ed-Dârr, zararı ve sıkıntıyı da takdir eden, zarar verici şeyleri de yaratan demektir. Bu isim, esmâ listesinin en hassas isimlerinden biridir. Âlimler onu tek başına anmamayı, her zaman en-Nâfi' (fayda veren) ile birlikte "ed-Dârru'n-Nâfi'" diye söylemeyi edep saymıştır. Çünkü ismin amacı, Allah'ı zarar vermekle nitelemek değil, zararın da faydanın da O'nun takdiri dışında olmadığını bildirmektir. İnsanın başına gelen hastalık, kayıp ya da sıkıntı, başıboş bir gücün eseri değildir; bir hikmetin içindedir. Bu ders, ismin bir korkudan çok bir özgürleşme getirdiğini gösterir: Zarar da fayda da tek bir elden geliyorsa, insan başka hiçbir şeyden korkmak zorunda değildir.
Temel
Kelime. ed-Dârr, d-r-r kökünden gelir. Darr ve durr, zarar, sıkıntı, hastalık ve kötü hâldir; ed-Dârr bu fiilin ism-i fâilidir. Türkçede zarar, mazarrat (zararlar), zaruret (zorunluluk), zarurî (zorunlu), muztar (çaresiz kalmış) ve ızdırap (acı, sıkıntı) kelimeleri bu köktendir. Zorunluluk ile zarar kelimelerinin aynı kökten gelmesi dikkat çeker: İnsanı çaresiz bırakan sıkıntı, onu bir şeye zorunlu kılan sıkıntıdır. ed-Dârr ismi Kur'an'da isim olarak geçmez; Tirmizî'nin listesinde en-Nâfi' ile yan yana yer alır. Kur'an ise zararın ve faydanın ikisini birden Allah'a bağlar:
Ayet, bir simetri kurar: Allah'ın verdiği sıkıntıyı O'ndan başkası gideremez; verdiği iyiliği de başkası engelleyemez. Zarar ve fayda aynı kaynaktan gelir. Bu, insanı iki yöne karşı özgürleştirir: Ne başkasının zararından ne de başkasının faydasından gereğinden fazla korkmak ya da umut beklemek.
Bütün ümmet toplansa. Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber, küçük yaştaki İbn Abbâs'a şöyle öğüt vermiştir:
Hadis, ed-Dârr ile en-Nâfi' isimlerinin kul için anlamını özetler. İnsanlardan gelen zarar ve fayda gerçektir; ama sınırsız değildir. Bu bilgi, zalimin karşısında cesaret, iyilik bekleyenin karşısında ise onur verir.
Şeytanın zararı bile. Kur'an, en korkulan zarar kaynaklarının bile Allah'ın izni dışında etkili olamayacağını söyler:
Ayet, müminleri üzmek için kurulan gizli toplantıları şeytana bağlar ve hemen ardından bu zararın sınırını çizer: Allah'ın izni olmadıkça şeytan onlara bir zarar veremez. Bakara 102 de sihir için aynı sınırı koyar: Sihir öğrenenler, Allah'ın izni olmadıkça onunla kimseye zarar veremezlerdi. Korkulan her şeyin üstünde bir izin vardır; bu yüzden ayet "inananlar yalnız Allah'a güvensinler" diye biter.
Tek isim mi, iki isim mi? Bazı âlimler ed-Dârr ile en-Nâfi'i, tıpkı el-Kâbız ile el-Bâsıt ya da el-Mukaddim ile el-Muahhir gibi, birlikte anılması gereken bir çift olarak görmüş; bazıları ise bu ikisini tek bir isim gibi saymıştır. Her iki görüşte de ortak olan, zararın faydadan koparılarak Allah'a nispet edilmemesidir. Zarar, faydanın içinde bir basamak olarak anlam kazanır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da ed-Dârr ile en-Nâfi'i birlikte ele alır ve hayrın da şerrin de, faydanın da zararın da Allah'a nispet edildiğini söyler. Ona göre bunun anlamı, hiçbir şeyin O'nun takdiri dışında gerçekleşmemesidir. Kulun bu isimden payı, zarardan korkarak Allah'tan başkasına yönelmemek ve kendi elinden kimseye zarar gelmemesine dikkat etmektir. Kul, zarar vermekte değil, zararı gidermekte bu isme yaklaşır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, zararın içindeki fayda düzeninde okunur. Orman yangınları bazı ağaç türlerinin tohumlarının açılmasına yol açar. Ateş hem yakar hem ısıtır; su hem boğar hem hayat verir. Aynı şey, bir yerde zarar, başka bir yerde fayda olur. Aşı, bedene küçük bir zarar vererek onu büyük bir hastalığa karşı hazırlar.
