en-Nâfi', fayda veren, hayrı ve yararı yaratan, kullarına iyilik ulaştıran demektir. ed-Dârr dersinde işlendiği gibi âlimler bu iki ismi birlikte anmayı edep saymıştır: Zarar da fayda da O'nun takdiriyledir. Ama iki isim arasında bir fark vardır. Zarar, çoğu zaman bir faydanın içinde bir basamaktır; fayda ise bir amaçtır. Allah'ın zararı takdir etmesi bir hikmet içindir; faydayı vermesi ise rahmetinin doğrudan eseridir. Bu ders, faydanın ne olduğunu, neyin gerçekten fayda verdiğini ve neyin fayda gibi görünüp geçip gittiğini ele alır. Kur'an'ın cevabı sade bir benzetmeyle gelir: Köpük uçup gider, fayda veren yerde kalır.
Temel
Kelime. en-Nâfi', n-f-' kökünden gelir. Nef', fayda, yarar ve kazançtır; en-Nâfi' bu fiilin ism-i fâilidir: fayda veren. Türkçede menfaat (çıkar, yarar), nâfi (faydalı), intifa (yararlanma, özellikle hukukta intifa hakkı) ve menâfi' (faydalar) kelimeleri bu köktendir. Hukuk dilinde intifa hakkı, bir malın mülkiyeti başkasında kalsa da ondan yararlanma hakkıdır. Bu, ismin kul için anlamını iyi gösterir: İnsan, kendisine ait olmayan bir dünyadan yararlanır; asıl sahibi ve faydayı veren Allah'tır. en-Nâfi' ismi Kur'an'da isim olarak geçmez; Tirmizî'nin listesinde ed-Dârr ile yan yana yer alır.
Köpük ve kalan. Kur'an, fayda verenle geçip gideni bir benzetmeyle ayırır:
Gökten inen su dereleri doldurur; sel, üstünde bir köpük taşır. Maden ateşte eritildiğinde de üstünde köpük toplanır. Köpük kabarık ve göz alıcıdır, ama uçup gider; insanlara fayda veren su ve maden ise yerde kalır. Ayet, bu benzetmeyi hak ile bâtıl için verir. Gösteriş, gürültü ve kabarıklık bir süre dikkat çeker; ama kalıcı olan, fayda verendir.
Faydalı olana hırslı ol. el-Kaviyy dersinde işlenen "güçlü mümin" hadisinin ikinci cümlesi, bu ismin kul için anlamını taşır: "Sana fayda verecek şeye sarıl, Allah'tan yardım iste ve aciz olma" (Müslim, Kader). Hadis, faydanın peşinden koşmayı bir erdem sayar; ama bunu iki şarta bağlar: Allah'tan yardım istemek ve acze düşmemek. Faydayı verenin Allah olduğunu bilmek, insanı tembelliğe değil, çabaya yöneltir.
Dikilen fidan. Hz. Peygamber, bir insanın farkında olmadan bile fayda verebileceğini şöyle anlatmıştır:
Hadis, faydanın sınırlarını genişletir. Ağacı diken, ondan kimin yiyeceğini bilmez; bir kuşun, bir yolcunun ya da yıllar sonra gelen bir çocuğun. Fayda, verenin gözünden çıktıktan sonra da sürer ve her seferinde bir sadaka olarak yazılır. Hadis Müslim'de de (Müsâkât) rivayet edilmiştir. Kul, en-Nâfi' isminden bu şekilde pay alır: Faydası kendisinden sonra da devam eden işler yaparak.
Faydalı ilim. el-Alîm dersinde, Hz. Peygamber'in "faydasız ilimden" Allah'a sığındığını bildiren Müslim rivayeti işlenmişti. Tirmizî'nin aktardığı bir başka duada ise aynı dileğin olumlu yüzü vardır: "Allah'ım! Bana öğrettiklerinle beni faydalandır, bana fayda verecek olanı öğret ve ilmimi artır." İlmin değeri, çokluğunda değil, faydasındadır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da en-Nâfi'i ed-Dârr ile birlikte ele alır ve hayrın, faydanın O'ndan geldiğini vurgular. Kulun bu isimden payı, insanlara fayda veren biri olmaktır: bilgisiyle, emeğiyle, malıyla, sözüyle ve hatta bir gülümsemesiyle.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, her şeyin bir faydaya bağlandığı düzende okunur. Arı çiçekten beslenirken onu tozlaştırır; ağaç gölge verirken toprağı da tutar. Hiçbir şey yalnız kendisi için değildir. Toprağın altındaki solucan bile, toprağı havalandırarak üstündeki bitkiye fayda verir; kimse onu görmez, ama tarla onun emeğiyle verimlenir.
Derin
Derin
Hacdaki menfaatler. Kur'an, haccın amaçlarından birini faydalanmak olarak anar:
İnsanlar uzak yollardan gelir ki "kendi menfaatlerine şahit olsunlar". Müfessirler bu menfaatleri hem dünyevî hem uhrevî olarak açıklamıştır: bağışlanma, dua, kardeşlik ve ticaret. Ayetin sonu, faydanın paylaşılmasını ister: Kurbanlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun. Allah'ın verdiği fayda, bir kişide kalmamalıdır.
