Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Ahaṃkāra: "ben yapma"; işlevi benimseme.
Ahaṃkāra bir kusur değil, farkındalığı bir bedene sığdıran bir işlev.
Manas'ı "zihin" diye çevirmek yanıltıcı olabilir; işlevi düzenleme.
İki kaynak duyguların yeri konusunda ayrışıyor.
Akıl, benlik ve manas birlikte iç organı oluşturuyor.
Açılış sahnesi
Bir yoga inzivasının akşam sohbetinde bir katılımcı öğretmene yakınıyor: "Egomdan kurtulmak istiyorum. Burada herkes 'ego' diyor, 'egoyu bırak' diyor. Ama ben egomu bırakırsam kim kalacak? İşimi, ailemi, kendimi nasıl koruyacağım?"
Başka bir katılımcı araya giriyor: "Bir de 'zihnini sustur' diyorlar. Zihin de mi kötü? Zihnim olmazsa bu cümleyi nasıl kuracağım?"
Öğretmen iki soruyu da ciddiye alıyor. "Sizin 'ego' ve 'zihin' dediğiniz sözcükler, Sanskritçede iki ayrı kavrama karşılık geliyor: ahaṃkāra ve manas. Ama bu iki kavram, günlük dildeki 'ego' ve 'zihin' ile birebir örtüşmüyor. Önce onların geldiği sistemde ne iş gördüklerine bakalım."
Bu ders o iki kavramı, Sāṅkhya'nın haritasında buddhi'nin hemen altında duran iki yapıyı, kendi terimleriyle okuyor.
Bu derste ne olacak
Önce ahaṃkāra'yı tanıyacağız: Ruzsa'nın maddesine göre "ben yapma" diye çözümlenen ve dünyanın bir parçasını "benim" diye ayıran yapı. Sonra Bryant'ın bu yapıyı nasıl anlattığına ve bir bedenden ötekine nasıl uyum sağladığını gösteren örneğine bakacağız. Ardından manas'a geçeceğiz: çoğu zaman "zihin" diye çevrilen, ama Ruzsa'ya göre bu çevirinin yanıltıcı olabileceği yapı. Bunun ardından iki kaynağın manas konusunda nerede ayrıştığını göreceğiz. Son olarak akıl, benlik ve manas'ın birlikte oluşturduğu "iç organ"a ve açılış sahnesindeki "egoyu bırak" öğüdüne döneceğiz.
Sıfır noktası
Bir önceki ders zincirin ilk halkasını, kararı veren yapıyı tanıtmıştı; zincirin ikinci ve üçüncü halkası bu dersin konusu. Aynı derste bilginin eve kapılardan girip bir kapıcıdan geçerek efendiye ulaştığını anlatan benzetmeyi görmüştük; bu ders o kapıcının öteki iki parçasını açıyor.
Bölümün ilk dersinde Sāṅkhya'nın özgürleşme pratiğinin, her yapı için sahiplenmeyi reddeden üçlü bir cümleye dayandığını görmüştük. Bu dersin konusu olan ahaṃkāra, o cümlenin reddettiği sahiplenmeyi üreten yapı.
Mekanizma
"Ben yapma"
Ruzsa'nın maddesine göre ahaṃkāra "ben yapma" anlamına geliyor ve Sāṅkhya'da "benim diye düşünme" olarak açıklanıyor. Madde bu yapının işlevini şöyle tarif ediyor: dünyanın kendimiz saydığımız ya da bize ait saydığımız parçasını çiziyor; zihin, beden, belki aile, mülk, rütbe.
Madde ahaṃkāra'nın ikinci bir işlevini de gösteriyor: doğa kendi başına tek, sürekli ve bölünmemiş; ahaṃkāra ise onun parçalarını bireyselleştiriyor ve tanımlıyor. Maddeye göre bu yapı, puruṣa'larda bulunan bireyselliği, bireyin zihnini oluşturan ve özünde ortak olan prakṛti'ye aktarıyor.
Bir bedenden ötekine
Bryant da sözcüğü iki parçaya ayırıyor: "ben" ile "yapma". Yoga Sūtraları'nda bu yapının asmitā diye anıldığını da ekliyor. Maddeye göre bu yapının işlevi öz farkındalık ve öz kimlik; dış gerçekliği bireyselleşmiş bir benlik duygusunun bakış açısından işleyen ve sahiplenen yan, yani insan farkındalığındaki "ben" ve "benim" düşüncesi.
