İçeriğe geç

M02-D02

Çizgi, biçim ve yön

Bir set tasarımındaki baskın çizgilerin seyircinin bakışını nasıl yönlendirdiğini bir krokiyle gösterir.

Yapım Tasarımı Akademisi — M02, Görsel dilin temelleri · 2.287 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir setteki her kenar bir çizgidir ve göz bu çizgileri izler. Yatay çizgiler dinginliğe ya da durağanlığa, dikey çizgiler yükselişe ya da hapsedilmişliğe, çapraz çizgiler gerilime, eğri çizgiler yumuşaklığa yatkındır; ama bu eğilimler kural değildir, anlamı hikâye tamamlar. Tasarımcı her setin baskın çizgi yönünü bilinçli olarak seçer.

Birbirine yaklaşan çizgiler bakışı bir noktaya taşır; kapılar, pencereler ve aynalar kadrajın içinde ikinci bir çerçeve kurar. Güçlü çizgiler sahnenin en önemli noktasına doğru yönlendirilir; oyuncunun başının arkasında ise sakin yüzeyler bırakılır. Yarışan çizgiler ve aşırı desenler, gözü oyuncudan uzaklaştırır.

Bir yüzün üzerine düşen çizgi biçimindeki gölgeler, ten tonuna göre farklı güçte görünür: açık tende belirgin bir desen olan gölge, koyu tende kamerada neredeyse kaybolabilir. Bir çizginin anlamı kadrajdaki bütün karakterler için geçerli olacaksa, o çizginin işi yüzün üzerindeki gölgeye değil, yüzün önünde ya da arkasında duran bir nesneye verilir.

Açılış sahnesi

Suna bankanın zemin planını masaya yayıyor ve üzerine kırmızı kalemle çizmeye başlıyor. Önce girişten gişelere uzanan mermer karoların derzlerini; on dört metre boyunca, gişelere yaklaştıkça birbirine yaklaşıyormuş gibi görünecek koyu çizgiler. Sonra tavandaki kirişleri; aynı yönde, aynı noktaya doğru. Sonra gişelerin önündeki pirinç korkulukları; yatay, kesintisiz, Rıza'nın göğsü hizasında bir duvar gibi.

Kemal planın üzerine eğiliyor. Kırmızı çizgilerin hepsi aynı yere, memurun masasına gidiyor. "Seyirci Rıza'ya bakmayacak," diyor, "Rıza'nın gideceği yere bakacak." Suna başını sallıyor: sahnenin konusu da bu. Rıza yürürken seyircinin gözü ondan önce varıyor; daha masaya ulaşmadan, cevabın orada beklediğini biliyoruz.

Bir setteki çizgiler seyircinin gözüne yol gösterir. Bu derste o yolları, onları çizen biçimleri ve gözün izlediği yönü ele alıyoruz.

Bu derste ne olacak

Bir önceki derste mekânın ölçeğinin içindeki insanla ilişkisini gördük. Bu derste görsel dilin ikinci öğesine geçiyoruz: bir setteki baskın çizgiler, biçimler ve bunların seyircinin bakışını yönlendirmesi.

Önce yatay ve dikey çizgilerin, ardından çapraz ve eğri çizgilerin seyircide ne uyandırdığını ele alacağız. Sonra çizgilerin bakışı bir noktaya nasıl götürdüğüne ve bir kapı ya da pencere gibi biçimlerin kadrajın içinde ikinci bir çerçeve nasıl kurduğuna bakacağız. Son olarak, çizgilerin birbiriyle yarıştığı ve oyuncudan dikkati çaldığı durumları göreceğiz.

Suna'nın dükkânın döşemesindeki ve vitrinindeki çizgileri nasıl seçtiğini ölçüleriyle izleyeceğiz. Bir avluyu pencerelerden oluşan bir dizi çerçeveye bölen bir filme ve sonsuz koridorlarıyla bakışı ileriye doğru çeken bir filme bakacağız. Bir yüzün üzerine düşen çizgi biçimindeki gölgelerin farklı ten tonlarında aynı gücü taşımadığını ve bir çizginin işini gölgeye değil nesneye vermenin ne zaman gerektiğini de göreceğiz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.

Sıfır noktası

Bir setin içindeki her kenar bir çizgidir: bir duvarın tavanla buluştuğu yer, bir masanın kenarı, bir kapının kasası, bir döşeme tahtasının derzi, bir perdenin kıvrımı. Seyirci bu çizgileri tek tek görmez; ama göz onları izler. Bir çizgi gözü bir yere taşır, bir başkası onu durdurur, bir üçüncüsü onu bir çerçevenin içine hapseder.

Çizgiler bir araya geldiğinde biçimleri oluşturur: dikdörtgenler, daireler, üçgenler, düzensiz kütleler. Biçimler de bir anlam yükü taşır. Dikdörtgenler düzen ve sınır, daireler bütünlük ve yumuşaklık, üçgenler ve keskin köşeler gerilim ve tehdit gibi okunmaya yatkındır. Bu okumalar kesin kurallar değil, eğilimlerdir; anlamı her zaman hikâye ve bağlam tamamlar.

