M02-D04
Doku ve malzemenin dili
Aynı nesnenin farklı malzemelerle seyirciye farklı bir hikâye anlattığını örneklerle açıklar.
Yapım Tasarımı Akademisi — M02, Görsel dilin temelleri · 2.226 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Seyirci nesnelere dokunamaz, ama gözleri dokunur. Malzeme ve doku, bir nesneye bir geçmiş, bir sınıf, bir yaş ve bir sıcaklık verir. Aynı biçimdeki ve aynı renkteki iki nesne, biri ahşap biri plastik olduğunda, iki farklı hayatı anlatır. Bir malzemenin durumu, yeni ya da yıpranmış oluşu, nesnenin karakterin hayatında ne kadar süredir bulunduğunu söyler.
Bazı dokular seyircide dokunma isteği uyandırır ve onu içeri çeker; bazıları onu uzak tutar. Dokunun görünürlüğü kameranın uzaklığına bağlıdır: ince bir doku geniş planda kaybolur, iri bir doku yakın planda ezici olabilir. Sahte malzemeler uzak yüzeylerde yeterlidir, ama yakın planda ve oyuncunun dokunduğu yerlerde sahtelikleri ortaya çıkar.
Bir yüzün arkasındaki doku, odak dışında kaldığında bile, açık ve koyu lekeleriyle o yüzün nasıl okunacağını değiştirir. Göz bir yüzü çevresiyle karşılaştırarak okur: açık lekelerin ortasındaki koyu tenli bir yüz olduğundan daha koyu ve daha az ayrıntılı görünebilir. Bir dokunun yüzlerin hemen arkasına mı, yoksa daha uzağa mı konacağı, bu yüzden bir tasarım kararıdır.
Açılış sahnesi
Rıza'nın tezgâhının üst tablası atölyede, iki sehpanın üzerinde duruyor. Kırk yıllık bir ceviz tabla; Suna onu bir antikacının deposunda, eski bir terzi dükkânından sökülmüş olarak buldu. Tablanın ön kenarında, bir insanın yıllarca dirseklerini dayadığı yerde, ahşap iki üç milimetre çökmüş ve rengi açılmış. Sol köşede bir mürekkep lekesi, sağda bir sigara yanığı.
Marangoz Yaşar tablanın yeni bir kopyasını yapmayı öneriyor: düzgün, cilalı, daha ucuz ve daha hafif. Suna elini çöküğün üzerinde gezdiriyor. Seyirci bu çöküğü belki hiçbir zaman açıkça görmeyecek; ama Rıza ellerini oraya koyduğunda, elleri bir başkasının yıllarının üzerinde duracak ve kamera bunu bir yerinden yakalayacak.
Aynı tezgâh, yeni bir laminattan, soğuk bir camdan ya da bu yıpranmış cevizden yapılabilir. Üçü de bir tezgâhtır; ama üçü de başka bir adamın tezgâhıdır. Bu derste malzemenin ve dokunun bir nesneye nasıl bir geçmiş, bir sınıf, bir sıcaklık verdiğini ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önceki derste rengin bir palet içinde nasıl görev aldığını gördük. Bu derste rengin altındaki katmana iniyoruz: bir yüzeyin neyden yapıldığı ve nasıl bir dokusu olduğu. Aynı renkteki iki yüzey, biri ahşap biri plastik olduğunda seyirciye bambaşka şeyler söyler.
Önce malzemenin bir nesneye nasıl bir hikâye yüklediğine, sınıf, zaman ve özen hakkında ne söylediğine bakacağız. Ardından dokunun seyircide uyandırdığı dokunma hissine ve bunun bir mekânın sıcaklığını ya da soğukluğunu nasıl kurduğuna geçeceğiz. Sonra dokunun kamera mesafesiyle nasıl değiştiğini ele alacağız: geniş planda görünmeyen bir doku, yakın planda bütün bir hikâyeyi taşıyabilir.
Suna'nın dükkân ile bankayı malzemeleriyle nasıl karşıt iki dünya olarak kurduğunu ölçüleriyle izleyeceğiz. Biri biyolojik ve mekanik dokuları karıştıran bir uzay filmine, öbürü yosun, su ve çürümeyle örülü bir bölgeyi anlatan bir filme bakacağız. Bir yüzün arkasındaki dokunun, odak dışında kaldığında bile, o yüzün seyirciye hangi aydınlıkta görüneceğini nasıl değiştirebileceğini de göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Seyirci bir filmdeki nesnelere dokunamaz; ama gözleri dokunur. Bir kadife koltuğa bakan göz onun yumuşaklığını, bir pas tutmuş demir kapıya bakan göz onun pürüzünü, bir mermer zemine bakan göz onun soğukluğunu hisseder. Bu his, insanın hayatı boyunca dokunduğu yüzeylerin hafızasından gelir ve görüntüye bir ağırlık, bir sıcaklık, bir yaş verir.