Bryant'a göre ahaṃkāra ayrıca farkındalığın alanını içinde bulunduğu belirli bedenin sınırlarına sığacak ve onunla özdeşleşecek biçimde daraltıyor. Madde bunu çarpıcı bir örnekle anlatıyor: sıradan bir böceğin ahaṃkāra'sı bilinci böceğin sınırlarına yayan içbükey bir perde gibi davranır; böcek ölüp sonraki yaşamlarında sıradan bir köpek, sonra sıradan bir insan olursa, ahaṃkāra bu yeni ortamlara uyum sağlar. Böylece böcek kendini böcek, köpek köpek, insan insan sanır.
Yaygın yanlışSāṅkhya'daki ahaṃkāra, günlük dildeki kibir ya da bencillik anlamındaki "ego"dur.
Ruzsa'nın ve Bryant'ın maddelerine göre ahaṃkāra, dünyanın bir kesimini kendine ait sayan ve farkındalığı belirli bir bedenin sınırlarına sığdıran bir işlev; bir karakter kusuru değil, her bedenlenmiş varlıkta çalışan bir yapı.
Manas: "zihin" demek yanıltıcı olabilir
Ruzsa'nın maddesi manas'ın sıklıkla "zihin" diye çevrildiğini, ama bunun yanıltıcı olabileceğini söylüyor. Maddeye göre manas, merkezi bilgi işleme yapısının en alt, neredeyse bitkisel bölümü. İşlevi düzenleme; sözcük anlamıyla "bir araya getirme", yani yetileri eşgüdümlemek.
Madde bu işlevin iki yönünü ayırıyor: manas bir yandan duyuların sağladığı verilerden birleşik bir resim kuruyor, öte yandan aklın komutlarını organların gerçek, ayrı eylemlerine çeviriyor. Bu yüzden hem bir biliş yetisi hem bir eylem yetisi. Madde bir not da ekliyor: sonraki yazarlar manas'ı irade anlamında da kullanmış, çünkü bu işlevin Sanskrit adı saṃkalpa aynı zamanda bu anlamı da taşıyor.
İki kaynak, iki manas
Bryant'ın maddesi manas'ı biraz farklı anlatıyor. Maddeye göre manas duyguların, hoşlanma ve hoşlanmamanın yeri; duyuları denetleyerek onların eriştiği büyük veri yığınını süzüp işliyor. Başlıca işi almak, ayıklamak, sınıflamak ve iletmek; duyuların dış dünyadan getirdiği veriler ile buddhi arasında bir aracı.
Ruzsa'nın maddesi ise tutkuların açıkça akılda, yani buddhi'de bulunduğunu söylüyor. İki kaynak, duyguların yeri konusunda farklı yerleri gösteriyor: biri manas'ı, öteki buddhi'yi.
Bu fark, Y4.20'deki ihtiyatlı dilin ve Y4.26'daki teizm tartışmasının bir benzeri. İki ansiklopedi maddesi aynı sistemin farklı yönlerine ya da farklı kaynaklarına ağırlık verebiliyor: biri Sāṅkhya-Kārikā'yı yakından izliyor, öteki Yoga geleneğinin ve yorumcularının anlatımına yakın duruyor. Bu yüzden "Sāṅkhya'da duygular nerede?" sorusuna tek bir kesin cevap vermek yerine, hangi kaynağa göre sorduğumuzu söylemek gerekiyor.
İç organ
Ruzsa bu üç yapıya ortak bir ad da veriyor: akıl, benlik ve manas birlikte "iç organı", yani maddi zihni oluşturuyor; öteki yetiler ise topluca "dış organ" diye anılıyor. Madde iç organ hakkında önemli bir şey daha söylüyor: bölünmez bir birim olarak iç organ, yaşam ilkesi, yani prāṇa.
Madde iki organın zamanla ilişkisini de ayırıyor: dış organ sıkı sıkıya şimdiki zamana bağlı; iç organ ise geçmişte ve gelecekte de etkin, yani bellekte, planlamada ve zamansız doğruları kavramada.
