İçeriğe geç

M01-D02

Gelenek ne der, ölçüm ne der

"Bir gelenek bu yüz hakkında ne söyler?" sorusunu "Bu söz ölçüldüğünde tutar mı?" sorusundan ayırır ve aynı iddiayı iki soru altında ayrı ayrı cümlelere döker.

Yüz Okuma Akademisi — M01, Bu akademi nasıl okunur · 2.635 kelime · 15 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir yüz okuma sözü iki ayrı soruya cevap verebilir ve iki cevap da ayrı doğrulanır. Geleneğin sorusu bu sözün hangi kaynaktan geldiğini, tam olarak ne dediğini ve kime ne için söylendiğini sorar. Ölçümün sorusu sözü sınanabilir bir biçime getirir ve sınandığında ne bulunduğunu sorar.

Aktarım cümlesi bir kaynağın ne dediğini bildirir, iddia cümlesi dünya hakkında konuşur. Bu akademide geleneğin sözü anlatıcının ağzından iddia cümlesi olarak kurulmaz.

Bir sözün eski olması onu doğru yapmaz, bir iddianın tutmaması da onu üreten geleneği değersiz kılmaz. Bazı sözler ölçülecek türden değildir; ama aynı söz bir teknik olarak satıldığında ölçüm sorusu meşrulaşır.

Açılış sahnesi

Bursa'da bir üniversitenin klasik diller bölümü, çay ocağının yanındaki küçük oda. Doktora öğrencisi Hilal, Aristoteles'e atfedilen Physiognomonica'nın aslan betimlemesini Türkçeye çeviriyor. Metin aslanı erkek cesaretinin örneği olarak anlatıyor ve bu hayvana benzeyen yüz ve beden işaretlerini sayıyor. Hilal bir cümleye takılıyor, sözlükleri açıyor, bir kelimenin iki anlamı arasında gidip geliyor.

Kapıdan istatistik bölümünden arkadaşı Tolga giriyor. Ekrana bakıp gülüyor: «Yani kare yüzlü olan cesur mu oluyor? Bunu kim ölçmüş?» Hilal başını kaldırmadan cevap veriyor: «Benim işim ölçmek değil. Ben bu cümlenin tam olarak ne dediğini bulmaya çalışıyorum. Senin sorduğun soruyu sormadan önce benim sorumun cevabı lazım.»

Tolga sandalyeyi çekip oturuyor. «Tamam. Senin sorunun cevabı ne?» Hilal bir paragraf okuyor: metnin aslanı bir tip olarak kurduğunu, tek tek işaretleri değil bütün bir görünüşü cesaretle eşleştirdiğini anlatıyor. Tolga not alıyor. «O zaman ölçmek için önce bu görünüşü tanımlamam gerekir,» diyor, «kare yüz yetmez.»

Bu oda ve içindeki iki kişi kurgu. Ama ikisinin arasındaki iş bölümü gerçek: biri bir geleneğin ne dediğini, öteki o sözün ölçüldüğünde tutup tutmadığını soruyor. İkisi de diğerinin işini yapamaz ve ikisi de diğerinin cevabına muhtaçtır.

Bu derste ne olacak

Önceki derste (M01-D01) «yüz okuma» adının üç ayrı uğraşı kapsadığını gördük. Bu ders o uğraşların her birinde sorulacak iki soruyu ayırıyor. İlki geleneğin sorusudur: bu söz hangi metinden geliyor, tam olarak ne diyor, kime ve ne için söylenmiş? İkincisi ölçümün sorusudur: bu söz sınanabilir bir biçime getirilirse ve sınanırsa ne bulunur?

Ders üç adımda ilerleyecek. Önce iki sorunun ayrı ayrı nasıl sorulduğunu göreceğiz. Sonra aynı iddiayı iki ayrı cümleye dökmeyi deneyeceğiz. Son olarak iki soruyu karıştırmanın en sık görülen biçimlerini adlandıracağız. Akademinin her gelenek dersi bu iki soruyla kurulacak.