Malzeme ise dokunun kaynağıdır ve kendi başına bir anlam taşır. Ahşap sıcaklık ve doğallık, metal soğukluk ve sertlik, cam şeffaflık ve mesafe, plastik yenilik ve ucuzluk, taş kalıcılık ve ağırlık çağırmaya yatkındır. Bu çağrışımlar, rengin anlamları gibi kesin değildir; ama seyirci bir malzemeyi gördüğünde, onu kendi dünyasındaki yerine göre okur: kim kullanır, ne zaman, ne kadara.
Bu yüzden tasarımcı için malzeme seçimi yalnızca bir görünüş meselesi değildir. Bir masanın cevizden mi, sunta üzerine kaplamadan mı, metalden mi yapıldığı; bir karakterin parasını, zevkini, kuşağını ve evine nasıl baktığını anlatır.
Mekanizma
Malzeme bir geçmiş taşır
Bir malzemenin kendisi kadar, onun hangi durumda olduğu da konuşur. Yeni bir ahşap ile kırk yıl kullanılmış bir ahşap aynı malzemedir, ama biri bir başlangıcı, öbürü bir hayatı anlatır. Tasarımcı bir nesnenin malzemesini seçerken, o nesnenin karakterin hayatında ne kadar süredir bulunduğunu da seçer.
Doku ve dokunma isteği
Bazı dokular seyircide dokunma isteği uyandırır: örgü bir battaniye, kadife bir perde, eski bir kitabın sayfaları, ekmeğin kabuğu. Bazıları ise seyirciyi uzak tutar: parlak plastik, soğuk paslanmaz çelik, kaygan vinil. Tasarımcı bir mekânın seyirciyi içine çekmesini mi yoksa dışarıda tutmasını mı istediğine göre, dokuları bu iki uç arasında seçer.
Doku ölçeği ve kamera mesafesi
Bir dokunun görünüp görünmeyeceği, kameranın ondan ne kadar uzakta olduğuna bağlıdır. Bir duvar kâğıdının ince deseni ya da bir ahşabın lif yapısı yakın planda çok şey söyler; geniş planda ise tek bir renge dönüşür. Tersine, iri bir doku, bir taş duvarın büyük blokları ya da bir tuğla duvarın derzleri, yakın planda kadrajı doldurup ezici olabilir.
Tasarım masasında
Suna dükkân ile bankayı, önceki derste renkleriyle ayırdığı gibi, şimdi malzemeleriyle ayırıyor.
Dükkânın malzemeleri ahşap, pirinç, keçe, kâğıt ve cam. Hepsi dokunulduğunda sıcak ya da yumuşak, hepsi yıllardır kullanılmış. Tezgâhın tablası antikacıdan bulunan kırk yıllık ceviz: dört santimetre kalınlığında, dirsek izinin olduğu yerde iki üç milimetre çökük. Rafların kenarları yuvarlatılmış ve kenarlarından tutulan yerlerde cila aşınmış. Zemindeki meşe tahtalar, kapıdan tezgâha uzanan yürüme yolunda, kırk santimetre genişliğinde bir şerit boyunca daha açık renkte; orada insanlar yıllarca yürümüş.
Bankanın malzemeleri ise cilalı granit, kalın cam ve fırçalanmış çelik. Hiçbirinde bir kullanım izi yok. Gişelerin önündeki tezgâh altmışa altmış santimetrelik, üç santimetre kalınlığında gri granit plakalardan; gişe camları on iki milimetre kalınlığında, kenarları parlatılmış. Rıza ellerini bu granitin üzerine koyduğunda, elleri hiçbir izin üzerinde durmuyor. Seyirci, dükkânın ceviz tablası ile bankanın granitini art arda gördüğünde, bir adamın kendi dünyasından bir başkasının dünyasına geçtiğini dokular üzerinden hissediyor.
Bir doku kararı ise bir yüz yüzünden geri alınıyor. Suna, tezgâhın arkasındaki duvarın bir bölümünde, duvar kâğıdının altından eski binanın tuğla duvarının görünmesini istemişti: kireç harçlı, kırmızı tuğlalar, harç derzleri bir buçuk santimetre kalınlığında ve açık krem renkte. Bu doku dükkânın yüz yıllık geçmişini anlatacaktı. Aslı'nın testinde, tuğla duvar Elif'in başının arkasında, odak dışında kalıyor; ama açık renkli harç derzleri odak dışında bile parlak lekeler olarak kalıyor ve yüzün çevresinde dağınık açık noktalar oluşturuyor. Kızın koyu teni, çevresindeki bu açık lekelerin ortasında, olduğundan daha koyu ve daha az ayrıntılı görünüyor; göz, açık lekelerle karşılaştırarak yüzü daha karanlık okuyor. Rıza'nın açık tenli yüzü aynı duvarın önünde bu kadar etkilenmiyor; yüzü zaten harç derzlerine yakın bir açıklıkta.