Tasarımcı için önemli olan, bir setin baskın çizgisini bilinçli olarak seçmektir. Her mekânda bir çizgi yönü öne çıkar: bir koridorda derinliğe uzanan çizgiler, bir salonda yatay korkuluklar, bir katedralde dikey sütunlar. Bu baskın yön, mekânın duygusunu belirler ve seyircinin bakışını yönetir.

Mekanizma

Yatay ve dikey: dinginlik ve yükseliş

Yatay çizgiler yeryüzünün çizgileridir: ufuk, deniz, uzanan bir beden. Bir sette baskın yatay çizgiler çoğunlukla dinginlik, genişlik ve durağanlık hissi verir; ama aynı çizgiler, bir karakterin önünü kesen bir korkuluk ya da bir masa olduğunda bir engele de dönüşebilir.

Dikey çizgiler yükselişin çizgileridir: ağaçlar, sütunlar, ayakta duran bir insan. Baskın dikey çizgiler bir mekâna ağırbaşlılık, güç ya da ruhani bir yükseklik verebilir. Sık aralıklarla tekrar eden dikey çizgiler ise bir parmaklığa dönüşür ve hapsedilmişliği anlatır.

Çapraz ve eğri: gerilim ve yumuşaklık

Çapraz çizgiler dengesizliğin ve hareketin çizgileridir. Düşmekte olan bir şey, tırmanılan bir yokuş, bir merdivenin eğimi; bunların hepsi gözü bir yönden ötekine iter. Baskın çapraz çizgiler bir mekâna gerilim, tedirginlik ya da hız katar. Keskin açılarla kesişen çaprazlar ise bir tehdit hissi yaratabilir.

Eğri çizgiler doğanın ve bedenin çizgileridir: tepeler, dalgalar, kollar. Baskın eğriler bir mekânı yumuşatır, ona bir akış ve sıcaklık verir. Ama aşırı süslü, kıvrım kıvrım çizgiler bir mekânı boğucu ya da yapay da gösterebilir.

Yönlendirme ve çerçeve: bakışı bir yere götürmek

Çizgilerin en güçlü işi, bakışı bir yere götürmektir. Birbirine doğru yaklaşan çizgiler, bir koridorun duvarları, bir yolun kenarları ya da bir döşemenin derzleri, gözü yaklaştıkları noktaya çeker. Tasarımcı bir sahnede seyircinin nereye bakacağını biliyorsa, setin çizgilerini oraya doğru yönlendirebilir.

Biçimler de bakışı yönetir. Bir kapı kasası, bir pencere, bir ayna ya da iki sütunun arasındaki boşluk, kadrajın içinde ikinci bir çerçeve kurar ve bakışı onun içindekine odaklar.

Bankanın sahnesinde Suna'nın kırmızı kalemle çizdiği çizgiler de bunu yapıyor: karoların derzleri ve tavan kirişleri memurun masasında birleşiyor. Seyirci Rıza'nın yürüyüşünü izlerken, gözü ondan önce masaya varıyor. Pirinç korkulukların yatay çizgisi ise masanın önünde, Rıza'nın göğsü hizasında, geçemeyeceği bir sınır gibi duruyor.

Tasarım masasında

Suna dükkânın planına da aynı kırmızı kalemle çiziyor; ama bu kez çizgilerin işi başka.

İlk karar zemin. Dükkânın dört metrelik derinliği boyunca döşenecek ahşap tahtaların yönü iki seçenek sunuyor: tahtalar boylamasına, kapıdan arka duvara doğru uzanırsa dükkân daha derin görünecek ve göz arka duvara, Rıza'nın tezgâhının arkasındaki çalışan tek saate çekilecek. Enlemesine döşenirse dükkân daha geniş ve daha durağan görünecek. Suna boylamasına döşemeyi seçiyor; on iki santimetre genişliğinde, eskimiş meşe tahtalar, aralarında iki milimetrelik koyu derzler. İki metre yirmilik genişliğe on sekiz tahta sığıyor ve on yedi koyu derz, kapıdan bakan her planda tezgâha doğru akıyor.

İkinci karar tezgâhın kenarı. Tezgâhın kapıya bakan uzun kenarı, dükkânın derinliği boyunca uzanan en güçlü çizgi. Suna tezgâhın üstünü pirinç bir şeritle kaplatıyor; dört santimetre genişliğinde, parlak. Işık bu şeride vurduğunda, kenar kapıdan arka duvara uzanan ince, parlak bir çizgiye dönüşüyor ve zemindeki derzlerle aynı yöne akıyor.

Üçüncü karar vitrin ve burada bir sorun çıkıyor. Kemal, Elif'in babasının dükkânı kapatacağını öğrendiği sahnede, ikisinin de sıkışmış hissetmesini istiyor. Aslı'nın ilk önerisi bir ışık çözümü: vitrinin demir kepenginin gölgesi, dikey çubuklar hâlinde, iki yüzün üzerine düşsün. Testte bu fikir babanın açık teninde güçlü çalışıyor; gölgenin çizgileri yüzünü bir parmaklık gibi bölüyor. Kızın koyu teninde ise aynı gölge çok daha az seçiliyor. Yüzün kendi tonu ile gölgenin tonu arasındaki fark küçük; çizgiler kamerada neredeyse kayboluyor. Aynı ışık, iki karakterden yalnızca birini hapsediyor.

