M02-D03
Renk paleti ve anlam
Bir sahne için sınırlı bir renk paleti seçip her rengin görevini gerekçelendirir.
Yapım Tasarımı Akademisi — M02, Görsel dilin temelleri · 2.272 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
- Yönetmenlik Akademisi’nde: DIR-1-05 Renk yönetimi ve renk dramaturjisi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir renk paleti, bir sahne ya da film için seçilmiş sınırlı bir renk kümesidir; hangi renklerin kullanılacağı kadar hangilerinin kullanılmayacağı da anlam taşır. Tasarımcı için palet, boya kodları, kumaşlar ve eşyalar olarak sete giren fiziksel bir listedir. Bir mekânda hiç görünmeyen bir renk, başka bir mekânda ortaya çıktığında iki dünya arasında bir sınır çizer.
Paletteki renkler farklı görevler görür: zemin rengi mekânın duygusunu kurar, destek renkleri ona eşlik eder, az kullanılan vurgu rengi gözü bir noktaya çeker. Rengin üç boyutu vardır: ton, doygunluk ve değer. Bir kadrajda neyin öne çıkıp neyin geride kalacağını çoğu zaman değer belirler; aynı değerdeki iki renk birbirine karışır.
Yüzler de paletin bir parçasıdır ve her yüzün bir değeri vardır. Farklı ten tonlarındaki yüzler farklı basamaklarda durur. Bir yüzün hemen arkasındaki yüzey, o yüzün değerinden yeterince uzak seçilmelidir; tek bir arka plan, aynı karedeki birkaç yüz için, her birinden yeterince uzak bir orta değerde bulunabilir.
Açılış sahnesi
Suna'nın masasının üzerinde, yan yana dizilmiş beş küçük kare duruyor: isli bir ceviz parçası, zeytine çalan solgun kahverengi bir kâğıt kesiği, kremi sararmış bir saat kadranı, bir parça eskitilmiş pirinç ve bir tutam koyu yeşil keçe. Bunlar dükkânın renkleri. Altıncı bir kare de var, ama ters çevrilmiş: bir parça parlak mavi.
Asistanı mavinin neden ters durduğunu soruyor. Suna kareyi çevirip gösteriyor: "Bu dükkânda hiç olmayacak renk." Mavi, bankanın rengi olacak; soğuk, düzenli, kurumsal. Rıza'nın dükkânına hiç girmeyecek ki seyirci onu bankada gördüğünde, bir yabancının rengi olarak tanısın.
Beş karenin altında bir şerit daha var: iki küçük fotoğraf parçası, baba ile kızın deneme çekimlerinden kırpılmış iki yüz. Suna onları da paletin bir parçası sayıyor. Bu derste, bir paletin neden az renkle kurulduğunu, her rengin hangi işi gördüğünü ve yüzlerin bu paletin neresinde durduğunu ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önceki derslerde ölçeğin ve çizginin seyircide ne uyandırdığını gördük. Bu derste görsel dilin üçüncü öğesine geçiyoruz: renk. Ama rengin genel psikolojisinden çok, tasarımcının masasında verilen somut bir karara odaklanacağız: tek bir sahnenin renklerini birkaç taneyle sınırlamak ve her rengin görevini gerekçelendirmek.
Önce bir paletin neden sınırlandığını ve bir rengi paletten çıkarmanın ne işe yaradığını kuracağız. Ardından paletteki renklerin farklı görevlerini, zemin, destek ve vurgu olarak ayıracağız. Sonra rengin üç boyutunu, tonunu, değerini ve doygunluğunu ele alacağız; özellikle değer, bir yüzün bir arka planın önünde okunup okunmayacağını belirleyen boyut olduğu için.
Suna'nın dükkân paletini, renklerin oranlarıyla ve değer basamaklarıyla izleyeceğiz. Tek bir rengin bir kadının yasını taşıdığı bir filme ve soğuk bir gerçek dünyayı sıcak bir masal dünyasıyla karşılaştıran bir filme bakacağız. Önceki derslerde yüzler için verilen arka plan kararlarının, bir değer basamağı üzerinde nasıl tek bir yönteme dönüştüğünü de göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Gerçek dünyada sayısız renk vardır ve bir oda, bir sokak, bir pazar yeri genellikle hepsinden biraz taşır. Kamera bu rengi olduğu gibi kaydederse görüntü kalabalık, dağınık ve yön duygusundan yoksun görünür. Tasarımcının rengi bir anlatım aracına dönüştürmesinin ilk adımı, renk sayısını azaltmaktır.
Tasarımcı için palet bir fikir değil, bir malzeme listesidir. Paletteki her renk bir boya kodu, bir kumaş topu, bir mobilya cilası, bir aksesuarın kaplaması olarak sete girer. Bu yüzden palet, soyut renk adlarıyla değil, fiziksel örneklerle kurulur: boyanmış karton kareler, kumaş parçaları, ahşap ve metal örnekleri.