Bu, Y4.09'daki prāṇa temasına yeni bir katman ekliyor: orada Upaniṣadlarda nefes ve yaşam gücü olarak gördüğümüz prāṇa, Sāṅkhya'da iç organın bütününe verilen bir ad olarak karşımıza çıkıyor. Aynı sözcüğün bir sistemde nefesi, ötekinde bir iç yapının bütününü adlandırması, sözcükleri sistemleriyle birlikte okumamız gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
"Egoyu bırak" öğüdüne dönüş
Açılış sahnesindeki katılımcının kaygısı şuydu: egomu bırakırsam kim kalacak? Sāṅkhya'nın haritası bu soruya ilginç bir cevap veriyor. Ruzsa'nın maddesine göre özgürleşmenin önündeki bağ, ahaṃkāra'nın kendimizi bedenle ve maddi zihinle özdeşleştirmesi yüzünden son derece güçlü. Özgürleşmeye götüren ayırt etme pratiğine geçmeden önce ahaṃkāra'nın bu etkisinin kırılması gerekiyor.
Ama bu, sistemin ahaṃkāra'yı gündelik yaşamdan silmeyi öğütlediği anlamına gelmiyor. Ahaṃkāra, Sāṅkhya'da her bedenlenmiş varlıkta çalışan bir yapı; etkisinin kırılması sistemin en sonda koyduğu bir hedef, yolun başında atılacak bir adım değil.
Yaygın yanlışSāṅkhya'ya göre ahaṃkāra kötü bir şeydir ve gündelik yaşamda hemen bırakılmalıdır.
Ruzsa'nın ve Bryant'ın maddelerine göre ahaṃkāra her bedenlenmiş varlıkta çalışan, farkındalığı bir bedene sığdıran bir yapı; onun etkisinin kırılması Sāṅkhya'da yolun sonunda duran bir hedef.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi, ahaṃkāra "ben yapma" anlamına geliyor; işlevi benimseme, yani dünyanın bir dilimini sahiplenip ona "ben" demek.
İkincisi, Bryant'ın maddesine göre ahaṃkāra farkındalığı belirli bir bedenin sınırlarına sığdırıyor ve bedenden bedene uyum sağlıyor; bir kişilik kusuru değil, bir işlev.
Üçüncüsü, manas'ı "zihin" diye çevirmek yanıltıcı olabilir; Ruzsa'ya göre işlevi duyuların verisini birleştirmek ve aklın komutlarını eyleme çevirmek.
Dördüncüsü, iki kaynak duyguların yeri konusunda ayrışıyor: Ruzsa buddhi'yi, Bryant manas'ı gösteriyor.
Beşincisi, akıl, benlik ve manas birlikte iç organı oluşturuyor; Sāṅkhya'da iç organın bütünü prāṇa, yani yaşam ilkesi sayılıyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışAhaṃkāra kibirdir.
Sāṅkhya'da her bedenlenmiş varlıkta çalışan bir yapı.
Yaygın yanlışManas, bütün düşünce ve kararların yeridir.
Ruzsa'ya göre kararlar buddhi'de; manas duyuları eşgüdümlüyor.
Yaygın yanlışİki ansiklopedi maddesi Sāṅkhya'yı hep aynı biçimde anlatır.
Duyguların yeri konusunda farklı yerleri gösteriyorlar.
Uygulama
Aklında kalsın
Ahaṃkāra: "ben yapma"; işlevi benimseme.
Ahaṃkāra bir kusur değil, farkındalığı bir bedene sığdıran bir işlev.
Manas'ı "zihin" diye çevirmek yanıltıcı olabilir; işlevi düzenleme.
İki kaynak duyguların yeri konusunda ayrışıyor.
Akıl, benlik ve manas birlikte iç organı oluşturuyor.
Sonraki derse köprü
Ruzsa'nın saydığı on bir yetiden birinin manas olduğunu gördük; öteki on yeti duyular ve eylem yetileri, iç organın dışında kalanlar da topluca "dış organ" diye anılıyordu.
Sıradaki ders duyu ve eylem kapasitelerini ele alıyor.
Soru şu: Sāṅkhya görmeyi, duymayı, yürümeyi ve konuşmayı neden fiziksel organlarla değil, yetilerle tanımlıyor ve bu ayrım bir yoga pratiği için ne anlama gelebilir?