Sıfır noktası

Bir yüz okuma cümlesinin iki ayrı türden doğruluğu olabilir. Birincisi aktarımın doğruluğudur: «Physiognomonica aslana benzeyen yüzü cesaretle bağlar» cümlesi, metin gerçekten bunu söylüyorsa doğrudur. İkincisi iddianın doğruluğudur: «aslana benzeyen yüzü olan insanlar daha cesurdur» cümlesi, ancak ölçüldüğünde böyle bir ilişki bulunursa doğru sayılabilir. İlk cümle bir tarih bilgisidir, ikincisi bir dünya bilgisi.

Yaygın yanlış"Eski bir geleneği aktarmak onu doğru saymak demektir."
Doğrusu

Tarihçi bir kıyâfetnâmenin ne dediğini doğru aktardığında yalnız bir aktarım cümlesi kurmuş olur. Bu cümlenin doğru olması, kıyâfetnâmenin söylediği şeyin doğru olduğunu göstermez. Bir geleneği eksiksiz ve saygıyla anlatmak ile onun iddialarını kabul etmek ayrı işlerdir; bu akademi birincisini yaparken ikincisini her derste ayrıca sorar.

Mekanizma

Geleneğin sorusu nasıl sorulur

Geleneğin sorusu bir filolog ve tarihçi sorusudur. Elde bir söz var: «kulak memesi uzun olan uzun yaşar». İlk iş bu sözün nereden geldiğini bulmaktır. Bir el kitabında mı yazıyor, sözlü bir gelenekte mi yaşıyor, yoksa yakın zamanda bir kişisel gelişim kitabında mı ortaya çıktı? Bu ayrım önemlidir, çünkü aynı söz bir Song dönemi el kitabında, bir Budist heykel geleneğinde ve bir sosyal medya videosunda farklı ağırlık taşır.

Kaynak bulunduğunda ikinci iş sözün tam olarak ne dediğini okumaktır. Gelenekler çoğu zaman tek bir işareti tek bir huya bağlamaz; bir bütün içinde okur, işaretleri birbirine karşı tartar, bazen aynı işarete bağlama göre zıt anlamlar verir. Çin geleneğinde yüz saraylara bölünür ve bir sarayın anlamı komşu saraylarla birlikte okunur (M13-D07). Osmanlı kıyâfetnâmelerinde bir işaretin hükmü çoğu zaman başka işaretlerle birlikte verilir (M12-D02). Tek bir cümleyi bağlamından koparıp aktarmak, geleneği hem yanlış anlatmak hem de onu olduğundan daha kolay çürütülebilir göstermek olur.

Üçüncü iş sözün kime ve ne için söylendiğini sormaktır. Bir fizyonomi metni bir hükümdara danışman seçerken yol göstermek için yazılmış olabilir (M11-D09), bir köle alıcısına rehberlik etmek için (M11-D11), bir hekime ya da bir evlilik aracısına (M15-D05). Bu işlev, metnin hangi işaretleri neden önemsediğini açıklar ve geleneğin tarihsel yüzünü gösterir.

Ölçümün sorusu nasıl sorulur

Ölçümün sorusu bir araştırmacı sorusudur ve gelenekten aldığı sözü önce sınanabilir bir biçime getirir. «Kulak memesi uzun olan uzun yaşar» cümlesinin sınanabilir sürümü şöyle kurulabilir: kulak memesinin uzunluğu belirli bir yaşta milimetreyle ölçülür, kişiler yıllarca izlenir ve memesi uzun olanlarla kısa olanların ölüm yaşları karşılaştırılır. Yaş, cinsiyet ve sağlık durumu gibi başka etkenler hesaba katılır.