Suna tuğlayı dükkândan çıkarmıyor; yerini değiştiriyor. Tuğla duvarı, iki karakterin oturduğu yerlerden iki metre uzaktaki yan duvara, kapıya yakın bir bölüme taşıyor ve harç derzlerini, tuğlanın rengine yakın, daha koyu bir tona boyatıyor. Doku hâlâ dükkânın geçmişini anlatıyor; ama artık bir yüzün etrafında parlak bir desen oluşturmuyor.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar malzemenin yalnızca görünüşünü değil, davranışını da düşünür. Bir malzeme kameraya gerçek görünebilir, ama oyuncu ona dokunduğunda, üzerine oturduğunda ya da ona çarptığında sahteliği ortaya çıkabilir. Köpükten yapılmış bir taş, bir oyuncu ona yaslandığında esner; boyanmış bir kontrplak, üzerine yürünen bir zemin olarak boş bir ses çıkarır.
İkinci incelik, dokunun sesle de ilgili olmasıdır. Ayakkabıların ahşap bir zeminde, mermerde, halıda ya da metalde çıkardığı ses, seyircinin malzemeyi algılamasının bir parçasıdır. Ses ekibi bunu sonradan ekleyebilir, ama setteki malzeme oyuncunun yürüyüşünü ve ritmini de belirler.
Yaygın yanlış"Kamera gerçek malzemeyle sahte malzemeyi ayırt edemez; her zaman ucuz olanı seçmek yeterlidir."
Geniş planda ve uzak bir yüzeyde sahte malzeme çoğu zaman yeterlidir ve bütçeyi korur. Ama yakın planda, oyuncunun dokunduğu yerlerde ve ışığın yüzeyi yalayarak vurduğu açılarda sahte malzemenin baskı noktaları, tekrar eden desenleri ve yanlış davranışı ortaya çıkar. Doğru seçim, malzemenin hangi plan ölçeğinde ve hangi kullanımda görüneceğine göre yapılır.
Yaygın yanlış"Doku yalnızca bir yüzeyin süsüdür; asıl anlam renkte ve biçimdedir."
Doku, bir nesnenin yaşını, kullanılmışlığını, değerini ve sıcaklığını anlatır; aynı renkte ve biçimdeki iki nesne, dokuları farklı olduğunda bambaşka hikâyeler taşır. Bir mekânın seyirciyi içine çekip çekmediği, çoğu zaman renginden çok dokusuna bağlıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Seyirci nesnelere dokunamaz, ama gözleri dokunur. Malzeme ve doku, bir nesneye bir geçmiş, bir sınıf, bir yaş ve bir sıcaklık verir. Aynı biçimdeki ve aynı renkteki iki nesne, biri ahşap biri plastik olduğunda, iki farklı hayatı anlatır. Bir malzemenin durumu, yeni ya da yıpranmış oluşu, nesnenin karakterin hayatında ne kadar süredir bulunduğunu söyler.
Bazı dokular seyircide dokunma isteği uyandırır ve onu içeri çeker; bazıları onu uzak tutar. Dokunun görünürlüğü kameranın uzaklığına bağlıdır: ince bir doku geniş planda kaybolur, iri bir doku yakın planda ezici olabilir. Sahte malzemeler uzak yüzeylerde yeterlidir, ama yakın planda ve oyuncunun dokunduğu yerlerde sahtelikleri ortaya çıkar.
Bir yüzün arkasındaki doku, odak dışında kaldığında bile, açık ve koyu lekeleriyle o yüzün nasıl okunacağını değiştirir. Göz bir yüzü çevresiyle karşılaştırarak okur: açık lekelerin ortasındaki koyu tenli bir yüz olduğundan daha koyu ve daha az ayrıntılı görünebilir. Bir dokunun yüzlerin hemen arkasına mı, yoksa daha uzağa mı konacağı, bu yüzden bir tasarım kararıdır.
Sonraki derse köprü
Suna'nın ceviz tablası ile bankanın granit tezgâhı arasındaki fark yalnızca dokuda değil; ışık onlara vurduğunda da ortaya çıkıyor. Ceviz, ışığı yumuşak ve sıcak bir parıltıyla geri veriyor; cilalı granit ise ışığı keskin bir parlama olarak kameraya yansıtıyor. Bir yüzeyin rengi ve parlaklığı, ışığın o yüzeyden nereye ve nasıl yansıyacağını belirliyor; tasarımcının bunu kamera açısından önceden görmesi, M02-D05 "Yüzey ve ışık: tasarımcının ışığı düşünmesi" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.