Derin
Derin
Fayda da zarar da veremeyen. Kur'an, zararı ve faydayı Allah'a bağlamanın pratik sonucunu şirkin reddinde gösterir:
Hz. Peygamber'e, yüzünü dine çevirmesi ve fayda da zarar da veremeyecek şeylere yalvarmaması söylenir; hemen ardından En'âm 17'nin simetrisi tekrarlanır. Ayet, ibadetin mantığını zarar ve fayda üzerinden kurar: İnsan, kendisine zarar verebilecek ya da fayda sağlayabilecek olana yönelir. Bu güç yalnız Allah'ta olduğuna göre, yöneliş de yalnız O'na olmalıdır.
Zararı faydasından yakın olan. Hac sûresi, bu yönelişin yanlış bir adrese gittiğinde ne olduğunu anlatır:
İlk ayet, fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarmayı anlatır; ikincisi daha da ileri gider: İnsan bazen, zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Bağımlılıklar, zalim güçlere yaranmalar, insanı küçülten çıkar ilişkileri bu ayetin gündelik hayattaki karşılıklarıdır. Kişi fayda umar, ama bağlandığı şey ona zarar verir.
Allah'ı bırakıp taptıklarınız. Zümer sûresi, aynı soruyu Hz. Peygamber'in diliyle müşriklere yöneltir:
Müşrikler gökleri ve yeri Allah'ın yarattığını kabul ederler; soru, bu kabulün sonucunu çıkarmalarını ister. Ayet, "Allah bana yeter" cümlesiyle biter. Zararın ve faydanın tek kaynağını bilen, başka kaynaklara karşı özgürdür.
Mazeretlerin sınırı. Fetih sûresi, savaştan geri kalan bedevilerin mazeretine de aynı ilkeyle cevap verir:
Onlar, mallarının ve ailelerinin kendilerini alıkoyduğunu söyler. Ayet, asıl endişelerinin zarar görmek olduğunu ima eder ve sorar: Allah size bir zarar ya da bir fayda dilerse, O'na karşı kimin gücü yeter? Evde kalmak zarardan korumaz; yola çıkmak da zarara mahkûm etmez.
İlmî
İlmî
Nispet edebi. Kur'an, kötülüğü Allah'a nispet ederken ince bir edep gözetir. Cinlerin sözünü aktaran ayet buna örnektir:
Ayette kötülük edilgen bir fiille ("murad edildi"), iyilik ise doğrudan Rabbe nispet edilerek ("Rableri diledi") anılır. el-Muizz dersinde işlenen "İyilik Senin elindedir" ifadesi ve Hz. İbrâhîm'in "Hasta olduğumda bana O şifa verir" (Şuarâ 80) sözü de aynı edebi taşır: Hastalık kendine, şifa Allah'a nispet edilir. Âlimlerin ed-Dârr'ı en-Nâfi'den ayırmama tavsiyesi bu Kur'anî edebin devamıdır.
Kader ve kesb. Müslim'in rivayet ettiği Cibrîl hadisinde imanın unsurları sayılırken "kadere, hayrına ve şerrine iman" da anılır. Ehl-i sünnet kelâmcıları, hayrın da şerrin de Allah'ın yaratmasıyla, kulun ise kendi seçimi (kesb) ile sorumlu olduğunu söylemiştir. Mu'tezile ise kulların kötü fiillerinin Allah'a nispet edilmesine karşı çıkmış, bunları kulun kendi yaratması saymıştır. Her iki taraf da Allah'ı zulümden tenzih etmeyi amaçlamıştır. Âlimler bu konuyu anlatırken sık sık bir hekimin acı ilacı ya da bir cerrahın neşteri benzetmesini kullanmıştır: Hasta için o an bir acıdır; ama bütünü gören için bir şifadır.
Kul için zarar yasağı. Allah için bir takdir olan zarar, kul için bir yasaktır. Hz. Peygamber'in "Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur" sözü İbn Mâce ve Muvatta'da rivayet edilir. Bu söz, İslâm hukukunun temel kaidelerinden biri olmuş; Mecelle'de "Zarar ve zararla karşılık vermek yoktur" ve "Zarar giderilir" maddeleri olarak yer almıştır.
İlmî
Klasik şerhlerde ed-Dârr
ed-Dârr Allah'ın ismi olarak Kur'an'da geçmez; ismin kalıbı ise iki ayette insanlar ve şeytan için kullanılır: Bakara 102'de sihir öğretenler ve Mücâdele 10'da şeytan, Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremez. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü bu iki ayeti gösterir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi d-r-r kökü Kur'an'da 74 kez geçer: yedurru 19, durr 19, darr 10, darrâ' 9 ve ıdturra (darda kalmak) 7 kez. Bu dersin İlmî seviyesi nispet edebini, kader ve kesbi ve kul için zarar yasağını anlattı. Bu bölüm kökün dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: izni olmadıkça |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: zarar için kurulan mescit |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: ne anne ne baba zarara sokulsun |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: sabır ve takvanın kalkanı |
Taberî: İzni olmadıkça. Bakara 102, Bâbil'de öğretilen ve karı koca arasını ayıran sihri anlatır ve şöyle der: Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi (bi-dârrîne). İsmin kalıbı burada sihirbazlar için kullanılır ve olumsuzlanır. Taberî'nin açıklamasına göre ayetteki izin, bir emir ya da rıza değil, Allah'ın takdiri ve bilgisidir: Sihrin etkisi de O'nun yaratmasının dışında gerçekleşmez. Dersin Temel seviyesindeki Mücâdele 10 aynı yapıyı şeytan için kurar. Ayetin devamı ise zararı öğrenenin kendisine döndürür: Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Bu okumada zarar veren gerçekte yalnız Dârr'dır; insanın elinden çıkan zarar ise önce onun kendisine dokunur.