Bu çeviri sırasında çoğu zaman beklenmedik bir şey ortaya çıkar: sözün kendisi bulanıktır. «Uzun» ne kadar uzundur? «Uzun yaşamak» kaç yıldır? «Cesur» nasıl ölçülür? Gelenek bu soruları sormak zorunda değildi; ölçüm sormak zorundadır. Bir iddia sınanabilir biçime getirilemiyorsa ölçüm onun hakkında hiçbir şey söyleyemez. Bu, iddianın yanlış olduğunu göstermez, yalnız sınanmamış olduğunu gösterir.

Sınama yapıldığında sonucu da dikkatle okumak gerekir. Bir ilişki bulunmuşsa bunun ne kadar büyük olduğu, başka örneklemlerde tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve başka bir açıklamasının olup olmadığı sorulur. Bulunmamışsa sınamanın bulabilecek kadar güçlü olup olmadığı sorulur. Akademinin kanıt etiketleri bu sonuçları ayırmak için var ve sonraki ders onları tek tek tanıtacak (M01-D03).

Bu kart iki sorunun neden ayrı tutulması gerektiğini güzel gösteriyor. Geleneğin sorusu bize Budist heykellerinde ve Çin yüz okumasında uzun kulak memesinin bilgelik ve uzun ömürle bağlandığını söyler (M27-D01, M27-D02). Ölçümün sorusu ise başka bir şey bulur: yaşlı insanların kulakları daha uzundur. Bir gelenek yaşlıların yüzüne bakıp uzun kulakları uzun ömürle eşleştirmiş olabilir, çünkü uzun yaşayanlar gerçekten uzun kulaklıdır. Ama bu, kulağın ömrü belirlediğini değil, ömrün kulağı uzattığını gösterir. Bu bir açıklama önerisidir, kanıtlanmış bir tarih değil; yine de iki soruyu ayrı sormadan bu olasılık görülemezdi.

Aynı iddia, iki cümle

Akademinin bütün gelenek derslerinde bir yazım disiplini uygulanacak: bir geleneğin sözü anlatıcının ağzından iddia cümlesi olarak kurulmayacak. «Kalın kaşlı insan cesurdur» cümlesi bu akademide geçmeyecek. Onun yerine iki cümle kurulacak: önce bir aktarım cümlesi, sonra ölçümün söylediği.

Lombroso örneğinde bu disiplin şöyle işler. Aktarım cümlesi: Lombroso, 1876'da yayımladığı «Suçlu İnsan» kitabında, suçluların bir bölümünün iri çene, belirgin elmacık kemikleri ve alçak alın gibi işaretlerle doğuştan tanınabileceğini ileri sürdü (M19-D04). Ölçüm cümlesi: Charles Goring, yirminci yüzyılın başında İngiliz hükümlüleri suçlu olmayan gruplarla karşılaştırdı ve Lombroso'nun tarif ettiği türden ayrı bir suçlu fizik tipi bulamadı (M19-D06).

Usta katmanı

İki soruyu ayırmanın en zor yanı, bazı gelenek sözlerinin sınanabilir bir dünya iddiası olmamasıdır. Tasavvufun firâsetinde ya da bazı Budist metinlerde yüz işaretleri bir ahlak ya da manevi mertebe anlatısının parçasıdır. «Büyük insanın otuz iki işareti» bir anatomi sınıflaması olarak değil, bir kutsallık anlatısı olarak okunabilir (M15-D03). Böyle bir söze ölçüm sorusu sormak onu yanlış türden bir cümle sanmak olur. Usta okur önce sözün türünü belirler: dünya hakkında bir genelleme mi, bir inanç ifadesi mi, bir edebî imge mi?

Öte yandan bir sözün inanç ya da imge olarak okunabilmesi, onun bir dünya iddiası olarak kullanılmadığı anlamına gelmez. Bir kişisel gelişim kursu Budist işaretleri işe alımda kullanılacak bir teknik olarak satıyorsa, artık bir dünya iddiası ortadadır ve ölçüm sorusu meşrudur (M21-D04). Sözün türü yalnız metne değil, sözün nasıl kullanıldığına da bağlıdır.