Rengin üç boyutu vardır. Ton, rengin adıdır: kırmızı, mavi, yeşil. Doygunluk, rengin ne kadar canlı ya da ne kadar griye yakın olduğudur. Üçüncüsü ise tasarımcı için en az fark edilen ama en önemli olanıdır.
Mekanizma
Paleti sınırlamak
Sınırlı bir palet, bir mekâna bir kimlik verir. Seyirci bir mekânı renkleriyle tanımaya başlar; aynı renkler her göründüğünde, aynı dünyaya döndüğünü hisseder. Renk sayısı arttıkça bu kimlik silikleşir.
Paleti sınırlamanın en güçlü yollarından biri, bir rengi bilinçli olarak dışarıda bırakmaktır. Bir mekânda hiç görünmeyen bir renk, başka bir mekânda ortaya çıktığında, o mekâna ait olduğu hemen anlaşılır. Renk, iki dünya arasında bir sınır çizer.
Rengin görevleri: zemin, destek, vurgu
Paletteki renkler aynı işi görmez. Bir paletin genellikle bir zemin rengi vardır: mekânın en geniş yüzeylerini, duvarları ve zemini kaplayan, sahnenin genel duygusunu kuran renk. Destek renkleri, mobilyalarda ve büyük eşyalarda zemine eşlik eder. Vurgu rengi ise az kullanılır ve bu yüzden güçlüdür; gözü bir noktaya çeker.
İç mimarlıkta sık anılan bir pratik kural, bir mekânın yaklaşık yüzde altmışını zemin rengine, yüzde otuzunu destek rengine, yüzde onunu vurgu rengine ayırmayı önerir. Bu bir yasa değil, bir başlangıç noktasıdır; ama vurgu renginin az kullanıldığında güçlü olduğunu hatırlatır.
Ton, değer, doygunluk
Bir paleti kurarken tasarımcı yalnızca tonları değil, değerleri de düşünür. Aynı değerdeki iki farklı renk, yan yana geldiğinde birbirine karışır; aralarında bir sınır görünmez. Farklı değerlerdeki iki renk ise, tonları birbirine yakın olsa bile birbirinden ayrılır. Bir kadrajda neyin öne çıkıp neyin geride kalacağını, çoğu zaman tonlar değil değerler belirler.
Doygunluk ise bir rengin enerjisidir. Doygun renkler canlı, yüksek sesli ve göz alıcıdır; doygunluğu düşük renkler sakin, yaşlı ya da yorgun görünür. Bir dönem filminde renklerin doygunluğunu düşürmek, geçmişin solmuş fotoğraflarının duygusunu çağırabilir.
Tasarım masasında
Suna dükkânın paletini yazarken önce bir değer basamağı hazırlıyor: siyahtan beyaza on basamaklı, yirmi santimetre uzunluğunda bir gri şerit; her basamak iki santimetre, birden ona kadar numaralı, bir en koyu, on en açık. Her renk örneğini ve her yüzü bu şeridin yanında, setin sıcak lambalarına benzeyen bir ışıkta fotoğraflıyor ve siyah beyaza çeviriyor. Her birine bir değer numarası veriyor.
Babanın yüzü yedinci basamakta. Kızınki üçüncüde. İsli ceviz iki; duvar kâğıdı beş; krem kadranlar sekiz; eskitilmiş pirinç altı; koyu yeşil keçe üç.
Bu numaralar, önceki derslerde tek tek verilen kararları tek bir yönteme bağlıyor. İsli ceviz ikide, Elif'in yüzü üçte; aralarında yalnızca bir basamak var. Kızın yüzünün cevizin önünde kaybolmasının nedeni buydu. Krem bir duvar sekizde olurdu, Rıza'nın yüzü yedide; yine bir basamak. Orta tondaki duvar kâğıdı beşte duruyor: Elif'in yüzünden iki basamak açık, Rıza'nınkinden iki basamak koyu. Suna'nın dükkân için koyduğu kural şu: bir yüzün hemen arkasında duracak her yüzey, o yüzden en az iki basamak uzakta olacak.
Bu kural bir rengin daha yerini belirliyor. Koyu yeşil keçe üçte, Elif'in yüzüyle aynı değerde. Suna keçeyi tezgâhın üzerine, saat tamirinde kullanılan küçük bir çalışma örtüsü olarak koymuştu; Elif tezgâhın başında eğildiğinde başının hemen altında kalacaktı. Kırk santimetreye altmışlık keçeyi, beşinci basamağa yakın, daha açık ve biraz daha sıcak bir yeşille değiştiriyor.