Hayvanlardaki faydalar. Kur'an, insanın gündelik hayatındaki faydaları da hatırlatır:
Hayvanlar insana boyun eğdirilmiştir; bir kısmına binilir, bir kısmı yenir, onlarda başka faydalar ve içecekler vardır. Ayet bir soruyla biter: Hâlâ şükretmezler mi? Fayda o kadar olağan hâle gelir ki insan onun bir verilmiş olduğunu unutur. Süt, yün, yük taşıyan bir hayvan ya da tarladaki bir öküz, en-Nâfi' isminin sessiz tecellileridir. el-Muksit dersinde işlenen Hadîd 25 de demirde insanlar için "birçok fayda" olduğunu söyler.
Fayda tek ölçü değildir. el-Afüvv dersinin şerh bölümünde okunan Bakara 219, içki ve kumarda bazı faydalar bulunduğunu kabul eder; ama günahlarının faydalarından büyük olduğunu söyler. Bir şeyde fayda bulunması, onu iyi yapmaya yetmez; fayda ile zarar birlikte tartılır.
Öğüdün faydası. Kur'an, öğüdün de bir fayda olduğunu ve fayda verdiği yerde verilmesini söyler:
Zâriyât 55 de "öğüt inananlara fayda verir" der. Öğüt, dinleyenin kalbine bağlıdır: Allah'tan korkan öğüt alır. Bu, öğüt verenin de bir edebidir: Söz, karşıdakine fayda verecekse söylenir; faydası yoksa tartışmaya ve kırgınlığa döner.
Fayda vermeyen putlar. Hz. İbrâhîm, putları kırdıktan sonra kavmine şöyle sorar:
Soru, ibadetin mantığını faydaya bağlar: Size fayda da zarar da veremeyecek olana neden taparsınız? ed-Dârr dersinde işlenen Yûnus ve Hac ayetleri de aynı soruyu sorar. İnsan, fayda umduğu şeye yönelir; faydayı verenin kim olduğunu bilmek, yönelişi de düzeltir.
İlmî
İlmî
Doğruluğun fayda verdiği gün. Kur'an, ahirette neyin fayda vereceğini bildirir:
"Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür." Dünyada fayda sağladığı sanılan pek çok şey, mal, soy ve makam, o gün fayda vermez; es-Selâm dersinde işlenen Şuarâ 88–89'daki "selim kalp" istisnası ve Tâhâ 109'daki izinli şefaat istisnası gibi, yalnız belirli şeyler fayda verir. Doğruluk bunların başındadır. Dünyada küçük görülen bir doğruluk, o gün en büyük fayda olur.
Maslahat. İslâm hukukunda maslahat, faydayı sağlamak ve zararı gidermek demektir. Gazâlî, el-Mustasfâ'da şeriatın korumayı amaçladığı beş temel değeri sayar: din, can, akıl, nesil ve mal. Hukukçulara göre bir hükmün amacı bu beş değere fayda sağlamak ya da onlardan zararı uzaklaştırmaktır. Mecelle'deki "Def-i mefâsid, celb-i menâfi'den evlâdır" maddesi ise bir öncelik koyar: Bir zararı gidermek, bir fayda sağlamaktan önce gelir. Yine Mecelle'de yer alan "Zarar-ı âmmı def için zarar-ı hâs ihtiyar olunur" maddesi ise topluma dönük faydayı bireysel olanın önüne koyar.
İnsanların en hayırlısı. "İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır" sözü Taberânî'nin el-Mu'cemü'l-evsat'ında Hz. Peygamber'e nispetle rivayet edilir. Hadis âlimleri bu rivayetin senedini tartışmıştır; ama anlamı, fidan hadisi gibi sahih rivayetlerle desteklendiği için yaygın biçimde kabul görmüştür. Bu söz, en-Nâfi' isminden kula düşen payın ölçüsü olarak okunmuştur.
İlmî
Klasik şerhlerde en-Nâfi'
en-Nâfi' Kur'an'da isim kalıbıyla geçmeyen isimlerdendir; bu sayfanın Kur'an'da bölümü bu yüzden boş kalır. İsim Tirmizî'nin aktardığı listede ed-Dârr ile birlikte yer alır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi n-f-' kökü Kur'an'da 50 kez geçer: nefe'a fiili 31, nef' 11, menâfi' (faydalar) 8 kez. Fiilin önemli bir kısmı olumsuz cümlelerde gelir: Neyin fayda vermediği, neyin verdiğinden daha sık söylenir. Bu dersin İlmî seviyesi doğruluğun fayda verdiği günü, maslahatı ve insanlara en faydalı olanı anlattı. Bu bölüm kökün dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: imanı fayda veren tek kavim |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: imanın fayda vermediği an |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: insanlara yararlı gemiler |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: belki fayda verecekti |
Taberî: İmanı fayda veren tek kavim. Yûnus 98 bir hayıflanmayla başlar: Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki imanları kendilerine fayda versin! Ardından bir istisna gelir: Yûnus'un kavmi inandığında, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık. Taberî'nin aktardığı rivayetlere göre Yûnus'un kavmi azabın belirtilerini gördüklerinde topluca çıkıp Allah'a yalvarmış ve tevbe etmiş, bu tevbe kabul edilmiştir. Ayet bu kavmi, azaba yaklaştıkları hâlde imanları kendilerine fayda veren tek topluluk olarak anar. Bu okumada imanın faydası bir zamana bağlıdır ve o zamanın sınırı Nâfi'in takdirindedir.
