M02-D01
Ölçek ve mekânın insanla ilişkisi
Bir mekânın tavan yüksekliği ve genişliğinin karakteri nasıl gösterdiğini iki örnek mekânla karşılaştırır.
Yapım Tasarımı Akademisi — M02, Görsel dilin temelleri · 2.287 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir mekânın ölçeği, içinde duran bedene göre okunur. Tavan yüksekliği insanın üstüne iner ya da açılır; genişlik insanları birbirine yaklaştırır ya da uzaklaştırır; eşyaların boyutu, içindeki insanı büyütür ya da küçültür. Bu oranların anlamı mekânın büyüklüğünden değil, karakterin o mekânla ilişkisinden gelir: küçük bir mekân bir sığınak, büyük bir mekân bir hapishane olabilir.
Mekânın genişliği, insanları belirli yakınlık mesafelerine zorlar. Dar bir geçit iki insanı mahrem mesafeye, geniş bir masa onları resmî bir uzaklığa iter. Ölçek kamera ve objektifle birlikte algılanır; tasarımcı bir mekânın ölçüsünü, onun nasıl çekileceğini bilerek belirler.
Bir mekân bir insanı küçülttüğünde, yüzü de kadrajda küçülür. Büyük ve loş bir mekânda küçülen yüzlerden koyu tenli olanlar, arka planla daha kolay birleşip kaybolabilir. Bir geniş planda yüzlerin okunup okunmayacağı bilinçli bir karar olmalı; ve bu karar, kadrajdaki bütün yüzler için aynı verilmelidir.
Açılış sahnesi
Rıza bankanın kapısından içeri giriyor ve olduğu yerde duruyor. Salonun tavanı yedi metre yukarıda; mermer zemin, giriş kapısından gişelere kadar on dört metre boyunca uzanıyor. Gişelerin önünde bekleyen beş altı kişi, bu boşluğun içinde birbirine yapışık küçük bir grup gibi duruyor. Rıza ceketini düzeltiyor ve yürümeye başlıyor; on dört metre, ayakkabılarının sesiyle birlikte, bir ömür gibi uzuyor.
Bir sahne önce, Rıza kendi dükkânındaydı: tavan başının bir metre üstünde, kızı Elif'le aralarındaki mesafe doksan santimetrelik geçidin izin verdiği kadar. Orada Rıza bir ustaydı, dünyanın ortasında duran bir adam. Bankada ise kredi başvurusu reddedilecek bir esnaf; daha konuşmadan önce, mekân onu küçültmüş.
Suna bu iki sahneyi, senaryodaki tek bir satır yüzünden, birlikte tasarlıyor: "Rıza bankaya gider." Bu derste, aynı adamın iki farklı mekânda iki farklı insana nasıl dönüştüğünü, ölçü ölçü çözüyoruz.
Bu derste ne olacak
Birinci modül mesleğin çerçevesini, ekibini ve sorumluluklarını kurdu. Bu modülde tasarımcının görsel dilinin temel öğelerine geçiyoruz; ilk öğe ölçek, yani mekânın içindeki insanın bedeniyle kurduğu ilişki.
Önce tavan yüksekliğinin, sonra genişliğin ve insanlar arasındaki mesafenin, son olarak eşyaların boyutunun bir karakter hakkında ne söylediğini ayrı ayrı ele alacağız. Ardından ölçeğin kamera ve objektifle nasıl değiştiğine ve tasarımcıların insanları büyük ya da küçük göstermek için hangi hilelere başvurduğuna bakacağız.
Suna'nın dükkânı ile bankayı, iki mekânı yan yana ölçülerle karşılaştırarak izleyeceğiz. Tavanları görünen dev odalarıyla bir gazete patronunu yutan bir filme ve aynı odayı iki ayrı boyutta kurarak bir büyücüyü dev, küçük insanları minik gösteren bir filme bakacağız. Bir mekân bir insanı küçülttüğünde, yüzü de kadrajda küçülür; farklı ten tonlarındaki küçük yüzlerin büyük ve loş bir mekânda aynı anda okunur kalıp kalmayacağının da bir tasarım kararı olduğunu göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Bir mekân kendi başına büyük ya da küçük değildir. Yedi metrelik bir tavan, bir dev için alçak, bir çocuk için uçsuz bucaksızdır. Mekânın ölçeği, her zaman içinde duran bedene göre okunur. Seyirci bir odaya baktığında, farkında olmadan orada duran insanın boyunu bir cetvel gibi kullanır ve odayı onunla ölçer.
Ölçeğin ikinci boyutu, insanlar arasındaki mesafedir. Bir mekânın genişliği, oradaki insanların birbirine ne kadar yaklaşabileceğini ya da ne kadar uzak kalmak zorunda olduğunu belirler. Dar bir koridorda iki insan birbirine dokunmadan geçemez; geniş bir salonda aynı iki insan birbirine seslenmek zorunda kalabilir.