Kurtubî: Zarar için kurulan mescit. Tevbe 107, zarar vermek, inkâr etmek ve müminlerin arasını ayırmak için bir mescit kuranları anlatır; Arapçada mescid-i dırâr. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu ayetten çıkarılan hükümleri tartışır. Aktarılan rivayetlere göre Peygamber bu yapının yıkılmasını emretmiştir. Kurtubî, müminlere zarar vermek ya da cemaatlerini bölmek amacıyla yapılan bir yapının, görünüşü ibadet yeri olsa bile bu hükmün kapsamına girdiğini söyleyen âlimleri aktarır. Ayet, kuranların sözünü de bildirir: Biz sadece iyilik yapmak istedik. Bu okumada zararın en sinsi biçimi, iyilik kılığına girmiş olanıdır; Dârr ismini bilen, zararı yalnız görünüşünden değil, kuruluş niyetinden tanır.
Râzî: Ne anne ne baba zarara sokulsun. Bakara 233 emzirme hükümlerini verirken şöyle der: Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın (lâ tudârra). Fiil müfâale kalıbındadır ve iki taraf arasında karşılıklı bir zararı akla getirir. Râzî'nin tefsirinde bu fiilin iki türlü okunabileceği tartışılır: Annenin zarar vermemesi ya da annenin zarara uğratılmaması. Râzî iki anlamın da ayetin kapsamında olduğunu belirtir: Çocuk, anne ile baba arasında bir zarar aracına dönüştürülmemelidir. Dersin İlmî seviyesindeki zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur kaidesi, bu ayette bir aile hükmü olarak görünür.
Kuşeyrî: Sabır ve takvanın kalkanı. Âl-i İmrân 120, müminlere düşmanlarının hâlini anlatır ve bir vaatle biter: Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez (lâ yedurrukum). Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayet, zarardan korunmanın yolunu karşı bir zararda değil, iki iç tutumda gösterir: sabır ve takva. Kul, kendisine yönelen zararı aynı silahla karşılamaz; Dârr'ın izni olmadan hiçbir hilenin işlemeyeceğini bilerek sabreder. Bu okuma dersin Temel seviyesindeki İbn Abbâs hadisine bağlanır: Bütün ümmet toplansa, Allah'ın yazdığından başka bir zarar veremez.
Karşılaştırma. Dört şârih zararın dört yüzüne bakar. Taberî zararın Allah'ın izni dışında gerçekleşmediğini ve zarar verenin önce kendine zarar verdiğini, Kurtubî iyilik kılığındaki zararı, Râzî bir ailede karşılıklı zararın önlenmesini, Kuşeyrî ise zarara sabır ve takvayla karşılık vermeyi öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Zarar yalnız Dârr'ın takdiriyle olur; kul ise zarar vermekten de zarara zararla karşılık vermekten de sakınır.
Sıradaki isim. en-Nâfi', bu dersin ikiz yarısıdır. O ders, faydanın ne olduğuna ve Hz. Peygamber'in neden "faydasız ilimden" Allah'a sığındığına bakacaktır.
Durup düşün
- Bir insandan gelebilecek bir zarardan korktuğun için doğru bildiğin bir şeyi yapmaktan kaçındığın oldu mu?
- Hayatında, fayda umarak bağlandığın ama sana zarar veren bir şey var mı?
- Başına gelen bir sıkıntıyı anlatırken, onu kime ve nasıl nispet ediyorsun?
Uygulama
İbn Abbâs'a verilen öğüdü ezberle ve bir kaygı anında hatırla. Bu hafta, sana zarar verebileceğini düşündüğün bir kişiye karşı doğru olanı söyle. Kendi elinden ya da dilinden birine zarar gelip gelmediğini gözden geçir; varsa gidermek için bir adım at. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde yaşadığın bir sıkıntıyı ve onun içinde fark ettiğin bir hikmeti yaz.
Kendini sına
- Âlimler ed-Dârr ismini neden tek başına anmamayı tavsiye etmiştir?
- En'âm 17'de zarar ve iyilik hakkında hangi simetri kurulur?
- İbn Abbâs'a verilen öğüde göre bütün ümmet bir kişiye zarar vermek için toplansa ne olur?
- Cin 10'da kötülük ile iyiliğin nispetinde hangi fark vardır?