Râzî: İmanın fayda vermediği an. Ğâfir 84–85 başka bir sahneyi anlatır: Şiddetli azabımızı gördüklerinde, yalnız Allah'a inandık dediler. Ama azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi; bu, Allah'ın kulları hakkında öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. Râzî'nin tefsirinde bu ayet ile Yûnus 98 arasındaki fark sorulur. Aktarılan açıklamaya göre Yûnus'un kavmi azabın kendisini değil, yaklaştığını gösteren belirtilerini görmüştü; Ğâfir'deki topluluk ise azabın bizzat içindeydi. Azap geldikten sonraki iman bir tercih değil, bir zorunluluktur ve bu yüzden fayda vermez. Dersin İlmî seviyesindeki Mâide 119 bu ayrımın ahiretteki karşılığıdır: O gün fayda veren, dünyada seçilmiş olan doğruluktur.
Kurtubî: İnsanlara yararlı gemiler. Bakara 164, düşünen kimseler için delilleri sayarken insanlara yararlı şeylerle (bimâ yenfe'u'n-nâs) denizde süzülen gemileri de anar. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu ayetten deniz yolculuğu ve ticaretiyle ilgili hükümler çıkarır: Ayet gemileri bir nimet ve delil olarak saydığına göre denize açılmak, insanların faydasına olan ticaret ve yolculuk için mubahtır; denizin tehlikeli olduğu zamanlarda ise yola çıkmanın hükmü tartışılmıştır. Bu okumada fayda, Allah'ın kâinata yerleştirdiği bir düzendir: Su, rüzgâr ve gemi bir araya gelir ve insanlar birbirine ihtiyaç duydukları şeyleri taşır.
Kuşeyrî: Belki fayda verecekti. Abese 1–4, Peygamber'in Mekke ileri gelenleriyle konuşurken yanına gelen âmâ bir sahâbîden yüz çevirmesini anlatır ve şöyle der: Ne bilirsin, belki de o arınacak, yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti. Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayet, faydanın nerede ortaya çıkacağını kulun bilemeyeceğini öğretir: İnsan, faydayı güçlünün ve tanınmışın yanında arar; Nâfi' ise onu dilediği kalpte açar. Dersin Temel seviyesindeki fidan hadisi aynı gerçeği söyler: İnsan hangi iyiliğinin kime fayda vereceğini bilmeden dikebilir.
Karşılaştırma. Dört şârih faydanın dört yüzüne bakar. Taberî ve Râzî imanın faydasının bir zamana bağlı olduğunu ve o zaman geçtikten sonra fayda vermediğini, Kurtubî faydanın kâinattaki düzenini, Kuşeyrî ise faydanın kulun beklemediği yerde açılmasını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Fayda Nâfi'in elindedir; kul onu ne zamanında erteleyebilir ne de yerini önceden bilebilir.
Sıradaki isim. en-Nâfi' faydayı verendir; sıradaki isim en-Nûr ise görünür kılandır. O ders, göklerin ve yerin nuru olan Allah'ı anlatan Nûr sûresindeki benzetmeye ve ışığın hem kendisi görünür olup hem başkasını gösterdiği hâline bakacaktır.
Durup düşün
- Hayatında köpük gibi kabarık ama geçici olan şeyler neler? Hangileri yerde kalacak kadar faydalı?
- Öğrendiğin bilgilerden hangisi sana ve başkalarına gerçekten fayda verdi?
- Bugün, hiç tanımadığın birine fayda vermenin bir yolunu bulabilir misin?
Uygulama
Bu hafta, becerilerinden birini, ona ihtiyacı olan birine öğret. Bir öğüt vermeden önce A'lâ 9'u hatırla: Fayda verecek mi? Tirmizî'deki duayı ("Bana öğrettiklerinle beni faydalandır...") her ders ya da okuma öncesinde oku. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde kime faydan dokunduğunu ve kimden fayda gördüğünü yaz.
Kendini sına
- Ra'd 17'deki benzetmede köpük ve fayda veren şey neyi temsil eder?
- Müslim'deki hadise göre mümin hangi şeye hırslı olmalıdır?
- Mâide 119'a göre ahirette doğrulara ne fayda verir?
- Gazâlî'nin saydığı beş temel değer nelerdir?