Mekanizma
Tavan: başın üstündeki boşluk
Tavan yüksekliği, bir mekânın insana nasıl davrandığının en güçlü göstergelerinden biridir. Alçak bir tavan insanın üstüne iner; ya sıkıştırır ya da korur. Yüksek bir tavan insanın üstünde açılır; ya özgürleştirir ya da küçültür. Hangisinin olacağı, hikâyeye ve mekânın geri kalanına bağlıdır.
Sinemada tavan uzun süre görünmezdi; stüdyo setlerinin çoğu tavansız kurulur, ışık yukarıdan verilirdi. Tavan kadraja girdiğinde, mekânın insan üzerindeki baskısı da görünür hâle gelir. Bu yüzden tavanın görünüp görünmeyeceği, tasarımcı ile görüntü yönetmeninin birlikte verdiği bir karardır.
Genişlik ve mesafe: insanları yaklaştırmak ve uzaklaştırmak
Bir mekânın genişliği, oradaki insanların birbirine ne kadar yakın durabileceğini belirler. Dar bir mekân insanları birbirine yaklaştırır; bu yakınlık sıcak da olabilir, katlanılmaz da. Geniş bir mekân insanlar arasına mesafe koyar; bu mesafe saygı da olabilir, yabancılaşma da.
Tasarımcı bu mesafeyi eşyalarla da kurar. Bir masanın uzunluğu, iki insanın karşılıklı oturduğunda arasındaki mesafeyi belirler; bir yatağın genişliği, bir çiftin uyurken birbirine ne kadar yakın olduğunu.
Eşyanın ölçeği: insanı büyütmek ve küçültmek
Mekânın kendisi kadar, içindeki eşyaların boyutu da insanı ölçer. Normalden büyük bir sandalye, içine oturanı küçültür; normalden küçük bir masa, başında oturanı büyütür. Tasarımcı bu oranlarla, seyircinin fark etmeyeceği ölçüde oynayarak, bir karakterin kendini nasıl hissettiğini görünür kılabilir.
Tasarım masasında
Suna dükkânı ve bankayı, aynı adamın iki mekânı olarak, ölçüleriyle yan yana koyuyor. Rıza'yı oynayan oyuncunun boyu bir metre altmış sekiz santimetre.
Dükkânın tavanı, önceki derslerden bildiğimiz yükseklikte; Rıza'nın başının üstünde bir metre on iki santimetre boşluk kalıyor. Bu, onu sıkıştırmayan, ama üstünde de büyük bir boşluk bırakmayan bir yükseklik: bir ustanın dükkânı, onun ölçüsünde. Geçit doksan santimetre; Hall'un çerçevesinde kişisel mesafenin içinde. Rıza ile Elif dükkânın içinde birbirlerinden asla kişisel mesafenin dışına çıkamıyor; geçitte karşılaştıklarında ise mahrem mesafeye, kırk beş santimetrenin altına düşmek zorunda kalıyorlar. Birbirlerine söyleyemedikleri şeyler, bu zorunlu yakınlığın içinde daha da ağırlaşıyor.
Bankanın salonu ise başka bir ölçekte: yedi metre tavan, on dört metre derinlik, on iki metre genişlik. Rıza'nın başının üstünde beş metre otuz iki santimetre boşluk var; boyunun üç katından fazla. Gişe memurunun masası ile Rıza'nın oturduğu müşteri sandalyesi arasında, Suna yüz altmış santimetrelik bir masa derinliği bırakıyor: toplumsal mesafenin içinde, kişisel mesafenin dışında. Memur ne kadar kibar olursa olsun, masa ikisini bir resmî görüşmenin uzaklığında tutuyor. Sandalye de bir ölçü kararı: oturma yüksekliği kırk santimetre, memurun sandalyesi ise elli. Rıza on santimetre aşağıdan bakıyor.
Kemal, bankanın girişinden çekilecek geniş bir plan istiyor: Rıza'nın on dört metre boyunca yürüdüğü, küçücük göründüğü bir plan. Aslı'nın test çekiminde Rıza'nın yerine onun yedek oyuncusu, Elif'in yerine de onun yedeği yürüyor; senaryoda Elif, babasıyla birlikte bankaya gelecek. Kadrajda iki figür de küçük; ama küçüklükleri aynı değil. Bankanın loş, koyu mermer zemininde, açık tenli yedeğin yüzü küçük de olsa bir ışık noktası gibi seçiliyor; koyu tenli yedeğin yüzü ise bu boyutta zeminle ve arka plandaki koyu ahşap gişelerle birleşiyor ve ifadesi tamamen kayboluyor.