Sonra oranlar. Dükkânın görünen yüzeylerinin kabaca yüzde altmışı zemin renklerinde: isli ceviz raflar, tezgâhın gövdesi, döşeme ve tezgâhın arkasındaki kâğıt. Yüzde otuzu destek renginde: kırk iki saatin krem kadranları. Yüzde onu vurgu renginde: tezgâhın kenarındaki pirinç şerit, saatlerin kasaları ve kepengin çubukları. Pirinç, dükkânın en doygun rengi; gözü saatlere ve Rıza'nın ellerine çekiyor.
Son karar, dışarıda bırakılan renk. Dükkânda tek bir mavi nesne yok; Suna aksesuar listesini tarayıp bir mavi kalem kutusunu ve bir mavi kahve fincanını çıkarıyor. Mavi, bankanın paletinin zemin rengi olacak. Rıza bankadan elinde mavi bir zarfla döndüğünde, zarf dükkânın içinde tek mavi nesne olarak duracak: bir yabancının mektubu gibi.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar paleti tek başlarına kurmaz. Kostüm tasarımcısı aynı karede duracak giysilerin renklerini, görüntü yönetmeni ışığın rengini, renk düzeltme uzmanı da çekimden sonra bütün görüntünün rengini belirler. Bir palet, bu dört mesleğin birlikte paylaştığı bir belgedir. Tasarımcının işi, paletin fiziksel bölümünü, yani boyaları, kumaşları ve eşyaları, bu belgeye sadık kalarak sete taşımaktır.
İkinci incelik, renk anlamlarının evrensel olmamasıdır. Bir kültürde beyaz düğünün, bir başkasında yasın rengidir; kırmızı bir yerde tehlikeyi, bir başka yerde şansı çağırır. Tasarımcı bir rengin anlamını, filmin geçtiği yerin ve seyircinin kültürünün içinden okur; renk sözlüklerine körü körüne güvenmez.
Yaygın yanlış"Her rengin sabit bir anlamı vardır: kırmızı tutku, mavi huzur, yeşil umut."
Renklerin belirli duyguları çağırmaya yatkın olduğu doğrudur, ama bu bağlantılar kültürden kültüre ve filmden filme değişir. Bir renk filmin içinde kendi anlamını kazanır: bir karakterle, bir mekânla ya da bir olayla tekrar tekrar birlikte görünerek. Rengin anlamını sözlük değil, filmin kendisi kurar.
Yaygın yanlış"Renkli bir palet zengin, sınırlı bir palet fakir görünür."
Sınırlı bir palet bir mekâna kimlik, tutarlılık ve yön verir; renk sayısı arttıkça görüntü çoğu zaman zenginleşmez, dağılır. Zenginlik hissi renk sayısından değil, aynı ton ailesinin içindeki değer ve doku çeşitliliğinden gelir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir renk paleti, bir sahne ya da film için seçilmiş sınırlı bir renk kümesidir; hangi renklerin kullanılacağı kadar hangilerinin kullanılmayacağı da anlam taşır. Tasarımcı için palet, boya kodları, kumaşlar ve eşyalar olarak sete giren fiziksel bir listedir. Bir mekânda hiç görünmeyen bir renk, başka bir mekânda ortaya çıktığında iki dünya arasında bir sınır çizer.
Paletteki renkler farklı görevler görür: zemin rengi mekânın duygusunu kurar, destek renkleri ona eşlik eder, az kullanılan vurgu rengi gözü bir noktaya çeker. Rengin üç boyutu vardır: ton, doygunluk ve değer. Bir kadrajda neyin öne çıkıp neyin geride kalacağını çoğu zaman değer belirler; aynı değerdeki iki renk birbirine karışır.
Yüzler de paletin bir parçasıdır ve her yüzün bir değeri vardır. Farklı ten tonlarındaki yüzler farklı basamaklarda durur. Bir yüzün hemen arkasındaki yüzey, o yüzün değerinden yeterince uzak seçilmelidir; tek bir arka plan, aynı karedeki birkaç yüz için, her birinden yeterince uzak bir orta değerde bulunabilir.
Sonraki derse köprü
Suna'nın paletindeki beş karenin değerleri artık numaralı; ama iki tanesinin tonu ve değeri aynı olsa bile seyirciye aynı şeyi söylemeyecek. İsli ceviz ile aynı renkte boyanmış bir kontrplak, siyah beyaz fotoğrafta aynı griyi verir; ama biri yüz yıllık bir dükkânın tezgâhı, öbürü bir dekor parçası gibi görünür. Fark, yüzeyin dokusunda ve malzemenin kendisinde. Aynı nesnenin farklı malzemelerle seyirciye farklı bir hikâye anlatması, M02-D04 "Doku ve malzemenin dili" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.