Yaygın yanlış"Yüzyıllardır söylendiğine göre bir doğruluk payı olmalı."
Doğrusu

Bir sözün uzun süre yaşaması onun aktarıldığını gösterir, doğru olduğunu değil. Bazı sözler doğru oldukları için değil, akılda kalıcı, kullanışlı ya da güçlülerin işine yarar oldukları için yaşar. Bir doğruluk payı varsa bile, o payın ne kadar ve nerede olduğu ancak ölçümle bulunur; geleneğin yaşı bunun yerini tutmaz.

Yaygın yanlış"Bilim bir geleneğin iddiasını çürüttüyse o gelenek değersizdir."
Doğrusu

Bir fizyonomi iddiasının ölçümde tutmaması, onu üreten geleneğin tarihsel, edebî, dinî ya da toplumsal değerini ortadan kaldırmaz. Kıyâfetnâmeler Osmanlı'nın insanı nasıl gördüğünü, kimi seçip kimi dışladığını anlatan değerli belgelerdir. Bu akademi gelenekleri iddiaları doğru olduğu için değil, insanlığın yüzle kurduğu ilişkinin belgeleri oldukları için öğretir.

Kanıtın sınırı

İki soruyu ayırmak her zaman temiz bir sonuç vermez. Birçok gelenek sözünün kaynağı bulunamaz ya da kaynaklar birbiriyle çelişir; bu durumda geleneğin sorusu da açık kalır. Ölçüm tarafında ise gelenek sözlerinin çok azı doğrudan sınanmıştır ve sınananların bir kısmı, sözün değil ondan türetilmiş basitleştirilmiş bir sürümün sınamasıdır. Goring'in çalışması Lombroso'nun iddiasını sınadı, ama kendi yöntemi de dönemin varsayımlarını taşıyordu. Kulak uzunluğu ölçümü yaşla bir ilişki gösterdi, ama uzun kulaklı kişilerin daha uzun yaşayıp yaşamadığını hiç sınamadı. Bu yüzden «gelenek ne der» ile «ölçüm ne der» arasına çoğu zaman üçüncü bir cümle girmek zorundadır: bu konuda henüz bilinmeyen nedir? Sınanmamış bir iddia, sınanıp tutmamış bir iddiadan ayrı etiketlenir ve bu ayrım sonraki dersin konusudur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir yüz okuma sözü iki ayrı soruya cevap verebilir ve iki cevap da ayrı doğrulanır. Geleneğin sorusu bu sözün hangi kaynaktan geldiğini, tam olarak ne dediğini ve kime ne için söylendiğini sorar. Ölçümün sorusu sözü sınanabilir bir biçime getirir ve sınandığında ne bulunduğunu sorar.

Aktarım cümlesi bir kaynağın ne dediğini bildirir, iddia cümlesi dünya hakkında konuşur. Bu akademide geleneğin sözü anlatıcının ağzından iddia cümlesi olarak kurulmaz.

Bir sözün eski olması onu doğru yapmaz, bir iddianın tutmaması da onu üreten geleneği değersiz kılmaz. Bazı sözler ölçülecek türden değildir; ama aynı söz bir teknik olarak satıldığında ölçüm sorusu meşrulaşır.

Sonraki derse köprü

Bu derste ölçümün sonucunu birkaç kez farklı biçimde andık: «tutmadı», «sınanmadı», «küçük bir ilişki bulundu», «tek bir çalışma». Bunlar aynı şey değildir ve her birine aynı ağırlığı vermek iki soruyu ayırmanın bütün emeğini boşa çıkarır. Akademi bu farkları on bir kanıt etiketiyle işaretliyor. Sonraki ders, «Kanıt etiketleri ve gelenek aktarımı», bu etiketleri tanıtacak ve özellikle «Gelenek aktarımı» ile «Çürütüldü» etiketlerinin neden birbirine hiç benzemediğini gösterecek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?