda bir derecedir.
Durup düşün
- Günlük hayatında söylediğin öncelikler ile yaptığın öncelikler aynı mı?
- Hadîd 10'daki gibi, bir iyiliği zor olduğu anda mı yapıyorsun, yoksa kolaylaştıktan sonra mı?
- Fecr 24'teki pişmanlığı yaşamamak için bugün "öne göndereceğin" bir amel var mı?
Uygulama
Bugün yapacağın işleri sıraya koy ve en başa, Buhârî'deki hadisteki gibi, vaktinde kılınan namazı ve anne babana bir iyiliği yerleştir. Bir iyiliği başkasından önce başlat: bir yardım, bir barış teklifi, bir özür. Namazın sonunda Müslim'deki duayı oku. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde neyi öne aldığını ve neyi ertelediğini yaz.
Kendini sına
- k-d-m kökünden gelen Türkçe kelimelerden üçünü sayın.
- Buhârî'deki hadise göre Allah'a en sevimli amel hangisidir?
- Hadîd 10'a göre Mekke'nin fethinden önce infak edenler ile sonra infak edenler arasındaki fark nedir?
- Fâtiha'daki "İyyâke na'büdü" ifadesinde takdimin anlamı nedir?