Suna bunun bir tasarım kararı olduğunu Kemal'e söylüyor: bu planda iki yüz de okunacak mı, yoksa ikisi de mi kaybolacak? Mekânın onları küçültmesi bilinçli bir karar; ama birinin yüzü okunurken öbürünün kaybolması, kimsenin vermediği bir karar olur. Kemal ikisinin de okunmasını istiyor. Suna gişelerin önündeki zemine, yürüme yolu boyunca, on dört metre uzunluğunda ve iki metre genişliğinde, açık bej tonlu, cilalı bir taş şerit ekliyor; şerit bankanın eski bir koridoru gibi görünüyor ve yürüyen iki yüze aşağıdan yumuşak bir ışık yansıtıyor. Aslı, gişelerin üzerindeki eski pirinç lambaları bir kademe açıyor. Plan hâlâ iki insanı küçültüyor, ama iki yüzü de aynı ölçüde okunur bırakıyor.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar ölçeği bir sabit değil, bir yolculuk olarak düşünür. Bir karakterin film boyunca gittiği mekânların ölçekleri, onun hikâyesindeki gücü ya da çaresizliği bir eğri gibi çizer. Rıza'nın dükkânından bankaya, oradan evine giden yol, her mekânda başka bir oranla, onun bu hikâyede nerede durduğunu anlatır.
İkinci incelik, ölçeğin kameradan bağımsız olmamasıdır. Geniş açılı bir objektif bir odayı olduğundan büyük, dar açılı bir objektif olduğundan sıkışık gösterir. Kamera yüksekliği de ölçeği değiştirir: aşağıdan bakan bir kamera tavanı ve insanı büyütür, yukarıdan bakan bir kamera ikisini de küçültür. Tasarımcı bir mekânın ölçüsüne karar verirken, onun hangi objektifle ve hangi yükseklikten çekileceğini görüntü yönetmeninden öğrenir.
Yaygın yanlış"Büyük mekân güç, küçük mekân zayıflık anlatır."
Bu bağlantı her zaman geçerli değildir. Küçük bir mekân bir karakter için bir sığınak, bir yuva, bir güç alanı olabilir; Rıza'nın dükkânı küçük ama onun krallığıdır. Büyük bir mekân ise bir karakteri güçlü gösterebileceği gibi yutabilir de. Ölçeğin anlamı, mekânın büyüklüğünden değil, karakterin o mekânla ilişkisinden gelir.
Yaygın yanlış"Ölçek, mekânın metrekaresidir."
Ölçek bir alan ölçüsü değil, bir orandır: mekânın ve eşyaların içindeki insanın bedenine göre büyüklüğü. Aynı oda, içinde bir çocuk durduğunda büyük, bir yetişkin durduğunda normal görünür. Ayrıca ölçek, kameranın açısı ve objektifle birlikte algılanır; aynı oda farklı objektiflerle çekildiğinde farklı büyüklükte görünür.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir mekânın ölçeği, içinde duran bedene göre okunur. Tavan yüksekliği insanın üstüne iner ya da açılır; genişlik insanları birbirine yaklaştırır ya da uzaklaştırır; eşyaların boyutu, içindeki insanı büyütür ya da küçültür. Bu oranların anlamı mekânın büyüklüğünden değil, karakterin o mekânla ilişkisinden gelir: küçük bir mekân bir sığınak, büyük bir mekân bir hapishane olabilir.
Mekânın genişliği, insanları belirli yakınlık mesafelerine zorlar. Dar bir geçit iki insanı mahrem mesafeye, geniş bir masa onları resmî bir uzaklığa iter. Ölçek kamera ve objektifle birlikte algılanır; tasarımcı bir mekânın ölçüsünü, onun nasıl çekileceğini bilerek belirler.
Bir mekân bir insanı küçülttüğünde, yüzü de kadrajda küçülür. Büyük ve loş bir mekânda küçülen yüzlerden koyu tenli olanlar, arka planla daha kolay birleşip kaybolabilir. Bir geniş planda yüzlerin okunup okunmayacağı bilinçli bir karar olmalı; ve bu karar, kadrajdaki bütün yüzler için aynı verilmelidir.
Sonraki derse köprü
Bankanın salonunda Rıza'yı küçülten şey yalnızca tavanın yüksekliği değildi. On dört metrelik mermer zemindeki karoların çizgileri, gişelere doğru daralarak uzanıyor ve seyircinin bakışını Rıza'nın gideceği yere, memurun masasına doğru çekiyordu. Taht salonundaki dar ve yüksek pano da padişahı yalnızca yükseltmekle kalmamış, bakışı yukarı doğru götürmüştü. Bir set tasarımındaki baskın çizgilerin seyircinin bakışını nereye ve nasıl yönlendirdiği, M02-D02 "Çizgi, biçim ve yön" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.