Suna çizginin işini gölgeden alıp nesneye veriyor. Vitrinin demir kepenginin yarısı inik duruyor; alt kenarı yerden bir metre otuz santimetre yükseklikte. Kepengin çubukları dört santimetre genişliğinde, on iki santimetre aralıklarla, ve Suna onları koyu griden, eskimiş, soluk bir pirinç tonuna boyatıyor. Kamera pasajdan, kepengin çubuklarının arasından bakıyor: Rıza ile Elif'in ikisi de, çubukların açık renkli dikey çizgilerinin arkasında duruyor. Çizgiler artık yüzlerin üzerinde değil, yüzlerin önünde; ve iki ten tonunda da aynı güçle görünüyor. Sıkışmışlık bir ışık efekti değil, mekânın bir parçası.

Usta katmanı

Deneyimli tasarımcılar bir setin baskın çizgisini ilk çizimde seçer ve sonraki her kararı ona göre verir. Duvar kâğıdının deseni, mobilyaların kenarları, perdelerin kıvrımları, hatta bir masanın üzerindeki kitapların duruşu, bu baskın yönü ya destekler ya da onunla yarışır. Yarışan çizgiler bir mekânı karmaşık, bazen yorucu gösterir.

İkinci incelik, çizgilerin oyuncuyla yarışmamasıdır. Çok güçlü bir desen ya da çok sayıda keskin çizgi, seyircinin gözünü oyuncunun yüzünden uzaklaştırabilir. Tasarımcı en güçlü çizgileri, sahnenin en önemli anında bakışın gitmesi gereken yere doğru yönlendirir; oyuncunun başının hemen arkasında ise sakin, kesintisiz yüzeyler bırakır.

Yaygın yanlış"Dikey çizgiler güç, yatay çizgiler dinginlik anlatır; bu bir kuraldır."
Doğrusu

Çizgilerin yönleri belirli duyguları çağırmaya yatkındır, ama bu eğilimler kural değildir. Aynı dikey çizgiler bir katedralde yüceliği, bir hücrede hapsedilmişliği anlatabilir; aynı yatay çizgiler bir sahilde huzuru, bir bekleme salonunda donmuş bir zamanı. Çizginin anlamını hikâye, bağlam ve karakterin o mekânla ilişkisi belirler.

Yaygın yanlış"Çizgiler yalnızca mimarinin işidir; eşyalar ve ışık çizgi oluşturmaz."
Doğrusu

Bir setteki çizgilerin önemli bir bölümü mimariden değil eşyalardan, kumaşlardan ve ışıktan gelir: bir masanın kenarı, bir halının saçakları, bir perdenin kıvrımı, bir panjurdan düşen gölgeler. Tasarımcı bunların hepsini, mimarinin çizgileriyle birlikte, tek bir çizgi düzeninin parçası olarak düşünür.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir setteki her kenar bir çizgidir ve göz bu çizgileri izler. Yatay çizgiler dinginliğe ya da durağanlığa, dikey çizgiler yükselişe ya da hapsedilmişliğe, çapraz çizgiler gerilime, eğri çizgiler yumuşaklığa yatkındır; ama bu eğilimler kural değildir, anlamı hikâye tamamlar. Tasarımcı her setin baskın çizgi yönünü bilinçli olarak seçer.

Birbirine yaklaşan çizgiler bakışı bir noktaya taşır; kapılar, pencereler ve aynalar kadrajın içinde ikinci bir çerçeve kurar. Güçlü çizgiler sahnenin en önemli noktasına doğru yönlendirilir; oyuncunun başının arkasında ise sakin yüzeyler bırakılır. Yarışan çizgiler ve aşırı desenler, gözü oyuncudan uzaklaştırır.

Bir yüzün üzerine düşen çizgi biçimindeki gölgeler, ten tonuna göre farklı güçte görünür: açık tende belirgin bir desen olan gölge, koyu tende kamerada neredeyse kaybolabilir. Bir çizginin anlamı kadrajdaki bütün karakterler için geçerli olacaksa, o çizginin işi yüzün üzerindeki gölgeye değil, yüzün önünde ya da arkasında duran bir nesneye verilir.

Sonraki derse köprü

Suna kepengin çubuklarını koyu griden soluk bir pirince boyattığında, yalnızca bir çizgiyi görünür kılmadı; bir renk seçti. Pirinç, dükkânın tezgâhındaki şeritte, saatlerin kasalarında ve şimdi kepengin çubuklarında tekrar ediyor. Dükkânın paletinde başka hangi renkler var, her biri hangi işi görüyor ve palet neden yalnızca birkaç renkle sınırlanmalı? Bir sahne için sınırlı bir renk paleti seçip her rengin görevini gerekçelendirmek, M02-D03 "Renk paleti ve anlam" dersinin konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.